Neml Suresi 67-74. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا ءَاِذَا كُنَّا تُرَابًا وَاٰبَٓاؤُ۬نَٓا اَئِنَّا لَمُخْرَجُونَ لَقَدْ وُعِدْنَا هٰذَا نَحْنُ وَاٰبَٓاؤُ۬نَا مِنْ قَبْلُ اِنْ هٰذَٓا اِلَّٓا اَسَاطِيرُ الْاَوَّلِينَ قُلْ سِيرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُجْرِمِينَ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَلَا تَكُنْ فِي ضَيْقٍ مِمَّا يَمْكُرُونَ وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ قُلْ عَسٰٓى اَنْ يَكُونَ رَدِفَ لَكُمْ بَعْضُ الَّذِي تَسْتَعْجِلُونَ وَاِنَّ رَبَّكَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَشْكُرُونَ وَاِنَّ رَبَّكَ لَيَعْلَمُ مَا تُكِنُّ صُدُورُهُمْ وَمَا يُعْلِنُونَ

68.

İnkar edenler dediler ki: "Biz ve babalarımız toprak olmuş iken mi, gerçekten bizler mi (diriltilip) çıkarılacağız?"

Diyanet İşleri

68.

"Andolsun, bizler de bizden önce babalarımız da bununla tehdit edilmiştik. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir."

69.

De ki: "Yeryüzünde dolaşın da suçluların sonunun nasıl olduğuna bir bakın."

70.

Onlardan yana üzülme. Kurdukları tuzaklardan ötürü de sıkıntıya düşme.

71.

Onlar, "Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?" diyorlar.

72.

De ki: "Belki de acele gelmesini istediğiniz şeyin bir kısmı size çok yaklaşmıştır."

73.

Şüphesiz senin Rabbin insanlara karşı lütuf sahibidir. Ancak onların çoğu şükretmezler.

74.

Şüphesiz senin Rabbin, onların kalplerinin gizlediği şeyleri de, açığa çıkardıklarını da mutlaka bilir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

67- O küfredenler dediler ki: «Biz ve babalarımız toprak olduğumuz zaman mı, cidden bizler (kabirlerimizden diriltilip) çıkarılacak mıyız?!

68- And olsun ki, bu bize de ve daha önce babalarımıza da söyle­negelen bir tehdittir; bu ancak eskilerin (uydurdukları) masallardır. »

69- De ki: «Yeryüzünde bir gezin de o suçlu günahkârların sonunun ne olduğunu bir görün. »

70- Ve artık (Ey Peygamber! bu inkâr ve inatlarından dolayı) onla­ra karşı (onlardan yana) üzüntü çekme ve plânladıkları hile ve düzenden de sıkıntıya kapılma.

71- Derler ki, «doğrulardan iseniz bu vaʹdiniz (tehdidiniz) ne za­man? »

72- De ki: «O acele istediğiniz şeyin (azâbın) bir kısmı belki size yaklaşıp ensenize yapışmak üzeredir. »

73- Ve şüphesiz ki Rabbin, insanlara karşı lütuf, iyilik ve ihsân sâhibi­dir; ne var ki onların çoğu şükretmezler.

74- Hem gerçekten Rabbin, onların göğüslerinde neleri gizledikleri­ni ve neleri açığa vurduklarını elbette bilir.

İKİNCİ HAYATI MASAL SAYANLAR

«O küfredenler dediler ki: Biz ve babalarımız toprak oldu­ğumuz vakit mi, cidden bizler (kabirlerimizden diriltilip) çıkarılacak mıyız? And olsun ki, bu bize ve daha önce babalarımıza da söylenegelen bir teh­dittir; bu ancak eskilerin (uydurdukları) masallardır. »

Mekkeli putperestler herşeye, cehaletle birleşip bütünleşen madde gö­züyle bakıyor; dünya hayatından başka bir hayatın söz konusu olamıya­cağı inancıyla hüküm veriyorlardı. Gerçi hiç kimse hayatın tadını aldıktan ve onun ne kadar tatlı olduğunu kavradıktan sonra bir daha yok olup büs­bütün silinmek, unutulup belirsiz hale gelmek istemez. Ne var ki akıl, imân ve ilimle birleşip bir sehpa meydana getirmedikçe fizik ötesinden gönderi­len haberlere pek itibar etmez; yalnız başına yola çıkınca da belli bir sınıra kadar varıp onun ötesine inanmak istemez.

Günümüzdeki materyalistlere gelince: Onların durumu câhiliyet devri inkârcılarından farklıdır; o günkü putperestler küfrü cehaletle birleştirip tanrıyı maddeleştirmişler ve böylece katı bir şekilcilik düzeyinde ruhlarını dondurmuşlardı. Bugünkü maddeci kâfirler ise, gerçek imândan yoksun bir doğrultuda materyalizm felsefesiyle beyinlerini yıkayıp veya yıkatıp mad­deyi tek esas olarak kabul etmişlerdir. Böylece o dönemle bu dönem kâ­firleri amaç ve hedefte birleşmekteler. O da, Yüce Yaratanı ve âhireti in­kâr etmekten; insanları yiyip içen, evlenip üreyen ve sonunda ölüp toprağa karışan bir avuç parazite dönüşen gayesiz, amaçsız, hikmetsiz canlılar saymaktan ibârettir.

İddia ve inanç bu olunca, kutsal ve hürmete lâyık hiçbir şey kalmıyor; yüksek ahlâk, fazîlet, fedakârlık, âlicenaplık, yardımseverlik, kardeşlik gibi üstün değerler birer fantezi olmaktan öteye geçmiyor.

HAKKI İNKÂR EDENLERE UYARI

«De ki: Yeryüzünde bir gezin de o suçlu günahkârların sonunun ne olduğunu bir görün. »

Kıyâmeti ve ikinci hayata dirilip kalkmayı inkâr edenlere, akılları ve id­râkleri ölçüsünde bir uyarı belgesi gösteriliyor: Yıkılıp yok edilen inkârcı azgınlardan geriye kalan harabeler..

Neden gelip geçen milletlerin kalıntılarını görmeleri emrediliyor? Bu­nun âhireti ve ikinci hayata dönmeyi isbatlayan bir yanı var mıdır? İlk ba­kışta yok gibiyse de aslında böyle bir belge kalıntılarda yatmaktadır. Şöyle ki: İnkâr, azgınlık ve haksızlığı kendine huy ve sanat edinen bir kavim ya da milletin kendi kendini adım adım sünnetullahın sillesine hazırlamakta; İlâhî plân ve düzene ters düşmenin doğuracağı elim sonuca itmektedir. Eğer yeryüzünde, diğer bir anlatımla, varlık âleminde şaşmayan bir İlâhî plân ve proğram câri olmasaydı, her millet zulmüyle, tuğyanıyla yaşama şansına sahip olsaydı, o takdirde yıkılıp yok edilerek yerin altına geçirilen birçok zâlim inkârcı millet ve kavimlerin haritadan silinme felâketine uğra­maması gerekirdi. O halde servetleriyle, sanatlarıyla sahneden silinen mil­letlerin bu hazin akibeti, insanı yaratan yüce kudretin, yarattığı hiçbir şeyi başıboş bırakmadığı, her şeyi ezelde hazırladığı plândaki yerine göre belli kanunlara bağlandığını göstermekte ve konuyu daha etraflı düşünmemizi ilhâm etmektedir. Böylece zıtlar âleminde yaşadığımız ortaya çıkmakta; hayatla ölüm, dünyayla âhiret, iyilikle kötülük, hakla bâtıl, doğru ile eğri birbirini kovalamakta; biri diğeriyle daha iyi bilinip tanınmaktadır.

PEYGAMBER VE MÜRŞİDE DÜŞEN, FAZLA ÜZÜLMEK DEĞİL, YÜKLENDİĞİ KUTSAL GÖREVİ YERİNE GETİRMEYE ÇALIŞMAKTIR

«Ve artık (ey peygamber, bu in­kâr ve inatlarından dolayı) onlara karşı (onlardan yana) üzüntü çekme ve plânladıkları hile ve düzenden de sıkıntıya kapılma. »

Peygamber’e (A. S. ) ve onun yolunda yürüyen mürşitlere ve ilim adam­larına düşen görev, doğru yolu bütün açıklığı ve yararlı neticeleriyle; eğri yolu bütün zorlukları ve acı sonuçlarıyla anlatmak; kâinatı şaşmayan kanunlarıyla düzenleyip belli bir amaç ve hedefe doğru götüren Yüce Yara­tan’ı tanıtmak ve aradaki engelleri kaldırmaktır. Bu durumda irşada kulak vermedikleri, doğru yolu seçmedikleri için uyarılanlara karşı üzülmemek gerekir. Zira hiç kimse Allah kadar âdil ve merhametli değildir. Aynı za­manda inkârcı sapıkların Hakkʹa karşı gelip uyarıcı aleyhine hile ve düzen kurmalarından dolayı sıkıntıya kapılmak da lüzumsuzdur. Zira unutmamak gerekir ki, ahlâksızlık ve azgınlıkla birleşen her inkâr ve sapıklığı pusuda bir felâket beklemektedir.

Böylece Kur’ân-ı Kerîm, Mekkeʹde zâlim putperestlerin haksız saldırı­sına uğrayan mü’minlere zaferin yakın olduğuna, zâlim zorbaların baş aşa­ğı gelmek üzere bulunduğuna işâret etmekte ve İlâhî hüküm ininceye ka­dar sabretmelerini, teblîğ ve irşat hizmetini sürdürmelerini kapalı şekilde istemektedir.

Nitekim öyle oldu.. Çok geçmeden kâfirler zulüm ve tuğyanlarını artır­dılar; o kadar ki, Hz. Peygamberʹin (A. S. ) mübarek vücudunu ortadan kal­dırmayı plânladılar. Derken Allah sebepleri harekete geçirdi; önce hicret, arkasından Bedir Savaşı ve sonra da Mekke’nin ve Arap Yarımadası’nın fethi gerçekleşti.

Putperest sapıklar, Hz. Muhammed’in (A. S. ) ve Kur’ân’ın verdiği bu ha­beri ciddiye almadılar ve «doğrulardan iseniz bu tehdidiniz ne zaman ger­çekleşecek? » diyerek bir bakıma hak ile alay ettiler. Kur’ân, onlara: «İstediğiniz tehdit azâbının bir kısmı yaklaşıp ensenize yapışmak üzeredir» di­yerek bâtılın pek yakında baş eğeceğini haber verdi. Ne yazık ki onlar bunu bir türlü anlayamadılar. Kendilerine bir süre mühlet verilmesi sırf İlâhî lü­tuf ve rahmetin bir gereğiydi; onu da bir türlü akledemediler de nankör­lükte ısrar edip durdular. Allah’ın ilmi onların tuttukları yolda ısrar edecek­lerini tesbit etmiş bulunuyordu. Ama yine de Peygamber’e (A. S. ) düşen, teblîğ ve irşadı devam ettirmektir. Zira kaderin bu görüntüsünde de Allahʹ­ın ilmi zorlayıcı değildir. Sadece önceden bilip tesbit edicidir. Çünkü Ce­nâb-ı Hak onların göğüslerinde neleri gizlediklerini ve neleri açığa vurduk­larını elbette bilir. İlim malûmata tabi olarak kader çizgisini çizer.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Hz. Peygamber (A. S. ) Efendimiz teselli edildikten ve putperestliğin so­nunun yaklaşmakta olduğuna işâret edildikten sonra Cenâb-ı Hakk’ın her şeyi bildiğine dikkatler çekilerek ilmiyle, kudretiyle, tasarrufuyla her şeyi kuşattığı haber verildi.

Aşağıdaki âyetle de Allah’ın, olmuş ve olacak her şeyi bildiği gibi, her şeyi o açık ve açıklayıcı kitaba yazdığı belirtilerek günlük hayatımızın mut­lak murakaba altında olduğuna işâret ediliyor.