Hud Suresi 61-68. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَاِلٰى ثَمُودَ اَخَاهُمْ صَالِحًا قَالَ يَاقَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُ هُوَ اَنْشَاَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ وَاسْتَعْمَرَكُمْ فِيهَا فَاسْتَغْفِرُوهُ ثُمَّ تُوبُوا اِلَيْهِ اِنَّ رَبِّي قَرِيبٌ مُجِيبٌ قَالُوا يَاصَالِحُ قَدْ كُنْتَ فِينَا مَرْجُوًّا قَبْلَ هٰذَٓا اَتَنْهٰينَٓا اَنْ نَعْبُدَ مَا يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَا وَاِنَّنَا لَفِي شَكٍّ مِمَّا تَدْعُونَا اِلَيْهِ مُرِيبٍ قَالَ يَاقَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّي وَاٰتٰينِي مِنْهُ رَحْمَةً فَمَنْ يَنْصُرُنِي مِنَ اللّٰهِ اِنْ عَصَيْتُهُ فَمَا تَزِيدُونَنِي غَيْرَ تَخْسِيرٍ ويَاقَوْمِ هٰذِهِ نَاقَةُ اللّٰهِ لَكُمْ اٰيَةً فَذَرُوهَا تَأْكُلْ فِي اَرْضِ اللّٰهِ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابٌ قَرِيبٌ فَعَقَرُوهَا فَقَالَ تَمَتَّعُوا فِي دَارِكُمْ ثَلٰثَةَ اَيَّامٍ ذٰلِكَ وَعْدٌ غَيْرُ مَكْذُوبٍ فَلَمَّا جَاءَ اَمْرُنَا نَجَّيْنَا صَالِحًا وَالَّذِينَ اٰمَنُوا مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَمِنْ خِزْيِ يَوْمِئِذٍ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ الْقَوِيُّ الْعَزِيزُ وَاَخَذَ الَّذِينَ ظَلَمُوا الصَّيْحَةُ فَاَصْبَحُوا فِي دِيَارِهِمْ جَاثِمِينَ كَاَنْ لَمْ يَغْنَوْا فِيهَا اَلَٓا اِنَّ ثَمُودَا۬ كَفَرُوا رَبَّهُمْ اَلَا بُعْدًا لِثَمُودَ

68.

Semud kavmine de kardeşleri Salih'i peygamber gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka hiçbir ilahınız yok. O, sizi yeryüzünden (topraktan) yarattı ve sizi oranın imarında görevli (ve buna donanımlı) kıldı. Öyle ise O'ndan bağışlanma dileyin; sonra da O'na tövbe edin. Şüphesiz Rabbim yakındır ve dualara cevap verendir.

Diyanet İşleri

62.

Onlar şöyle dediler: "Ey Salih! Bundan önce sen, aramızda ümit beslenen bir kimseydin. Şimdi babalarımızın taptıklarına tapmamızı bize yasaklıyor musun? Şüphesiz, biz senin bizi çağırdığın şeyden derin bir şüphe içindeyiz."

63.

Salih, dedi ki: "Ey kavmim! Söyleyin bakayım, eğer ben Rabbim tarafından apaçık bir delil üzerinde isem ve bana tarafından bir rahmet (peygamberlik) vermişse, O'na karşı geldiğim takdirde beni Allah'tan kim koruyabilir? Demek ki, zarara uğratmaktan başka bana katkınız olmaz."

64.

"Ey kavmim! İşte size mucize olarak Allah'ın dişi bir devesi. Bırakın onu, Allah'ın arzında yayılıp otlasın. Ona kötülük dokundurmayın, yoksa sizi yakın bir azap yakalar."

65.

Derken onu kestiler. Salih, dedi ki: "Yurdunuzda üç gün daha yaşayın. (Sonra helak olacaksınız.) İşte bu, yalanlanamayacak bir tehdittir."

66.

(Helak) emrimiz geldiğinde Salih'i ve beraberindeki iman etmiş olanları tarafımızdan bir rahmetle helaktan ve o günün rezilliğinden kurtardık. Şüphesiz Rabbin mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

67.

Zulmedenleri o korkunç uğultulu ses yakaladı da yurtlarında diz üstü çökekaldılar.

68.

Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Biliniz ki Semud kavmi Rablerini inkar etti. (Yine) biliniz ki Semud kavmi Allah'ın rahmetinden uzaklaştı.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

61- S e m û d (kavmine)de kardeşleri Sâlihʹi (peygamber olarak) gön­derdik. «Ey kavmim, dedi, Allahʹa tapın, sizin Oʹndan başka tanrınız yok­tur. Sizi yerden (topraktan) yetiştirip meydana getiren ve sizin bir ömür geçirip orayı bayındır hale getirmenizi dileyen O’dur. O halde Oʹndan ba­ğışlanmanızı dileyin de O’na yönelip tevbe edin. Şüphesiz ki Rabbim çok yakındır ve (duâları, tevbe ve istiğfarları) kabul edendir. »

62- «Ey Sâlih, dediler, sen bundan önce aramızda ümit bağlanır bir kişi idin; babalarımızın taptıklarına tapmamızdan bizi alıkoymaya mı çalı­şıyorsun?! Doğrusu biz, bizi dâvet ettiğin şey hakkında şüphe ve kuşku içindeyiz. »

63- «Ey kavmim, dedi, söyleyin, eğer ben Rabbimden açık bir belge (muʹcize) üzere isem ve bana kendi katından bir rahmet vermişse, O’na isyân ettiğim takdirde (Allahʹın azâbından kurtulabilmem için) kim bana yardım eder? O halde siz benim hakkımda zararı artırmaktan başka bir şey yapmıyorsunuz.

64- Ey kavmim, işte bu size bir âyet (muʹcize, açık belge) olarak Al­lahʹın (belirlediği) dişi devedir; bırakın da Allahʹın arzında otlayadursun; ona kötülükle dokunmayın, yoksa çok yakın bir azâp sizi yakalayıverir. »

65- Bu uyarıya rağmen onlar deveyi devirip öldürdüler. Sâlih onla­ra: «Öyle ise evinizde üç gün, (daha) yaşayıp yararlanın. Bu, yalanı olma­yan bir tehdittir. » dedi.

66- Buyruğumuz gelince, Sâlihʹi ve beraberindeki imân edenleri, ka­tımızdan bir rahmetle kurtardık, hem de o günün rezilliğinden.. Şüphesiz ki, Rabbin yegâne güçlü ve yegâne üstündür.

67- O zulmedenleri korkunç bir ses, bir gürültü yakalayıverdi, der­ken evlerinde dizüstü çöküp kaldılar.

68- Sanki daha önce orada hiç oturmamış (yuva kurup geçinmemiş) gibi oldular. Dikkat edin, Semûd kavmi Rablerini tanımadılar ve Semûdʹa (İlâhi rahmetten) uzaklık olsun.

SEMÛD KISSASININ TEKRARI

A’raf sûresinde aynı kıssaya yer verilmiştir. Burada tekrar edilmesi, hafızalardaki izi derinleştirmeğe ve idrâki uyanık tutmaya; aynı zamanda değişik uyarılar, farklı öğütler, hikmetler ve hükümler getirmeye yönelik­tir. Bu değişikliği özetleyip şöyle sıralayabiliriz:

A’raf sûresinde:

- Semûd kavminin ancak Âd kavminin yok edilmesinden sonra ge­lip onların yerine geçtiği, yerleştikleri bu bölgenin ova kısmına saray gibi evler yaptıkları, dağ kısmında ise, kayaları yontmak sûretiyle birtakım sı­ğınma yerleri vücuda getirdikleri anlatılır.

- Böylece yeryüzünde fesat çıkarıp bozgunculuk yapanlar için İlâhî hükmün değişmiyeceği hatırlatılır. Sonra da Allahʹın insanlara hazırlayıp verdiği bol nîmetler üzerinde durulur.

- Kavminin ileri gelen şımarıklarının Sâlih Peygambere imân eden­leri küçümsediklerine, kendilerinin ise, Sâlih Peygamberin getirdiklerine inanmayacaklarını ısrarla söylediklerine atıflar yapılır.

- Sonunda Allah’ın ortaya koyduğu muʹcizelerden biri olan deveyi devirip öldürdükleri, böylece mu’cizeye ve İlâhî kudrete inanmadıklarına bunun açık bir delil sayıldığı; bu yüzden Allahʹın azap vadeden sözünün tecelli vakti geldiği, öylece üzerlerine yok edici azâbın indiği açıklanır.

- Ve bütün bu safhalar işlenirken hem Mekke müşriklerine, hem de her devirde yaşayan inkârcı maddecilere ibret ve. öğüt dolu tarihî bir olay hatırlatılır.

Hûd sûresinde ise:

- Sâlih Peygamberin kendi kavmini Allah’a imâna ve Oʹna kulluğa dâvet ettikten sonra yeryüzünden önemli ve verimli bir bölgenin kendile­rine verildiği ve o bölgeyi bayındır hale getirme imkânlarına eriştirildikten hatırlatılır.

- İnkâr ve tuğyanlarından dolayı dönüş yapıp tevbe ve istiğfarla Al­lah’a yönelmeleri üzerinde durulduğu açıklanır, Sâlih Peygamberin ciddi bir mesai sarfettiğine atıf yapılır.

- Semûd kavminin daha önce, yani peygamberlik görevi henüz veril­meden evvel, Sâlih Peygambere umut bağladıkları, peygamberlik göreviyle ortaya çıkınca o umutlarını yitirdikleri, bu yüzden devamlı şüphe ve kuşku içinde bocaladıkları üzerinde durulur.

- Hem peygamberliğini belgelendirmek ve doğruluğunu isbat etmek, hem de onların duygu ve düşüncelerini gerçeğe yöneltmek için Sâlih Pey­gamberin açık bir muʹcize ortaya koyduğu ve böylece akıllarını kullanama­yan müşriklerin duygu ve düşüncelerini harekete geçirmeyi plânladığı açık­lanır.

- Semûd kavminin istedikleri mu’cizenin tecellisine rağmen yine de inkâr ve tuğyanda ısrar ettikleri, o yüzden içtiği sudan kat kat fazla süt veren muʹcizevî deveyi devirip öldürdükleri, bu nedenle hakkı ret ve in­kârda son kerteye gelip dayandıkları, başkaca yapılacak bir şeyin kalma­dığı üzerinde durulur. İnkâr ve azgınlıkta grafiğin en üst noktasına sıçra­yan bir kavim veya milletin artık yeryüzünden silinme saatinin geldiğine işâretle İlâhî azâbın indirildiği çok anlamlı ve duyarlı sözlerle anlatılır.

Görüldüğü gibi iki ayrı sûrede aynı kıssanın değişik yönleri, farklı saf­haları konu ediliyor, birbirini tamamlayan bilgiler veriliyor ve bağlı bulun­duğu konunun akışı içinde başka başka öğütler ve ibretler sıralanıyor.

KISSADAN ALINACAK ÖĞÜTLER, İBRETLER VE BİLGİLER

1- İnsanların yeryüzü cinsinden yaratıldığı, Allahʹın varlığına delîl olarak gösteriliyor. Bu, hem ilk insanın doğrudan topraktan yaratıldığına, hem de insanların topraktan çıkan ürünlerle vücut bulduklarına, yani ye­nilen gıda maddelerinin vücut laboratuvarında birçok kimyevî değişiklik­lere uğradıktan sonra sperma olarak oluşmasına, sonra da intikal ettiği ana rahminde belli biyolojik kanunlarla şekillenip oluştuğuna işârettir.

2- İnsanların beslenip gelişebilmeleri için yeryüzünü belli bir plâna göre çeşitli nîmetler ve imkânlarla düzenleyen Allah’tır. Çünkü ortada mü­kemmel bir plân ve proğram söz konusudur. Ölçüsüz, hesapsız gelişigüzel hiçbir şey yoktur. O bakımdan her nîmetin nice sebeplerle, hizmetlerle ve tek kelimeyle sebep ve ortamları hazırlayan ilâhî sünnetlerle vücut bul­duğunu idrâk edip Yüce Yaratana şükretmek gerekir.

3- Bâtılın her zaman hakka şüphe ve kuşkuyla baktığı, o nedenle bâ­tıla karşı çok uyanık bulunmanın lüzumu belirtilir.

4- İnkârcıların heveslerine meyletmek, ilgi duymak zarardan başka bir şey artırmaz.

5- Haktan yana olup, o uğurda ciddi ve seviyeli hizmetlerde bulu­nanların eninde sonunda başarılı olacakları müjdeleniyor. Böylece insa­nın çok yüce amaçlar için yaratıldığı bir defa daha belirtilmiş oluyor.

6- Aklını, idrâkini ve vicdanını harekete geçirmesini bilmeyen mil­letlerin, yanlış yolda yürüyüp ömürlerini bir hiç uğruna heder eden baba ve dedelerinin yolundan kolay kolay ayrılamıyacaklarına parmak basılarak her fert ve toplumun, aile ve milletin kendi iş ve amellerinden inanç ve ahlâklarından sorumlu tutulacağına işâret ediliyor.

SALİH PEYGAMBERİN MU’CİZEVÎ DEVESİ

«Ey kavmim! işte bu size bir âyet (mu’­cize, açık belge) olarak Allah’ın (belirlediği) dişi devedir.. »

Âyetin açık anlatımından, bu devenin bir mu’cize ölçü ve anlamında ortaya çıktığı anlaşılıyor. Kur’ân, diğer birçok geçmiş olaylar hakkında ol­duğu gibi, burada da detaya inmez, sadece öğüt ve ibret alınacak safha ve bölümlere yer vererek olayın portresini çizer.

A’raf sûresinde de kısmen değindiğimiz gibi, Semûd kavmi, Sâlih Pey­gambere inanabilmeleri için açık bir muʹcize istemişler ve meselâ dağın içinden veya kasabanın yakınındaki büyükçe bir kayadan bir dişi devenin diri olarak çıkarılmasını istemişler. Ne var ki, diğer bütün doğru haberlere, Allah’ın varlığına, birliğine delâlet eden birçok âyet ve belgelere inanma­yan bu inatçı inkârcılar böyle bir mu’cize gösterildiğinde inanacaklarına kesin söz vermişlerdi. Şüphesiz ki, bu onlar için çok ciddi ve tehlikeli bir sınavdı. Zira istedikleri büyük muʹcizeden sonra inkârda ısrar edecek olur­larsa, artık kendi kendilerini mukadder âkibetin son noktasına getirmiş olacaklardı. Nitekim öyle oldu, kalbleri ve vicdanları küfür ve ahlâksızlıkla izole edilen bu kavim yok edildi.

İNEN AZABIN CİNSİ

«O zulmedenleri korkunç bir ses, bir gürültü yakalayıverdi, derken evlerinde dizüstü çöküp kaldı­lar. »

Kur’ân-ı Kerîm’in beş yerinde Semûd kavmine inen azâp anlatılır, an­cak dört değişik tabir kullanılır ki aralarında az fark olmakla beraber mey­dana gelen olayın özelliğini yansıtır mahiyette, bize konuyu iyi kavrayabilmemiz için ipucu verilir:

a) Tâğiye

b) Sayha

c) Recfe

d) Sâika (el-Hakka sûresi: 5- Hûd sûresi: 67, 95- A’raf sûresi: 73- Fussilet sûre­si: 13)

Birincisi, insan yüreğinin dayanamıyacağı çok korkunç bir uğultu; İkin­cisi müthiş deprem ve sarsıntı; Üçüncüsü, yürekleri yerinden oynatan kor­kunç bir ses; dördüncüsü yıldırım misali korkunç bir ses anlamına gelir.

Böylece âyetler birbirini hem açıklamakta, hem de tamamlayarak ola­yın zahirî sebebini bize haber vermektedir. O halde dört âyeti biraraya ge­tirip açıkladığımız takdirde, onlardan çıkaracağımız neticeyi şöyle özetliyebiliriz: Semûd kavmi müthiş uğultu çıkaran ve şiddet derecesi çok yüksek olan bir deprem ve ona eşlik eden çok şiddetli bir kasırgayla yok edilmiştir.

Bundan başka bir de Nemi sûresinde Semûd kavminde bozguncu bir grubun devamlı faaliyet gösterdiğine, Sâlih Peygamberi, ona inananlarla birlikte bir gece baskınına uğratıp kim vurduya getirme teşebbüslerine temas edilerek, inkârcıların bardağı iyice taşırdıkları anlatılıyor ve Mekke­li müşriklerin de Hz. Muhammedʹe (A. S. ) ve mü’minlere karşı hazırladık­ları tuzaklarla benzerlik arzettiğine işâret ediliyor.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Sâlih Peygamber ile Semûd kavmi arasında ge­çen kıssanın önemli birkaç safhası anlatıldı. Yapılan, irşat, uyarı ve teblîğ hiçbir fayda sağlamayınca, inkârlarında inatla ısrar edip Allah’ın rahmet olarak gönderdiği peygamberi ailesiyle birlikte imha etmeye kalkışma­larının ve istedikleri mu’cize gösterilince verdikleri söze sadık kalmamala­rının bardağı taşıran son damla olduğuna işâretle inkârcı azgın bir kavmin yok edildiği açıklandı.

Aşağıdaki âyetlerle tarihte geçen bir diğer kıssaya yer veriliyor, İs­lâm’ın cihanı aydınlatacak nurunu söndürmeye çalışan ahlâksız müşrikler uyarılıyor ve yeryüzünde meydana gelen olayların sebeplere bağlı olduğu, sebeplerin de Allahʹın kudretine bağlı bulunduğu, vakti gelince görevli me­leklerin o sebepleri harekete geçirdiği hakkında ön bilgi veriliyor. Sonra da Lût kavminin akibeti konu edinilerek ibret ve öğüt alınacak birçok safha­ları anlatılıyor.

Böylece Kur’ân-ı Kerîmʹde tekrarlanan bu önemli olayın daha geniş şekli bu sûrede yer almış oluyor.