Hac Suresi 58-64. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَالَّذِينَ هَاجَرُوا فِي سَبِيلِ اللّٰهِ ثُمَّ قُتِلُوا اَوْ مَاتُوا لَيَرْزُقَنَّهُمُ اللّٰهُ رِزْقًا حَسَنًا وَاِنَّ اللّٰهَ لَهُوَ خَيْرُ الرَّازِقِينَ لَيُدْخِلَنَّهُمْ مُدْخَلًا يَرْضَوْنَهُ وَاِنَّ اللّٰهَ لَعَلِيمٌ حَلِيمٌ ذٰلِكَ وَمَنْ عَاقَبَ بِمِثْلِ مَا عُوقِبَ بِهِ ثُمَّ بُغِيَ عَلَيْهِ لَيَنْصُرَنَّهُ اللّٰهُ اِنَّ اللّٰهَ لَعَفُوٌّ غَفُورٌ ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ يُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِ وَاَنَّ اللّٰهَ سَمِيعٌ بَصِيرٌ ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْحَقُّ وَاَنَّ مَا يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ هُوَ الْبَاطِلُ وَاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَتُصْبِحُ الْاَرْضُ مُخْضَرَّةً اِنَّ اللّٰهَ لَطِيفٌ خَبِيرٌ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَاِنَّ اللّٰهَ لَهُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ

64.

Allah yolunda hicret edip de sonra öldürülmüş veya ölmüş olanlara gelince, Allah onlara muhakkak güzel bir rızık verecektir. Şüphe yok ki Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.

Diyanet İşleri

59.

Elbette onları hoşnut olacakları bir yere sokacaktır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, halimdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir).

60.

Bu böyle. Bir de kim kendisine verilen eziyetin dengiyle karşılık verir de sonra yine kendisine zulmedilirse, elbette Allah ona yardım eder. Hiç şüphesiz ki Allah çok affedendir, çok bağışlayandır.

61.

Bu böyle. Çünkü Allah, geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar. Şüphesiz ki Allah hakkıyla işiten, hakkıyla görendir.

62.

Bu böyle. Çünkü Allah, hakkın ta kendisidir. O'nu bırakıp da taptıkları ise batılın ta kendisidir. Şüphesiz ki Allah yücedir, büyüktür.

63.

Allah'ın gökten yağmur indirdiği, böylece yeryüzünün yemyeşil olduğunu görmedin mi? Şüphesiz Allah, çok lütufkardır, hakkıyla haberdardır.

64.

Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O'nundur. Şüphesiz ki Allah elbette zengindir, elbette övgüye layıktır.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

58- Onlar ki Allah yolunda hicret ettiler, sonra da (yine Allah yo­lunda) öldürüldüler veya ecelleriyle öldüler, elbette Allah onları güzel bir rızık (ebedî saadetin nimeti) ile rızıklandıracaktır. Şüphesiz ki Allah rızıklandıranların mutlaka en hayırlısıdır.

59- And olsun ki, onları hoşnut olacakları bir yere sokacaktır ve şüphesiz ki Allah yegâne bilendir, Halım (kullarına karşı çok şefkatli, mer­hametli ve sabırlı)dır.

60- (Allahʹın sünneti) budur. Kim kendisine yapılan haksız saldırıya karşı misliyle karşılık verdikten sonra yine tecâvüze uğrarsa, Allah ger­çekten ona yardım eder. Şüphesiz ki, Allah çok affeden, çok bağışlayan­dır.

61- Bu böyledir. Allah geceyi gündüze sokar, gündüzü de geceye sokar ve mutlaka Allah işitendir, görendir.

62- (Gerçek) budur. Çünkü Allah, Oʹdur Hak; Ondan başka taptık­ları ise bâtıldır ve doğrusu Allah çok yücedir, çok büyüktür.

63- Görmedin mi ki, Allah gökten bir su indirdi de yeryüzü yemye­şil oluverdi. Şüphesiz ki Allah çok lütuf sâhibidir ve her şeyden haberli­dir.

64- Göklerde ne varsa, yerde ne varsa hepsi Oʹnundur. Ve doğrusu Allah çok zengindir (kimselere muhtaç değildir), çok övülmeye lâyıktır.

İLGİLİ HADÎSLER

Şürahbil b. Simt (R. A. ) anlatıyor:

- Rum ülkesinde bir kaleyi kuşatmamız hayli uzun sürdü. Derken Selmân el-Fârisî bize uğradı ve Peygamber (A. S. ) Efendimiz’den şöyle işittiğini haber verdi: «Kim savaşta gözetlemede bulunup gerekeni yapar­ken ölürse, Allah ona, o savaşa devam edenlerin mükâfatı gibi bir mükâ­fat verir; üzerine (ebedî saadet) rızkını akıtır ve onu (kabir ve âhiret) fit­nelerinden güven içinde bulundurur. İsterseniz (Onlar ki Allah yolunda hic­ret ettiler, sonra da öldürüldüler.. ) âyetini okuyunuz. » (İbn Mâce/cihad: 7- Ahmed: 5/261-İbn Ebî Hâtim)

«İki göz var ki Cehennem ateşi onlara dokunmaz: Allah korkusundan ağlayan göz ve Allah yolunda geceleyip gözetlemede bulunan göz.. » (Tirmizi/fezâil-i cihâd: 12)

NÎMET KÜLFET KARŞILIĞIDIR

«Onlar ki Allah yolunda hicret ettiler.. »

Şüphesiz ki nîmetin en güzeli, Allahʹa dosdoğru imândan sonra, ha­yırlı bir mü’min olarak Allahʹın insanlıktan yana mutlak hayır yansıtan di­nine hizmet etmek; insanların mutluluğu için çalışıp enerji harcamaktır, Ancak her devir ve dönemde bu kutsal yola kendini adayanların karşısına bâtıl bütün hıncıyla çıkar ve çetin mücadeleler başlar.

Bunun iki sebebi vardır: Biri hak din her yönüyle, bâtıldan yana olan­ların hayat anlayışına ters düşmekte, onların başıboş bırakılan nefisleri­nin karşısında bir sed oluşturmaktadır. O yüzden maddeci inkârcılar sade­ce dinî engeli ortadan kaldırmakla yetinmezler, bir de dinin afyon oldu­ğunu iddia ederek onu temelinden yıkmaya çalışırlar. Diğeri ise, âhirette müʹminlere sunulacak yüksek nîmetler, büyük külfetler, ciddi hizmetler sonucu elde edilebilir. Aksi halde yüksek nîmet olmanın bir bakıma anla­mını yitirmiş olur.

Onun için Kur’ân ilk cefakâr ve fedakâr müʹminleri hayır ve rahmet­le anmakta; Allah yolunda öz yurtlarından çıkarılıp öldürülenler ve ken­diliğinden o yolda ölenler için güzel bir rızık hazırlandığını hatırlatmakta ve böylece yaşamakta olan Müslüman kuşaklarına en uygun model ve ör­neği, ölçü ve kıstası vermektedir.

Demek oluyor ki, insan mânevî gıdasını, ruhî ihtiyacını sağlam bir mürşit ve muttaki bir ilim adamının rahle-i tedrisinde alınca, artık dünya onun gözünde önemsiz kalıyor, her şeyin gerçek amaca erişmek için birer araç niteliğinde olduğu ağırlık kazanıyor. O bakımdan dinde takvâ sâhi­bi uzman eğitimcilere ve öğreticilere büyük ihtiyaç söz konusudur. Pey­gamber mektebi hem belirtilen ölçü ve vasıfta mü’min yetiştiriyor, hem de kalpleri fethedecek, ruhları dolduracak eğitici ve öğretici kadrolar vücu­da getiriyordu.

SALDIRIYA GEREKİRSE MİSLİYLE KARŞILIK VERMEK

«(Allah’ın sünneti) budur. Kim kendisine yapılan haksız saldırıya karşı mis­liyle karşılık verdikten sonra yine tecâvüze uğrarsa, Allah gerçekten ona yardım eder. Şüphesiz ki, Allah çok affeden, çok bağışlayandır. »

Mü’minler güçlü ve düzenli bulundukları sırada haksız bir saldırıya uğrarlarsa, misliyle karşılık vermelerinde bir sakınca ve vebal yoktur. Bu­na rağmen sabredip iyilikle mukabelede bulunurlarsa, bu hem büyüklük ve fazilettir; hem de eğitici ve yönlendirici olabilir. Buna rağmen ikinci kez aynı cihetten ve kaynaktan saldırıya uğrarlarsa, ilâhî sünnet hükmünü yü­rütür de Allah saldırıya uğrayan o kullarına yardım eder.

Küfür, sapıklık, maddecilik her zaman şarlatandır, saldırgandır ve in­safsızdır. Allah’a imân ve dinî irfan ise, hazımkârdır, sabırlıdır; mütevazi ve temkinlidir. Aynı zamanda bağışlayıcı ve affedicidir. Ancak vaki saldı­rı mü’minin şahsına değil de dinine ve hürriyetine ise, o zaman kahraman­dır; karşı koyucu ve defedicidir. Zilleti, baş eğmeyi aşağılık ve karanlık sayar. İslâmʹın izzet ve şerefini ayakta tutmayı tek amaç bilir.

Allah nasıl dünyaya iki ayrı hareket vererek gece ile gündüzü birbiri­ne katıyorsa, mü’mine de biri imân ve irfan hareketi; diğeri karanlık olan küfrü ve maddeciliği tesirsiz hale sokma hareketi verir. İlâhî sünnet bu iki hareketi gerçekleştirmede, mü’minin azmi ve gayretini kıstas alır. Çün­kü Allah çok yüce ve çok büyüktür.

Gökten indirdiği yağmurla yeryüzünü nasıl zümrüt gibi yemyeşil ya­parak ona yepyeni bir hayat veriyorsa, haksızlığa uğrayan, bununla bera­ber azminden, sabrından bir şey kaybetmeyen mü’minlere de vakti, saati gelince İlâhî yardım ve inâyetini tecelli ettirerek bir anda onlara bahar mevsimini lütfeder.

Çünkü her şey Allah’ındır. O’nun tasarrufu altındadır. Aynı zamanda her şey İlâhî plâna göre yaratılıp yerini almıştır. Yerini terkedip İlâhî plâ­na karşı gelenlerin ise, çok sürmez haddi bildirilir ve ilk tokatı İlâhî sün­netten yiyerek neye uğradıklarını şaşırırlar.

Bizler yeryüzündeki azgınlık ve taşkınlığı, ahlâksızlık ve sınırsızlığı gördükçe, İlâhî sünnetin, diğer bir tabirle onun cari hükümlerinin hemen harekete geçmesini arzu ederiz. Oysa o belli bir proğrama göre tecelli eder.

Böylece Cenâb-ı Hak, sıkıntıda olan mü’minlere -sabrettikleri ve yük­lendikleri hizmeti günün şartlarına ve mevcut ortama göre sürdürdükleri takdirde- mutlaka ruhlarını sevince gargedecek bahar havasını estirece­ğini, başarı sağlama basamaklarında onları kademe kademe yükselte­ceğini va’detmektedir. O’nun va’di haktır.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Allah yolunda hicret edenler övüldü ve onların ferağat-i nefsle İslâm’a yaptıkları hizmetlere işâret edilerek yaşamakta olan mü’minlere misal gösterildi. Hizmet edip bu arada işkence ve saldı­rıya uğrayan mü’minlere Allah’ın yardım edeceği va’dedilerek endişelerin bir tarafa atılmasına kapalı şekilde atıf yapıldı.

Aşağıdaki âyetlerle, duygu ve düşüncelere seslenilip yönlendirme ya­pılırken, bu defa inkârcıların aklını harekete geçirmek için temel bilgi ma­hiyetinde birkaç konuya yer veriliyor. Sonra da bütün dinlerin esasta bir­leşmesine işâret ediliyor ve ancak fer’î meselelerde, ibâdetle ilgili konu­larda ayrıldıkları belirtiliyor. Arkasından, bu incelikleri düşünmeyip dinle­rin İslâmiyetle son bulduğuna akıl erdiremiyen inkârcıların ortaya at­tıkları görüş ve iddiaların dünyada çözülmediği takdirde âhirette çözüle­ceği, hakkın bâtıldan ayırt edileceği haber veriliyor.