Maide Suresi 60-63. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

قُلْ هَلْ اُنَبِّئُكُمْ بِشَرٍّ مِنْ ذٰلِكَ مَثُوبَةً عِنْدَ اللّٰهِ مَنْ لَعَنَهُ اللّٰهُ وَغَضِبَ عَلَيْهِ وَجَعَلَ مِنْهُمُ الْقِرَدَةَ وَالْخَنَازِيرَ وَعَبَدَ الطَّاغُوتَ اُو۬لٰٓئِكَ شَرٌّ مَكَانًا وَاَضَلُّ عَنْ سَوَاءِ السَّبِيلِ وَاِذَا جَٓاؤُ۫كُمْ قَالُوا اٰمَنَّا وَقَدْ دَخَلُوا بِالْكُفْرِ وَهُمْ قَدْ خَرَجُوا بِهِ وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا كَانُوا يَكْتُمُونَ وَتَرٰى كَثِيرًا مِنْهُمْ يُسَارِعُونَ فِي الْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاَكْلِهِمُ السُّحْتَ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ لَوْلَا يَنْهٰيهُمُ الرَّبَّانِيُّونَ وَالْاَحْبَارُ عَنْ قَوْلِهِمُ الْاِثْمَ وَاَكْلِهِمُ السُّحْتَ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَصْنَعُونَ

63.

De ki: "Allah katında cezası bundan daha kötü olanları size haber vereyim mi? Onlar, Allah'ın lanetlediği ve gazabına uğrattığı, içlerinden maymunlar ve domuzlar çıkardığı kimseler ile şeytanlara tapan kimselerdir. İşte bunların yeri daha kötüdür ve onlar doğru yoldan daha çok sapmışlardır."

Diyanet İşleri

61.

(Yanınıza) küfürle girip yine (yanınızdan) küfürle çıktıkları halde, size geldiklerinde "İnandık" dediler. Allah, onların saklamakta oldukları şeyi daha iyi bilir.

62.

Onlardan çoğunun günahta, düşmanlıkta, haram yemede birbirleriyle yarıştıklarını görürsün. Yapmakta oldukları şey ne kötüdür!

63.

Bunları, din adamları ve bilginler günah söz söylemekten ve haram yemekten sakındırsalardı ya! Yapmakta oldukları şey ne kötüdür!

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

60- De ki, Allah yanında cezâ olarak bundan daha kötüsünü size haber vereyim mi? Allahʹın lânetlediği, gazap ettiği ve kendilerinden may­mun ve domuzlar yaptığı ve Tağuta tapan kimseler (var ya), işte onlar yer itibarıyla daha şer ve düz (doğru) yoldan daha çok sapmışlardır.

61- Size geldikleri zaman, «İmân ettik» derler. Halbuki (yanınıza) küfür ile girip, yine küfür ile çıktılar. Allah onların gizlediklerini çok iyi bi­lir.

62- Onlardan bir çoğunun günaha, haksız yere düşmanlığa, haram yemeğe yarışırcasına koşuştuklarını görürsün. Yapageldikleri şey ne de kötü!

63- Rabʹdan yana olan mürşitleri ve (dinde derinleşmiş) bilginleri onları günah söylemekten ve haram yemekten alıkoysalardı ya! İşleyegeldikleri şey ne kötü!

İNİŞ SEBEBİ

İbn Abbas (R. A. ) diyor ki:

Yahudîlerden bir grup, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimize gelip sordular: «Peygamberlerden hangisine inanırsınız? » Efendimiz onlara şu cevabı verdi: «Allahʹa, bize indirilene; İbrâhimʹe, İsmailʹe, İshâkʹa, Yâkubʹa ve torunlarına indirilene; Musâ ve İsâ’ya verilene ve Rableri tarafından pey­gamberlere verilenlere inandık; onları birbirinden ayırt etmeyiz. Biz Al­lah’a teslim olanlardanız. »

Yahudîler bu arada «İsâ’ya verilene inandık» sözünü duyunca «Val­lahi biz dünyada da, âhirette de sizin dininizden daha az nasipli ve daha şer bir din bilmiyoruz» diyerek küstahlığın en kötüsünü ortaya koydular. Bunun üzerine yukarıdaki âyetler indi. (Esbâb-ı Nüzûl / Nisâburî - Lübabü’t-Te’vîl / Alaeddin Ali)

İLGİLİ HADÎSLER

«Şüphesiz ki Allah MESHİ, soy üreme mahiyetinde yapmamıştır. Çün­kü maymun ve domuzlar MESH olayından önce de vardı. » (Ahmed bin Hanbel: 1/390, 395, 397, 471 - Müslim / kader: 32: İbn Mes’ud (R. A. )den)

Yine İbn Mes’ud (R. A. ) diyor ki:

«Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizden sorduk, dedik ki:

- Ey Allah’ın Peygamberi! Maymun ve domuz Yahudî neslinden mi­dir?

Cevap verdi:

- Hayır, Allah hiçbir kavmi maymun ve domuza çevirip o şekilde bir neslin üreyip vücut bulması için lânetlememiştir. Maymun ve domuzlar MESH olayından önce yaratılmışlardır. Allah Yahudilere gazap edince, on­ları meshedip maymun ve domuzlar gibi yaptı. » (Ebû Dâvud - İbn Kesîr - Ahmed bin Hanbel: 1/390, 433. 413. 466)

«Bir topluluk ve millet arasında günahlar işleyen bir adam bulunur da o topluluk onu günahlardan çevirmeğe güçleri yettiği halde çevirmez­lerse, mutlaka Allah onları ölümlerinden önce azâb ile cezâlandırır. » (Ebû Dâvud - İbn Mâce - İbn Cerîr Taberî)

«Herhangi bir topluluk (veya millet) arasında günah işleyen kimse bu­lunur da onlar ondan daha güçlü ve daha engelleyici bulundukları halde onu engelleyip (yönünü günahlardan) çevirmezlerse, mutlaka Allah bun­dan dolayı onlara azâb dokundurur. » (Ahmed bin Hanbel - Ebû Dâvud - İbn Mace - Câmiussağîr: 2, 152)

BU KONUDA HZ. ALİʹNİN (R. A. ) NEFİS BİR HUTBESİ

«Allah’a hamdeder, Onu gönülden överim. Resûlüllâh (A. S. ) Efendi­mize salât-u selâm ederim.

Ey insanlar! Sizden öncekiler günahlara daldıkları, mürşitler ve din­de derinleşen ilim adamları onları men’etmedikleri için helâk olmuşlar­dır. Günah işlemeyi aralıksız sürdürünce, İlâhî adâlet gereği, kötü bir so­nuç onları yakalayıvermiştir. O halde onlara inen azâbın bir benzeri size inmeden iyilikle emredin, kötülükten men’edin. Bilmiş olun ki, iyilikle em­retmek ve kötülükten menʹetmek ne rızkı keser, ne de eceli yaklaştırır. » (İbn Ebî Hâtim - İbn Kesîr: 2/74)

MESH = MAYMUN VE DOMUZA ÇEVRİLME OLAYI

«Ve kendilerinden maymun ve domuzlar yaptığı.... »

Bu konuyla ilgili, biri Bakara, biri Mâide, biri de Aʹraf sûrelerinde ol­mak üzere üç âyet inmiştir. Bakara ve A’raf sûrelerinde Yahudîlerden ço­ğunun veya bir kısmının cumartesi gününe hürmetsizlik edip azgınlıkta bulundukları konu edilerek, bundan dolayı, «Hor ve hakîr birer maymun olun! » meâlindeki âyetle, İlâhî gazaba çarpıldıkları açıklanılmakta; ancak A’raf sûresindeki âyet daha detaylı bilgi vermekte, bir bakıma Bakara sû­resindeki âyeti açıklamakta, olayın asıl nedenlerine parmak basmaktadır.

Mâide sûresindeki âyetle bu husus -yeri gelmişken- yeniden hatırla­tılıyor ve MESH olayının sadece maymunlaşma değil, domuzlaşmayla da il­gili bulunduğu belirtiliyor.

MESH OLAYI İLE İLGİLİ İLAHÎ BİR SÜNNET VAR MIDIR?

Bu hususta cârî bir sünnet yoktur. Âdetullah bu yolda tecelli etme­miştir. Fiziksel yani bedensel bir mesh olmuşsa, bu istisnâ teşkil eder. Gerçi Allah bir şeyi irâde ettiğinde, ona: «Ol! » der, o da oluverir. İlâhî emir ve kudret her şeye nüfuz eder. Ancak yeryüzünde şaşmadan hedefine uzanıp giden ve değişmeden hükmünü yürüten ilâhî kanunlar vardır, Kurʹân bunlara SÜNNETULLAH diyor. İşte bu sünnete göre, canlılardan ve bitkilerden her cins, türünün özelliğine göre, doğup büyümekte ve vakti gelince ölmektedir. Türden türe geçiş yoktur. Yeryüzündeki iki canlının mutlak benzerliğinden söz edilemez. Hatta bir çayırda yan yana büyüyen ayni türden iki bitkinin, aynı kümeste bakılan aynı ana ve babadan gel­me tavukların tam mânasıyla birbirlerine benzedikleri söylenemez. Buna biyolojide DEĞİŞİM denir. Bir koyunun yavrusunun köpek olduğu iddia edilemez. Koyunun yavrusu yine koyundur. Boynuzsuz bir koyundan boy­nuzlu bir yavru meydana gelebilir. Fakat bir koyunun kedi doğurduğu gö­rülmemiştir. Bunun gibi, biber tohumlarından ancak biber, karpuz tohum­larından da ancak karpuz çıkar. Bunun aksi iddia edilemez. Çünkü gerek canlılar, gerekse bitkiler önceden İlâhî irâdeyle determine edilmiş bir mo­dele uygun gelişirler. Bu model -değişmiyen bir kanunla- yavrulara ana babalarından eşey hücreleri ile geçer. İşte biyolojide buna KALITIM de­nilmektedir.

Bunun için ilim adamlarımızdan bir kısmı, âyette açıklanan MESH olayını fiziksel olarak değil, karakter itibariyle yorumlamışlardır. Nitekim Tabiînden Mücahid’e ve Müfessir İbn Cerîr Taberîʹye göre, Yahudîlerden azgınlık gösterenlerin kalbleri maymunlaşıp domuzlaşmıştır. Bu onların kötü karakterini açıklamak doğrultusunda bir benzetmedir.

İlim adamlarından bir çoğuna göre ise, fiziksel yapılarında MESH olayı istisnâî olarak meydana gelmiştir. Tek kanaldan rivâyet edilen hadîs­lerden de bu mâna anlaşılmaktadır. Ancak maymunlaşan ve domuzlaşanlardan o ölçüde bir üreme olmamıştır. Hadîste bu açık şekilde belirtilmiş­tir.

OLAYIN ANILMASINDAKİ HİKMET

İnandıktan sonra dinin esaslarına uymayanlar, bile bile İlâhî buyruk­ları kendi hayatlarında olsun uygulamıyanlar; dini ve dindarlığı daha çok basit anlamda bir mânevî ihtiyaç sayanlar; çıkarları uğruna dinî hüküm­leri değiştirenler, ilâhî kitaplarda kelimeleri konuldukları yerlerinden oyna­tıp değiştirenler, yükseldikleri imân burcundan, insanlık şeref mertebe­sinden aşağı düştüklerinin farkında mıdırlar? Dinî hükümleri oyuncak ha­line getirenler, peygamberleri küçümser anlamda konuşanlar, mide ve şehvetleri uğruna kutsal bütün değerleri önemsiz birer metaʹ gibi ayaklar altına alanların, acaba maymunlaştıklarını, ruh ve karakter itibariyle do­muzlaşmaya yüz tuttuklarını görecek gözleri var mıdır?

Özellikle insanı madde esaretinden kudsî âleme, dünya köleliğinden ebediyet hürriyetine, kullara kulluktan Âlemlerin Rabbine kulluğa; mide ve şehveti amaç edinmekten asıl yaratıldığı gayeye çekip yükselten İS­LÂM DİNİNE, inandıktan sonra sırt çevirip kurtuluş ve mutluluğu yaban­cıları taklitte arayan ve bu nedenle körü körüne İslâm’ın karşısında has­mane yer alan milletlerin peşine takılan Müslümanlar(!) İlâhî lânete çarpı­lıp ruh ve karakterleri itibariyle sözü edilen hayvanların seviyesine inmiş olmazlar mı?

Kendi öz değerlerinden uzaklaşıp başka bir milletin kültürünü can kur­taran simit kabul ederek sarılan Müslümanlar, gelecek nesillere ne kadar kötü ve tehlikeli bir miras bıraktıklarını düşünebiliyorlar mı?

İLİM ADAMLARININ GÖREVİ

İlmin hedefi -bence- iyiyi, doğruyu, gerçeği ve güzeli bulmak, zararlı ve yararlı şeyleri birbirinden ayırmak ve insanları bu hususta ciddi an­lamda eğitmektir. Gerçi Batılı bilim adamlarına göre, ilim, ahlâk ve fazî‘ letin yolunu açmaz, beşer vicdanını geliştirmez. Ama İslâm’a göre, ilim hakkı ve doğruyu bulmanın yollarını açar, imân ile birleşip insan hayatı­nı -yine onun ruhunun yüceliğiyle uyum sağlar ölçü ve anlamda- düzenler. Çünkü Kur’ân ilmin her dalında ana fikirleri sergilerken mutlaka onu ah­lâk ve fazîletin suyuyla sular, rengiyle renklendirir.

O halde ilim adamının görevi, tecrübe ve müşahede sonucu elde et­tiği buluşları İlâhî kudretin bir tezahürü olarak görmeli, Oʹnun varlık âle­mine koymuş olduğu kanunların tabii sonuçları olduğunu anlamalı ve son­ra onu imân potasında şekillendirip insanlara sunmalıdır.

Allahʹtan ve Oʹnun saadet vaʹdeden dininden güç ve ışığını almıyan bir ilim, herhalde saadet va’detmez; gözlem ve deneyle bir yol izler. Bazen elde ettiği buluş, insanlık için felâket olabilir.

O nedenle Kurʹânʹda yol gösteren, uyarıp doğruyu telkin eden ilim adamlarına REBBANÎYYÛN ve AHBAR denilmiştir. Birinci deyim Rabbe mensup olanı, O’nun için bilgi lambasını yakanı ve sadece haktan yana ir­şat görevini yerine getireni sembolize eder. İkinci deyim, dinde derinleşen geniş kültürlü din âlimlerine delâlet eder.

Kur’ânʹda ilgili üç âyetle, toplumu uyarıp eğitme görevi daha çok bu iki gruba veriliyor.

Hakkı söylemek, doğru yolu göstermek ne büyük şeref! Bildiği halde hakkı gizlemek, doğru yolu göstermemek ne zillet!. «Hakkı söylemeyip su­san kimse dilsiz şeytandır. » buyurdu, Peygamber (A. S. )..

NE KÖTÜ SANAT İŞLEDİLER

«İşleyegeldikleri şey ne kötü! » diye çevirisini yaptı­ğımız âyette dikkatleri çekecek bir incelik vardır. YAʹMELÛN = Yapageldikleri denilmemiş ve YASNÂÛN = Sanat edinip geldikleri, denilmiştir. Sözü edilen fiil, şimdiki zamanla gelecek zamana delâlet eder. SANAT kökünden türetilmiştir. Allah bununla, Kitap Ehlinin teknik alanda da hay­li başarılı olacaklarına ancak ilim ve tekniğin hak dinden, sağlam imândan güç ve ışık almadığı takdirde kötü sonuçlar da doğuracağına işâret et­mektedir. Günümüzde Batının teknik alandaki ilerlemesi, demir perde ge­risi ülkelerin korkunç silahlar imâl etmesi bütün bir insanlığı tehdit et­mektedir. Din ve imânla barış halinde olmayan bir ilim ve tekniğin felâkete kapı açacağı muhakkaktır. Bugün dünya bu felâketin korkulu rüyasını gör­mekte ve kurtuluş yollarını, çarelerini aramaktadır.

YORUMLAR - RİVÂYETLER

TAĞÛT, daha çok hakkın karşısında olan her şeyi kapsayan bir de­yim olmakla beraber, ilim adamları yerine göre, ona çeşitli mânalar ver­mişlerdir:

a) Kâhin ve büyücü.

b) Şeytan ve şeytan ruhlu, karakterli insan.

c) Put ve tapınmak için dikilen taş.

d) Her çeşit bâtıl bu cümledendir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Geçen âyetlerle Kitap Ehlinden ve özellikle Yahudîlerin inat ve az­gınlıklarından, Tevrat’ın hükümlerini bir tarafa itip kendi çıkarları ve duy­guları doğrultusunda İlâhî buyrukları çiğnemelerinden söz edildi. Bu yüz­den İlâhî lânet ve gazaba çarpıldıkları hatırlatıldı.

Günahlara koşuştuklarına dikkatler çekildi ve Allahʹtan yana olan ilim adamlarının asıl görevine parmak basıldı. Aşağıdaki âyetlerle yine Ya­hudîlerin İslâm’a karşı olan kinlerinden ve sıkıntıya düştüklerinde «Allah’ın eli sıkıdır» diyecek kadar sapıttıklarından bahsediliyor. Müslümanlar ken­di aralarında birlik kurup Kur’ânʹın gölgesi altında toplanmayı sağladık­ları takdirde Kitap Ehlinin savaş ve fitne için yakacakları her ateşi Allahʹın söndüreceği bildiriliyor.