MEÂLİ:
60- De ki, Allah yanında cezâ olarak bundan daha kötüsünü size haber vereyim mi? Allahʹın lânetlediği, gazap ettiği ve kendilerinden maymun ve domuzlar yaptığı ve Tağuta tapan kimseler (var ya), işte onlar yer itibarıyla daha şer ve düz (doğru) yoldan daha çok sapmışlardır.
61- Size geldikleri zaman, «İmân ettik» derler. Halbuki (yanınıza) küfür ile girip, yine küfür ile çıktılar. Allah onların gizlediklerini çok iyi bilir.
62- Onlardan bir çoğunun günaha, haksız yere düşmanlığa, haram yemeğe yarışırcasına koşuştuklarını görürsün. Yapageldikleri şey ne de kötü!
63- Rabʹdan yana olan mürşitleri ve (dinde derinleşmiş) bilginleri onları günah söylemekten ve haram yemekten alıkoysalardı ya! İşleyegeldikleri şey ne kötü!
İNİŞ SEBEBİ
İbn Abbas (R. A. ) diyor ki:
Yahudîlerden bir grup, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimize gelip sordular: «Peygamberlerden hangisine inanırsınız? » Efendimiz onlara şu cevabı verdi: «Allahʹa, bize indirilene; İbrâhimʹe, İsmailʹe, İshâkʹa, Yâkubʹa ve torunlarına indirilene; Musâ ve İsâ’ya verilene ve Rableri tarafından peygamberlere verilenlere inandık; onları birbirinden ayırt etmeyiz. Biz Allah’a teslim olanlardanız. »
Yahudîler bu arada «İsâ’ya verilene inandık» sözünü duyunca «Vallahi biz dünyada da, âhirette de sizin dininizden daha az nasipli ve daha şer bir din bilmiyoruz» diyerek küstahlığın en kötüsünü ortaya koydular. Bunun üzerine yukarıdaki âyetler indi. (Esbâb-ı Nüzûl / Nisâburî - Lübabü’t-Te’vîl / Alaeddin Ali)
İLGİLİ HADÎSLER
«Şüphesiz ki Allah MESHİ, soy üreme mahiyetinde yapmamıştır. Çünkü maymun ve domuzlar MESH olayından önce de vardı. » (Ahmed bin Hanbel: 1/390, 395, 397, 471 - Müslim / kader: 32: İbn Mes’ud (R. A. )den)
Yine İbn Mes’ud (R. A. ) diyor ki:
«Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizden sorduk, dedik ki:
- Ey Allah’ın Peygamberi! Maymun ve domuz Yahudî neslinden midir?
Cevap verdi:
- Hayır, Allah hiçbir kavmi maymun ve domuza çevirip o şekilde bir neslin üreyip vücut bulması için lânetlememiştir. Maymun ve domuzlar MESH olayından önce yaratılmışlardır. Allah Yahudilere gazap edince, onları meshedip maymun ve domuzlar gibi yaptı. » (Ebû Dâvud - İbn Kesîr - Ahmed bin Hanbel: 1/390, 433. 413. 466)
«Bir topluluk ve millet arasında günahlar işleyen bir adam bulunur da o topluluk onu günahlardan çevirmeğe güçleri yettiği halde çevirmezlerse, mutlaka Allah onları ölümlerinden önce azâb ile cezâlandırır. » (Ebû Dâvud - İbn Mâce - İbn Cerîr Taberî)
«Herhangi bir topluluk (veya millet) arasında günah işleyen kimse bulunur da onlar ondan daha güçlü ve daha engelleyici bulundukları halde onu engelleyip (yönünü günahlardan) çevirmezlerse, mutlaka Allah bundan dolayı onlara azâb dokundurur. » (Ahmed bin Hanbel - Ebû Dâvud - İbn Mace - Câmiussağîr: 2, 152)
BU KONUDA HZ. ALİʹNİN (R. A. ) NEFİS BİR HUTBESİ
«Allah’a hamdeder, Onu gönülden överim. Resûlüllâh (A. S. ) Efendimize salât-u selâm ederim.
Ey insanlar! Sizden öncekiler günahlara daldıkları, mürşitler ve dinde derinleşen ilim adamları onları men’etmedikleri için helâk olmuşlardır. Günah işlemeyi aralıksız sürdürünce, İlâhî adâlet gereği, kötü bir sonuç onları yakalayıvermiştir. O halde onlara inen azâbın bir benzeri size inmeden iyilikle emredin, kötülükten men’edin. Bilmiş olun ki, iyilikle emretmek ve kötülükten menʹetmek ne rızkı keser, ne de eceli yaklaştırır. » (İbn Ebî Hâtim - İbn Kesîr: 2/74)
MESH = MAYMUN VE DOMUZA ÇEVRİLME OLAYI
«Ve kendilerinden maymun ve domuzlar yaptığı.... »
Bu konuyla ilgili, biri Bakara, biri Mâide, biri de Aʹraf sûrelerinde olmak üzere üç âyet inmiştir. Bakara ve A’raf sûrelerinde Yahudîlerden çoğunun veya bir kısmının cumartesi gününe hürmetsizlik edip azgınlıkta bulundukları konu edilerek, bundan dolayı, «Hor ve hakîr birer maymun olun! » meâlindeki âyetle, İlâhî gazaba çarpıldıkları açıklanılmakta; ancak A’raf sûresindeki âyet daha detaylı bilgi vermekte, bir bakıma Bakara sûresindeki âyeti açıklamakta, olayın asıl nedenlerine parmak basmaktadır.
Mâide sûresindeki âyetle bu husus -yeri gelmişken- yeniden hatırlatılıyor ve MESH olayının sadece maymunlaşma değil, domuzlaşmayla da ilgili bulunduğu belirtiliyor.
MESH OLAYI İLE İLGİLİ İLAHÎ BİR SÜNNET VAR MIDIR?
Bu hususta cârî bir sünnet yoktur. Âdetullah bu yolda tecelli etmemiştir. Fiziksel yani bedensel bir mesh olmuşsa, bu istisnâ teşkil eder. Gerçi Allah bir şeyi irâde ettiğinde, ona: «Ol! » der, o da oluverir. İlâhî emir ve kudret her şeye nüfuz eder. Ancak yeryüzünde şaşmadan hedefine uzanıp giden ve değişmeden hükmünü yürüten ilâhî kanunlar vardır, Kurʹân bunlara SÜNNETULLAH diyor. İşte bu sünnete göre, canlılardan ve bitkilerden her cins, türünün özelliğine göre, doğup büyümekte ve vakti gelince ölmektedir. Türden türe geçiş yoktur. Yeryüzündeki iki canlının mutlak benzerliğinden söz edilemez. Hatta bir çayırda yan yana büyüyen ayni türden iki bitkinin, aynı kümeste bakılan aynı ana ve babadan gelme tavukların tam mânasıyla birbirlerine benzedikleri söylenemez. Buna biyolojide DEĞİŞİM denir. Bir koyunun yavrusunun köpek olduğu iddia edilemez. Koyunun yavrusu yine koyundur. Boynuzsuz bir koyundan boynuzlu bir yavru meydana gelebilir. Fakat bir koyunun kedi doğurduğu görülmemiştir. Bunun gibi, biber tohumlarından ancak biber, karpuz tohumlarından da ancak karpuz çıkar. Bunun aksi iddia edilemez. Çünkü gerek canlılar, gerekse bitkiler önceden İlâhî irâdeyle determine edilmiş bir modele uygun gelişirler. Bu model -değişmiyen bir kanunla- yavrulara ana babalarından eşey hücreleri ile geçer. İşte biyolojide buna KALITIM denilmektedir.
Bunun için ilim adamlarımızdan bir kısmı, âyette açıklanan MESH olayını fiziksel olarak değil, karakter itibariyle yorumlamışlardır. Nitekim Tabiînden Mücahid’e ve Müfessir İbn Cerîr Taberîʹye göre, Yahudîlerden azgınlık gösterenlerin kalbleri maymunlaşıp domuzlaşmıştır. Bu onların kötü karakterini açıklamak doğrultusunda bir benzetmedir.
İlim adamlarından bir çoğuna göre ise, fiziksel yapılarında MESH olayı istisnâî olarak meydana gelmiştir. Tek kanaldan rivâyet edilen hadîslerden de bu mâna anlaşılmaktadır. Ancak maymunlaşan ve domuzlaşanlardan o ölçüde bir üreme olmamıştır. Hadîste bu açık şekilde belirtilmiştir.
OLAYIN ANILMASINDAKİ HİKMET
İnandıktan sonra dinin esaslarına uymayanlar, bile bile İlâhî buyrukları kendi hayatlarında olsun uygulamıyanlar; dini ve dindarlığı daha çok basit anlamda bir mânevî ihtiyaç sayanlar; çıkarları uğruna dinî hükümleri değiştirenler, ilâhî kitaplarda kelimeleri konuldukları yerlerinden oynatıp değiştirenler, yükseldikleri imân burcundan, insanlık şeref mertebesinden aşağı düştüklerinin farkında mıdırlar? Dinî hükümleri oyuncak haline getirenler, peygamberleri küçümser anlamda konuşanlar, mide ve şehvetleri uğruna kutsal bütün değerleri önemsiz birer metaʹ gibi ayaklar altına alanların, acaba maymunlaştıklarını, ruh ve karakter itibariyle domuzlaşmaya yüz tuttuklarını görecek gözleri var mıdır?
Özellikle insanı madde esaretinden kudsî âleme, dünya köleliğinden ebediyet hürriyetine, kullara kulluktan Âlemlerin Rabbine kulluğa; mide ve şehveti amaç edinmekten asıl yaratıldığı gayeye çekip yükselten İSLÂM DİNİNE, inandıktan sonra sırt çevirip kurtuluş ve mutluluğu yabancıları taklitte arayan ve bu nedenle körü körüne İslâm’ın karşısında hasmane yer alan milletlerin peşine takılan Müslümanlar(!) İlâhî lânete çarpılıp ruh ve karakterleri itibariyle sözü edilen hayvanların seviyesine inmiş olmazlar mı?
Kendi öz değerlerinden uzaklaşıp başka bir milletin kültürünü can kurtaran simit kabul ederek sarılan Müslümanlar, gelecek nesillere ne kadar kötü ve tehlikeli bir miras bıraktıklarını düşünebiliyorlar mı?
İLİM ADAMLARININ GÖREVİ
İlmin hedefi -bence- iyiyi, doğruyu, gerçeği ve güzeli bulmak, zararlı ve yararlı şeyleri birbirinden ayırmak ve insanları bu hususta ciddi anlamda eğitmektir. Gerçi Batılı bilim adamlarına göre, ilim, ahlâk ve fazî‘ letin yolunu açmaz, beşer vicdanını geliştirmez. Ama İslâm’a göre, ilim hakkı ve doğruyu bulmanın yollarını açar, imân ile birleşip insan hayatını -yine onun ruhunun yüceliğiyle uyum sağlar ölçü ve anlamda- düzenler. Çünkü Kur’ân ilmin her dalında ana fikirleri sergilerken mutlaka onu ahlâk ve fazîletin suyuyla sular, rengiyle renklendirir.
O halde ilim adamının görevi, tecrübe ve müşahede sonucu elde ettiği buluşları İlâhî kudretin bir tezahürü olarak görmeli, Oʹnun varlık âlemine koymuş olduğu kanunların tabii sonuçları olduğunu anlamalı ve sonra onu imân potasında şekillendirip insanlara sunmalıdır.
Allahʹtan ve Oʹnun saadet vaʹdeden dininden güç ve ışığını almıyan bir ilim, herhalde saadet va’detmez; gözlem ve deneyle bir yol izler. Bazen elde ettiği buluş, insanlık için felâket olabilir.
O nedenle Kurʹânʹda yol gösteren, uyarıp doğruyu telkin eden ilim adamlarına REBBANÎYYÛN ve AHBAR denilmiştir. Birinci deyim Rabbe mensup olanı, O’nun için bilgi lambasını yakanı ve sadece haktan yana irşat görevini yerine getireni sembolize eder. İkinci deyim, dinde derinleşen geniş kültürlü din âlimlerine delâlet eder.
Kur’ânʹda ilgili üç âyetle, toplumu uyarıp eğitme görevi daha çok bu iki gruba veriliyor.
Hakkı söylemek, doğru yolu göstermek ne büyük şeref! Bildiği halde hakkı gizlemek, doğru yolu göstermemek ne zillet!. «Hakkı söylemeyip susan kimse dilsiz şeytandır. » buyurdu, Peygamber (A. S. )..
NE KÖTÜ SANAT İŞLEDİLER
«İşleyegeldikleri şey ne kötü! » diye çevirisini yaptığımız âyette dikkatleri çekecek bir incelik vardır. YAʹMELÛN = Yapageldikleri denilmemiş ve YASNÂÛN = Sanat edinip geldikleri, denilmiştir. Sözü edilen fiil, şimdiki zamanla gelecek zamana delâlet eder. SANAT kökünden türetilmiştir. Allah bununla, Kitap Ehlinin teknik alanda da hayli başarılı olacaklarına ancak ilim ve tekniğin hak dinden, sağlam imândan güç ve ışık almadığı takdirde kötü sonuçlar da doğuracağına işâret etmektedir. Günümüzde Batının teknik alandaki ilerlemesi, demir perde gerisi ülkelerin korkunç silahlar imâl etmesi bütün bir insanlığı tehdit etmektedir. Din ve imânla barış halinde olmayan bir ilim ve tekniğin felâkete kapı açacağı muhakkaktır. Bugün dünya bu felâketin korkulu rüyasını görmekte ve kurtuluş yollarını, çarelerini aramaktadır.
YORUMLAR - RİVÂYETLER
TAĞÛT, daha çok hakkın karşısında olan her şeyi kapsayan bir deyim olmakla beraber, ilim adamları yerine göre, ona çeşitli mânalar vermişlerdir:
a) Kâhin ve büyücü.
b) Şeytan ve şeytan ruhlu, karakterli insan.
c) Put ve tapınmak için dikilen taş.
d) Her çeşit bâtıl bu cümledendir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Geçen âyetlerle Kitap Ehlinden ve özellikle Yahudîlerin inat ve azgınlıklarından, Tevrat’ın hükümlerini bir tarafa itip kendi çıkarları ve duyguları doğrultusunda İlâhî buyrukları çiğnemelerinden söz edildi. Bu yüzden İlâhî lânet ve gazaba çarpıldıkları hatırlatıldı.
Günahlara koşuştuklarına dikkatler çekildi ve Allahʹtan yana olan ilim adamlarının asıl görevine parmak basıldı. Aşağıdaki âyetlerle yine Yahudîlerin İslâm’a karşı olan kinlerinden ve sıkıntıya düştüklerinde «Allah’ın eli sıkıdır» diyecek kadar sapıttıklarından bahsediliyor. Müslümanlar kendi aralarında birlik kurup Kur’ânʹın gölgesi altında toplanmayı sağladıkları takdirde Kitap Ehlinin savaş ve fitne için yakacakları her ateşi Allahʹın söndüreceği bildiriliyor.