MEÂLİ:
59- De ki, hamd Allahʹa, selâm da Allahʹın seçip beğendiği kullarına olsun. Allah mı hayırlıdır, yoksa (sapıkların) ortak koştukları mı?
60- (Onlar mı) yoksa gökleri ve yeri yaratan ve size gökten su indiren mi (hayırlıdır)? Ki o su ile göz ve gönül açan güzel bahçeler yetiştirdik. Oysa siz onun bir ağacını bile bitirecek (güce sâhip) değilsiniz. Allah ile beraber başka bir ilâh mı?! Hayır, onlar doğru yoldan sapan bir millettir.
61- Yoksa yeri oturmaya uygun yaratan, aralarında ırmaklar meydana getiren; ona (denge sağlayıcı) dağlar sunan ve iki deniz arasına bir engel koyan mı? Allah ile beraber başka bir ilâh mı?! Hayır, onların çoğu (gerçeği) bilmezler.
62- Yoksa darda kalıp da duâ ettiğinde duâsına olumlu cevap veren; üzüntü ve sıkıntıyı açıp gideren ve sizi yeryüzünde öncekilerin yerine geçirip söz sâhibi kılan mı? Allah ile beraber başka bir ilâh mı?! Ne de az düşünüyorsunuz!
63- Yoksa kara ve denizin karanlıkları içinde size yol gösteren ve rahmetinin hemen önünde rüzgârları müjdeci olarak gönderen mi? Allah ile beraber başka bir ilâh mı?! Allah onların ortak koştuklarından çok yücedir.
64- Yoksa halkı yaratmaya başlayıp devam eden, sonra da onu (öldürdükten sonra) yeniden çevirip var kılan; gökten ve yerden size rızık veren mi? Allah ile beraber başka bir ilâh mı?! De ki: eğer doğrulardan iseniz haydi delil ve belgenizi getirin.
HAMD, ALLAHʹA OLSUN
«De ki, hamd Allahʹa, selâm da Allahʹın seçip beğendiği kullarına olsun.. »
Hakk’ın hikmet ve yararını, bâtılın tehlike ve zararını açıklayıp aklını, idrâkini kullanan kullarını aydınlatan; imânın gerçek huzur ve mutluluk kaynağı, inkârın şaşkınlık ve azabın asıl sebebi bulunduğunu tarihî misallerle bir bir belirten Allahʹa hamd olsun. Oʹnun rahmet ve sünneti gereği mü’minlerin imân ve irfanını artırdığı; inkârcılara iyice düşünmeyi ve akıllarını kullanmayı kolaylaştırdığı ve bunun için de on dört kadar delil sıralayıp rahmet ve kurtuluş yollarını bütünüyle açık tuttuğu için de O her zaman övülmeye ve ibâdet edilmeye lâyıktır.
Birer ana fikir ve temel bilgi mahiyetinde sıralanan on dört kadar belgeye gelince: Bunların astronomi, botanik, coğrafya, yerbilim, psikoloji ve biyoloji ile ilgili olması çok dikkat çekicidir.
Başımızı önce göğe ve ondaki kusursuz düzen ve dengeye; sunduğu nîmete çevirdiğimiz; sonra bitkiler âlemine yöneldiğimiz; arkasından yeryüzündeki kaynaklara baktığımız; sonra da bunca nîmet ve iltifatlara lâyık görülen insanoğlunun yaratılışındaki yüce hikmeti, ondaki harikulâde sanatı ve hılkatındaki amacı düşündüğümüz zaman bizi Allahʹa yaklaştıran bütün sebep ve vasıtaların hizmete sevkedildiğini; bizi O’ndan uzaklaştıran engellerin her zaman ortadan kaldırılmasının çok kolay olduğunu görür ve O yegâne kudret karşısında eğilir, O’nun her türlü güzel övgüye lâyık bulunduğunu anlarız.
O HALDE SELÂM SEÇKİN KULLARA OLSUN
Selâm: Selâmet ve güven telkin eden dirlik ve kardeşlik sembolüdür. Her türlü noksanlık, kusur, şâibe, son bulma, zevale yüztutma gibi arızalardan pâk ve münezzeh olduğu; imân eden kullarını selâmet yurduna lâyık gördüğü için Allah’a «Selâm» denilmiş yani bu Oʹnun doksan dokuz isminden biri sayılmıştır.
Mü’minlerin birbirlerine selâm vermesi, Allahʹın bu isminin tecellilerine mazhar olmalarını dilemelerine ve birbirleri için dünya ve âhiret selâmeti temenni etmelerine yönelik bir anlam taşımaktadır.
Bu manayla gerçek selâm ve selâmet ise Cennet’tedir. Çünkü orası sonsuzluk yurdudur; fakirlik ve sıkıntı orada yoktur. Alçalıp rezil olmak; itilip kakılıp hakarete uğramak orada söz konusu değildir. Kısacası, insan Cennetʹe girince, insanlığının asıl manasını, değerini ve Allah yanındaki makam ve mertebesini daha iyi anlar. Öylece hakiki selâmetin ne olduğunu gözleriyle görür.
Onun için Allah’a hamd edildikten sonra; selâm, O’nun seçip beğendiği iyi kullarına lâyık görülmüştür. Allahʹın seçtiği kullar ise, başta peygamberler, sıddîkler, şehitler ve sâlihler olmak üzere imân zevkiyle yaşayan bütün müʹminlerdir.
GÖKLERİ VE YERİ YARATAN
«Allah mı hayırlıdır, yoksa (sapıkların) ortak koştukları mı? (Onlar mı) yoksa gökleri ve yeri yaratan… mı (hayırlıdır)? »
Göklerin ve ondaki sistemlerin belli bir plâna göre yaratılıp insanların hizmetine verilmesi, şüphesiz ki insanın Allah yanındaki değerini, her şeyin onun için yaratıldığının hikmetini ortaya koymaktadır. O bakımdan insan denilen varlık yoksa, göklerin ve yerin anlam ve hikmeti kalmaz ve boşuna yaratıldığını sonuçlandırır ki bu, bütünüyle hikmete ters düşer. Zira Cenâb-ı Hak mutlak hikmet sahibidir, abes ile iştiğal etmez; boş ve anlamsız bir kâinat yaratmaz.
Göklerin ve yerin yaratılışı mutlak bir düzen ve denge arzediyor, kusursuz bir plânın mevcudiyetine delil sayılıyorsa, o takdirde mutlaka onları denge ve düzene sokup kusursuz bir plâna göre yürüten üstün bir kudret vardır demektir. O bakımdan ilgili âyetle bu inceliği düşünmemiz ilham ediliyor.
Yeryüzünde ise belli oranda meydana getirilen denizler, göller ve ırmaklar su dengesini sağlamaktadır. Mevcut denizler yerkürenin onda yedi nisbetinden daha az veya çok olsaydı, dengesizlik meydana gelir ve bu kadar güzel bir dünya olmazdı.
Ayrıca tuzlu acı suyun buharlaşıp atmosfer tabakasında İlâhî filitreden geçirilip öylece yeryüzüne indirilmesi, tesadüflere kesinlikle yer vermemekte ve kusursuz bir proğramın uygulanmasını isbat etmektedir. O halde Allah ile beraber başka bir ilâh sözü olur mu? Bu mümkün müdür? Başka ilâhlar olsaydı bu kusursuz plân ve ona bağlı düzen ve denge vücut bulur muydu?
Allahʹın varlığını inkâr mı? Bu mümkün müdür? Allah yoksa, plân ve proğram olmazdı; düzen kurulmaz, hayat gerçekleşmezdi. Çünkü insandan yana hazırlanıp hizmete sevkedilen şaşmayan mükemmel bir düzen vardır. O halde mutlaka bir düzenleyici de vardır.
Irmakların bütünüyle hayat taşıyıp getirdiğini, dağların, yerkürenin dengesini sağladığını kim inkâr edebilir? Dünyanın yirmi üç derece meyilli tutulması, dağların henüz tamamıyla tesbit edemediğimiz bir plâna göre yerleştirilmesi; ırmakların rastgele değil, ince bir hesaba göre var kılınıp yönlendirilmesi her yönüyle Allahʹın varlığına delâlet etmekte ve her hizmetiyle O’nun kudret kaleminin çizgilerini taşımaktadır.
İKİ DENİZ ARASINDA BİR ENGEL
«Ve iki deniz arasına bir engel koyan mı? »
Herbiri kendi özelliğini korusun diye iki deniz arasına konulan engel nedir ve iki denizden maksat ne olabilir? Müfessirlerin bu konuda farklı yorumları olmuştur. Onları kısaca şöyle belirtebiliriz:
a) Acı su ile tatlı su,
Nitekim Furkan Sûresi 53. âyette bu husus belirtilmektedir.
b) İki deniz arasında Arap Yarımadası,
c) Hint Okyanusu ile Akdeniz,
d) Atlas Okyanus’undaki meşhur sıcak deniz akıntısı (golfstrim),
Bilindiği gibi bu konu Kurʹân’ın üç ayrı yerinde az değişik anlatımla açıklanmıştır. Şöyle ki:
Furkân Sûresi 53. âyet: «O iki denizi salıverip yaklaştırdı; şunun suyu tatlı içimi kolay, bunun suyu tuzlu acı. Aralarına da (birbirlerine karışmalarını önlemek için) bir engel, aşılması zor bir sınır koydu. »
Nemi Sûresi 61. âyet: «Ve iki deniz arasına bir engel koyan mı?... »
Rahmân Sûresi 19, 20. âyetler: «Birbirine kavuşmak üzere iki denizi salıverdi; aralarında bir engel vardır ki, biri diğerinin sınırını geçmez. »
Son yıllarda ünlü Fransız ilim adamlarından Kaptan Cousteau’nun yaptığı bir araştırma ve verdiği birtakım bilgiler vardır. Her üç âyetin delâlet etti hükmü tasdîk eder mahiyette ilmî açıdan bazı tesbitleri olmuştur ki onu Furkan Sûresi 53. âyetin tefsîrinde nakletmiş bulunuyoruz.
Böylece belli boğazlarda birleşen iki denizden her birinin taşıdığı özelliklerini koruması; birinin diğerine bu yönden karışmaması, İlâhî kudretin benzersizliğini ortaya koymakta, varlığına ve birliğine delil sayılmaktadır.
DARDA KALANIN SIKINTISINI KALDIRAN TEK UMUT KAPISI
«Yoksa darda kalıp da duâ ettiğinde duâsına olumlu cevap veren; üzüntü ve sıkıntıyı açıp gideren... mi?. »
Darda kalanın sıkıntı ve üzüntüsünün kaldırılması iki ayrı yorum istemektedir: Birincisi, Allah adına yeryüzünde icrâ-i faaliyette bulunan mü’minler, köklü, sağlam bir imânla Hakk’a yönelip sebeplere başvurur ve asıl şifa ve çareyi Allah’tan beklerlerse, başvurdukları sebepler son derece olumlu sonuç verir şeklindedir. İkincisi, sebep ve çarelerden olumlu sonuç alamayan müʹminlerin çaresizlik sınırında durup Cenâb-ı Hakk’a el açarak İlâhî yardımın tecelli etmesini istemeleri ve yardımın da arzulanan istikamette tecelli etmesi anlamındadır.
Sıkıntıya düşen ve çare bulamayan inkârcıya gelince, onda ne böylesine köklü bir ümit, ne de Allah’a güvenip dayanma inancı vardır. O bakımdan onu o durumda kahreden üç sebep söz konusudur: Çaresizlik, ümitsizlik ve inançsızlık..
Böylece ilgili âyetle bir bakıma Tababet-i Ruhiye, yani Psikoterapi’ye dikkatler çekilmekte ve bunun tedavideki tesirine işâret edilmektedir.
RAHMETİN ÖNÜNDE RÜZGÂRIN MÜJDECİ GÖNDERİLMESİ
«Ve rahmetinin önünde rüzgârları müjdeci olarak gönderen mi?.. »
Havadaki nemin başlıca şu üç sebepten ötürü yağış haline dönüştüğü bilinmektedir:
1- Nemli havanın, karşısına çıkan yüksek dağlar boyunca yükselirken daha soğuk hava tabakasıyla karşılaşması,
2- Alçak basınç alanlarında yükselen havanın yükseldikçe soğuması,
3- Nemli havanın rüzgârın tesiriyle sıcak yerden soğuk yere sürüklenmesi..
Böylece Cenâb-ı Hak ilgili âyetle yağışın oluşmasında rüzgârın rolünü belirtiyor ve bu konuda araştırıcılara ana fikir veriyor. Yağmurdan hemen önce esen rüzgârın yağışın gelmekte olduğunu haber vermesi, Cenâb-ı Hakkʹın atmosferde kurduğu düzen ve hazırladığı proğramı yansıtır. Öyle ki, bu düzenli, plânlı ve proğramlı olayı, hiç bir zaman tesadüflerin biraraya getirdiği söylenemez. Zira belli sebeplerin oluşması ve yağmurun meydana gelmesi, her gün değişik kanunlarla, başka başka proğramlarla değil, dünya yaratıldı yaratılalı sürüp gelmektedir. Olayın bu şaşmazlık içinde sürüp gelmesi her türlü tesadüfü reddetmekte, çok üstün bir kudretin mutlak tasarrufunu simgelemektedir.
YARATIP ÖLDÜREN, SONRA DA GERİ ÇEVİREN KİMDİR?
«Yoksa halkı yaratmaya başlayıp devam eden, sonra da (öldürdükten sonra) yeniden çevirip var kılan... mı? »
Bitkiler âleminde dirilip ölme bir devr-i daim halinde sürüp gitmektedir. Botanik alanda konulan hilkat kanunu hedefinden hiç sapmamakta ve bu hal aynı ölçülere göre devam etmektedir. Aynı şeyi insanlar ve hayvanlar hakkında, aynı zamanda kâinatın bütünü hakkında düşünebiliriz. Bitkileri öldürdükten sonra belli şartların oluşmasıyla tekrar hayata çeviren Cenâb-ı Hak, insanları öldürdükten sonra yine koyduğu kanunlar gereği şartlar oluştuğu zaman diriltip kaldıracaktır. Kâinatı belli bir plâna göre yaratıp düzen ve dengede tuttuktan sonra bir gün o düzeni bozacak ve yeni bir düzen meydana getirecektir. Böylece hemen her şey için ikinci bir hayat, bir var kılınma söz konusudur.
Bitkilerle ilgili koyduğu hilkat kanunu nasıl hedefinden sapmadan işler halde devam ediyorsa, insanlar hakkında koyduğu hilkat kanunu da hedef ve amacından sapmadan devam etmektedir.
Bütün bu ölçülü ve düzenli olaylar, Cenâb-ı Hakk’ın koyduğu hilkat kanununun izlerini taşımakta ve olayları meydana getiren her sebep O Yüksek Kudret’in damgasının rengini yansıtmaktadır. Artık Allah ile beraber başka bir ilâh söz konusu olabilir mi?
O halde Cenâb-ı Hakk’ı inkâr edenler, iddialarını isbat için delillerini bulup getirsinler! Getirebilirler mi? O bakımdan diyebiliriz ki, Allah’ın yokluğunu isbat mümkün değildir. Çünkü her olay ve her eşya mutlak surette Oʹnun varlığına delâlet etmekte, fakat var olmadığına hiçbir şey delâlet etmemektedir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, Allahʹın varlığına, birliğine, ortağı bulunmadığına delâlet eder on dört kadar delil sıralandı ve öylece insan aklına malzeme verilerek Allah hakkında daha etraflı ve derin düşünmesi istendi.
Aşağıdaki âyetlerle, sınırlarını belirliyemiyeceğimiz kadar büyük olan bu kâinatta bilmediklerimiz, muhakkak ki bildiklerimizden çoktur. Zira bizim aklımız da, bilgimiz de, düşünce ufkumuz da hep sınırlıdır. Allah ise sınırsızdır. Yarattığı kâinat da bize nisbetle sınırsız denilecek kadar geniştir şeklinde bir ön fikir verilmektedir.