MEÂLİ:
61- Eğer Allah, insanları zulümlerinden dolayı (hemen) cezâlandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Ne var ki onları belli bir süreye kadar geciktirir. Artık onların eceli gelince ne bir an gecikebilirler, ne de öne geçebilirler.
62- Hoşlanmadıkları şeyleri Allahʹa ait kılarlar. Dilleri ise yalan söyler de en güzel şeyleri kendilerine nisbet ederler. Şüphe yok ki, ateş onlarındır ve elbette Cehennemʹe ilk varanlar da onlardır.
63- Şanıma and olsun ki, biz senden önce ümmetlere peygamberler gönderdik. Şeytan ise onların (o bâtıl ve yaramaz) işlerini onlara süslü ve çekici gösterdi. Bugün de şeytan onların sâhibi ve dostudur ve onlar için elem verici bir azâp vardır.
64- Biz kitabı (Kurʹânʹı) sana ancak, onlara, hakkında ayrılığa düştükleri hususu açıklıyasın ve onu imân eden bir millete doğru yolu gösterici, rahmet sunucu olsun diye indirdik.
İLGİLİ HADÎSLER
«Allah bir topluluk veya millete azâp etmek istediğinde, o azâbı içlerinde bulunan herkese dokundurur; sonra da onlar niyetlerine göre diriltilip kaldırılırlar. » (Müslim/kader: 4, 5 - Tirmizî/zühd: 57) (Öyle ki herkes niyetine göre karşılık görür. )
Hz. Ümmü Seleme (R. A. ) diyor ki: Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’den yere batacak olan asker hakkında sordum. Bana şu cevabı verdi: «Allahʹın evine sığınan bir kişi, sığınıp güvene kavuşmak ister, derken üzerine bir bölük asker gönderirler. Onlar ıssız bir araziye ulaşınca, yer yarılır da hepsi batar. »
Bunun üzerine dedim ki: «Ya onların arasında istemiyerek bu işe katılanlar nasıl olacak? » Buyurdu ki: «Hepsi birden batar. Sonra da kıyâmet gününde herkes niyetine göre haşrolunur. » (Müslim/kader: 4, 5 - Tirmizî/ fiten: 4)
Bir adamın, «zâlim ancak kendine zarar verir», dediğini işiten Ebû Hüreyre (R. A. ) onun bu sözüne itiraz ederek dedi ki: «Hayır, vallahi.. Hübara kuşu kendi yuvasında iken zalimin zulmünden dolayı (avlanıp) ölür. » (Fethü’l-Kadîr/Şevkanî: 3/172)
HAYVANLARI KORUMA
Canlılara verilen hayvanî gıdalar ayrı bir anlam ve farklı bir tecelli arzetmektedir. Daha önce de belirttiğimiz gibi, dünya bütün nîmetleriyle insan için yaratılmıştır. Bu nîmetlerin içinde hem Cenâb-ı Hakkʹın yüksek kudretini ve üstünlüğünü yansıtan, hem de insanların dünyasını süsleyen ve faydalanmalarına ölçülü biçimde sunulan hayvanlar söz konusudur. O bakımdan hayvan neslinin tükendiği bir yer düşünün, orasının ne kadar ölgün ve neşesiz ve ne kadar verimsiz olduğunu anlamakta gecikmezsiniz.
Cenâb-ı Hak, hayvanların yararlarını belirtmek konusunda çok duyarlı ve anlamlı bir uyarıda bulunuyor: «Eğer Allah, insanları zulümlerinden dolayı (hemen) cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı.. »
Bir yoruma göre:
Bu güzel nîmeti onlardan çekip alırdı da onları zevksiz, anlamsız bir dünya ile başbaşa bırakırdı. O zaman ne dosdoğru beslenme imkânı kalır, ne de çalışıp kazanmanın zevki...
Nitekim bazı bölgelerde insanların bilgisizliği ve idarecilerin ilgisizlikleri yüzünden bu ağır cezayı kendi kendilerine vermekte acele ettiklerini görüyoruz; Dünyalarını süsleyen birçok hayvan neslini tüketmişlerdir. Ağaçsız, ormansız bir ülke ne kadar talihsizse, hayvansız bir ülke de öyle..
İlgili âyetin bir diğer yorumu da şöyledir:
Cenâb-ı Hak, insanları inkâr, günah, zulüm ve azgınlıklarından dolayı hemen cezalandırsaydı, indireceği azâp insan dahil bütün canlıları yok ederdi. Çünkü hayvanlar da insanlar için yaratılmışlardır. Yeryüzünde insan kalmayınca, hayvanların kalması anlamsız ve hikmetsiz olurdu. Allah daha iyisini bilir.
ALLAH, AZÂBI ÇABUKLAŞTIRMAZ
«Ne var ki, onları belli bir süreye kadar geciktirir. »
Eğer Allah yeryüzünde her suç işleyeni hemen cezalandırsaydı, her günah işleyeni veya zulüm ve azgınlıkta bulunanı kahretseydi, dünyada insan nesli tükenir ve dünyanın yaratılması hikmetsiz ve anlamsız kalırdı. Çünkü insan, yaratılışı gereği hem iyilik işlemeğe, hem de kötülükte bulunmağa eğilimlidir. Her insan hayat çizgisini bu iki karşıt amellerle süsleyip bazan gül, bazan diken yetiştirerek son noktasına ulaştırır. Peygamberler dışında diğer bütün insanların hayatı bu çerçeve içinde seyreder. Kiminin gülü çok, dikeni az olur. Kimilerin de eşit duruma gelir. Bazısının da dikeni çok, gülü az olur. İnkârcı zâlimlerin ise, diktikleri güller de dikene dönüşür. Âhirette onların gül sandığı amelleri dikenden farksız olur, Allah yanında hiçbir değer taşımaz.
İşte bütün bu sebep ve hikmetlerden dolayı, cezaların çoğu âhirete bırakılır. Aynı zamanda kötülerin, zalim azgınların neslinden iyi insanlar gelebilir. O nedenle de Cenâb-ı Hak, inkâr zulümle birleşip azgınlık doğrultusunda son kertesine gelmedikçe, azâbını indirmez.
HOŞLANMADIKLARI ŞEYLERİ ALLAHʹA NİSBET EDERLER
«Hoşlanmadıkları şeyleri Allahʹa ait kılarlar. Dilleri ise yalan söyler de en güzel şeyleri kendilerine nisbet ederler. »
İnsan karakteri böyledir. Hep gönlünün istediği olsun diye düşünür. Bu hususta başarıya erişirse, sebep ve sonucu kendi becerisine bağlar ve şımarıklık göstererek övünür. Başarısızlığa uğrayıp hoşlanmadığı durumlarla karşılaşırsa, onu Allahʹa nisbet eder, ya «kader böyle imiş benim elimden ne gelir? » der, ya da «Allah hep benimle mi uğraşıyor? » gibi yakışıksız, hattâ küfrü gerektiren sözler sarfeder.
Unutmamak gerekir ki, biz kendimize yardımcı olduğumuz; hayat kanunlarına uymasını bildiğimiz, ilâhî sünnetle uyum sağlamaya özendiğimiz takdirde Allah bizimle beraberdir, yardımını bizden esirgemez. Hayatımızı kendi mantığımıza göre değerlendirmeğe çalıştığımız, nelerin ruhumuzla uyum sağlayıp sağlamadığına dikkat etmediğimiz ve böylece sünnetullah ile ters düştüğümüz takdirde, Allah bize yardımcı olmaz.
Mekkeli putperestler, şüphesiz ki, bugünkü insanlardan çok daha bilgisiz ve kültürsüz kişilerdi. Hoşlanmadıkları şeyleri Allah’a nisbet etmekte bir sakınca görmezler, böylece çok çirkin yalan ve uydurmalara yer verirlerdi. Melekler Allah’ın kızlarıdır, diyerek Allah hakkında ciddi bir bilgilerinin bulunmadığını ortaya koymaktan çekinmezlerdi. Kız çocuklarını diri diri toprağa gömerlerken, onları meleklere ulaştırıp Allah’ın kızları sayarak, tiksinip sevmedikleri kız çocuklarını Allah’a yakıştırırlardı.
Günümüzün insanları çok daha değişiktirler. Kimi katı inkâr içinde yüzmekte ve topladığı malzemeyi Allah’ı inkâr doğrultusunda kullanmaktadırlar. Kimi, değerini ve bilimsel ölçüsünü kaybetmiş basit bir teorinin gölgesi altında insanoğluna menşe’ ararken, ilk atalarının maymun veya goril olduğunu iddia ederler. Kimileri de kız çocuklarını dinî ve millî terbiye dışında eğitip şehvetperestlerin ağlarına terkederler. Böylece onların bedenlerini değil, ruhlarını katlederler. Gün gelir de kızının elden çıktığını, her türlü ölçüyü geride bıraktığını görünce, bütün kusur ve kabahati Allahʹa izafe eder veya okul ve toplumu kötüler.
İşte dünyayı da, âhireti de kendi aleyhlerine cehenneme çevirenler, toplumu dejenere edip aile yuvalarının temellerine dinamit koyanlar bunlardır. İblîs, bunların işlediği her fenalığı, işledikleri her cinayeti süsleyip çekici kılmaktadır. Aslında İblîs, kendi görevini kusursuz yerine getirme gayreti içindedir. Nefsinin emri altına girip aklını nefsine uydu yapanlar ve akıllarıyla Allah’a imân arasında hiçbir bağ meydana getirmeyenler her zaman İblîs’e yardımcıdırlar. Artık bir kişinin dostu nefis ve İblîs olursa, gelin de öylesinden hayır ve fazîlet bekleyin!.
KUR’ÂN-I KERÎM’İN İNDİRİLMESİNİN BAZI SEBEPLERİ
«Biz kitabı (Kur’ân) sana ancak, onlara, hakkında ayrılığa düştükleri hususu açıklayasın ve onu imân eden bir millete doğru yolu gösterici, rahmet sunucu olsun diye indirdik. »
İlgili âyetle, Kur’ân’ın indirilmesinin bazı sebepleri ve hikmetleri üzerinde duruluyor. Böylece müʹminlerin bu kitap ile halkı irşada çalışırlarken nasıl bir metot uygulamaları öğretiliyor. Bunları şöyle sıralayabiliriz:
1- İnkârcı sapıkların, cahil müşriklerin, inatçı kitap ehlinin dinler ve özellikle İslâm dini ve İslâm peygamberi hakkında ayrılığa düştükleri konuları gerçek yönüyle ele alıp açıklamak ve belgeleri ortaya koymak suretiyle kafa ve kalpleri aydınlatmak,
2- Bilimsel açıdan hareket edip Kur’ân’da ilme ve ilim adamlarına ışık tutan âyetleri, ana fikirleri ve temel bilgileri ortaya koymak suretiyle okumuşları düşünmeğe sevketmek,
3- İmân etme şuurunda olanlara doğru yolu, en kolay yönleriyle göstermek, ruhlarının açlığını, içlerindeki boşluğu giderip dolduracak şekilde onlara bilgi vermek ve böylece kafalarında beliren soruları en uygun anlamda cevaplandırmak,
4- İlâhî rahmeti bütün genişliğiyle ve hikmetiyle Allahʹın kullarından esirgememek, korku yoluyla değil; sevgi ve rahmet yoluyla kalplere nüfuz etmek bu cümledendir.
Birinci madde; Kur’ân’ın inmesiyle daha önceki kitapların yürürlükten kaldırıldığına; Tevrat ve İncilʹde meydana gelen değişikliklerin tashîh edildiğine işârettir.
İkinci madde, Kurʹân’ı cahil ellere terketmenin, Oʹnu küçülteceğine, anlaşılmasını zorlaştıracağına ve ilimle İslâmiyet arasında bir uçurum meydana getirebileceğine telmihtir.
Üçüncü madde, imân edenlerin maddî ve mânevî açlıklarını gidermeğe, dünya ve âhiretlerini mutlu ve güvenli kılmaya yöneliktir.
Dördüncü madde, insanlara büyük ümit vermekte, Allah ile kulları arasındaki engelleri kaldırmakta ve böylece İlâhî rahmet güneşinin kusursuz anlamda insanların kalp ve kafalarına yöneldiğini hatırlatmaktadır.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, inkâr ve günah vadisinde bir ömür tüketen insanlara hemen ceza verilmediğinin sebep ve hikmeti açıklandı. Putperest müşriklerin Allah hakkında ciddi bir bilgileri olmadığı ve o yüzden çok yanlış suçlamalarda bulundukları hatırlatılarak, müʹminlerin bu konuda çok dikkatli olmalarına işâret edildi. Kurʹân’ın ihtilâfları çözecek kudrette indirildiğine dikkatler çekilerek onun hakemliğine başvurulması istendi.
Aşağıdaki âyetlerle, bilhassa inkârcıların ve şüphecilerin akıllarını harekete geçirmek için yağan yağmurun toprak ile bitkiler üzerindeki olumlu tesirleri anlatılıyor. Sonra da Allah’ın insanlardan yana kurduğu canlı fabrikalarda imal ettiği sütten ve yararından söz edilerek bu gıda maddesi üzerinde ciddiyetle durmamız ve Allah’ın yüksek sanatının izlerini görmemiz isteniliyor. Hurma ve üzümden elde edilen güzel rızıktan ve sarhoş edici içkiden söz ediliyor. Böylece bu konu üzerinde aklımızı iyice kullanmamız tavsiye ediliyor.