Al-i İmran Suresi 55-57. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اِذْ قَالَ اللّٰهُ يَاعِيسَىٰ اِنِّي مُتَوَفِّيكَ وَرَافِعُكَ اِلَيَّ وَمُطَهِّرُكَ مِنَ الَّذِينَ كَفَرُوا وَجَاعِلُ الَّذِينَ اتَّبَعُوكَ فَوْقَ الَّذِينَ كَفَرُوا اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ ثُمَّ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاَحْكُمُ بَيْنَكُمْ فِيمَا كُنْتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ فَاَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا فَاُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا شَدِيدًا فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِرِينَ وَاَمَّا الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُوَفِّيهِمْ اُجُورَهُمْ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِمِينَ

57.

Hani Allah şöyle buyurmuştu: "Ey İsa! Şüphesiz, senin hayatına ben son vereceğim. Seni kendime yükselteceğim. Seni inkar edenlerden kurtararak temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar küfre sapanların üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz yalnızca banadır. Ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim."

Diyanet İşleri

56.

"İnkar edenlere gelince, onlara dünyada da, ahirette de şiddetli bir şekilde azab edeceğim. Onların hiç yardımcıları da olmayacaktır."

57.

"İman edip salih ameller işleyenlere gelince, Allah onların mükafatlarını tastamam verecektir. Allah, zalimleri sevmez."

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

55- O vakit Allah şöyle buyurdu: «Ey İsâ! herhalde seni eceline ye­tireceğim (vakti saati gelince ruhunu alacağım); seni kendime yükselte­ceğim ve seni inkârcılardan temizleyeceğim. Hem sana uyanları, kıyâme­te kadar o küfredenlerin üstünde tutacağım. Sonra da dönüşünüz bana­dır; ihtilâfa düştüğünüz hususlarda aranızda hükmedeceğim. »

56- İnkârcılara gelince, onları Dünya’da da, Ahiretʹte de şiddetli bir azâb ile azâblandıracağım, onların hiç yardımcıları da olmayacaktır.

57- İmân edip güzel ve yararlı amellerde bulunanlara gelince, (Rab­leri) onların mükâfatlarını noksansız verecektir. Allah haksızlıkta bulu­nanları sevmez.

İLGİLİ HADÎSLER

İsâ Peygamberin kıyâmete yakın gökten inip putları kıracağı, haç’ı parçalayacağı, domuzu ve Deccalʹı öldüreceği, cizyeyi kaldıracağı ve o devirde mal ve servetin çoğalacağı, zekât verilecek fakirler bulunmaya­cağı hakkında kırkın üstünde hadîs rivâyeti vardır; bunların çoğunun ri­cali sıhhatli kabul edilmiştir.

Bu hadîslerin gerek metinleri, gerekse birinci ve ikinci derecede bu­lunan râvileri biraraya getirildiğinde tevatür derecesini bulmaktadır. Ni­tekim İbn Hazm’ın dediği gibi, bir hadîsi, birbirine yakın lafız ve mânayla beş sahabe rivâyet etmişse, o mütevatır sayılır. Biz bunlardan sadece beş tanesini nakletmekle yetineceğiz:

1- «Canımı kudret elinde bulunduran Allahʹa andolsun ki, çok sür­mez Meryem’in oğlu (İsâ) âdil bir hakem olarak aranıza iner; haçı kırar, domuzu öldürür, cizyeyi kaldırır; mal çoğalıp taşar, o kadar ki kabul eden bulunmaz. (O devirde) bir secde hem dünyadan, hem dünyâdaki şeyler­den daha hayırlı olur. » (Buharî-Müslim-Tirmizî-İbn Mâce-İbn Ebî Şeybe - İbn Murdeveyh: Ebû Hüreyre (R. A. )den)

2. «Meryem oğlu aranıza inip imamınız da sizden olunca, nasıl olur­sunuz? » (Buharî-Müslim-Abdurrezzak-Ahmed bin Hanbel: Ebû Hüreyre (R. A. )den)

3. «Allahʹa andolsun ki, Meryem oğlu âdil bir hakem olarak inecek. Elbette haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizyeyi kaldıracak.. » (Ahmed bin Hanbel _ Müslim - İbn Hibbân: Ebû Hüreyre (R. A. )den)

4. «Deccal’ı öldürmeğe ancak Meryem oğlu İsâ musallat kılınmış (gö­revlendirilmiş)tir. » (Ebû Dâvud: Ebû Hüreyre (R. A. )den / Sahihtir)

5. «Deccal çıkacak, kırk... kalacak. (Râvî diyor ki: Bu kırk’ın gün mü, hafta mı, ay mı, yıl mı olduğunu bilemi­yorum.) Sonra Allah Meryem oğlu İsaʹ­yı gönderecek -o daha çok Mesʹud oğlu Urveʹye benzer- İsâ, Deccalʹın pe­şine düşüp onu yok edecek. Artık insanlar -iki kişi arasında bile hiçbir düşmanlık bulunmadığı halde- yedi yıl (huzur içinde) bekleyecek. Sonra Allah Şam tarafından soğuk bir rüzgar gönderip, kalbinde zerre ağırlığın­ca hayır ve imân bulunan herkesin ruhunu o rüzgar alacak.. » (Müslim - Nesâî - Hâkim: Şeyhayn’in şartı üzere sahihtir)

İSA PEYGAMBER HAYATTA MIDIR?

Sahih hadîslerin yorum yapılmaksızın dış görünüşünden, İsâ Peygam­berin kıyâmete yakın cismen ineceğini, bir yoruma göre Deccal denilen Komünizmi yok edeceğini anlıyoruz.

Ne var ki, ilim adamlarımız daha çok konumuzu oluşturan âyet ile yine aynı konuyla ilgili diğer âyetler üzerinde farklı yorumlarda bulun­muşlardır. Bütün bunları olumlu bir sonuca bağlayabilmemiz için önce sözü edilen yorum ve rivâyetleri aktarmamız gerekiyor:

«Seni eceline yetirece­ğim; seni kendime yükselteceğim... »

Cümlesiyle çevirisini yaptığımız «İNNÎ MÜTEVEFFİKE... » deyimi üze­rindeki yorumlar:

a) Katade, Dahhak ve Ferraʹa göre bunda bedii yönden bir öne-arkaya alınma (takdim-tehîr) vardır. Aslı: «Seni kendime yükseltip (sonra yeryü­züne inince) eceline yetireceğim» demektir. Çünkü iki cümle arasında (vav) harfi vardır, bu da mutlak cami’ içindir.

b) İbn Abbas ve Ali bin Ebî Talha’ya göre, «Senin ruhunu alacağım» demektir.

c) İbn Vehb’e göre, günün evvelinden üç saat Allah onun ruhunu alıp ölü bıraktı, sonra tekrar diriltti, anlamınadır. Bunun yedi gün olduğunu söyliyenler de olmuştur. Bu görüş daha çok İncilʹden alınmadır.

d) İbn Cerîrʹe göre, «Teveffi» kaldırmak anlamına gelir, canını almak değildir.

e) Diğer ilim adamlarımızın çoğuna göre: «Seni uyutup öylece ken­dime yükselteceğim» demektir. «Geceleyin si­zi uyutup ölü gibi yapan... » (En’âm sûresi âyet: 60) âyetinde olduğu gibi. Ayrıca: «Allah, ölüm anında canları alır. Ölmeyenin de uykuda canını alır. » (Zümer sûresi âyet: 42) meâlindeki âyet­te «Teveffî» kökünden gelen «Yeteveffâ» hem uyutmak, hem canı almak anlamında kullanılmıştır.

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz de uykuyu ölüm ile ifade etmiştir: «Bizi öldürdükten sonra tekrar dirilten Allahʹa hamdolsun. » Resûlüllâh Efendi­miz bu hamdı, sabahleyin uyandığında yapardı.

Kur’ân’da bu konu biraz daha açıklanarak şöyle buyuruluyor: «Oysa onlar İsâʹyı öldüremediler ve asamadılar; (öldürülen başkası idi), kendile­rine (İsâ gibi) benzetildi. » (Nisâ sûresi âyet: 157)

Bu âyetin son bölümünde ise bu hususa bir kez daha dokunularak: «İsaʹyı kesinlikle öldüremediler; bilâkis Allah onu kendi katına yükseltti. » buyrulmaktadır.

f) El-Hasenʹe göre, Allah onu uykuda kendine yükseltti.

Nitekim Resûlüllâh (A. S. ) Yahudilere: «İsâ ölmedi, o herhalde kıyâmetten önce size dönecektir» buyurmuştur. (İbn Kesîr Tefsiri; ilgili âyet.)

g) İbn Cüreyc’e göre, «Seni tutup kendime yükselteceğim» demektir.

İmam Kurtubî bütün bu yorumları dikkate aldıktan sonra diyor ki: «Sahih olan şudur ki, Allah İsâʹyı öldürmeden kendine yükseltmiştir. Ta­berî de bu mânayı uygun bulmuştur. İbn Abbas (R. A. )den de bu anlamda sahih bir rivâyet nakledilmiştir. »

Nitekim Kur’ânʹda İsâ’nın -bir yoruma göre- kıyâmetin alâmeti oldu­ğuna işâret vardır: «Şüphesiz O (İsâ veya Kur’ân), Kıyâmetʹin kopuş saati için bir bilgidir. » (Zuhruf sûresi âyet: 61)

Müfessir Keşşafa göre, «Seni koruyarak hakkında yazdığım ecele kadar bekleteceğim ve sonra eceline yetireceğim» demektir.

Bütün bu yorumları dikkate alıp ilgili hadisleri de âyetleri açıklar öl­çü ve anlamda sıraladığımızda, Hz. İsâʹnın ruhu alınmadan Allah katında­ki özel makama yükseltildiğini söyleyebiliriz. Çünkü kıyâmete yakın ine­ceği tevatür derecesine ulaştığına bakılırsa ve çoğu hadîslerin de sahih olduğu kesinlik kazandığına göre bu, yeniden dirilip gelmek, değildir. Çün­kü yeniden dirilmek ancak kıyâmette gerçekleşecektir. İsâ Peygamber öl­meden yükseltilmiştir. Yeryüzüne inip son görevini yaptıktan sonra ece­liyle ölecektir.

Bu sonucu verirken şunu da unutmamak gerekir: İsâ Peygamberin ruhî yapısı çok güçlü idi. Cibrîl’in ruhanî nefhasıyla vücud bulmuştur. O bakımdan kendine has bir özelliği vardır. Nasıl Resûlüllâh (A. S. ) Efendi­mizin Mi’rac Gecesi biyolojik yapısı ruhî yapısına dönüşerek bir bakıma tamamen ruhlaşıp öylece yükseldiyse, İsâ Peygamberin de durumu böyle olmuştur.

Günümüzde gelişen pozitif ilim bize bu konuda bazı ipuçları vermek­te, hiç değilse, az bir benzerlik getirmekle bizi gerçeğe biraz daha yak­laştırmaktadır:

Madde enerjiye dönüşmektedir. Örneğin atom patlamalarında mad­denin çok küçük bir zerresi çok büyük bir enerji kaynağı haline gelebil­mekte ve böylece madde tamamen enerjiye dönüşmektedir. Fakat enerji hiçbir zaman yok edilemez, özelliktedir. Bedenle ruh arasındaki ilgi ve dö­nüşmeyi buna bir bakıma benzetebiliriz: Ruhî yapısı çok güçlü olup ruhu faal durumda olan Peygamberlerde fizik ve kimya bilimlerinin henüz çö­zemediği bir ölçü ve anlamda biyolojik yapı ruha dönüşmekte ve böylece bir süre ruhlaşmaktadır. Diyebiliriz ki İsâ Peygamberin durumu bu mâna­da bir değişime uğrayarak göklere yükseltilmiştir.

Bence bu konuda taassuba gerek yoktur. Hazreti Muhammed (A. S. ) Efendimiz en son peygamberdir. O’ndan sonra elbetteki peygamber gelmiyecektir. İsâ Peygamberin yeryüzüne inmesi, Onun şeriatını bir kez da­ha tasdik etmesine ve Yahudilerle Hıristiyanlara çok yanlış bir yolda bu­lunduklarını isbat ederek Hazreti Muhammedʹe uymaktan başka yol bu­lunmadığını göstermesine yöneliktir.

Nitekim Hadîsin açık anlatımından şunu anlıyoruz:

İsâ Peygamber yeryüzüne inince, kendisine imam olması teklîf edi­lecek, fakat o, ümmet-i Muhammed’den bir zatın imam olmasının gerek­tiğini hatırlatacak ve böylece kendini Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizin üm­metinden bir fert olarak gösterecektir.

Hem «Teveffî»nin sözlük manası, bir şeyi noksansız tutup almaktır. İsâ’nın tamamı, biyolojik yapısıyla ruhî yapısının bir arada olmasıdır. Aksi halde «seni kendime yükselteceğim»in anlamı nasıl bir özellik taşır? Her peygamber bu iltifata erişmemiş midir? Neden Kurʹânʹda sadece İsâ ile İdris’in yükseltildikleri sözkonusu edilmiştir?

Bu konuda, en doğru İncil kabul edilen Bernaba’da şu cümleleri gör­mekteyiz:

«İsrâil askerleri Yahuda ile birlikte İsâ Peygamberin bulunduğu eve yaklaştıklarında, İsâ Peygamber kalabalık bir topluluğun geldiğini duyun­ca endişelendi ve eve doğru yürüdü. 11 arkadaşı uyuyordu. Bu sırada teh­like tam yaklaşınca Allah melek Cibrilʹe, Mihaîlʹe, Rıfaîl’e ve Ezrîlʹe (Bunlardan dört büyük melek: Cebrâil, Mikâil, İsrafil ve Azrâil kasdedilmektedir.), İsâ’yı bu âlemden tutup almalarını emretti. Bu tertemiz melekler aldıkları emir üzerine gelip İsâʹyı güneye doğru açık bulunan pencereden çıkarıp üçüncü semaya yükselttiler. Orada Allah’a ebediyete kadar tesbîh eden meleklerin arkadaşlığına terkettiler. Yahuda kin ve öfkeyle İsâ’nın çıkıp ayrıldığı eve girdi. Şagirtlerin hepsi de uyuyordu. Allah tam o sırada ola­ğanüstü bir durum meydana getirdi, Yahuda hem konuşma, hem sima yönünden İsâ’nın şekline dönüştü. O kadar ki biz onu İsâ olarak gördük. Yahuda ise biz uyandıktan sonra Üstadı arıyordu. Biz hayretler içinde kal­dık ve «Üstad sensin, bizi unuttun mu? » dedik. » (Muhadarat Fi’n-Nasraniyye / Muhammed Ebû Zehrâ).

Büyük Müfessir Fahrüddîn Râzî, ilgili âyetin tefsirinde «müteveffi» deyimi üzerinde durarak diyor ki:

«Bu deyim üzerinde daha çok iki yol izlenmiştir: Biri, âyeti olduğu gibi dış görünüşüyle ele alıp ileriye-geriye almaksızın (takdîm-teʹhîr yap­maksızın) mânalandırmak; diğeri ise, ileriye-geriye alıp cümlelerin yerini değiştirerek mâna çıkarmak.

Birinci yolu seçenlere göre, «Seni teveffi edeceğim», yani ömrünü tamamlıyacağım ve sonra ruhunu alacağım. Seni öldürmelerine imkân ver­miyeceğim, ama seni semâya yükseltip meleklerime yaklaştıracağım, Ya­hudilerin öldürmesinden böylece koruyacağım. »

Bu, güzel bir yorumdur.

İkinci yolu seçenlere göre, «Seni ben öldüreceğim, yani ruhunu ben alacağım. » Bu, İbn Abbas (R. A. ) ile Muhammed bin İshakʹdan rivâyet edilmiştir. Bu yorumdan maksat İsâ Peygamberin Yahudilerden olan düş­manları onu öldürme imkânına erişemiyeceklerdir. Belki Allah ikrâmda bulunup onu göğe yükseltecektir.

Bu yorum da üç mâna taşımaktadır:

1. Üç saat ölü kalıp sonra dirilerek göğe yükseltilmiştir.

2. Yedi saat ölü kalıp sonra Allah katına yükselmiştir.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, bu mâna daha çok İncilʹden alınmadır.

3. Allah İsâ Peygamberi göğe yükseltirken canını almıştır. Teveffi’nin anlamı budur. Sonra tekrar dirilip yeryüzüne inecektir.

Bu konuda diğer bir yorumda da Ebûbekir El-Vasıtî bulunmuştur. Şöy­leki: «Seni teveffi edeceğim» yani şehvetlerden ve nefsanî zevklerden çe­kip uzaklaştıracağım ve öylece kendime yükselteceğim. Çünkü Allah’tan başkasını terkedip Allah’ta fenâ olmadıkça Ma’rifetullah makamına erişilemez. Böylece İsâ Peygamber göğe yükselince, durumu, meleklerin durumu gibi oldu. Yani melekleşti. » (Mefatlhü’l-gayb /Fahrüddîn Râzi- 2/689. Bulak:?)

Görülüyor ki, Fahrüddîn Râzi, «ömrünü tamamlıyacağım, sonra ru­hunu alacağım» yorumuna değinirken, «Bu, güzel bir yorumdur» diyerek İsâʹnın diri halde göğe yükseldiğini ve kıyâmete yakın yeryüzüne indikten sonra kalan ömrünü tamamlayıp öylece öleceğini benimsemiştir.

Ebûbekir El-Vasıtî de İsâ Peygamberin biyolojik yapısının ruhî yapı­sına dönüştürüldükten sonra göğe yükseltildiğini anlatmak istemiş ve böy­lece hem keşif yolunu, hem ilmî araştırmasını bütünleştirmiştir.

Yine Fahrüddîn Râzî bu konuda iki ayrı yoruma daha yer vermiştir:

a) «Teveffî» bir şeyi olduğu gibi noksansız biçimde tutup almaktır. Allah ileride bazı kişilerin aklına, İsâʹnın yalnız ruhuyla yükseldiği hususu geleceğini bildiği için bu kelimeyi kullanarak, İsâʹyı her iki yapısıyla bir­likte yükselttiğini anlatmayı murad etmiştir.

b) «Seni ölü gibi kılacağım, » demektir. Çünkü göğe yükselip dünya­dan ilgisi kesilince bir çeşit ölü durumuna girmiş sayılır. Fakat aslında di­ridir. Bir şeyin ismini, kendisine çoğu sıfat ve özelliklerinde benzeyen şey üzerine ıtlak etmek, câizdir.

Bu Konuda Ünlü Akaidci Şeyh Muhammed bin Ahmed Es-Sefarînî Diyor ki:

«Kıyâmetin üç büyük alâmetinden biri, İsâ Peygamberin gökten in­mesidir. Bu, Kitap, Sünnet ve İcma’ ile sabit olmuştur. »

Kitap :

«Hem sana uyan­ları, kıyâmete kadar o küfredenlerin üstünde tutacağım. » (Âl-i İmrân: 55).

«Kitap Ehliʹnden hiç kimse yok ki, ölmeden önce O’na (İsâ’ya) imân edecek olmasın. » (Nisâ: 159).

Bu âyetler, Kitap Ehlinin İsâ Peygamber ölmeden ona inanacaklarını haber vermektedir. Bu da ancak kıyâmete yakın İsâʹnın gökten inmesin­den sonra gerçekleşecektir. Öyleki: Kitap Ehli tek bir inanç ve tek bir mil­let, İbrâhim Peygamberin Hanîf-Müslim olan milleti üzerine birleşip bütün­leşecektir.

Biz bu âyeti delil getirirken «Kable mevtihi»deki zamirin Yahuda’ya (Yahudilere) râci’ olduğunu gösterebiliriz. Nitekim Hz. Ubeyy (R. A. )in KABLE MEVTİHİM biçimindeki rivâyeti bunu kuvvetlendirmektedir.

Sünnet:

Sahihayn (Buharî-Müslim)de ve diğer kaynak hadîs kitaplarında Ebû Hüreyre (R. A. )den yapılan şu rivâyetler, sünneti yansıtmaktadır:

«Canımı kudret elinde bulunduran Allah’a andolsun ki, çok sürmez Meryem oğlu âdil bir hakem olarak aranıza iner; haçı kırar, domuzu öl­dürür, cizyeyi kaldırır. » (Sahîh-i Buharî: Ebû Hüreyre (R. A. )den)

Müslim’de buna benzer bir rivâyetten sonra diğer bir rivâyet şöyle naklediliyor:

«Ümmetimden kuvvetli bir cemaat hak uğrunda üstünlük sağlıyarak hiç durmadan kıyâmete kadar savaşacak (çetin mücadeleler verecek)tir. Ve sonra Meryem oğlu İsâ inecek. Ümmetimden söz sâhibi durumunda olan kişi ona: «Gel, imam ol bize! » diyecek. O da: «Hayır, sizler birbirinize kar­şı söz sâhibisiniz ki bu Allahʹın bu ümmete olan ikrâmıdır» diyecek. (Sahih-i Müslim: Câbir bin Abdullah (R. A. )dan)

İ c m âʹ:

«Ümmetin ileri gelen söz sâhibi ilim adamları İsâ Peygamberin kıyâ­mete yakın bir zamanda ineceği hakkında icmâ’ etmiş, şeriat ehlinden hiç kimse buna muhalefette bulunmamıştır. Ancak felsefecilerle inkârcı sa­pıklar bunu inkâr etmişlerdir. » (Levâmiu’l-Behiyye / Es-Sefarînî: C. 2, S. 94 -?)

İsâ Peygamberin öldüğünü, sadece ruhuyla yükseldiğini iddia edenle­rin delil ve görüşlerine gelince, onları birkaç madde halinde özetlememiz­de yarar vardır:

a) Âyetin zahiri (dış görünüşü)nden İsâ’nın âdete uygun anlamda öl­düğü anlaşılıyor. Yükselme sadece ruh ile olmuştur. Burada, şahsa hitab edilirken ruhunun kasdedilmesinde bir gariplik yoktur. Çünkü ruh, insa­nın hakikatidir. Beden ise eğreti bir elbise gibidir; azalır, çoğalır, eskir ve yok olur. Ama ruh böyle değildir. O halde insan denilince ilk hatıra gelen onun fizyonomisi, taşıdığı biçim ve renkse de, aslında onun ruhu kasde­dilir.

b) Kıyâmete yakın İsâ Peygamberin ineceği hakkındaki hadîsler a h a d yoluyla nakledilmiştir. Yani hadîsler haber-i vâhid ile rivâyet edil­miştir. İsâ’nın inmesi ise itikadî bir meseledir ki Kur’ân’dan kesin delil, ya da hadîsten mütevatır bir ölçü ister. Her iki kaynakta da bu konuda kesin bir delil mevcut değildir.

c) İsâ’nın yeryüzüne inmesinden maksat, şahs-i mânevîsinin yaygın­laşması, peygamberliğinin halk üzerinde geniş teʹsir uyandırması olabilir.

d) Kıyâmete yakın Hıristiyan âlemiyle İslâm âleminin, Deccal (Ko­münizmle karşı birleşmesi olabilir. İsâ’nın inmesi hem buna, hem de Hı­ristiyanların Kur’ân’a kapı açmaları anlamına gelir.

Bütün bu iddia ve yorumlar, sağlam delilden, dinî ölçü ve maksaddan uzaktır. İneceğine ait sahih rivâyet mevcut olduğu halde inmiyeceği hak­kında ne sahih, ne de gayr-i sahih hiçbir rivâyet mevcut değildir.

Aynı iddiada bulunanlardan biri de Şeyh Bedrettin Semevânî’dir. Bu zat Varidat adlı eserinin İsâ bölümünde diyor ki:

«Hazret-i İsâ, ruhu ile diri, cesediyle ölüdür. Lâkin kendisi «Ruhullah» olduğu ve ondan dolayı ruhaniliği cismaniliğine galib bulunduğu ve ölüm ise ancak gövdeye taallûk eylediği için «İsâ ölmedi» dediler. Ve bu­nu «El-Hükmü liʹl-galibi» kaidesine dayandırdılar. Yoksa «İsâ ölmedi» sözü ile «İsâ cesediyle sağdır» demek istemediler. Zira ceset maddesinin ölmemesi ve diri kalması imkânsızdır. Sözlerime çok dikkat eyle.. »

«Sekizyüz senesinde bir Cuma gecesinde mâna âleminde yeşil elbi­seye bürünmüş iki adam gördüm. Bunlar İsâ’nın ölü cesedini iki elleriyle tutup bana gösteriyorlar ve o suretle, ölmüş bulunduğunu anlatmak isti­yorlardı. »

Bedrettin Semevenî’nin dikkat edildiğinde İsâ hakkındaki görüş ve düşünceleri tamamen dayanaksızdır. Kendisi galibe, Kurʹân’ın çok açık biçimde haber verdiği Uzeyr Peygamberin yüz yıl ölü hale getirildikten sonra diriltildiğini, Ashab-ı Kehfin üçyüz şu kadar yıl mağarada yarı ölü bir vaziyette bitkisel bir hayat yaşadıklarını bilmezlikten geliyor. İddiasına gördüğü bir rü’yayı delil gösteriyor. Halbuki rüya şeriatımızda hiçbir surette delil olamaz. Zaten kendisi Varidatʹta bedenlerin tekrar dirilece­ğini inkâr etmiştir.

Onun İsâ Peygamber hakkındaki görüşünü, sırf bir çeşni olsun diye naklettim. Yoksa İlmî ve dinî hiçbir değeri yoktur.

Son devrin ilim adamlarından Seyyid Sabık, El-akaidü’l-İslâmiyye ad­lı eserinde Mehdî ve Deccal bölümünde, İsâ Peygamberin kıyâmete yakın ineceğini, Mehdî ile birleşip Deccalʹi katledeceklerini açık bir anlatımla belirtmiştir.

Büyük Âlim Abdülvehhab eş-Şaʹrânî, Yevâkîtü’l-Cevâhir adlı eserinde diyor ki :

«Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizin kıyâmet alâmetleri olarak Mehdî ve Deccal’ın çıkması, İsâ Peygamberin yeryüzüne inmesi, Dabbe’nin yerden çıkması, güneşin batıdan doğması gibi haber verdiği hususların hepsi hak­tır. » (Yevakıtüʹl-Cevahir: C. 2, S. 287 - Mısır: 1306)

Müfessir Şevkanî bu konuyu özetlerken şöyle diyor:

«Sahîh olan şudur ki: Allah, İsâ Peygamberi, ruhunu almadan göğe yükseltmiştir. Nitekim müfessirlerin çoğu bu yorumu ve çıkarılan mânayı tercîha uygun görmüşlerdir. İbn Cerîr de bunu seçmiştir. » (Fethulkadîr / Şevkanî - Beyrut:?)

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Geçen âyetlerle İsâ Peygamberin dünyaya gelmesi bir mu’cize, fizikötesi bir kanuna bağlı olduğu gibi, Onun ruhu alınmadan göğe yükseltil­mesi de bir muʹcize niteliğinde bulunduğu anlatıldı. Böylece İlâhî sünne­tin beşer hayatıyla ilgili olanı sadece aklın ve ilmin tesbit ettiğinden ibâ­ret olmadığı, bunun ötesinde metafizikle ilgili daha nice kanunları bulun­duğu hatırlatıldı.

Aşağıdaki âyetlerle, önce hem bu olayların, hem fizik ve metafizikle ilgili kanunların Allahʹtan vahiy yoluyla almadan Peygamber Muhammed (A. S. ) tarafından bilinmesinin mümkün olmadığı, çünkü ilmin ışığının he­nüz ortalığı aydınlatmadığı ve okulun kurulmadığı bir çağda okur-yazar olmayan bir insanın böylesine ince ve derin, fakat sıhhatli ve ölçülü bilgi­lere sahip olmasının düşünülemiyeceği çok kesin hatlarıyla belirtiliyor.

Sonra i I k insanı yaratmada nasıl bizim henüz bilmediğimiz bir kud­ret ve kanun cari olmuşsa, bunu belgelemek için İsâ’nın yaratılması ör­nek gösterilerek aynı kudret ve kanunun bir kez daha tecelli ettiğine dik­katler çekiliyor.