Kasas Suresi 56. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اِنَّكَ لَا تَهْدِي مَنْ اَحْبَبْتَ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ

56.

Şüphesiz sen sevdiğin kimseyi doğru yola iletemezsin. Fakat Allah, dilediği kimseyi doğru yola eriştirir. O, doğru yola gelecekleri daha iyi bilir.

Diyanet İşleri

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

56- Ey Peygamber! doğrusu sen, sevdiğin kimseyi doğru yola eriştiremezsin; ama Allah dilediğini doğru yola eriştirir ve O, doğru yola eri­şecekleri daha iyi bilir.

İNİŞ SEBEBİ VE İLGİLİ HADÎSLER

Bazı Siyercilerin ve klasik tefsirlerin rivâyetlerinden bu âyetin Hz. Peygamberʹin (A. S. ) amcası Ebû Tâlib hakkında indiği anlaşılıyor. Nitekim Buharî ve Müslim’de sözü edilen âyetin Ebû Tâlib ile ilgili bulunduğu belir­tilmiştir.

Ebû Tâlib ölmek üzere idi. O sırada Peygamber (A. S. ) Efendimiz onu sormaya geldi. İçeride Hişâm oğlu Ebû Cehlʹin ve Umeyye oğlu Abdullahʹ­ın oturduğunu gördü. Bunun üzerine Peygamberimiz (A. S. ) amcasına yak­laştı ve şöyle telkînde bulundu: «Amcacığım, lâ ilâhe illallah. söyle ki ben bu kelimeyle senin lehine Allah yanında şehadette bulunup delil getirebi­leyim. » Peygamber’in (A. S. ) sözü henüz bitmişti ki Abdullah b. Ebî Umey­ye ile Ebû Cehl söze karıştılar ve Ebû Tâlibʹe şöyle telkinde bulundular: «Sen Abdülmuttalibʹin dininden yüz çevirir misin? »

Peygamberimiz (A. S. ) Efendimiz durmadan Kelime-i Tevhîdʹi ona arzetti ve tekrar, tekrar ziyaret edip gerekeni söyledi. Ne çare ki Ebû Tâlib’in son sözü şu oldu: «Ben Abdülmuttalibʹin dini üzereyim»..

Bunun üzerine Peygamber (A. S. ) Efendimiz çok üzüldü ve şöyle bu­yurdu:

«Allahʹa and olsun ki, menedilmediğim sürece senin için istiğfarda bu­lunacağım. »

O sebeple şu âyet indi: «Müşriklerin cehennemlik oldukları besbelli anlaşıldıktan sonra, hısım da olsalar, Peygamberin ve imân edenlerin onlar için istiğfar etmeleri uygun olmaz. » (Tevbe Sûresi: 113) Yine Ebû Tâlib’in durumuyla il­gili olarak yukarıda konumuzu oluşturan âyetin indiğini Buharî, Müslim ve Tirmizî tesbit etmişlerdir.

SÜNNETULLAH VE PEYGAMBER’İN ASIL GÖREVİ

«Ey Peygamber! doğrusu sen, sevdiğin kimseyi doğru yola eriştiremezsin; ama Allah dilediğini doğru yo­la eriştirir.. »

Âyet-i Kerîme bize iki önemli hususu öğretiyor: İnsanların doğru yolu bulabilmeleriyle ilgili Sünnetullahʹın tecellisinin anlam ve hikmetini ve bir de Hz. Muhammedʹin (A. S. ) görevinin doğru yolu göstermek; teblîğ ve irşatta bulunmak olduğunu..

Böylece Hz. Muhammed (A. S. )dan sonra Onun ümmetinden biri kalkar da «ben sizi doğru yola eriştiririm» veya «bana uyun ki son nefesinizde si­ze yetişirim de şeytanın telkîn ve fısıltısından kurtarırım» derse, ölçü ve yetkisini aşmış; Hz. Muhammed’e (A. S. ) verilmeyen yetkinin kendisine ve­rildiğini iddia etmiş olur. Bu da çok tehlikeli ve kişiyi İslâmiyetin dışına çı­karacak kadar muhataralıdır.

O bakımdan Kur’ân’ın yaklaşık yüz yerinde bu inceliğe dikkatler çekil­mekte ve peygamber ile din mürşitlerinin yetki sınırları belirlenmektedir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetle Peygamber (A. S. ) Efendimiz ile din mürşitlerinin yet­ki sınırı belirlendi ve Ebû Tâlibʹin, Peygamber (A. S. ) Efendimizi üzen du­rumuna işâret edildi.

Aşağıdaki âyetlerle, inanmak istedikleri halde yurtlarından çıkartılırlar endişesiyle imân etmiyenlerin durumu konu ediliyor. Refah içinde yüzen nice inkârcı azgınların yok edildiği hatırlatılarak imân nîmetinden daha üs­tün bir nîmetin söz konusu olamıyacağına işârette bulunuluyor ve ana yer­leşim merkezi olan kasabalara peygamber gönderilmedikçe Cenâb-ı Hakkʹ­ın o kasabaları küfür ve tuğyanları sebebiyle yok etmediğine dikkatler çe­kiliyor.