MEÂLİ:
56- Ey Peygamber! doğrusu sen, sevdiğin kimseyi doğru yola eriştiremezsin; ama Allah dilediğini doğru yola eriştirir ve O, doğru yola erişecekleri daha iyi bilir.
İNİŞ SEBEBİ VE İLGİLİ HADÎSLER
Bazı Siyercilerin ve klasik tefsirlerin rivâyetlerinden bu âyetin Hz. Peygamberʹin (A. S. ) amcası Ebû Tâlib hakkında indiği anlaşılıyor. Nitekim Buharî ve Müslim’de sözü edilen âyetin Ebû Tâlib ile ilgili bulunduğu belirtilmiştir.
Ebû Tâlib ölmek üzere idi. O sırada Peygamber (A. S. ) Efendimiz onu sormaya geldi. İçeride Hişâm oğlu Ebû Cehlʹin ve Umeyye oğlu Abdullahʹın oturduğunu gördü. Bunun üzerine Peygamberimiz (A. S. ) amcasına yaklaştı ve şöyle telkînde bulundu: «Amcacığım, lâ ilâhe illallah. söyle ki ben bu kelimeyle senin lehine Allah yanında şehadette bulunup delil getirebileyim. » Peygamber’in (A. S. ) sözü henüz bitmişti ki Abdullah b. Ebî Umeyye ile Ebû Cehl söze karıştılar ve Ebû Tâlibʹe şöyle telkinde bulundular: «Sen Abdülmuttalibʹin dininden yüz çevirir misin? »
Peygamberimiz (A. S. ) Efendimiz durmadan Kelime-i Tevhîdʹi ona arzetti ve tekrar, tekrar ziyaret edip gerekeni söyledi. Ne çare ki Ebû Tâlib’in son sözü şu oldu: «Ben Abdülmuttalibʹin dini üzereyim»..
Bunun üzerine Peygamber (A. S. ) Efendimiz çok üzüldü ve şöyle buyurdu:
«Allahʹa and olsun ki, menedilmediğim sürece senin için istiğfarda bulunacağım. »
O sebeple şu âyet indi: «Müşriklerin cehennemlik oldukları besbelli anlaşıldıktan sonra, hısım da olsalar, Peygamberin ve imân edenlerin onlar için istiğfar etmeleri uygun olmaz. » (Tevbe Sûresi: 113) Yine Ebû Tâlib’in durumuyla ilgili olarak yukarıda konumuzu oluşturan âyetin indiğini Buharî, Müslim ve Tirmizî tesbit etmişlerdir.
SÜNNETULLAH VE PEYGAMBER’İN ASIL GÖREVİ
«Ey Peygamber! doğrusu sen, sevdiğin kimseyi doğru yola eriştiremezsin; ama Allah dilediğini doğru yola eriştirir.. »
Âyet-i Kerîme bize iki önemli hususu öğretiyor: İnsanların doğru yolu bulabilmeleriyle ilgili Sünnetullahʹın tecellisinin anlam ve hikmetini ve bir de Hz. Muhammedʹin (A. S. ) görevinin doğru yolu göstermek; teblîğ ve irşatta bulunmak olduğunu..
Böylece Hz. Muhammed (A. S. )dan sonra Onun ümmetinden biri kalkar da «ben sizi doğru yola eriştiririm» veya «bana uyun ki son nefesinizde size yetişirim de şeytanın telkîn ve fısıltısından kurtarırım» derse, ölçü ve yetkisini aşmış; Hz. Muhammed’e (A. S. ) verilmeyen yetkinin kendisine verildiğini iddia etmiş olur. Bu da çok tehlikeli ve kişiyi İslâmiyetin dışına çıkaracak kadar muhataralıdır.
O bakımdan Kur’ân’ın yaklaşık yüz yerinde bu inceliğe dikkatler çekilmekte ve peygamber ile din mürşitlerinin yetki sınırları belirlenmektedir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetle Peygamber (A. S. ) Efendimiz ile din mürşitlerinin yetki sınırı belirlendi ve Ebû Tâlibʹin, Peygamber (A. S. ) Efendimizi üzen durumuna işâret edildi.
Aşağıdaki âyetlerle, inanmak istedikleri halde yurtlarından çıkartılırlar endişesiyle imân etmiyenlerin durumu konu ediliyor. Refah içinde yüzen nice inkârcı azgınların yok edildiği hatırlatılarak imân nîmetinden daha üstün bir nîmetin söz konusu olamıyacağına işârette bulunuluyor ve ana yerleşim merkezi olan kasabalara peygamber gönderilmedikçe Cenâb-ı Hakkʹın o kasabaları küfür ve tuğyanları sebebiyle yok etmediğine dikkatler çekiliyor.