Rum Suresi 51-54. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَلَئِنْ اَرْسَلْنَا رِيحًا فَرَاَوْهُ مُصْفَرًّا لَظَلُّوا مِنْ بَعْدِهِ يَكْفُرُونَ فَاِنَّكَ لَا تُسْمِعُ الْمَوْتٰى وَلَا تُسْمِعُ الصُّمَّ الدُّعَاءَ اِذَا وَلَّوْا مُدْبِرِينَ وَمَا اَنْتَ بِهَادِ الْعُمْيِ عَنْ ضَلَالَتِهِمْ اِنْ تُسْمِعُ اِلَّا مَنْ يُؤْمِنُ بِاٰيَاتِنَا فَهُمْ مُسْلِمُونَ اَللّٰهُ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ ضَعْفٍ ثُمَّ جَعَلَ مِنْ بَعْدِ ضَعْفٍ قُوَّةً ثُمَّ جَعَلَ مِنْ بَعْدِ قُوَّةٍ ضَعْفًا وَشَيْبَةً يَخْلُقُ مَا يَشَاءُ وَهُوَ الْعَلِيمُ الْقَدِيرُ

51.

Andolsun, eğer (ekinlerine zararlı) bir rüzgar göndersek de o ekini sararmış görseler, ardından mutlaka nankörlük etmeye başlarlar.

Diyanet İşleri

52.

Şüphesiz, sen ölülere işittiremezsin. Dönüp gittikleri zaman çağrıyı sağırlara da işittiremezsin.

53.

Sen, körleri sapkınlıklarından çıkarıp doğru yola iletemezsin. Sen, çağrını ancak ayetlerimize inanıp müslüman olan kimselere işittirebilirsin.

54.

Allah, sizi güçsüz olarak yaratan, sonra güçsüzlüğün ardından bir güç veren, sonra gücün ardından bir güçsüzlük ve yaşlılık verendir. O, dilediğini yaratır. O, hakkıyla bilendir, hakkıyla kudret sahibidir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

51- (Sıcak kavurucu) bir rüzgâr göndersek de (bitkileri) sararmış görseler, hemen arkasından nankörlüğe başlarlar.

52- Çünkü gerçekten sen ölülere işittiremezsin; arkasını çevirip gi­den sağırlara da dâveti duyuramazsın.

53- Ve sen, körleri sapıklıktan doğru yola çevirecek de değilsin. Sen ancak âyetlerimize inananlara duyurabilirsin ki onlar Müslümanlar (Hakkʹa dosdoğru teslîmiyet gösterenler)dir.

54- Allahʹtır ki, sizi oldukça güçsüz (bir madde)den yarattı. Güçsüz­lükten sonra güç verdi; sonra da güçlülüğün arkasından güçsüz kılıp saç aklığı meydana getirdi. O, dilediğini yaratır; O, bilendir, kudret sâhibidir.

NİMETİN ÇOKLUĞUNU VE DEVAMLILIĞINI GÖREMİYEN GÖZLER

«(Sıcak kavurucu) bir rüzgâr göndersek de (bitkileri) sararmış görseler, hemen arkasından nan­körlüğe başlarlar. »

İlâhî rahmetten akıp gelen ve çevremizde köpürüp duran sayısız nî­metler devam ederken onun şükrünü bir gün olsun düşünmeyen inkârcı maddeciler, şüpheci şaşkınlar; nîmetlerden biri veya birkaçı kesilince hem inkâr ve nankörlüklerini artırır, hem de azgınlıklarını hızlandırırlar. Geçmiş­teki bol ve kesintisiz taşıp köpüren nimetleri veren O Yüce Kudretʹe dil uza­tır da bütün kusur ve düzensizliği Ona yakıştırmaya çalışırlar.

Kur’ân-ı Kerîm bu nankörlen üç grupta toplayıp tanımlamaktadır:

1- Ölüler,

2- Sağırlar,

3- Körler..

Hakk’ın kurduğu kusursuz düzeni ve akla ışık tutan, malzeme veren ondaki belge ve delilleri idrâk etmeyip inkâr fırtınası içinde maddeyi esas ve amaç seçenlerin kalplen ölü, ruhları bitkin, vicdanları siliktir. Yüce Ya­ratan’ın varlığına, birliğine delâlet eden yüzlerce belgeyi tesadüfe bağla­maları, kalplerinin imân ve irfan dirliğini yitirdiğinin başlıca şâhididir. Rah­metten feyezan edip gelen nimetleri, şuursuz tabiata bağlayıp hepsini İlâ­hî düzen ve proğram dışında düşünmeleri ise, kalplerinin imân nurundan mahrum kalarak karanlığa boğulduğunun bir başka delilidir.

Hakkʹın rahmet sesine kulaklarını tıkayan; Peygamberin (A. S. ) teblîğ ve irşat sesinden, Kur’ân’ın İlâhî beyânından rahatsız olan materyalistler, putperestler ve şüphe içinde bocalayan münafıklara gelince: Bunların hep­si de gönül, akıl ve vicdan kulağı yönünden sağırdırlar.

Doğru yolu eğrisinden ayırt edemiyen; saplanıp kaldığı küfür ve nifak bataklığını göremiyen; mevcut her nîmetin İlâhî rahmetin birer eseri bu­lunduğunu fark edemiyen kalp, kafa ve vicdan gözü elbetteki kördür.

Bu durumda ne peygamber, ne de Onun yolunda yürüyen din mürşit­leri ve ilim adamları ölülere seslerini duyurabilirler; sağırlara işittiremezler; körleri de eğri yoldan alıp onlara doğru yolu kabul ettiremezler. Meğer ki Allah’ın o kulları hakkında hidâyet esintisi tecelli etmiş olsun..

Eşyada Hakk’ın damgasını, O’nun kudretinin izini gören mü’minlerin kalp ve kafaları Peygamber (A. S. ) Efendimiz’in teblîğ ve irşat sesine açık bulunmaktadır. Zira sağlam köklü imân ancak bu sesle hayat bulup geliş­me sağlayabilir.

İNSANIN BİYOLOJİK YÖNDEN GELİŞME DÖNEMLERİ

«Allahʹtır ki, sizi oldukça güçsüz (bir madde)den yarattı. Güçsüzlükten son­ra güç verdi; sonra da güçlülüğün ardından güçsüz kılıp saç aklığı meyda­na getirdi.. »

Cenâb-ı Hak, insanla ilgili hilkat kanununun tecelli ve gelişme saf­halarından üçüne değinerek bunun yön değiştirmeden nasıl sürüp gittiğini açıklamaktadır. Güçsüz sayılacak kadar önemsiz bir canlı olan spermanın ana rahmine intikalden sonraki gelişme safhalarından her birinin benzer­siz bir düzenleme ile vücut bulduğunu yine ilim gözüyle incelememizi ilhâm etmekte ve safha safha nasıl güçlenip bambaşka bir yaratık olarak orta­ya çıktığını dikkate almamızı, üzerinde iyice düşünmemizi istemektedir.

Sonra da yaşlanma dönemine parmak basılmakta, değişmiyen bir proğ­rama bağlı kalınarak, insanoğluna bir gün eski kuvvetini kaybedeceği hatır­latılmaktadır. Öyle değil mi? Cinsî kudret her geçen gün azalır ve bir gün kesilmeye yüz tutar. Organizma artık kendine benzer bir canlı meydana getirme özelliğini kaybeder. Böylece zihin kabiliyetlerinde yavaş yavaş ge­rileme başlar. Bazı kimselerde bu daha çok belirgin bir durum alır. Saf ok­sijen ve glikozla çalışan beyin bir yandan yeterli kan alamaz, diğer yandan hücre sayısında bir azalma kendini hissettirir. Bu çöküşü durdurmak müm­kün müdür? İlmî araştırma ve buluşlar insan ömrünü -yine İlâhî takdîr uya­rınca- biraz uzatabilmektedir; ama sözü edilen yaşlılık belirtilerini giderememekte ve insanı yürüdüğü bu yoldan geri çevirememektedir.

Cenâb-ı Hak, akıl ve imân sahiplerine seslendiği gibi, inkârcı sapıklara da seslenmekte ve insanın yaratıldığı günden beri hükmünü yürüten bu ka­nunları koyup proğramlayan O Yüce Yaratan’ın huzurunda eğilmeyi emret­mektedir. Eğer bu safha safha gelişme ve dönemler tesadüflerin eseri ol­saydı, çoktan başka tesadüflerle yön değiştirir ve değişik ölçü ve safha­larda kendini göstermeye başlardı. Böylece ne düzen, ne de denge ve is­tikrar kalırdı.

Ayetler arasinda bağlantı

Yukarıdaki âyetlerle, köpürüp gelen nîmetlere rağmen insanın nankör­lüğü üzerinde durularak, inkârcılar ve şüpheciler uyarıldı. İmânsızlığın kalp­leri kılıflayıp gözleri kör, kulakları sağır ettiğine dikkatler çekildi. Sonra da insanın biyolojik olarak gelişme safhaları konu edilerek Hakk’ın kudretinin tezahürlerini ilim gözüyle görmemiz istendi.

Aşağıdaki âyetlerle, âhiret âlemine nisbetle dünya hayatının bir saat­lik süre olduğu konu ediliyor. O bir saatlik dönemin ikinci hayata hazırlan­maya yeterli olduğuna işâretle, âhiret gününde kimsenin mazeret beyân etmesinin kendisine bir yarar sağlamıyacağı haber veriliyor. Arkasından in­sanın kalp ve kafasını aydınlatacak, yönlendirecek kadar bilgilerin Kur’ân’­da yer aldığı hatırlatılarakʹ her iki hayatı ancak bu kitap ile aydınlığa ka­vuşturmanın mümkün olacağı üzerinde duruluyor.