MEÂLİ:
50- Hani bir zamanlar meleklere, «Âdem’e secde edin» demiştik de onlar hemen secde etmişlerdi; ancak İblis değil; o cinlerden idi; Rabbinin buyruğunun dışına çıkmıştı. Böyle iken beni bırakıp da onu ve soyunu dostlar mı ediniyorsunuz?! Oysa onlar size düşmandırlar. Zâlimler için ne kötü bir değiştirme!
51- Ben onları ne göklerle yerin yaratılışına, ne de kendilerinin yaratılışına şâhit kılmadım (hazır bulundurmadım) ve ben saptıranları da (hiçbir zaman) yardımcı edinmedim.
52- O gün (Allah) «iddiâ edip durduğunuz ortaklarımı çağırın» buyuracak. Onlar da çağıracaklar ama kendilerine onlar cevap veremiyecekler; aralarına ateşten bir dere koyacağız.
53- Günahkâr suçlular Cehennemʹi görürler de ona düşeceklerini iyice anlarlar, ama bundan çevrilip kurtulacak bir yer bulamıyacaklar.
İLGİLİ HADÎSLER
«Melekler nurdan, İblis ise yalın ateşten; Âdem de size vasfedilen şeyden (yapışkan kara bir balçık)dan yaratılmıştır. » (Müslim/zühd: 60)
Osman b. Ebî Âs (R. A. ) anlatıyor
«Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹe dedim ki:
- Ya Resûlellah! doğrusu şeytan benim namazım ve kıraatim arasına girip beni şaşırtıyor.
Allah Resûlü (A. S. ) şöyle buyurdu:
- O şeytandır, ona Hanzeb denilir. Onun ara yere girdiğini hissettiğinde ondan Allahʹa sığın ve sol tarafına üç defa tükürür gibi yap.
Ben de öyle yaptım ve Allah onu benden uzaklaştırıp giderdi.. » (Müsned-İ Ahmed: 5/6)
Açıklama :
Hadîs senedi itibariyle zayıf görülmüş ve o bakımdan müctehit imamlar bunu kendilerine belirtilen konuda delil ve dayanak seçmemişlerdir.
«Şüphesiz ki İblis tahtını su üzerine kurar. Sonra da avanesini etrafa salar. Onlardan onun katında derece ve makamı en aşağı olanı, en büyük fitne çıkaranıdır. Onlardan biri gelip der ki: «Şöyle şöyle yaptım. » İblis ona: «Bir şey yapamamışsın» der. Bir diğeri gelip, «ben kadınla kocasının arasını bozup ayırıncaya kadar işimi bırakmadım, » der. İblis onu kendine yaklaştırır ve: «Evet sen... » diye iltifat eder. » (Müslim/münafikîn: 66, 67- Ahmed: 3/314, 332, 354, 366, 384)
«Doğrusu kâfir Cehennemʹi dört yüz yıllık mesafeden görünce ona düştüğünü sanır. » (Müsned-i Ahmed: 3/75)
İBLÎSʹİN SECDE ETMEMESİ
Kurʹân-ı Kerîm’de münasebet düştükçe meleklerin Âdem’e saygı secdesinde bulundukları, İblîsʹin ise, bu hususta İlâhî emre uymadığı on bir yerde açıklanır. Bu önemli konu bize şu iki hususu hatırlatmaktadır:
1- Her şey insan için, o da Allah’ı bilip Oʹna kullukta bulunmak için yaratılmıştır. Allah’ın hürmete lâyık yarattığı insanın fiziksel ve ruhsal yapıları, her yönüyle yaratanın varlığını, birliğini, kudretinin kemâlini isbat etmekte ve sadece O’nun hilkat damgasını taşımaktadır. Onun için insan mükerremdir ve öyle olunca da meleklerin ona saygı makamında, İlâhî sanatın muhteşem eseri önünde eğilmeleri emredilmiştir.
O halde insan kendi yerini, değerini ve saygınlığını bilmeli ve ölünceye kadar korumalıdır.
2- Kendinde hayvanî sıfatları taşıdığından birçok ihtiyaçlarla dünya pazarına gelen insanın hayatını iyice hareketlendirmesi; ardı-arkası kesilmeyen bir mücadeleye girmesi ve içindeki cevherin gerçek değerinin ortaya çıkması için dıştan nefsini harekete geçirecek, onu birtakım hevesler peşinde koşturacak bir fısıltı ve dürtü söz konusudur. İnsana ebedî düşmanlığını ilân eden İblîs bu iş için faaliyet halindedir. (Bilgi için bak: Bakara Sûresi: 34, A’raf Sûresi: 11, İsrâ Sûresi: 61, Tâ- Hâ Sûresi: 116, Hicir Sûresi: 33, Sad Sûresi: 75. âyetlerin tefsirine)
O halde varlığındaki sanatın yüceliğiyle asıl sanatkârı bulup bilen insan, her zaman saygınlığını, Kurʹân’ın deyimiyle mükerremliğini anlar ve korumaya çalışır. Böyle olunca da İblîsʹi dost edinmez.
İblîs ile dostluğun anlamına gelince, onu şöyle açıklayabiliriz: Nefsimize verdiği şüphe, vesvese sinyalleri doğrultusunda hareket edip ona uymamız, aramızda dostluk bağlarının kurulmasına sebep olur. Kan damarlarından içeri girmesine, kalbimize ve dimağımıza nüfuz edip bir takım olumsuz tesirler bırakmasına imkân vermiş sayılırız. Bunun aksine ondan kqçıp uzaklaşmamız, vesvesesinden Allah’a sığınmamız, onunla aramızdaki düşmanlığı kuvvetlendirir ve böylece İblîs’in üzerimizde ciddi bir sultası kalmaz.
ALLAHʹI BIRAKIP İBLÎSʹİ DOST EDİNMEK NE FENA!.
«Böyle iken beni bırakıp da onu ve soyunu dostlar mı ediniyorsunuz?! Oysa onlar size düşmandırlar. »
Şüphesiz İblîs de, Allahʹın, sözü edilen hikmetleri doğrultusunda yarattığı mahlûklardan biridir. Ne Allah’ın ortağıdır, ne de Oʹna denk ve benzer olabilir. İblîsʹi dost edinip peşine takılmak, hayat direksiyonunu onun eline vermek, insanın kendisinden çok aşağı bir mahlûkun buyruğu altına girmesi demektir. Oysa kendi azizliğini bilip Hakkʹa kul olmanın idraki içinde bulunan insan meleklerden bile üstündür.
Ne İblîs, ne de ilâhlaştırılan kahramanlar, ne de insan eliyle şekillendirilen putlar göklerin ve yerin yaratılışında hazır bulunmuşlar, ne de kendileri yaratılırken işin başında bulunmuşlardır. Gerçek bu olunca, onların Allah’ın yardımcıları ve ortakları olması düşünülemez.
EŞYAYI İLÂHLAŞTIRANLAR
Allahʹı bırakıp bazı varlıkları Allah’a ortak sayacak şekilde sevip ilâhlaştıranlar, her şeyden önce kendi azizliklerini ve Allah yanındaki şerefli yerlerini zedelemekte, varlık âleminde kendilerine ayrılan «mükerremlik makamı»ndan aşağı inmektedirler. Bu bir bakıma insanın önce kendi hılkatındaki hikmete ve sonra da kâinat düzenine ters düşmesi demektir.
Onun için Cenâb-ı Hak her şeyin ortaya döküleceği gün, bu şaşkınlara; «İddia ettiğiniz ortaklarınızı çağırın.. » buyuracak. Ne çare ki cevap veren bulunmayacak. Çünkü ortak koştukları şeylerin başları dertte, yardımcıları azaptadır. O bakımdan aralarına ateşten bir dere konulur. Zira onlar dünyada o yaratıkları kendileriyle Allah arasına bir engel olarak koymuşlardı.
İşte günahkâr suçluların o günkü hali!. Ne yar, ne yardımcı, ne kardeş, ne dost, ne de ilâhlaştırdıkları şeyler. Hiçbiri kendine mâlik değildir, her birinin kendine yetecek kadar derdi ve sıkıntısı vardır.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, Âdem Peygamber’e saygı ifade eden secde konusunda meleklerle İblîs arasındaki farklı duruma temas edildi. Böylece İblis’in Âdemʹe ve zürriyetine düşman olduğu hatırlatılarak, onun peşine takılmanın insanı dalâlete sürükleyeceğine işâret edildi. Allah’ı bırakıp İblîs ve benzeri bâtıl mahlûklara tapmanın insana yakışmadığına atıf yapılarak inkârcı nankörler için hazırlanan uhrevî azâba dikkatler çekildi.
Aşağıdaki âyetlerle, hakkı bâtıldan, doğruyu eğriden ayırt eden Kur’ânʹda insan için lüzumlu her şeyin açıklandığı konu edilerek, sadece aklın ve zekânın yeterli olmadığı, İlâhî beyâna mutlaka ihtiyaç bulunduğu belirtiliyor. Bunun aksine bir yol tutanlara, kendilerinden önceki inkârcı sapıkların akibeti hatırlatılıyor. Peygamberlerin hizmet verirlerken iki esastan ayrılmadıkları bildiriliyor. İnsanlara, dönüş yapıp doğru yolu seçerler diye son nefeslerine kadar mühlet verileceğine dikkatler çekilerek inkârlarını zulüm ve ahlâksızlıkla birleştirmedikleri takdirde hemen cezalandırılmıyacaklarına işâret ediliyor. Daldıkları gafletten uyanırlar diye bir defa daha yok edilen kavim ve milletlerin başlarına indirilen ilâhî azâbın sebebi üzerinde duruluyor.