MEÂLİ:
5- Gökleri ve yeri hak ile yaratmıştır. Geceyi gündüze doluyor, gündüzü de geceye doluyor. Güneş ve Ay’ı buyruk altına almıştır. Herbiri belirlenmiş bir vakte kadar hareketini sürdürmektedir. Haberiniz olsun ki, O, çok üstün, çok güçlü, çok bağışlayandır.
6- Sizi bir tek canlıdan yarattı, sonra ondan da eşini meydana getirdi. Sizin için davarlardan sekiz çift indirdi. Sizi analarınızın karınlarında üç ayrı karanlıklar içinde yaratılıştan yaratılışa sevkederek yaratır. İşte bu Allah, sizin Rabbiniz (yegane terbiye edip yetiştiriciniz)dir. Mülk O’nundur. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O halde nereye dönüyor, neye yüz çeviriyorsunuz?
ALLAH’IN VARLIĞINA VE BİRLİĞİNE DELÂLET EDEN YEDİ BELGE
1- Göklerle yerin hak üzere yaratılması,
2- Gece ile gündüzün birbirine dolanıp sarılması,
3- Güneş ile ayın İlâhî kanuna baş eğip belirlenmiş süreye kadar hareket halinde bulunması,
4- İnsanların bir tek can (Adem)den yaratılması,
5- Havva’nın Âdem’den yaratılması,
6- Etinden, sütünden, yününden ve derisinden istifade edilen dört çift davarın indirilmesi,
7- Ana rahminin üç önemli muhkem tabakadan oluşturulması..
Böylece Cenâb-ı Hak, inkârcıyı inkârından, münafıkı nifak ve şüphesinden, kararsızı tereddütlerinden kurtarmak için kendi varlığına ve birliğine delâlet eden yedi belgeyi beşer aklına seslenerek sergilemekte ve düşünce ufkumuzu genişleterek ilmî araştırma yapanlara bu konularda hareket noktası belirlemektedir. Şöyle ki:
GÖKLER VE YER HAK ÜZERE YARATILMIŞTIR
«Gökleri ve yeri hak ile yaratmıştır. »
Bu, göklerin ve yerin tam uyum ve denge üzere yaratıldığını; hiçbir sistem ve parçasında düzensizliğin ve dengesizliğin söz konusu olamıyacağını yansıtmaktadır.
Yeryüzünde insan hayatına yönelik bulunan orman, dağ, deniz, kaynak, toprak ve canlılara baktığımızda, bunların birbirini tamamladığı ve hayatımızın denge ve düzenini sağlamaya yardımcı olduğunu görürüz. Meselâ kömürü meydana getiren bitkiler, kömürün çökeldiği ve oluştuğu göl alanını sınırlayan ve çevreleyen dağlık yükseltilerde gelişir. Ayrıca dağlık alanların yükselmesi -tektonik (yerbilim) hareketler ile- beraberinde çöküntüleri de getirir. Yükselen dağların yanısıra çöken ova ve ara çukurlar mağmaya yaklaşır. Böylece bu havzalardaki yeraltı su sirkülasyonu mağmanın etkisiyle termal özellik kazanır.
Görüldüğü gibi, dağların bizatihi varlığı, beraberinde sayılmayacak kadar faydalar taşımaktadır. Biz sadece o faydalardan ikisini misal olarak vermiş bulunuyoruz. Denge unsuru olan diğer birimlerin de böylece her birinin insandan yana düzenli yararları vardır.
O bakımdan Cenâb-ı Hak, göklerin ve yerin hak ile yaratıldığını bildirirken, bunlarda yer alan her ünite üzerinde ciddi şekilde durmamızı öğütlemektedir.
GECENİN GÜNDÜZE DOLANMASI
«Geceyi gündüze doluyor, gündüzü de geceye doluyor.. »
Bu, dünyanın aynı anda iki ayrı hareket halinde bulunduğunu ve böylece gece ile gündüzün meydana geldiğini yansıtmakta ve «tekvîr» kavramıyla araştırıcılara ip ucu vermektedir. Zira bu kavram, bir şeyi başka bir şeye sarmak, dolamak, yuvarlak bir şekil meydana getirmek anlamında, yerkürenin yuvarlak olduğunu da ifade etmektedir.
Önce gecenin gündüzü sarıp örtmesi belirtilmekte, sonra da gündüzün geceyi sarıp örtmesi ona atfedilmektedir. Şüphesiz ki bu, dünyanın batıdan doğuya dönmesiyle akşamlayın gecenin gündüzü sarıp örttüğünü; sabahleyin de gündüzün geceyi sarıp örttüğünü belirtir mânada bilimsel araştırmaya malzeme olacak bir anlatım tarzıdır.
GÜNEŞʹLE AYʹIN BUYRUK ALTINA ALINMASI
«Güneş ve ay’ı buyruk altına almıştır. Herbiri belirlenmiş bir vakte kadar hareketini sürdürmektedir. Haberiniz olsun ki, O, çok üstün, çok güçlü, çok bağışlayandır. »
Güneş ile ayın baş eğmesi, buyruk altına alınması, bağlı bulundukları yerçekim ve merkezkaç kanunlarına göre kendilerine has yörüngelerini korumalarıyla yorumlanabilir. Ayrıca her birinin belirlenmiş süreye kadar hareketini sürdürmesi, her birinin kendi yörüngesinde belirlenmiş ölçü ve mesafede ve hızda seyrettiğine ve kıyâmete kadar bunun kusursuz şekilde devam edeceğine delil sayılır.
Beşinci âyetin son kısmını dikkatle incelediğimizde, karşımızda Allah’ın iki sıfatının yer aldığını görürüz: Azîz ve Gaffar.. Birinci sıfat, güneş ve ay’ı böylesine mükemmel ve faydalı düzeyde tutup belli kanunlara bağlayan Cenâb-ı Hakk’ın çok üstün, çok güçlü bulunduğunu; ikinci sıfat, bunca güzel nimetlere, insanların hayatını devam ettirmek için baş eğdiren Cenâb-ı Hakkʹın insanlardan yana çok bağışlayan olduğunu ifade etmektedir.
İNSAN CİNSİNİN BİR TEK CANDAN YARATILMASI
«Sizi bir tek candan yarattı.. »
İlk insan Âdem’in yapışkan balçıktan yaratıldığı; tek hücrenin çoğalmasıyla veya maymun ve benzeri bir canlının tekâmülüyle vücut bulmadığı kesindir. Nitekim son yıllarda Fransa Tabiat Tarihi Müzesi tarafından organize edilen bir seri oşinografik araştırma proğramı çerçevesinde Yeni Kaledonya Adası (Pasifik Okyanusunda bir Fransız sömürgesi) açıklarında yapılan çalışmalar sırasında «deniz zambağı» olarak da isimlendirilen ve kökleri özellikle çok eski devirlere dayanan bir Krinoid (Crinoide) faunası (Fauna, hayvan topluluğu demektir.) nın varlığı ortaya konulmuş bulunuyor. Krinoidler deniz kestaneleri ve deniz yıldızları gibi, Ekinoderm (Echinodermata)lerin (Bunlar derisi dikenli hayvanlardır.) bir koluna aittirler. Keşfedilen bu «Yaşayan Fosiller» arasında 300 milyon yıldan beri kayıp olduğu, yani türünün tükenerek başka bir türe geçiş yapmış olduğu sanılan bir krinoid alt-sınıfının bugünkü tek temsilcisi de bulunuyor. (La Recherche /Nisan 1987, sayı 187, sayfa: 491)
Bu, zaman içerisinde türden türe evrimsel geçiş olduğunu ve eski türlerin ortadan kalktığını iddia eden, fakat bunu isbatlayabilecek hiçbir geçiş aşaması fosilini getiremiyen evrim teorisyenlerinin «bilim» etiketli ideolojilerine vurulan yeni bir darbe oluyor.
HAVVAʹNIN ÂDEMʹDEN (A. S. ) MEYDANA GETİRİLMESİ
«Sonra ondan da eşini meydana getirdi. »
Havvâ anamızın, yani ilk kadının balçıktan değil, Âdem’in kaburgasından, yine fizikötesi «kün emri»yle vücut bulduğunu ve Âdem’e zevce kılındığını ilgili âyet ve sahîh hadîslerden öğrenmekteyiz. Böylece ilk erkek ve kadının birleşmesiyle bizim bildiğimiz üreme kanunu işler duruma getirilmiş ve nesil çoğalmaya başlamıştır.
Fütuhat-i Mekkiye müellifi Muhyiddîn Arabîʹnin de belirttiği gibi, Cenâb-ı Hak her canlı tür hakkında bir defa tecellide bulunmuştur. Aynı tür için ikinci bir tecelli söz konusu değildir. O bakımdan Havvâ anamızı böyle bir tecelliyle değil, Âdem’in kaburgasından meydana getirmek suretiyle yaratmıştır.
Bu da her yönüyle türden türe geçiş olmadığını belgelemekte ve araştırıcılar için hareket noktası belirlemektedir.
DÖRT ÇİFT HAYVANIN İNSANIN YARARINA VERİLMESİ
«Sizin için davarlardan sekiz çift indirdi. »
Sekiz çiftten maksat, dişili erkekli dört ayrı cinsin yaratılmasıdır. Her erkeğin yanında bir dişinin ve her dişinin yanında bir erkeğin söz konusu olduğu belirtilmekte ve bununla erkekle dişinin birbirini tamamladığına işârette bulunulmaktadır.
Ayrıca âyetin açık anlatımından şu hususu anlıyoruz: Deve, koyun, keçi ve sığır evcil olmaya çok yatkın bir uysallıkta ve karakterde yaratılmış; aynı zamanda bunların çeşitli ürünlerinden yararlanma imkânları çok elverişli ölçüde vücuda getirilmiştir.
Hemen belirtelim ki: Hiçbir sun’î iplik yünün yerini tutmamakta ve onun sağladığı faydayı sağlamamaktadır. Ayrıca sözü edilen davarlardan elde edilen süt de öyle..
ANA RAHMİNİN ÜÇ ÖNEMLİ TABAKADAN OLUŞMASI
«Sizi analarınızın karnında üç ayrı karanlıklar içinde yaratılıştan yaratılışa sevkederek yaratır. » Cenâb-ı Hak bu âyetle ana rahminin üç ayrı tabakadan oluştuğunu haber vererek anatomik bir konuya dikkatleri çekmekte ve bilimsel araştırma yapanlara ip ucu vermektedir.
Döl yatağının ilk bakışta tek tabaka halinde olduğu sanılırsa da, anatomik yönden incelendiğinde üç ayrı muhkem tabakadan oluştuğu görülür. Şöyle ki:
1- Kaslı bölüm,
2- Dış aminyon zarı,
3- Koruyucu zar, koryon zar ve aminyon sıvısı..
Kur’ân-ı Kerîm böylece hem her âyetiyle ve hükmüyle İlâhî olduğunu, hem de her çağda gelişen ilme ışık tuttuğunu isbatlamaktadır. On dört asır önce astronomi ve anatomi ile ilgili verdiği ana fikirler, temel bilgiler, yirminci asırda gelişen ilmî tesbitlere ters düşmemekte ve ancak tasdîk edilmektedir.
O halde gerçek bu olunca, ilim adamları gerçekçi olup Kur’ânʹı bilimsel bir gözle okudukları takdirde onun Allah tarafından indirildiğini anlamakta gecikmezler. Yeter ki insaf ve imân doğrultusunda ilmî nazarla yönelmiş olsunlar.
«Yaratılıştan yaratılışa» sözüne gelince: Bu, döllenmiş yumurtanın kan pıhtısı, şekilsiz et parçası ve az şekillenme ve sonra da tam şekillenme dönemlerine işârettir. Böylece ana rahminde oluşup yavaş yavaş tekâmül eden dölütün çeşitli safhalarına değinilerek konu üzerinde araştırma yapanlara ana fikir veriliyor.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, Allah’ın varlığına, birliğine ve kudretinin sınırsızlığına delâlet eden, aynı zamanda akla ışık tutup malzeme olan yedi kadar belge sıralandı.
Aşağıdaki âyetlerle, Allah’ın mutlak ganî olduğu, o bakımdan kimsenin imân ve ibâdetine muhtaç bulunmadığı belirtilerek, dosdoğru imân edenin kendi lehine, inkâr edenin de kendi aleyhine bir sonuç hazırladığı konu ediliyor ve ancak Cenâb-ı Hakk’ın rahmeti gereği olarak kullarının inkâra sapmasına rıza göstermediğine değinilerek aydınlatıcı bilgi veriliyor.