Yunus Suresi 5-6. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

هُوَ الَّذِي جَعَلَ الشَّمْسَ ضِيَاءً وَالْقَمَرَ نُورًا وَقَدَّرَهُ مَنَازِلَ لِتَعْلَمُوا عَدَدَ السِّنِينَ وَالْحِسَابَ مَا خَلَقَ اللّٰهُ ذٰلِكَ اِلَّا بِالْحَقِّ يُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ اِنَّ فِي اخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَمَا خَلَقَ اللّٰهُ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَّقُونَ

5.

O, güneşi bir ışık (kaynağı), ayı da (geceleyin) bir aydınlık (kaynağı) kılan, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona menziller takdir edendir. Allah, bunları (boş yere değil) ancak gerçek ile (hikmeti gereğince) yaratmıştır. O, ayetlerini, bilen bir topluma ayrı ayrı açıklamaktadır.

Diyanet İşleri

6.

Şüphesiz gece ve gündüzün ard arda değişmesinde, Allah'ın göklerde ve yeryüzünde yarattığı şeylerde, Allah'a karşı gelmekten sakınan bir toplum için pek çok deliller vardır.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

5- Güneşʹi ziya (ışık ve enerji), Ay’ı nûr (aydınlık) yapan ve yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için Ayʹa konaklar takdîr eden Oʹdur. Allah bunu ancak hak ile (katıksız, kusursuz, şaşmayan kanunla) yarattı. Bilip (anlayacak) bir millete âyetleri (böylece) bir bir açıklıyor.

6- Şüphesiz ki gece ile gündüzün birbirini izleyip değişmesinde ve Allah’ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde, O’ndan korkup kötülükler­den sakınan bir topluluk için âyetler-belgeler vardır.

GÜNEŞİ ZİYA, AY’I NUR KILMIŞTIR

«Güneşʹi ziya (ışık ve enerji), Ay’ı nûr (aydınlık) yapan... Oʹdur. »

İlgili âyetle Güneş ve Ay’ın önemli özelliklerinden biri belirtilerek bu konuda bilimsel araştırma yapanlara ön bilgi veriliyor.

Ziya, kelime olarak ateş ve benzeri parlak cisimlerden yayılan ışık ve enerjiye verilen bir isimdir. Nitekim Râğıb el-Asbahanî, Müfredatʹında «deviʹ» maddesinde bu tarif üzerinde durmuş ve gereken açıklamayı yap­mıştır. Kamus mütercimi Asım da bu kelimeyi açıklarken şöyle diyor: «Biz­zat olan aydınlığa ziya, bilfarz, yani sonradan ârız olanına nûr de­nir. »

Bu tarif ve delâletten, Güneşʹin ışık ve enerjisinin kendisinde mevcut olduğu, başka bir parlak cisimden ona gelmediği ve yansımadığı; Ayʹın nu­runun, yani aydınlığının ise, kendisinden değil, başka bir cisimden gelip ona yansıdığı anlaşılıyor.

Ay üzerinde yapılan bilimsel araştırmalar Kurʹânʹın bu açıklamasını kesinlikle tasdîk etmiş ve Ayʹın Güneşʹten ışık alıp yansıttığını şüphe ka­bul etmiyecek bir katiyetle ortaya koymuştur.

Güneşʹe gelince: Son birkaç yıl içinde yapılan ilmî araştırmalarla şu hususlar tesbit edilip belirtilmiştir: «Güneşʹte büyük yer çekimi basıncı al­tında, merkezdeki madde sıkışır ve orada sıcaklığı 15 milyon C (24 mil­yon F) çıkarır. Böyle büyük bir sıcaklık ve basınç altında atomlar parçala­ra bölünür, atomların dış kabukları koparak çekirdekten uzaklaşır. Çekir­dekler birbirlerine doğru saniyede binlerce mil hızla yaklaşır ve bazan da birbirine yapışır. Hidrojen çekirdekleri birbirine bağlanınca hidrojen çekir­değinden biraz daha büyük helyum çekirdekleri oluşur. Buna «hidro­jen füzyonu» denir. Herbir saniyede Güneşʹin merkezinde 650 milyon ton hidrojen, 645, 4 milyon ton helyuma dönüşmektedir. Bu süreç enerji mey­dana getirir. Herbir saniyede kaybolan 4. 6 milyon ton madde Güneşʹten etrafa yayılan enerjidir. Bunun çok küçük bir kısmı Dünya tarafından tu­tulur ve burada hayatı mümkün kılar. Bir saniyede çok büyük miktarda hid­rojen füzyona uğradığı halde Güneşʹte o kadar bol hidrojen vardır ki, yak­laşık beş milyar yıldır süregelen füzyondan sonra Güneşʹin hemen tama­mına yakını hâlâ hidrojendir. Belki de daha birçok milyar yıl füzyon sürüp gidecektir.

İşte Kurʹân’da ilgili âyetle birinci hayattan sonra ikinci hayatın başla­yacağı haber verilirken İlâhî kudretin yüceliğine ve yaratmadaki sınırsız gücüne delil olarak Güneş ve Ay getiriliyor. Güneş’in bitip tükenmeyen bir enerji kaynağı olması, bütünüyle İlâhî takdîrin bir tezahürüdür.

AY’A KONAKLAR TAKDİR EDİLMESİ

«Ve yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için Ay’a konaklar takdîr eden O’dur. »

Ay batıdan doğuya doğru Dünyaʹnın çevresinde döner. Öte yandan Ay’ın diğer yıldızlara göre durumu da sürekli olarak değişir. Bunun nede­ni de Ayʹın yer çevresindeki hareketidir. Ekliptiğe eğikliği 5° 8ʹ40ʺ olan elips biçiminde bir yörünge üzerinde dönerek diğer bir yıldıza göre, bu dö­nüşünü 27 gün, 7 saat, 43 dakika, 11, 5 saniyede tamamlar ve böylece di­ğer yıldızlara göre, yeniden aynı duruma gelmiş olur. Güneşʹin durumuna göre ise, bu dönüşünü 29 gün, 12 saat, 44 dakika, 2, 8 saniyede tamamlar.

Ayʹın yer çevresindeki daima doğuya doğru olan bu hareketi gökte yıldızlara göre her gün 13° 16ʹ 6ʺ gecikmesine, böylece her gün aşağı yu­karı 50 dakika daha geç doğup batmasına yol açar.

Ay’ın aydınlatması Güneş’e oranla 650. 000’de biri kadardır.

Ay bir de yılları ve hesabı sağlıklı ölçüde tesbit etmemize bir kıstas olarak takdîr edilmiştir. Kurʹân-ı Kerîm’de Ayʹın sözünü ettiğimiz hareket­leri ve her gün gökteki yıldızlara göre 50 dakika geç doğup ayrı bir gö­rünüm arzetmesi İlâhî sünnetin şaşmayan belgelerinden biri olarak vasıf­landırılıyor ve her şeyin kesin hesaplara göre düzenlendiğine işârette bu­lunularak insan aklına ışık tutuluyor; aynı zamanda Yüce Yaratanʹı insa­na hatırlatıp tanıtıyor. Zira bunca ince hesaplar, çekim kanunları ve mey­dana getirdiği düzeni tesadüflere bağlamak mümkün değildir.

ALLAH HAK İLE YARATTI

Hak kelimesi üzerinde sık sık durulmaktadır. Burada ise, Güneş ve Ayʹın hak ile yaratıldığı belirtiliyor ki, bundan şu manalar anlaşılmaktadır: Güneş ve Ay, kâinat planındaki yerlerine oturtulmuştur. Her ikisi de var­lıktaki mutlak denge ve düzenin cüzleri olarak bulunuyor. İnsanların ya­rarına yaratılan bu ikisi de şaşmayan kanunlara bağlanmıştır ve hayat şartlarıyla uyum halinde bir düzeye getirilmiş, her biri için ayrı bir yörünge takdîr edilmiştir.

İşte Kurʹânʹda bütün bu incelikler hak kelimesiyle anlatılmakta ve akıl sahiplerine seslenilmektedir: «Allah bunu ancak hak ile (katıksız, ku­sursuz, şaşmayan kanun ile) yarattı. Bilip (anlayacak) bir millete âyetleri (böylece) bir bir açıklar. »

GECE İLE GÜNDÜZÜN BİRBİRİNİ İZLEYİP DEĞİŞMESİ

«Şüphesiz ki gece ile gündüzün birbirini izle­yip değişmesinde… âyetler, belgeler vardır. »

Kur’ân bu âyetle Dünya’nın Güneşʹin çevresinde bir elips çizip dön­mekle kalmadığını, aynı zamanda kendi ekseni etrafında da dönerek gece ile gündüzün meydana gelmesini sağladığı ve bu birbirini izlemenin sürüp gittiğini açıklıyor.

Başta insan olmak üzere hayvanların ve bitkilerin yaşamlarını sürdüre­bilmeleri, gelişip çoğalabilmeleri için Dünya’nın bu iki ayrı hareketine mut­lak sûrette ihtiyaç bulunduğuna işâret edilerek Allahʹın değişmeyen sün­netiyle gece ile gündüzün belli hareket ve kesin hesaplarla oluştuğu bil­diriliyor ve bunlar Allah’ın varlığının ve sonsuz kudretinin belgeleri olarak gösteriliyor. Sonra da bu kudretin insanları yeniden diriltip ikinci hayata döndürmeye muktedir bulunduğu hatırlatılıyor.

Kur’ân insanla Allah arasındaki engelleri kaldırmak, duyguları yönlen­dirmek, düşüncelere berraklık kazandırmak ve akıllara ışık tutup insanla hakikatı yüzyüze getirmek için dört ayrı belge sıralıyor:

1- Güneş’in ışık ve enerji kaynağı olduğu, İlâhî kudretin dışında baş­ka bir kaynaktan enerji almadığı,

2- Ayʹın ışık kaynağı olmadığı, onu Güneş’ten alıp yansıttığı ve Dün­ya çevresinde onunla birlikte hareketini sürdürürken yörünge düzlemine göre 83° 30ʹ eğik bir eksen üzerinde döndüğü, dönüş süresinin yer etra­fında dolanma süresine tamamen eşit bulunduğu ve bu sürenin eşitliği ne­deniyle, Dünyaʹya da uzaklığının 363. 300 km. ile 405. 500 km. arasında de­ğişmesi sebebiyle hilâllerin meydana geldiği,

3- Gece ile gündüzün birbirini takip etmesinin, Dünya’nın kendi ek­seni etrafında ve Güneşʹin çevresinde dönmesiyle vücut bulduğu,

4- Göklerde ve yerde yaratılanların Allah yanında belli hesaplar ve belli kanunlarla varlıklarını ve hareketlerini sürdürmeleri, Allahʹın varlı­ğını isbat etmekte ve insan aklını harekete geçirip ona ön bilgi vermekte­dir.

Bütün bunların hak ile yaratıldığına baktığımızda, ilimle malûmat arasında bir uyumsuzluk ve farklılık olmadığını görürüz. Zira her düzen ve denge, her plân ve proğram mutlak sûrette bir düzenleyicinin, bir plan­layıcı ve proğramlayıcının varlığına delâlet eder.

Rağıp el-Asbahanî, Müfredat adlı eserinde hak tabirini açıklarken diyor ki: «Kök mana olarak mutabakat ve muvafakat demektir. Bir şeyi hikmetin gerektirdiği şekilde icat edene ve icat edilene de hak denil­miştir. Bu manayla Allahʹa HAK denildiği gibi, yarattığı şeye de hak denil­miştir. »

Şüphesiz ki, mevcut düzenin bir düzenleyicisi bulunduğunu İstidlâl edebilmek için daha çok üç şeye ihtiyaç vardır: Bilgiye dayalı sağlam imân, hakkı ve gerçeği arayıp bulmak için irfan ve Allahʹtan saygı ile korkmayı ilham eden takvâ.. Onun için 6. âyetin son cümlesinde, «Ondan korkup kö­tülüklerden sakınan bir millet için âyetler, belgeler vardır» denilmiştir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle Allah’ın varlığına, birliğine, sanatının benzersizli­ğine delâlet eden delil ve belgeler sıralandı. Güneş ve Ayʹla ilgili ana fi­kirler verildi. Sonra da bunlardan ancak Allahʹtan saygı ile korkup inkâr ve maddecilikten sakınan akıl sahiplerinin öğüt alacağı belirtildi.

Aşağıdaki âyetlerle, mevcut düzeni sapasağlam kuran ve mutlak den­ge sağlayıp kâinatı kusursuz bir plâna göre ayakta tutan Allahʹın, insan­ları öldürdükten sonra dirilteceği haber veriliyor. Bunca delil ve belgeye rağmen Âhiret’e inanmayıp dünya hayatına razı olan ve sadece onunla yetinenlerin kendilerine çok kötü bir gelecek hazırladıkları bildiriliyor. Bun­ların aksine akıl ve idrâkini, zekâ ve yeteneklerini gerçeği arayıp bulmak için kullanan ve öylece Allahʹa ve Âhiret gününe inanıp iyi, yararlı iş ve amellerde bulunanların göz ve gönül dolduracak bir gelecekleri, sonsuz mükâfatları olacağı müjdeleniyor. Bu bahtiyarların Cennetteki duâları, esenlik dilekleri ve sözlerinin sonu tesbîh, selâm ve hamd kapsamında olacağı ayrı bir lütuf olarak öğretiliyor.