Nahl Suresi 43-47. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ اِلَّا رِجَالًا نُوحِي اِلَيْهِمْ فَسْـَٔلُٓوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ وَاَنْزَلْنَٓا اِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ اِلَيْهِمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ اَفَاَمِنَ الَّذِينَ مَكَرُوا السَّيِّـَٔاتِ اَنْ يَخْسِفَ اللّٰهُ بِهِمُ الْاَرْضَ اَوْ يَأْتِيَهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ اَوْ يَأْخُذَهُمْ فِي تَقَلُّبِهِمْ فَمَا هُمْ بِمُعْجِزِينَ اَوْ يَأْخُذَهُمْ عَلٰى تَخَوُّفٍ فَاِنَّ رَبَّكُمْ لَرَؤُ۫فٌ رَحِيمٌ

46.

Senden önce de ancak, kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.

Diyanet İşleri

44.

(O peygamberleri) apaçık belgeler ve kitaplarla gönderdik. İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman ve onların da (üzerinde) düşünmeleri için sana bu Kur'an'ı indirdik.

45.

Kötü işler yapmak için tuzak kuranlar, Allah'ın kendilerini yere geçirmesinden veya (ansızın) bilemeyecekleri bir yerden kendilerine azap gelmesinden emin mi oldular?

46.

Yahut onlar dönüp dolaşırken Allah'ın kendilerini yakalayıvermesinden emin mi oldular? Onlar, Allah'ı aciz bırakacak değillerdir.

47.

Yahut da, onları korku üzere iken yakalamayacağından güven içinde midirler? Şüphesiz Rabbiniz çok esirgeyicidir, çok merhametlidir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

43-44- Senden önce de ancak kendilerine vahiy ettiğimiz adamları birçok belge, muʹcize ve kitaplarla gönderdik. Eğer (bu konuları) bilmiyor­sanız ilim ehlinden sorun. Sonra da kendilerine parça parça (halinde) in­dirileni insanlara açıklayasın diye Zikri (Kur’ân’ı) indirdik; ola ki düşünür­ler.

45- Durmadan fena işler düzenleyip tuzak kuranlar, Allahʹın kendi­lerini yere batırmasından veya bilmedikleri bir yerden azâbın kendilerine gelmesinden güven içinde midirler?

46-47- Veya dönüp dolaşırlarken, kendilerini (İlâhî azâbın) yakalayıvermesinden -ki (Allahʹı) âciz bırakacak değillerdir- veya korku ve endişe üzere eksile eksile bir durumda bulunurlarken, kendilerini tutuvermesinden emniyette midirler? Şüphesiz ki Rabbiniz çok şefkatli, çok merhametlidir.

İNİŞ SEBEBİ

Mekke’nin azgın inkârcıları, sapık müşrikleri, Allah’ın bir insanı elçi göndermekten çok yüce olduğunu belirtip: «Mutlaka bir elçi göndermesi gerekiyorsa, elbette Muhammedʹi değil, bir meleği göndermesi uygun olur­du» diyerek son peygamberin risâletini bütünüyle ret ve inkâr ettiler. Bu­nun üzerine yukarıdaki âyetler indi. (Lübabu’t-te’vîl)

Kur’ân, onlara: «Eğer bu gerçeği bilmiyorsanız ilim ehline, Yahudi ve Hıristiyan din âlimlerine sorun. Çünkü her iki kitap da insanlardan olan peygamberlere indirilmiştir ve her iki kitapta da Allah’ın insanlardan se­çip görevlendirdiği peygamberlerden söz edilmektedir. » diyerek biraz ol­sun akıllarını kullanmalarını, kafalarındaki küfür pasını silip gerçeği gör­melerini telkîn ediyor.

İLGİLİ HADÎS

«Allah (c. c. ) zalime biraz mühlet verir; derken onu yakalar. Yakalayın­ca da artık kurtulamaz. » (Buharî/tefsîr: 5/11 - Müslim/birr: 26- Tirmizî/tefsîr: 2/11- İbn Mâce/ fiten: 22)

PEYGAMBERLER ERKEKLERDEN SEÇİLMİŞTİR

«Senden önce de ancak kendilerine vahiy ettiğimiz adamları birçok belge, muʹcize ve kitaplarla gönderdik. »

İlgili âyetle, gönderilen peygamberin «rical» olduğu belirtiliyor. Bilin­diği gibi «rical», «recül»ün çoğuludur ve insanlardan sadece erkekler hakkında kullanılan bir isimdir. (Bilgi için bak: Mu’cemü Müfredati Elfazi’l-Kur’ân: recül maddesi)

Bundan da anlaşılıyor ki, kadınlardan peygamber gönderilmemiştir. Sebebi ise açıktır. Şöyle ki: Peygamberlik çok ağır ve o nisbette meşakkat­li bir görevdir. İşin içinde işkenceden, ölüm tehdidine; ölümden sürgüne kadar her türlü belâ ve mihnet mevcuttur. Yaratılışları gereği, kadınlar er­kekler kadar dayanıklı değildirler. Daha çok duygusaldırlar. Sonra da ka­dının erkeklerin karşısına çıkıp onları yönlendirmesi, onlarla gizli ve açık toplantı yapması söz konusudur ki, bunun birtakım sakıncaları olabilir, hatta peygamberlik şeref ve vakarına leke sürülmesine yol açabilir.

İNDİRİLEN ZİKİR

«Sonra da kendilerine parça parça (halinde) indirileni insanlara açıklayasın diye Zikri indirdik.. »

Kur’ân’ın birkaç yerinde Peygamberʹe (A. S. ) indirilen kitaptan «zikir» diye söz edilmektedir. Zikir: Hatırlama, kalbe doğma, dil ile anma gibi mânalara delâlet ettiği gibi, kitap, bilgi, öğüt, uyarı gibi manalarda da kul­lanılmıştır. Ayrıca Allah’ı, 99 isminden biriyle anma, tesbîhte bulunma ma­nalarını da içermektedir.

Kur’ân’a «zikir» denilmesi, önceki semavî kitapları ve peygamberleri anıp hatırlattığına, Allahʹın isimlerine yer verip onları anmamıza vesîle ol­duğuna, öğüt ve uyarıyla ilgili birçok hükümler taşıdığına yöneliktir.

KUR’ÂN’IN İNDİRİLMESİNİN HİKMET VE SEBEPLERİ

Kur’ân: Taşıdığı hükümlerin, öğüt, ibret, vaʹd ve vaîdlerin; kıssa ve ta­rihî olayların; fizikötesinden verdiği bilgilerin; Allah ve âhiretle ilgili be­yânların tümüyle kalplere şifa, kafalara aydınlık verecek ölçü ve muhteva­da indirilmiştir. Böylece Kur’ân, kapsadığı çok yönlü hükümler ve bilgilerle insanlara iki hayatın önemini öğretme; doğru yolu gösterme, tehlikeli yola karşı uyarma; ruhla beden, maddeyle mâna, dünya ile âhiret arasında denge ve düzen kurmalarını sağlama hikmetiyle dopdolu bir kudrettedir.

O halde bütün bunlardan maksat, teblîğdir. Kur’ân’ın çok zengin mâ­nevî sofrası açıklanmadığı takdirde amacının dışında bırakılmış olur ki, bunun vebali çok büyüktür. Bu bakımdan Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz şe­refli hadîsleriyle 23 yıl aralıksız bu kutsal kitabı açıklamaya devam etmiş, barış ve savaş günü demeden hizmetini kusursuz şekilde sürdürmüştür. O kadar ki, son sözünü söyleme, tebliğinin son halkasını oluşturma bah­tiyarlığı içinde gözlerini şu fani hayata yummuştur.

Kur’ân nasıl açıklanır?

a) Gelişen kültür seviyesini, günlük olayları, mevcut şartları; dev adımlarla yoluna devam eden ilim ve teknikteki başarıları; toplumun sosyo­ekonomik yapısını, aile düzenini, halkın temayüllerini dikkate alarak yo­la çıkılır. Böylece Kurʹân’ın çok yönlü hüküm ve hikmetleri Hz. Peygam­ber’in (A. S. ) uyguladığı metot doğrultusunda kademeli biçimde çeşitli va­sıtalarla teblîğ edilir.

b) Kurʹân’ın, toplum hayatını yönlendirme kudretini taşıyan bölümleri sevgi ve güven havası içinde genç dimağlara aktarılır. Bunun için çeşitli yayım organlarından istifade edilmeğe çalışılır.

c) Uzman mürşitler ve hocalar tarafından konferanslar, açık oturum­lar ve sorulu cevaplı toplantılar düzenlenir. Dini temel esaslarıyla, genel hü­küm ve kurallarıyla ele almasını bilmeyen yarım aydınların, dinî kültürü ye­terince almamış, Kurʹân’ın sergilediği hüküm ve hikmetleri kavrayamamış bilgisi kıt din adamı geçinen bazı kişilerin bu sahada söz sahibi olmalarına fırsat verilmez.

d) İslâmiyeti basite ircaʹ edip onu şekilcilik kalıbına sokan cahillerin din adına ahkâm kesmelerine, fetvâ vermelerine göz yumulmaz.

e) Uzman ve yetenekli vâizlerin cami ve benzeri yerlerde vaaz etme­leri sağlanır. Cuma günleri Müslüman topluluğuna hitap eden cami hatip­lerinin seçilmesine özen gösterilir. En yetenekli kişiler eğitilerek bu kutsal emanet kendilerine tevdi edilir.

Zira 44. âyetle Cenâb-ı Hak, Kur’ân’ın parça parça; bölüm, bölüm in­dirilmesinin hikmetini bir cümlede özetliyerek şöyle buyuruyor: «Kendileri­ne parça parça indirileni insanlara açıklayasın diye Kurʹânʹı indirdik. »

O bakımdan Kurʹân’ın rahmet kapılarını kapatmak, onun teblîğ edilme ve insanlara açıklanma hikmetini göz ardı etmek anlamına gelir. İnkârcı maddecilerin durmadan Kurʹânʹa karşı çıkmaları, çeşitli yollardan ondaki İlâhî hükümlerin geçersizliğini iddia edip gelişmesini engellemeleri, dün olduğu gibi, bugün de sahnededir ve bundan sonra da sahnede olacaktır. Şüphesiz bu hak ile bâtılın sonu gelmiyen bir sürtüşme ve tartışmasıdır ki kıyâmete kadar sürüp gidecektir. Önemli olan, yukarıda sıraladığımız beş kanal üzerinde çalışılması ve İslâmʹın her yönüyle insanlık için rahmet ve huzur olduğunun anlatılmasıdır. Gerçek mü’minler kendilerini teblîğin bu düzeyine getirdikleri takdirde Cenâb-ı Hakk’ın mutlak surette onlara yardım edeceğini yine Kur’ân haber vermektedir.

Cenâb-ı Hakkʹın inkârcı azgınlara, sapık maddecilere mühlet vermesi, ilâhî proğramı gereğidir. Onlar küfürlerini zulümle, azgınlıkla ve ahlâksız­lıkla birleştirip belli bir kerteye gelmedikleri sürece, aleyhlerine ilâhî emir inmez. Çünkü O, çok merhametli ve çok şefkatlidir. Kulları yürüdükleri yan­lış ve tehlikeli yoldan dönüş yaparlar diye, onları birtakım günah ve isyânlarından dolayı hemen kahretmez..

İNKÂRCI SAPIKLARI İZLEYEN DÖRT BÜYÜK TEHLİKE

«Durmadan fena işler düzenleyip tuzak kuranlar, Allahʹın kendilerini yere batırmasından veya bilmedikleri bir yerden azâbın kendilerine gelmesinden güven içinde midirler? »

Kur’ân, Hakk’ın buyruklarına karşı gelip inkâr ve azgınlık gösteren sapıkları dört büyük tehlikenin adım adım izlediğine dikkatleri çekiyor ve böylece İlâhî rahmet gereği, onları -ölümlerinden önce dönüş yaparlar diye- uyarıyor.

1- Allahʹın onları yere geçirmesi; alaşağı edip zillet ve meskenete uğratması,

2- Farkına varmayacakları bir cihetten azabın gelivermesi; azılı bir düşman saldırısının başgöstermesi, şiddetli bir kasırga ve tayfunun onları çepeçevre kuşatıp yok etmesi,

3- Yeryüzünde güven içinde gezip dolaşırken ilâhî teʹdibin umma­dıkları bir zamanda karşılarına çıkması,

4- İnen musîbetin, gelen felâketin kademeli biçimde onları yavaş ya­vaş törpüleyip tüketmeğe yönelmesi..

Birinci azâp: Eriştikleri makam ve itibarı kaybedip gözlerden ve gö­nüllerden düşmek suretiyle yerin dibine geçmeleri şeklinde de yorumla­nabilir. Zira dünyada insanı sıkıp üzen en kötü azaplardan biri de, elde edilen nîmetlerin, makam ve şöhretlerin bir anda sıfıra müncer olmasıdır. Kişinin kalbinde Allah’a ve Âhiret’e imân cevheri yoksa, dayanma gücünü kaybedip intihara teşebbüs eder veya tedavisi mümkün olmayan bir has­talığa yakalanıp mevcut nîmetleri de kaybetme bedbahtlığına uğrar.

İkinci azâp: Farkına varmadıkları halde, ummadıkları bir yerden bir savaşın, benzeri bir belânın gelip çatması veya tabii büyük bir felâketin başgöstermesi, şiddetli bir depremin vukuʹ bulması şeklinde yorumlana­bilir.

Üçüncü azâp: Gezip dolaşırlarken ya sağlıklarını bozan, ya aile yu­valarını alt-üst eden, ya şeref ve haysiyetlerini sıfıra düşüren, ya da bir kargaşalığın ortaya çıkmasıyla toplumu tehdît ve huzursuz eden bir felâ­ketle yorumlanabilir.

Dördüncüsü: Kanser, uyuşturucu ibtilâsı, Aids belâsı ve benzeri top­lumu tehdit eden amansız bir derdin onları azar azar kemirip tüketmesi şeklinde yorumlanabilir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, peygamberliğin önemi üzerinde duruldu. Her top­lum ve milletin, huzurlu, güvenli ve inançlı bir hayat yaşayabilmeleri için peygamber öğüdüne muhtaç bulunduğuna işâret edildi.

Peygamber’in getirdikleri esas ve prensipleri ret ve inkâr etmekle kalmayıp onu büsbütün mefluç hale sokmak için çeşitli yollara başvuran, hile ve tuzak kuranların eninde- sonunda hüsrana uğrayacakları, İlâhî hük­mün onlar hakkında ineceği hatırlatıldı.

Aşağıdaki âyetlerle, kâinat plânında yer alan eşyanın, bağlı bulun­dukları kanun ve proğram gereği Hakk’ın emrine başeğdikleri, hepsinin de yaratıldığı amaca yönelmek suretiyle Hakk’a secde ettikleri anlatılır. Gök­lerdeki meleklerin, yeryüzündeki canlıların ilâhî kudret ve azamet karşısın­da teslimiyet gösterdiklerine dikkatler çekilerek asıl kendisinden korkul­maya lâyık olanın Cenâb-ı Hak olduğu hatırlatılır ve böylece inkârcı az­gınlar bir defa daha uyarılır.