MEÂLİ:
39- (Yeryüzünde) bir fitne kalmayıncaya ve din bütünüyle Allahʹın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer (inkâr ve fitneden) vazgeçerlerse, şüphesiz ki Allah onların yapageldiklerini yeterince görendir.
40- Eğer yüzçevirirlerse, bilin ki Allah sizin Mevlânızʹdır. Ne güzel Mevlâ ve ne güzel yardımcıdır O!
İLGİLİ HADÎSLER
«İnsanlar Allahʹtan başka ilâh olmadığına ve benim de Allahʹın Peygamberi bulunduğuma şehadet edinceye kadar onlarla savaşmakla emrolundum. Bu şahadeti söyledikleri zaman -haklı bir sebep dışında- kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. Hesapları ise Allahʹa aittir. » (Müslim/imân: 32, 36- Buharî/İmân: 17, 28, salât: 28, zekât: 1, i’tisam: 2, 28- Ebû Dâvud/cihad: 95- Tirmizî/tefsîr: 88- Nesâî/zekât: 3- İbn Mâce/fiten: 1, 3, Dâremî/siyer: 10- Ahmed: 4/8)
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹden soruldu:
- Kahramanlık için, hamiyet (millî onur ve haysiyet) için ve bir de gösteriş için savaşan adam hakkında ne buyurursunuz? Bunlardan hangisi Allah yolundadır?
Cevap verdi:
- Kim Allah sözü daha yüce (daha üstün) olsun diye savaşırsa, işte o Allah yolundadır! (Buharî/tevhîd: 28- Tirmizî/fezâil-i cihâd: 28- İbn Mâce/cihâd: 17)
Ashab-ı Kirâm’dan Hz. Usâme (R. A. ) bir kâfirle vuruşurken, adam «lâilâhe illallah» dedi. Buna rağmen Usâme (R. A. ) onu öldürdü. Sonra durum Peygamber (A. S. ) Efendimize anlatıldığında, Efendimiz ona:
- Lâ ilâhe illallah, dedikten sonra onu öldürdün mü?! Kıyâmet günü, Lâ ilâhe illallah ile (seni karşılaştırdıkları zaman) ne yapacaksın (halin nice olur)? diye sordu.
Hz. Usâme (R. A. ) üzüldü ve:
- Ya Resûlellah! o adam ölümden kurtulmak için bunu söyledi, deyince; Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz:
- Sen onun kalbini yarıp baktın mı? buyurdu ve Kıyâmet gününde Lâ ilâhe illallah ile ne yapacaksın? diyerek (yukarıdaki sözünü) tekrarladı.
Hz. Üsâme (R. A. ) diyor ki: «Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz bu sözü o kadar tekrarladı ki, daha önce değil o gün İslâm’a girmiş bulunmayı ne kadar temenni ettim! » (Müslim/imân: 158- Ebû Dâvud/cihâd: 95- İbn Mâce/fiten: 1- Ahmed: 4/439, 5/207)
İSLÂM’A GÖRE SAVAŞ
«Yeryüzünde bir fitne kalmayıncaya ve din bütünüyle Allahʹın oluncaya kadar onlarla savaşın. »
İslâm, fitne, bozgunculuk ve kötülükleri eğitim yoluyla, irşât ve tebliğle gidermeğe, dünyaya sulh ve sükûn getirmeye çalışır. Buna rağmen inkârcı bir kavim ya da millet, fitne ve kötülükleri, zulüm ve tecavüzleri artırıp din, ahlâk ve fazîleti yıkmaya yönelirse İslâm, fitneyi kaldırmak, zulüm ve tecâvüzü durdurmak için savaşı emreder. O halde İslâmʹa göre, savaş son çaredir, ilk çare değildir. Nitekim Fahrüddîn Râzi bu konuda şöyle demiştir: «İnkârcılar, müşrikler gemi azıya alıp başkasına din ve vicdan hürriyeti tanımadıkları, İslâm nurunu söndürmeye yöneldikleri, nesli Allahʹtan ve faziletten uzaklaştırmaya çalıştıkları zaman, onlarla savaşmak gerekir. » Tabii şartlar elverdiği ölçüde buna kapı açılır.
Bakara sûresinde bu konu biraz daha açıklanarak şöyle buyurulmuştur: «Dinde hiçbir zorlama yoktur. Şüphesiz ki doğru eğriden, hak bâtıldan, hidâyet dalâletten, hayır şerden, imân küfürden (ayrılıp) açıkça ortaya çıkmıştır. Artık kim Hakʹa yönelir de İlâhî sınırları aşan sapıklık ve bilgisizliği, azgınlık ve aşırılığı tanımayarak Allahʹa inanırsa, gerçekten o kopmak nedir bilmeyen en sağlam kulpa tutunup yapışmıştır. Allah her şeyi işitir ve bilir. » (Bakara sûresi: 256)
Konumuzu oluşturan âyetle, Bakara sûresindeki bu âyeti biraraya getirdiğimizde, savaşın başkalarını zorla İslâm’a sokmak için yapılmadığını, fitne ve azgınlığı durdurmaya yönelik bulunduğunu rahatlıkla anlıyoruz.
İSLÂM DEVLETİNİN DÖRT ÖNEMLİ GÖREVİ
Eski ve yeni müfessirlerimiz yukarıdaki âyetlerin tefsirinde İslâm devletinin dört önemli görevi üzerinde durmuşlardır. Biz özetleyerek naklediyoruz:
1- Ülke sınırları içinde yaşayan ve farklı dinlere ve inançlara bağlı bulunan toplumlar, fitne çıkarmadıkları, ülke zararına çalışmadıkları, bâtıl inançlarını müslümanlar arasında yaymaya uğraşmadıkları taktirde, inanç ve ibâdetlerinde serbest bırakılır ve her türlü haksız saldırıdan korunurlar.
2- Ülke içinde ve dışında hiç bir zorlamaya başvurmadan, aklın ve ilmin rehberliğinde İslâm ahlâkını yaymak ve müslüman çocuklarına dinî eğitim ve öğretimi vermek önemli hizmetlerden biridir.
3- Ülke içinde başkalarının dinine ve inancına dil uzatan; din ve vicdan hürriyetine zincir vuran, dindarlara eziyet ve işkencede bulunanları durdurmak ve mütecavizleri cezalandırmak ülke bütünlüğü için gereklidir.
4- Gayrimüslim ülkeler İslâmiyet aleyhine kampanya açar, Müslümanları ifsat etmeyi plânlar ve birtakım tehlikeli yollara başvururlarsa, onların ileride vukuʹ bulacak saldırılarına imkân vermemek için, şartlar müsaitse, kahredici bir kuvvet de mevcutsa, savaşmak farz olur.
Nitekim Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizle dört halîfe ve onlardan sonra basîretli hükümdarlar tarafından yukarıda belirtilen dört madde aynen uygulanmıştır. Meselâ Hz. Ömer devrinde Bizans ve İranʹla yapılan savaşın nedeni dördüncü maddeye dayanır. İslâm devletini karşılarında en büyük rakip gören bu iki güçlü devlet, İslâmiyet aleyhine birçok entrikalar çevirmeye, sinsi plânlar hazırlamaya girişmişlerdi. Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz hayatta iken sözü edilen iki büyük devletin İslâmʹa karşı tutumları hakkında geniş bilgi toplamış ve mü’minlere, dikkatlerini onlara çevirmelerini tavsiye etmişti. Hendek hafriyatında elindeki balyozu kayaya vurmasıyla şimşek gibi parıldayan ışığın birinin Bizansʹa, diğerinin İranʹa işâret olduğunu belirtmesi de elbetteki çok anlamlıdır. O bakımdan büyük devlet adamı Hz. Ömer (R. A. ), tehlikenin yaklaştığını sezince bu iki devletle savaşa karar vermiş ve netice ise, çok parlak olmuştur.
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz zamanında da Hayber ve çevre kabilelerin fethedilmesinin lüzumu hep belirtilen nedenlerden kaynaklanmıştır.
İSLÂM’IN HOŞGÖRÜ VE İYİ NİYETİ
«Eğer (inkâr ve fitneden) vazgeçerlerse, şüphesiz ki Allah onların yapageldiklerini görendir. »
İslâm, savaşı, fitne ve azgınlığı durdurmak, insan haklarını korumak için meşru kılmıştır. Düşmanlar inkâr ve fitneden vazgeçerler de İslâm’a karşı bir saldırıda bulunmazlar veya böyle bir hazırlık içinde bulunmazlarsa, o taktirde savaşmaya lüzum kalmaz. Çünkü insan kanı akıtmak, en kötü fiillerden biridir. Hayat hakkı ise, muhteremdir. Bu durumda da Allah, mü’minlerin Mevlâsı, sâhibi, dostu, destekçisi ve yardımcısıdır. İşleri o düzene sokar. Mü’minlerin başka dost ve yardımcıları yoktur.
Nitekim Tahrîm sûresinde şöyle açıklanmıştır: «Yok eğer Peygambere karşı birbirinize arka olursanız, şüphesiz ki Allah, O’nun dostu ve sâhibidir; sonra da Cibril, sâlih müʹminler ve melekler Oʹnun yardımcısıdır. » (Tahrîm sûresi: 4)
İnkârcı fitneciler, saldırgan müşrikler, verdikleri sözden, İslâm âleyhinde bulunmayacaklarına dair aldıkları karardan dönerlerse, Allahʹın, sünneti gereği onlar hakkındaki hükmü ve irâdesi tecelli eder de Peygamberini yalnız bırakmaz, Oʹnu destekler ve sonunda başarıya eriştirir. Şüphesiz ki Allah, en güzel sâhip ve en güzel yardımcıdır!
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, yeryüzünde din, ahlâk ve insan hakları aleyhine fitne çıkarıp ortalığı karıştıran, İslâm’a karşı cephe alıp saldırı hazırlıklarına başlayan toplum ve milletlerle savaşmanın farz olduğu belirtildi. İnkârcı azgınlar fitne ve saldırıdan vazgeçerlerse, o takdirde savaşa gerek olmadığına işaret edilerek İslâm’ın bu husustaki hoşgörü ve iyi niyetine atıf yapıldı.
Aşağıdaki âyetlerle, savaşlarda elde edilen ganimetin taksimi anlatılıyor, İslâm bünyesinde yer alan zayıf unsurlara da ganimetten belli bir pay verilmesi emredilerek her hususta olduğu gibi, ganimet hususunda da sosyal adâletin sağlanması tavsiye ediliyor. Sonra da savaşta müʹminleri gerçek mânada başarılı kılanın Allah olduğuna dikkatler çekiliyor.