Maide Suresi 38-40. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَالسَّارِقُ وَالسَّارِقَةُ فَاقْطَعُوا اَيْدِيَهُمَا جَزَاءً بِمَا كَسَبَا نَكَالًا مِنَ اللّٰهِ وَاللّٰهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ فَمَنْ تَابَ مِنْ بَعْدِ ظُلْمِهِ وَاَصْلَحَ فَاِنَّ اللّٰهَ يَتُوبُ عَلَيْهِ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ اَلَمْ تَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ يُعَذِّبُ مَنْ يَشَاءُ وَيَغْفِرُ لِمَنْ يَشَاءُ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

40.

Yaptıklarına bir karşılık ve Allah'tan caydırıcı bir müeyyide olmak üzere hırsız erkek ile hırsız kadının ellerini kesin. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Diyanet İşleri

39.

Her kim de işlediği zulmünün arkasından tövbe edip durumunu düzeltirse kuşkusuz, Allah onun tövbesini kabul eder. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

40.

Bilmez misin ki, göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'a aittir. O, dilediğine azap eder, dilediğini de bağışlar. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

38- Hırsızlık eden erkek ve hırsızlık eden kadının, (bu yoldan) elde ettiklerine (ve insan haklarına el uzatmalarına) karşılık Allah tarafından ibret verici bir cezâ olmak üzere ellerini kesin. Allah çok üstündür, çok güçlüdür ve hikmet sâhibidir.

39- Kim de yaptığı haksızlık (hırsızlık)tan sonra tevbe eder ve ken­dini düzeltirse, şüphesiz ki Allah onun tevbesini kabul eder. Çünkü Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.

40- Bilmez misin ki, göklerin ve yerin mülkü ancak Allahʹındır; dile­diğine azâp eder, dilediğini bağışlar. Allahʹın kudreti her şeye yeter.

İNİŞ SEBEBİ

Rivâyete göre bu âyet, bir zırh çalan Tu’me b. Ubeyrik hakkında in­miştir. (Esbâb-ı Nüzul - Lübabü’t-Te’vîl)

İLGİLİ HADÎSLER

«Allah hırsıza lânet etsin, yumurta çalar eli kesilir; urgan (diğer bir rivâyette deve) çalar yine eli kesilir. » (Buharî - Müslim/hudud: 7 - İbn Mace/hudud: 22 - Nesaî/sarık: 1 - Ah­med: 2/253)

«Hırsızın eli, dinarın dörtte biri ve fazlası karşılığında kesilir. » (Müslim/hudud: 1, 4 - Ebû Davud/hudud: 33, 34 - Taberânî/hudud: 27)

«Dinarın dörtte biri karşılığında kesin, bundan aşağı nisbette olursa kesmeyin. » (Ahmed bin Hanbel)

İkinci ve üçüncü hadîsler, birinci hadîsin hükmünü kaldırmıştır.

PEYGAMBERİMİZ ZAMANINDA BAZI HIRSIZLIK OLAYLARI

Kıldan işlenmiş bir örtüyü çalan adamı yakalayıp Peygamber Efendi­mize getirdiler; Peygamberimiz (A. S. ), «Bunun hırsızlık yaptığını (veya bu örtünün çalındığını) sanmıyorum» dedi. Hırsız, «Ben bunu çaldım» diye karşılık verdi. Bunun üzerine Peygamber (A. S. ) Efendimiz, «Bunu götürüp elini kestikten ve kesilen yeri yakıp dağladıktan sonra bana getirin» bu­yurdu. Öyle yaptılar. Peygamber o adama, «Artık Allah’a tevbe et!. » bu­yurdu. O da tevbe etti. Peygamber (A. S. ) «Allah tevbeni kabul etti» diye haber verdi. » (Dâre Kutnî: Ebû Hüreyre (R. A. )den)

Ömer bin Semure, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimize gelerek dedi ki:

- Ey Allah’ın Peygamberi! Falan aileye ait bir deveyi çaldım, beni bu (günahtan) temizle.

Peygamber (A. S. ) Efendimiz o âileye haber gönderip sordurdu. Onlar da bir develerinin kaybolduğunu söylemişler. Bunun üzerine suç sâbit gö­rülerek, Ömer bin Semure’nin elinin kesilmesini emretti. Emir yerine geti­rilince adam, kesilen eline bakarak şöyle dedi: «Beni senden temizleyen Allah’a hamdolsun; sen beni cehenneme sokmayı istediydin. » (İbn Mace: Ömer b. Semure’den - İbn Huzeyme)

Bir kadın altından ma’mul süs eşyası çalmıştı. Mal sahipleri onu ya­kalatıp Peygamber (A. S. ) Efendimize getirdiler ve: «Ey Allahʹın Peygam­beri! Bu kadın malımızı çaldı, » diye şikâyette bulunup dâvacı oldular. Suç sabit olunca, Peygamber (A. S. ) «Kadının sağ elini kesin, » diye emretti. Emir yerine getirildi. Kadın, «Başka bir tevbe var mıdır? » diye sorunca, Peygamber (A. S. ) ona: «Sen bugün hatalardan (arınmada), anandan doğ­duğun gündeki gibisin.. » buyurdu. (İbn Cerîr Taberî: Abdullah bin Amr’den)

Ahmed bin Hanbel aynı rivâyeti şu fazlalıkla nakletmiştir: Kadının yakınları onu bu cezadan kurtarmak için 500 dinar fidye vermeyi teklîf et­tilerse de Hz. Peygamber, «olmaz, götürün sağ elini kesin! » diye emrini tekrarlamıştır. Çünkü bu hususta yürütme organına bir serbesti verilme­miştir.

Hz. Âişe (R. A. ) anlatıyor:

Kureyş Kabilesi, kendilerinden bir kadının hırsızlık yaptığına üzülmüş ve bunu diğer kabilelere karşı bir onur meselesi yaparak kadının elinin kesilmemesini sağlamak için çareler aramışlardı. Son olarak Üsame bin Zeyd’i şefaatçi olarak Hz. Peygambere (A. S. ) gönderdiler. Üsame gelip kadın hakkında konuşunca, Peygamberʹin (A. S. ) rengi değişti ve: «Ya Üsa­me! Allahʹın koyduğu bir cezânın uygulanmaması için mi şefaat ediyor­sun? » buyurdu. Üsame bu uyarı karşısında meselenin nezaketini anla­makta gecikmedi ve: «Ya Resûlellah! Bu hatamdan dolayı bağışlanmam için Allah’tan dilekte bulunun.. » diyerek pişmanlığını arzetti. Akşama doğ­ru Peygamber (A. S. ) ashabını toplayarak şöyle konuştu: «Sizden önceki milletler soylu bir kişi hırsızlık edince ona dokunmaz, zayıf ve kimsesiz bir kişi hırsızlık edince onu cezâlandırırlardı. Onlar bu yüzden helâk oldular. Canımı kudret elinde tutan Allahʹa yemin ederim ki, Muhammedʹin kızı Fatıma bile hırsızlık etse elbetteki elini keserim!. » Sonra da o hırsız kadının elinin kesilmesini emretti. Kadın da cezâsını çektikten sonra güzel bir tevbe etti ve evlendi. (Buharî - Müslim/hudud: 8, 9, 40 - Ebû Davud/akziye: 14, hudud: 4 - Tirmizî/hudud: 6 - Nesâî/sarık: 6 - Ahmed: 2/70 - 6/162)

Yine Hz. Âişe (R. A. ) diyor ki:

Beni Mahzun Kabilesinden bir kadın emanet eşya alır, sonra da onu saklayıp sahibine vermez ve inkâr ederdi. Suçu sabit görülünce, Resûlül­lâh (A. S. ) onun elinin kesilmesini emretti. (Ahmed bin Hanbel - Ebû Dâvud - Nesâî)

HUKUKÎ YÖNÜ

Hırsızın eli ne zaman kesilir?

Bunun bir takım şartları vardır, onlar gerçekleştiği takdirde İslâm’a göre, hırsızın eli kesilir. Bu şartları belirtmeden önce HIRSIZLIK ile çevir­diğimiz SİRKAT kelimesinin sözlük ve fıkhî terim olarak mânalarını açıkla­mamızda yarar var:

Sirkat, sözlükte: Başkasına ait bir eşyayı gizli yoldan, sahibinin ha­beri olmadan ve hile ile almaktır.

Terim olarak: Âkil bâliğ kişinin belirli miktarda bir malı veya parayı, konulup korunduğu yerden -hiçbir hak ve şüphe söz konusu olmaksızın- gizlice almasıdır.

Bu tarife göre, mutlak anlamda bir hırsızlık sebebiyle el kesilmez. Şartlarına uygun düşen bir hırsızlıktan dolayı el kesme cezâsı gerekir.

Âkil ve bâliğ şartlarına gelince: Hırsızlık bir cinayettir, ancak aklı ba­şında olup ergenlik çağında bulunan bir kişinin işlemesiyle hüküm ifade eder. Bu nedenle deli ve çocuk mükellef değildirler, onlardan sadır olan bu tür fiil, teklîf kapsamına girmez. Ancak çocuğun hırsızlık yapması, ta’zîr’i (tekdîr, azarlama ve hırpalamayı) gerektirir. Bu da kötü alışkanlığı önlemeğe yöneliktir.

El kesmeyi gerektiren miktar

Mezhep imamlarının ve diğer ilim adamlarının bu hususta farklı tes­bit, içtihat ve görüşleri ortaya çıkmıştır:

A) Tabiîn’den Hasan el-Basrî ile Dâvud ez-Zahirî’ye göre, âyetin açık anlatımından -az olsun, çok olsun- çalınan maldan dolayı elin kesilmesi anlaşılmaktadır.

B) İmam Ebû Hanîfe ve İmam Sevrî’ye göre, on dirhemden aşağı kıy­met taşıyan bir maldan dolayı el kesilmez. (10 Dirhem: 32 gr. saf gümüş eder. Dinar: 10 dirhem-i şer’î kıymetinde altın demektir)

C) İmam Mâlikʹe ve İmam Şafiîʹye göre, ancak bir dînarın dörtte biri veya daha fazla bir miktarın veya üç dirhem miktarın çalınması el kesme­yi gerektirir.

İmam Aʹzamʹın bu mesele hakkındaki delili: «On dirhemden aşağı miktarda el kesilmez» meâlindeki sahih hadîstir. Nitekim İbn Abbas, İbn Mes’ud, İbn Ömer ve Atâ’a göre de böyledir.

İmam Mâlik ve İmam Şâfiî’nin delili ise, Hz. Âişe’nin (R. A. ) «Resûlül­lâh (A. S. ) bir dinarın dörtte biri veya daha fazla nisbetten dolayı el keser­di.. » rivâyetidir.

Malın konulduğu yerden çalınması

Hırsızlık suçundan dolayı elin kesilmesinin şartlarından biri de, belli miktardaki malın korunmaya elverişli kabul edildiği yerden çalınmasıdır.

O halde ev ve çadır gibi barınak olarak kullanılan bir yerde korunan malı çalan kimse, onu korunduğu yerden çalmış kabul edilir. Bir koruyucu tarafından herhangi bir yerde korunan bir malı da çalmak böyledir.

Şüphe ile el kesilmez

Hırsızlık konusunda diğer şartların yanında bir de suçun sabit olma­sı, hakkına karşılık alınmamış bulunması gerekir. Çünkü şüphe ile el ke­silmez. Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, «Gücünüz yettiği kadar hadleri (İlâhî cezâları) şüpheler sebebiyle uygulamamaya çalışınız,» buyurmuştur. (İbn Mâce/hudud: 5)

O halde efendisinin malını çalan kölenin, oğlunun malını çalan baba­nın, ortağının malını çalan kişinin, borçlusunun malını çalan alacaklısının eli kesilmez. Çünkü bunlarda şüphe vardır; kendi hakkına karşılık veya unutulan, ya da inkâr edilen bir hakka karşılık çalınmış olabilir.

Hangi el kesilir?

Fukaha sağ elin kesilmesinde görüş birliği halindedir. El ise bilekten kesilir. Nitekim Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz ile Hz. Ömer ve Hz. Ali (Allah ikisinden de razı olsun) devirlerinde uygulamanın böyle olduğu tesbit edil­miştir.

İkinci defa hırsızlık edenin sol ayağı bileğinden kesilir. Nitekim sözü edilen devirlerde uygulama böyle olmuştur. Çünkü Resûlüllâh: «Hırsız hır­sızlık ettiğinde önce elini kesin; tekrar hırsızlık ederse, sol ayağını kesin.. » buyurmuştur. (Dâre Kutnî)

Üçüncü ve dördüncü defa hırsızlık ederse, İmam Ebû Hanîfeʹye göre artık el ve ayağı kesilmez, hapsedilir. İmam Ahmed bin Hanbel de aynı görüştedir. Hz. Ali ile Hz. Ömerʹin ictihadları da bu doğrultudadır.

İmam Mâlik ile İmam Şâfiîʹye göre, üçüncü ve dördüncü defa hırsız­lık edenin çapraz olarak önce sol eli, sonra sağ ayağı kesilir. İmam Aʹzam, «Bir adamın yürümesini ve bir şey tutmasını ortadan kaldırmaya gönlüm razı değildir» demiş ve bunun için hapis cezâsının uygulanmasını tavsiye etmiştir.

CEZÂNIN AĞIRLIĞININ HİKMETİ

İnsanların her çağda ve her toplum yapısında daha çok iki şeye ihti­yacı var: Ciddi bir eğitim ve ağır cezâî müeyyide. Biri kafayı, kalbi ve vic­danı aydınlatıp insanı fazîlet ve olgunluğa yükseltir. Diğeri ise, nefsin tuğ­yanını, haklara tecâvüzü önleyici mahiyettedir. Aksi halde olumlu bir so­nuç elde etmemiz mümkün değildir. İslâm tarihinde aksine bir uygulama, kötülerin çoğalmasına, iyilerin azalmasına ve böylece dengenin şerden yana bozulmasına neden olmuştur. Bunun için İslâm Hukukçularına göre, yol kesip adam öldürenin, yol kesip mal ve namusa el uzatanın hapse atılması frenleyici ve ıslah edici bir çare ve yol olamamıştır. Bu ölçüdeki uygulamanın her yerde kötülerin cesaretini kırıcı, toplumu düzeltici nite­likte olmadığı bilinmektedir.

Ama ciddi bir eğitimle birlikte ağır cezâî müeyyidelerin durdurucu, cesareti kırıcı, kötüleri caydırıcı olduğu, bu yüzden iyilerin çoğalmasını sağlayıcı, güven ve huzuru gerçekleştirici bulunduğu görülmüştür.

İslâm, insanın canını, malını, namus ve şerefini, huzur ve güvenini her yerde korumayı emretmiş ve bunlara el uzatanların elinin kesilmesini, gerektiğinde vücudunun ortadan kaldırılmasını emretmiştir.

Çünkü güven ve huzur içinde yaşamak, mal ve canın korunmasıyla toplum hayatına bağlanmak herkesin tabii hakkıdır. Bunu ortadan kaldır­maya veya zedelemeye kimsenin hakkı yoktur. O bakımdan mütecavizleri az bir cezâ ile tecziye etmek, onların cesaretini artırmaktan başka bir şe­ye yaramaz, görüşü ağırlık kazanmıştır.

Çalınan malın sahibine verilmesi

Hırsız yakalanıp suç sâbit olduktan sonra eli kesilmekle beraber çal­dığı malın aynını, zayedilmişse mislini asıl sâhibine iade etmesi gerekir mi? Bu mesele hakkında da müctehit imamların farklı görüş ve tesbitleri olmuştur:

a) İmam Ebû Hanîfe’ye göre, hem elinin kesilmesi, hem de çaldığı malın tazmin edilmesi birleştirilemez. Çünkü verilen cezâ, başkasına ait bir mala el uzattığı ve onu zimmetine geçirdiği içindir.

b) İmam Şâfiîʹye göre, hırsız ister varlıklı olsun, ister fakir bulunsun çaldığı mal kendisinden tazmin edilir. Fakir ise, üzerinde borç olarak ka­lır; bu yüzden tutuklanmaz. Durumu düzelince ödetilir.

Ahmed bin Hanbel de aynı görüş ve ictihaddadır.

c) İmam Mâlikʹe göre, çaldığı mal duruyorsa, aynen sahibine iade edilir. Zayedilmişse, misli ödetilir. Adam fakir ise tazminden vazgeçilir.

İlim adamlarının çoğu bu konuda İmam Şâfiî’nin görüş ve içtihadını daha sahîh bulmuşlardır.

Çalınan malda -cezâ gerekmesi için- dört vasıf aranır:

1. Nisab miktarı olmak,

2. Mülk edinilebilecek cinsten alım-satımı helâl bulunmak,

3. Hırsızın çaldığı malda mülk hakkı şüphesi bulunmamak,

4. Çalınması sahih kabul edilen cinsten olmak.. (Fazla bilgi için bak: Kurtubî: 6/160-170 - İbn Cerîr: 6/148)

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, toplumun huzurunu, ülkenin selâmetini koru­mak; kısacası, insan haklarının titizlikle korunmasını sağlamak için ağır Cezâî müeyyidelere olan ihtiyaç belirtildi. Bu arada yol kesenlerin, hırsız­lık edenlerin nasıl bir cezâya çarptırılması gerektiği üzerinde duruldu.

Aşağıdaki âyetlerle, İslâm’ın uzlaştırıcı, kaynaştırıcı, kötülükleri durdurup huzuru sağlayıcı sistemini tesirsiz hale getirmek için münafık­larla Yahudîlerin baş vurdukları çirkin oyunlar söz konusu ediliyor. İşleri­ne gelmediği Zaman Tevrat’ı bir tarafa itip keyfî tasarruflarda bulunduk­larına dikkatler çekiliyor. Hakk’ın karşısına fitne ve fesat tohumlarıyla çıkanların er-geç o fitnenin kurbanları olacağı, rüzgâr ekenin fırtına biçece­ği hatırlatılıyor.