MEÂLİ:
40- Şüphesiz ki Allah zerre ağırlığınca haksızlık yapmaz. Zerre ağırlığında bir iyilik olsa, onu kat kat artırır ve kendi katından bir de büyük bir ecir (mükâfat) verir.
41- Her ümmetten bir şâhit getireceğimiz, seni de onlar üzerine şâhit getireceğimiz zaman (halleri) nice olur?
42- Küfredip Peygamberʹe karşı gelenler, o gün yerle bir olmayı çok isterler ve Allahʹtan hiçbir söz gizliyemezler.
İLGİLİ HADÎSLER
«Şüphesiz ki Allah, dünyada verdiği ve âhirette mükâfatlandıracağı bir tek iyilik bile olsa müʹmine haksızlık etmez, (onun karşılığını noksansız verir. )» (Müslim-İbni Kesir - İbni Cerir Taberî)
«Kıyâmet günü (Cehennemʹden kurtulma saadetine erişen) müʹminlere denilecek ki: Dönünüz, kalbinde zerre ağırlığınca imân bulunan kimseleri ateşten çıkarınız! » (Buharî - Müslim: Zeyd bin Eslem (R. A. )den)
İLÂHÎ ADÂLET
«Şüphesiz ki Allah zerre ağırlığınca haksızlık yapmaz... »
Zulüm ve haksızlık daha çok üç sebepten kaynaklanır: Şahsî çıkarın ön plâna alınması, kalblerde biriken kin ve haset ateşinin için için yanması ve bilgisizliğin ilgisizlikle birleşip ölçüsüzlük halini alması..
Belirtilen bu üç huy, nefs doğrultusunda insan karakterini yansıtır. Allah ise, bu gibi sıfat ve huylardan pak ve münezzehtir. Ne kimsenin ibâdetine ihtiyacı vardır, ne de kimsenin iyilik severliği ve âdil olması Oʹnun şanını yüceltir. O ne ise odur ve öyle de kalacaktır. Ancak kulların küfür ve haksızlığa sapmasına, kötülük işlemesine razı değildir. Gönderdiği bütün peygamberler ve indirdiği bütün kitaplar Onun rızasına uygun olanı emreder, olmıyanı menʹeder; sonra da insanı aklı ve irâdesiyle başbaşa bırakır.
«Şüphesiz ki Allah zerre ağırlığınca haksızlık yapmaz. » buyurulması, her türlü itiraz kapısını kapamaya yöneliktir. Herkes kendi kaderini kendi eliyle çizer; İlâhî müdahale söz konusu değildir. Yol gösterici kitap ve peygamber, yolları aydınlatıcı akıl ve irâde vardır. İlim malûmata tabi’dir. Yapacağımız için yazılmıştır; yazıldığı için yapmıyoruz. Bu bakımdan Kudret Kalemi ezelî ve ebedî ilimle yazacağını yazıp mürekkebi kurumuş ve yazılan sahifeler katlanıp kaldırılmıştır. O bakımdan her insan yaptığının karşılığını hiçbir haksızlığa uğramadan görecek; işlediklerini -bir şey kaybolmadan- olduğu gibi önünde hazır bulacaktır. İlâhî adâlet de tecelli edecek ve ona göre hükmünü yürütecektir.
«Zerre ağırlığınca bir iyilik olsa, onu kat kat artırır. » «kim iyilikle gelirse, ona bunun on katı verilir; kim de kötülükle gelirse, bu da ancak misliyle karşılık görür ve onlar haksızlığa uğramazlar» (Enam Sûresi: 160) meâlindeki, âyet İlâhî adâletin şaşmazlığını yansıtır. Kimdir ki, Allahʹa güzel bir ödünç versin de Allah onu kat kat artırsın.. » (Bakara Sûresi: 245) meâlindeki âyet ise, iyiliğin bire on, bire yetmiş, bire yediyüz karşılık göreceğini müjdeler.
ŞÂHİT GETİRMEK
«Her ümmetten bir şâhit getireceğimiz, seni de onlar üzerine şâhit getireceğimiz zaman (halleri) nice olur? »
Kurʹân’ın açık anlatımından, her kabile ve millete bir uyarıcı peygamber gönderildiği ve peygamber gönderilmedikçe de Allahʹın azâp edici olmadığı anlaşılıyor. Konumuzla ilgili âyette: «Her ümmetten bir şâhit getirdiğimiz, seni de onlar üzerine şâhit getireceğimiz zaman (halleri) nice olur? » buyrulurken her ümmetten getirilecek şâhidin o millete gönderilen peygamberden başkası olmayacağına işâret ediliyor.
«And olsun ki her ümmete, Allah’a ibâdet edip tapın, azdırıp saptırıcılardan kaçının! diye uyarıda bulunan bir peygamber göndermişizdir. » (Nahl Sûresi: 36)
«Biz, peygamber göndermedikçe azâb ediciler de değiliz. » (İsrâ Sûresi: 15)
«Rabbin, kasabaların ana yerleşim yerlerine peygamber göndermedikçe, o kasabaları yok edici değildir. » (Kasas Sûresi: 59)
Bu, «Bize uyarıcı gönderseydin böyle azıp sapıtmazdık! » diye ortaya atılacak itirazları susturmaya yöneliktir. Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizden önce her kabile ve millete yine onlardan birer peygamber gönderilerek insan aklına ve irâdesine yön verilmek istenilmiştir. Çünkü Allah ile kulları arasındaki ilginin ölçü ve anlamını, kabir, âhiret ve ruh ile ilgili hususları akıl yoluyla bilip tesbit etmek mümkün değildir. Zira aklın yolu ve metodu, mantığa dayalı müşahede ve tecrübedir, yani bugünkü tabirle gözetim ve deneydir. Sözünü ettiğimiz hususlar ise bu ikisinin ötesinde ayrı bir anlam taşımaktadır.
Ama ne var ki, kimi gönderilen peygambere UYARICI, kimi BİLGE, kimi FİLOZOF, kimi HAKÎM diye isim vermiştir. Peygamber terimi ise Farsçadan Türkçemize geçen bir kelimedir, sözlük olarak, yol gösterici demektir. Kur’ân’da geçen RESÛL ve NEBÎ karşılığında kullanılmıştır.
Böylece her peygamber kendi kavmine uyarıcı olarak gönderildiğini belgelendirmek için, Cihan Peygamberi Hazret-i Muhammed’i (A. S. ) şahit gösterecektir. Çünkü Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, gerek MİʹRAC Gecesi, gerek başka müşahedelerinde ve mâna âlemine intikallerinde gelip geçen bütün peygamberlerin ruhlarıyla mülakat yapmıştır; bu bakımdan hepsini de bilir ve tanır. Aynı zamanda Kur’ân, «Her ümmete bir peygamber gönderdik.. » buyurduğuna göre, bu da Peygamberimizin elinde şâhitlik için yeterli belge sayılır.
Buna rağmen kendilerine uyarıcı gönderilmediğini iddia edip akıllarınca kurtuluş çareleri arayan yalancıların ağızları mühürlenir, elleri ve ayakları leh ve aleyhlerinde şehadette bulunur. Yâsîn sûresinde bilhassa bu husus açıklanmıştır. Geniş bilgi için o kısmın tefsirine müracaat edilmesi tavsiye olunur.
Bunun için İbn Mes’ud (R. A. ) bize sözünü ettiğimiz şâhitlik konusuyla ilgili şu duygulandırıcı olayı nakletmiştir:
«Bir gün Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz bana:
- Kur’ân oku, diye emretti. Ben dedim ki:
- Ey Allah’ın Peygamberi! Kur’ân sana indi, şimdi onu size nasıl okuyayım?
Bunun üzerine buyurdu ki:
- Evet, Kurʹân’ı başkası okuyunca onu dinlemeyi çok severim.
Ben de Nisâ sûresini okumaya başladım. «Her ümmetten bir şâhit getireceğimiz, seni de onlar üzerine şâhit getireceğimiz zaman (halleri) nice olur? » âyetine gelince, «Bu an sana yeter! » dedi ve ağladı.. » (Buharî/fazail-i Kur’ân: 32 - Müslim/müsafirîn: 247 - Tirmizî/Kur’ân: II)
Şüphesiz ki bu, Allahʹa ve âhiret gününe inanmanın bir tezahürüdür. Cenâb-ı Hak hepimize bu konularda duyarlı bir kalb, anlayan bir gönül nasip eylesin.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
İnkârcıların yerle bir olmayı temenni ettikleri kıyâmet ahvalinden ve hiç kimsenin bir şey gizleme imkânı bulunmadığı bir günden söz edildikten sonra, adâletin kılı kırk yararcasına tecelli edeceği, hiç kimseye haksızlık edilmiyeceği hesap gününde, ancak kalbini ve organlarını imân nuruyla tertemiz tutanların saadete lâyık oldukları ve bunun için de iç ve dış temizliğini en uygun biçimde sağlayan NAMAZ’ı her türlü gösterişten ve dünyevî kirlerden uzak bulundurmanın gerektiği açıklanıyor.