Ra'd Suresi 2-4. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اَللّٰهُ الَّذِي رَفَعَ السَّمٰوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ يَجْرِي لِاَجَلٍ مُسَمًّى يُدَبِّرُ الْاَمْرَ يُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ بِلِقَاءِ رَبِّكُمْ تُوقِنُونَ وَهُوَ الَّذِي مَدَّ الْاَرْضَ وَجَعَلَ فِيهَا رَوَاسِيَ وَاَنْهَارًا وَمِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ جَعَلَ فِيهَا زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ يُغْشِي الَّيْلَ النَّهَارَ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ وَفِي الْاَرْضِ قِطَعٌ مُتَجَاوِرَاتٌ وَجَنَّاتٌ مِنْ اَعْنَابٍ وَزَرْعٌ وَنَخِيلٌ صِنْوَانٌ وَغَيْرُ صِنْوَانٍ يُسْقٰى بِمَاءٍ وَاحِدٍ وَنُفَضِّلُ بَعْضَهَا عَلٰى بَعْضٍ فِي الْاُكُلِ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ

4.

Allah, gökleri gördüğünüz herhangi bir direk olmadan yükselten, sonra Arş'a kurulan, güneşi ve ayı buyruğu altına alandır. Bunların hepsi belli bir zamana kadar akıp gitmektedir. O, her işi (hakkıyla) düzenler, yürütür, ayetleri ayrı ayrı açıklar ki Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanasınız.

Diyanet İşleri

3.

O, yeri yayıp döşeyen, orada dağlar, nehirler meydana getiren, orada her türlü meyveden (erkekli-dişili) iki eş yaratandır. O, geceyi gündüze bürüyor. Şüphesiz bunlarda, düşünen bir kavim için (Allah'ın varlığını gösteren) deliller vardır.

4.

Yeryüzünde birbirine komşu kara parçaları, üzüm bağları, ekinler; bir kökten çıkan çok gövdeli ve tek gövdeli hurma ağaçları vardır ki hepsi aynı su ile sulanır. Ama biz ürünleri konusunda bir kısmını bir kısmına üstün kılıyoruz. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir kavim için (Allah'ın varlığını gösteren) deliller vardır.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

2- Allah, öyle bir kudrettir ki, gökleri, gördüğünüz şekilde direksiz yükseltmiş, sonra ARŞ üzerine ilâhî saltanatını kurmuş; Güneş ve Ayʹı (bel­li kanunlara bağlayıp) emrine başeğdirmiştir ki, bunlardan her biri belir­lenmiş bir süreye kadar (kendi yörüngelerinde) hareketlerini sağlar; işi plânlı biçimde kusursuz yürütür ve âyetleri (varlığına delâlet eden belgele­ri) bir bir açıklar; tâ ki, Rabbinize kavuşacağınıza kesin bilgi edinesiniz.

3- Öyle kudret ki O, yeri yayıp onda sâbit dağlar ve bir de ırmaklar meydana getirmiş; yeryüzünde her türlü meyva ve ürünü çift çift yaratıp var kılmış; geceyi gündüze bürümüştür. İşte bunlarda iyice düşünen bir millet için belgeler, ibretler ve öğütler vardır.

4- Yeryüzünde birbirine komşu kıtʹalar, üzüm bağları, ekinler ve dallı dalsız (çatallı çatalsız) hurmalıklar vardır ki, hepsi de aynı su ile su­lanmaktadır; tat ve lezzette bir kısmını diğerinden üstün ve farklı kılıyo­ruz. Şüphesiz ki bunda aklını kullanan bir millet için belgeler, ibret, öğüt­ler vardır.

GÖKLERİ DİREKSİZ YÜKSELTMİŞTİR

«Allah, öyle bir kudrettir ki, gökleri gördüğünüz şekilde direksiz yükseltmiştir. »

Genellikle cisimlerin boşlukta direksiz, dayanaksız duramadığı bilin­diği ve gözlerin hep bu yerçekimi kanununa alışık olduğu için Kur’ânʹda, «gökleri direksiz yükseltmiştir» ifadesi kullanılmıştır. Gerçekte ise, Kur’ân bu anlatım şekliyle iki ayrı kanunu anlatmaktadır: Birincisi, yerçekim ka­nunu, İkincisi bu çekim kuvvetinin dışında kalan cisimlerin boşlukta dura­bileceği kanunu.. Nitekim uzayda cisimlerin yerçekim kuvvetinin dışında kalanları bir direk veya dayanak olmadığı halde boşlukta durmaktadırlar. Diğer bir husus ta şudur: Uzayda boşlukta belli kanunlara göre hareketini sürdüren her cisim, yani yıldız, gezegen ve sistem, büyüklüğü oranında yerçekim kuvvetine sahiptir. Örneğin, Güneşʹin hacmi, Dünyaʹnın 330. 000 katı, kütlesi ise, 1. 300. 000 katıdır. Bu bakımdan yerçekimi orada Dünya’ya oranla 27. 9 kat daha fazladır. Ay ise, Dünya’dan çok küçük olduğundan yerçekimi Dünyaʹnınkinden altı kat küçüktür.

Güneş’teki yerçekim kuvveti gezegenleri yörüngelerinde tutmaktadır ki, Dünyaʹmız da bu gezegenlere dahildir. Böylece uzaya serpilen milyar­larca yıldızlar hep bu kanun doğrultusunda boşlukta durabilmekte ve ara­larındaki yerçekim kanunuyla birbirlerini belli yörüngede tutup hareketle­rini sağlamaktadırlar.

İşte göklerin, yani gökteki cisimlerin direksiz durmasının anlamı bu­dur. Şüphesiz ki, kâinatta düzen ve dengeyi sağlayan bu iki kanun Allahʹın varlığını, birliğini, kudretinin sınırsızlığını isbat etmektedir.

Diğer bir husus da, Kur’ân’da gök cisimlerinden daha çok Güneş ile Ay’dan söz edilir. Zira insanlar daha çok bu ikisiyle ilgilenmekte ve dün­yaları onlarla hayat bulmaktadır.

ALLAH ARŞ ÜZERİNE SALTANATINI KURMUŞTUR

«Sonra Arş üzerine ilâhî saltanatını kurmuştur.. »

Kur’ân-ı Kerîmʹin tam 21 yerinde İlâhî Arşʹtan söz edilir. Bunun yedi âyetinde Allah’ın Arş üzerinde istivası belirtilir. Burada üzerinde durmamız gereken iki önemli husus vardır. Biri, Arş’ın büyüklüğü, diğeri, Rahman olan Allah’ın Arş üzerine istivasıdır. Arş’ın büyüklüğü hususunda ilk akla gelen, göklerden, gökteki bütün sistemlerden, galeksi ve saman yolundan, onun, kıyas kabul etmiyecek hacimde büyük olmasıdır. Yerçekim kanunun­dan ve uzayda bu çekimin bir bakıma dışında kalan cisimlerin boşlukta durması ve her birinin kendi sistemine bağlı olması sebebiyle de yine yerçekime bağlı kalıp belli bir yörüngede hareket etmesi konu edilirken, kâi­nattaki bütün sistemlere hâkim olup hepsini kendi çekim sınırları içinde tutan Arş’ın hâkimiyetine dikkatler çekilmiştir. Nitekim Âyetüʹl-Kürsîʹde, Arş’a nisbetle bir basamak sayılan Kürsîʹnin göklerden ve yerden geniş (büyük) olduğu açıklanıyor. Arş’ın Kürsîʹden çok daha büyük olduğu mu­hakkak. O halde uçsuz kâinatta gök cisimleri ve sistemleri arasında nasıl bir çekim bağlantısı ve sağlam bir dengeleme mevcutsa, Arş ile bütün sis­temler arasında ona benzer bir çekim ve dengeleme söz konusudur.

Allah daha iyisini bilir.

Cenâb-ı Hakk’ın Arş üzerine istivası ise, ilim adamlarının çoğuna göre mecazî bir tabirdir. Bununla O’nun kudret ve saltanatının en çok ve en belirgin şekilde Arş üzerinde tezahür ettiğine işâret ediliyor. Zira i s t i v â sözlükte: Eşit ve denk olma, düz ve kapsamlı bulunma, örtme ve kuşatma, ortada tam denge ve düzende bulunma gibi mânalara gelir. el-Müfredat sâhibi Râğıb bunlara şu iki manayı da ilâve etmiştir: İki şeyin yanyana eşit şekilde bulunması, bir şeyin kendi kudretiyle ayakta dengede durması..

Ancak i s t e v â fiili a I â harfiyle geçişli geldiğinde, istilâ mâ­nasına delâlet eder. Ayrıca ilim adamlarından bir kısmına göre, âyetteki i s t i v â ’nın manası, göklerde ve yerde ne varsa, hepsi de Allah’ın yüksek irâdesine baş eğip denge ve düzende bulunmaktadırlar, demektir.

GÜNEŞ VE AY İÇİN BELİRLENMİŞ SÜRE

«Güneş ve Ayʹı (belli kanunlara bağla­yıp) emrine baş eğdirmiştir ki, bunlardan her biri belirlenmiş bir süreye ka­dar (kendi yörüngelerinde) hareketlerini sağlar. »

Güneş ve Ay için belirlenmiş süre, kâinat düzeninin bozulmasıyla yani kıyâmet olayının meydana gelmesiyle yorumlanır. Kıyâmetin ne zaman ko­pacağı hakkındaki bilgi ise, Allah’a aittir.

O halde güneş enerjisinin bir gün tükeneceğiyle ilgili birtakım varsa­yımlar bizi olumlu bir neticeye götürmez. Çünkü kıyâmetin kopması, güneş enerjisinin tükenmesine bağlı değildir. O, belli bir plâna göre ayarlanmış­tır; tıpkı kurulan saat gibi, vakti gelince çalmaya başlar ve süresi dolunca durur. İşte o süre dolunca, diğer sistemlerle birlikte güneş sistemi de alt üst olur. Neyin nereye varacağı, sonra da ikinci düzenin nasıl kurulacağı, birtakım tahminler yürütülerek bilinmez.

Diğer önemli bir husus da şudur: Sahîh hadîslerden anlıyoruz ki, kı­yâmet olayıyla güneş yörüngesinden çıkınca eski düzen ve dengesi bozul­makla beraber, yeni kurulacak düzende yine yerini alacak. Nitekim «Mah­şer alanında güneş iyice yaklaştırılır» sözü bize bir ip ucu vermektedir. O halde her gün biraz eksilmek suretiyle bir gün gelecek güneş enerjisi tü­kenecek nazariyesi bizce müsbet bir sonuca götürücü değildir.

ALLAH, İŞLERİ PLÂNLI VE PROĞRAMLI YÜRÜTENDİR

«İşi plânlı biçimde kusursuz yürütür ve âyetleri (varlığına delâlet eden belgeleri) bir bir açıklar; tâ ki, Rabbınıza kavuşacağınıza kesin bilgi edinesiniz. »

İlgili âyette tedbîr kökünden «yüdebbirü» fiili kullanılmıştır. Bu, işlerin sonunu, fayda ve yararlarını düşünerek harekete geçmek, başlatı­lacak her işi sonucuyla ve sağlayacağı faydalarla değerlendirmek ve öyle­ce plânlı ve proğramlı şekilde yürütmek anlamına gelir.

Allah (c. c. ) varlığına ve birliğine delâlet eden astronomi ile ilgili delil­leri sıraladıktan sonra; işleri düzenli, sağlıklı yürütmede gereken önlem­leri aldığını açıklıyor. Öyle ki, kurduğu düzenin amacını, yararını ve sonu­cunu belirleyip şaşmayan kanunlarıyla yürüttüğünü, akıl sahiplerine ha­tırlatıyor. Zira kâinattaki mükemmel ve ahenkli nizamı insanoğlu daha çok akıl yoluyla çözebilin her düzenin bir düzenleyicisinin, her plân ve her proğ­ramın bir proğramlayıcısının bulunduğunu yine akıl aracılığıyla anlayabilir.

Şüphesiz ki, âyette belirtilen İlmî muʹcizelerin ve akla ışık tutan bel­gelerin bir bir açıklanması, Rabbımızın kudretinin sınırsızlığını ve yüceli­ğini bize öğretirken, eninde, sonunda Oʹna döndürüleceğimiz hakkında en sağlam bilgileri vermektedir.

YERİ YAYAN, SABİT DAĞLARI OLUŞTURAN OʹDUR

«Öyle kudret ki O, yeri yayıp on­da sâbit dağlar ve bir de ırmaklar meydana getirmiştir. »

Yeryüzünü canlıların ve bitkilerin yaşamalarına elverişli biçimde ve verimlilikte yayıp hazırlayan Allah, yarattığı her canlıya, yaratılışındaki özelliğine ve bağlı bulunduğu hayat kanununa uygun bir yaşam ortamı ha­zırlamıştır. O kadar ki, dağlarda, soğuk ve sert iklimlerde yaşayan hayvan türleri ve yetişen birçok bitkiler, kendi iklim şartlarına bağlı birtakım özel­likler arzettikleri için, çölde yaşamaları çok zor, hattâ imkânsızdır.

Dağların su kaynaklarının deposu olduğu ise, bir gerçektir. Ayrıca dağ iklimlerinin özelliklerinden biri de, yeryüzünün çeşitli yüksekliklerin­deki bölgelerin şartlarını bir dizi üzerinde birbirine yakın olarak verme­leridir.

Diğer yandan dağlarda sıcaklığın azalmasıyla birlikte nemlilik oranı da artar. Atmosfer dolaşımının yükseklere yönelttiği hava kütleleri yükse­lirken soğur, nemi yoğunlaştırır da kar ve yağmur olur. Bu yüzden dağ yö­releri alçak yerlerden daha çok yağış alır ve kaynakları besler. Sonra da dağlardaki fazla nemlilik yoğun bir bitki örtüsünün oluşmasına yol açar. Şüphesiz bu da iklim üzerinde çok olumlu tesirler meydana getirir; toprak kaymasını önler; hayat ve sağlık kaynağı haline gelir. Ekonomiye katkısı ise, ayrı bir konu..

İşte ırmakların meydana gelmesi, daha çok dağların varlığıyla bağlan­tılıdır. Onun için Cenâb-ı Hak, âyette sâbit dağlardan hemen sonra «ır­maklar meydana getirmiştir» cümlesine yer vermiştir.

BİTKİLERİN ÇİFT YARATILMASI

«Yeryüzünde her türlü meyva ve ürünü çift çift yaratıp var kılmıştır. »

Âyette geçen ve Türkçeye «çift çift» diye çevirisini yaptığımız «zevceyn» tabiri üzerinde duranlar, az farkla da olsa birtakım yorumlarda bu­lunmuşlardır. Özellikle kelimenin sözlük manası hayli kapsamlı olduğun­dan lûgatçıların birtakım tesbitleri söz konusudur. Onları şöyle özetliyebiliriz:

Zevc: Eş, çift olan iki şeyden her birine denir. Bu bakımdan evli olan erkek ile kadının her birine «zevc» denilmiştir. Ancak dişiyi erkekten tefrik için de kadına «zevce» denilmesi yaygınlaşmıştır. Aynı zamanda hay­vanların cinslerine göre, erkek ve dişisinin her biri hakkında bu isim kul­lanılmaktadır. Bunun gibi, renk, şekil ve desen gibi hususlarda birbirlerine benzeyen veya zıddı olan iki şeyden her birine de «zevc» denildiği vakidir. Kurʹân’dan buna birer misal vermemizde yarar vardır:

«Toplayıp sürün mahşer yerine o zulmedenleri ve zevcelerini (eşlerini, yandaşlarını, benzerlerini) ve Allah’tan başka taptıkları şeyleri, hepsini Cehennemin yoluna koyun. » (Saffat Sûresi: 22)

«Kâfirlerden bir kısmına -birbirine benzer ve emsal sayılacak ölçüde- verdiğimiz servete gözlerini dik­me... » (Hicr Sûresi: 88)

Görüldüğü gibi, her iki âyette de geçen «ezvac» tabiri, eşler, yandaşlar ve benzerler şeklinde tefsîr edilmiştir.

Diğer bir husus da şöyledir: Allah, bir ve benzersiz olduğu için Oʹna «tek» denilmiş; eşi, dengi, benzeri ve akranı olan şeylere «çift» mânasına gelen «zevc» denilmiştir. Kurʹânʹda bu incelik şöyle belirtilmiştir:

«Her şeyden çift çift yarattık, olur ki düşünüp ibret ve öğüt alırsınız. »

Yani Allah’tan başka her şeyin eşi, dengi, benzeri ve akranı vardır. (Zâriyât Sûresi: 49)

Böylece Kur’ân, Allah’tan başka her şeyin birtakım benzerleri, denk­leri ve akranları bulunduğunu belirtmekle kalmıyor, bir de bitkilerin nasıl ürediklerine işârette bulunarak araştırıcılara ip uçları veriyor. Yapılan bi­limsel araştırmalar bizi şu sonuca götürmektedir: Bitkiler, eşeyli üreme, eşeysiz üreme, diye iki ayrı şekle ayrılır. Bitkilerin çoğu eşeyli üreme ile vücut bulur. Şöyle ki: Genç bir bitki önce hücrelerini çoğaltarak büyür, ergin hale gelince, tohum yolu ile kendine benzeyen yeni bitkiler meydana getirir.

Bitkiler âleminin büyük bir şubesini meydana getiren çiçekli bitkiler­de üreme, çiçek vasıtasıyla olur. Yani çiçekler bitkinin üreme organlarıdır. Bu açıdan bakılınca, her bitki kendi benzerini, dengini ürettiğinden, çift ya­ratıldığı ortaya çıkıyor. Aynı zamanda her bitki türünün az farklı çeşitleri bulunduğuna işâret ediliyor. Çift yaratma, her birinden birkaç çeşit mey­dana getirmeyi anlatır.

Sayılarını kesin tesbit edemediğimiz bunca bitki ve meyvaların renk­leri, kokuları, tatları ve şekilleri değişiktir. Oysa hepsi de aynı su ile su­lanmakta ve hepsi de aynı toprakta yetişmektedir. Çünkü her bitki hak­kındaki ilk İlâhî tecelli, onun bütün özelliklerini genler, yani kalıtım birim­leri ile belirlemiştir. Artık değişmesi söz konusu değildir. O bakımdan her bitki kalıtım birimindeki özelliği taşır; su, toprak ve güneş o özelliğin or­taya çıkması için gereken ortamı oluştururlar.

İlgili âyette «Hepsi de aynı su ile sulanmaktadır.. » buyurulması, dikka­timizi bu inceliklere çekmekte ve ciddi araştırma yapmamızı ilham etmek­tedir.

GECEYİ GÜNDÜZE BÜRÜME

«Geceyi gündüze bürümüştür. »

Yerkürenin kendi ekseni ve Güneş’in etrafında bir elips çizerek dön­mesinden meydana gelen gece ve gündüz olayına işârette bulunuluyor. Hayvanların ve bitkilerin yaşayıp gelişmesini sağlayan bu olayın, gelişigüzel olmadığı, belli bir plân ve proğrama göre yürütüldüğü belirtiliyor. Kâinatı böylesine ince hesaplarla hareket haline sokan ve her hareketin bir baş­langıcı ve hareket ettiricisi bulunduğu gibi, bir sonu ve noktalayıcısının da olduğunu, iyice düşünmemizi ilhâm eden O Yüce Kudretʹin karşısında eği­lip secde etmemiz gerekmiyor mu?

Bütün bu düzenli, faydalı olaylarda düşünebilen bir millet için nice deliller, belgeler, öğütler ve ibretler vardır.

KESİN BİLGİ EDİNME - DÜŞÜNME - AKLETME

Konumuzu oluşturan üç âyette şu üç kavrama yer verilmiştir: Kesin bilgi edinme, düşünme ve akletme.. Bunun için de Allah’ın varlığına ve kudretinin eşsizliğine delâlet eden temel bilgi ve ana fikir mahiyetinde on­beş madde sıralanmıştır:

Bunlardan astronomiyle ilgili beş madde anıldıktan sonra, «Tâ ki Rab­bınıza kavuşacağınıza kesin bilgi edinesiniz», denilerek, düşünce ve akılla birleşen imanın lüzumu üzerinde durulmuştur. Coğrafya ve botanikle ilgili beş maddeye daha yer verildikten sonra, «İşte bunlarda iyice düşünen bir millet için belgeler, ibretler ve öğütler vardır», denilerek düşünmenin öne­mi üzerinde durulmuştur. Sonra da yine coğrafya ve botanikle ilgili beş konuya dikkatler çekilerek, «Şüphesiz ki bunda, aklını kullanan bir millet için belgeler, öğütler ve ibretler vardır», buyurulmuştur.

Önce Allahʹın varlığına ve birliğine inandıktan sonra O’na kavuşaca­ğımıza kesin bilgi edinebilmemiz için, aklın temelini oluşturan düşüncemi­zi mevcut düzene çevirmemiz gerekmektedir. Aklımız düşüncemizi yönel­tirken elde ettiği bilgileri imana malzeme olarak verir ve böylece kesin bilgi edinmemiz gerçekleşir.

Yeryüzünde her gün karşılaştığımız iki önemli konu vardır: Coğrafya ve botanik.. Düşüncemizi bu iki konu üzerine teksif edip gereken araştır­mayı akıl ve zekâmızla, edindiğimiz bilgilerle yürüttüğümüz takdirde, bizi doğruya götüren, olumlu sonuçlar elde etmemize yardımcı olan belgeler toplamış oluruz. Şüphesiz iyi düşünmenin bu sonuca erişmemizde yeri ve önemi tartışılmaz.

Bitkilerle ilgili genlere, yani kalıtım birimlerine yapılan işâretle, her canlı ve bitkinin türünün bütün özelliklerini o canlının ve bitkinin genlerine yerleştiren Allah’ın ne kadar yüce olduğu belirtilirken, bu konuda aklımızı çok iyi kullanmamız emrediliyor. Çünkü sözü edilen incelikleri anlayabil­mek için mutlaka akla ve aklın temeli olan düşünceye ihtiyaç vardır.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Allah’ın sonsuz ilim ve kudretinin damgasını taşı­yan ve Oʹnun varlığını, birliğini yansıtan onbeş temel bilgi sıralanarak, iyice düşünmemiz ve aklımızı kullanmamız emredildi.

Aşağıdaki âyetlerle, bunca delil ve belgelere rağmen hâlâ öldükten sonra dirilmeyi inkâr edenlerin bulunduğu hayretle karşılanıyor ve aklını, düşüncesini iyice kullanmayan o inkârcılar Cehennem azabıyla uyarılıyor­lar. Sonra da fıtratlarındaki din ve Allah duygularını köreltip Hakk’ı ret eden azgınların tehdid edilegeldikleri azâbı hemen istemeleri konu ediliyor ve Hz. Muhammed’in (A. S. ) istenilen muʹcize veya harikulâde olayları kendi­liğinden getirmeye meʹzun bulunmadığı belirtilerek O’nun görev sınırı kıs­men hatırlatılıyor.