MEÂLİ
4- Kadınlarınızdan ayhalinden ümitleri kesilmiş olanların iddetleri hakkında şüphelenirseniz, onların iddeti üç aydır. Henüz ayhali görmeyen kadın da böyle... Gebe kadınların ise bekleme süresi, doğum yapmasıyla son bulur. Kim Allahʹtan korkup sakınırsa, Allah, onun işinde bir kolaylık sağlar.
5- Bu Allahʹın buyruğudur ki, size indirmiştir. Kim Allahʹtan korkar (buyruğuna karşı gelmekten) sakınırsa, Allah, onun kötülüklerini örtüp temizler; mükâfatını büyültür.
6- (Boşayıp da henüz iddeti sona ermemiş) kadınları, gücünüz ve imkânınız elverdiği nisbette oturduğunuz yerde oturtun. Sıkıntıya uğratmak için kendilerine sakın zarar vermeyin. Eğer o (boşadığınız) kadınlar gebe iseler, doğumlarını yapıncaya kadar nafakalarını verin. Size ait çocuğu emzirirlerse ücretlerini verin. (Bu hususları) aranızda güzellikle örfe uygun şekilde görüşün. Eğer aranızda sıkıntıya sebep bir anlaşmazlık çıkarsa, çocuğu başka bir kadın emzirecek (şekilde karar alabilirsiniz).
7- Geniş imkânı olan, geniş imkânına göre nafaka versin. Rızkı dar ve sınırlı olan ise, Allahʹın kendisine verdiğinden nafaka versin. Allah, hiç kimseye verdiğinden fazlasını teklif etmez. Allah, bir sıkıntı ve zorluğun ardından bir kolaylık meydana getirir.
İNİŞ SEBEBİ
Ubey b. Kâb (R. A. ), Peygamber Efendimize: «Ya Resûlellah! Kadınların iddetiyle ilgili âyet inince Medineli bazı kişiler, ayhalinden ümidi kesilenle henüz ayhali olmayan kadınların ve bir de hâmile kadınların iddeti hakkında Kur’ân’da bir açıklama ve hüküm yoktur, diyorlar. Bu hususta ne buyurursunuz? » diye sorunca, ilgili âyetler indi. (Lübabu’t-te’vîl: 4/280, 281- İbn Kesir - Âlûsî - Kurtubî)
İLGİLİ HADÎS
Ebû Seleme (R. A. ) anlatıyor:
- Bir adam, İbn Abbasʹa (R. A. ) geldi; orada Ebû Hüreyre (R. A. ) da bulunuyordu. Bir konu hakkında bilgi edinmek istediğini belirterek şöyle dedi: «Kocasının vefatından 40 gün sonra doğum yapan kadının iddetinin ne kadar olacağını bana haber verir misin? dedi. İbn Abbas (R. A. ) ona s «Doğum yapması ve üç ayhali, üç temizlik görmesi dikkate alınarak bu iki sürenin sona ermesini bekler» diye cevap verince ben söze karıştım ve «Gebe kadınların iddeti, doğum yapmalarıyla son bulur» meâlindeki âyeti okuyarak delil gösterdim. Ebû Hüreyre (R. A. ) de bana katıldı. Bunun üzerine İbn Abbas (R. A. ) hizmetçisi Küreybʹi, Ebû Selemeʹnin eşi Ümmu Selemeʹye göndererek durumu sordurdu. Ümmu Seleme (R. A. ): «Sübeyʹa el-Eslemî öldürüldüğünde eşi hamile idi. Kırk gün sonra doğum yapınca, onunla evlenmek isteyenler oldu. Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz onun evlenmesine müsaade etti» diye cevap gönderdi. (Buharî/tefsîr: 2/65)
AİLE HUKUKUNDA BOŞANMA KONUSU
Boşanan kadının iddeti (şerʹî bekleme süresi) şu dört kısımdan biriyle takdîr edilir:
1- Ayhali gören bir kadın ise boşandıktan sonra başka bir erkekle evlenebilmesi için üç ayhali veya üç ayhalinden temizlenme dönemi görüp geçirmesi gerekir. Bu süreden önce evlenmesi kesinlikle harâmdır.
2- Yaşı itibariyle ayhalinden umudu kesilip artık kan görmeyen bir kadınsa, kamerî ay hesabıyla üç ay beklemesi gerekir. Bu süre tamamlandıktan sonra başka biriyle evlenebilir.
3- Yaşı küçük olduğundan henüz ayhali görmüyorsa, o da boşandıktan sonra üç ay bekler; bu süre dolmadan başka biriyle evlenemez.
4- Gebe iken boşanan bir kadının bekleme süresi, doğum yapmasıyla son bulur; yani doğum yaptıktan hemen sonra başka biriyle evlenmesinde bir engel ve sakınca söz konusu değildir.
Boşanma hukukuyla ilgili hükümler işlenirken şu tavsiyelere de yer verilmektedir:
a) Bu hükümler Cenâb-ı Hakk’ın belirlediği sınırlardır. Artık kim Allah’ın koyduğu sınırları aşarsa, gerçekten o kendine haksızlık etmiş olur.
b) Bir veya iki talâkla boşanan kadınların bekleme süresi sona ermek üzere iken onları ya iyilikle, güzellikle tutun, ya da örfe uygun şekilde iyilikle salıverin.
c) Kim Allah’tan korkup kadınların hakkına tecavüzden, kaba ve hırçın davranmaktan sakınırsa Allah ona bir çıkış imkânı sağlar.
d) Boşayan erkek veya boşanan kadından kim bu kritik zamanında da Allah’a güvenip dayanırsa, Allah ona yeter.
e) Kim de Allah’tan korkup Oʹnun koyduğu sınırları aşmaktan sakınırsa, Allah ona işinde kolaylık sağlar.
f) Kim de Allahʹtan korkup O’nun buyruklarına karşı gelmekten sakınırsa, Cenâb-ı Hak onun kötülüklerini örtüp temizler ve ona büyük bir mükâfat lütfeder.
Bütün bu hüküm ve tavsiyeler gösteriyor ki, İslâm Dini, hukukla ahlâk ve fazileti; hukukla maddî ve mânevî müeyyideleri; hukukla imân ve vicdanı birleştirip bütünleştirmiştir.
Dördüncü âyette ise, birbirinden farklı iddetlerin olduğu belirtilmektedir. Şöyle ki: Yaşı itibariyle ayhalinden tamamen kesilen kadın, boşandığı takdirde, başka bir adamla evlenebilmesi için üç kamerî ay beklemesi gerekir. Bunun gibi henüz ayhali görmeyen kız evlendikten sonra yine yaşı icabı ayhali başlamadan boşanırsa, o da üç kamerî ay geçmeden evlenemez.
Hamile olan kadın doğum yapmadan boşanır veya kocası ölürse, iddeti (şer’î bekleme süresi) doğum yapmasıyla sona erer. Oysa kocası ölen kadının iddeti, dört ay on gün olarak belirlenmiştir. Böylece hamile kadın bu genellemenin dışında tutulmuştur. Nitekim Sübey’a hadîsi buna açık şekilde delâlet etmektedir. (Bilgi için bak: Bakara Sûresi: 234)
Hâmile kadın, kocası öldükten veya ondan boşandıktan sonra düşük yaparsa, bu, kan ya da et parçası şekillenmemiş bile olsa, İmam Mâlik ve İmam Ahmed’e göre, doğum yapma sayılır ve aynı hükmün kapsamına girer. İmam Ebû Hanîfe’ye göre, tam teşekkül etmedikçe, yani cenin şeklini almadıkça aynı hükmün kapsamına girmez. İmam Şâfiî de aynı görüştedir.
SÜNNETE UYGUN BOŞAMA-BOŞANMA
Sünnet doğrultusunda boşanmanın faydalarını az yukarıda belirtmiştik. En azından erkeğin daha doğru düşünmesini ve duygularından sıyrılıp akıl ve vicdanıyla konuyu daha iyi muhakeme etmesini kolaylaştırır ve bu imkânı verir.
O bakımdan dördüncü âyetin sonunda: «Kim Allahʹtan korkup (sünnet dışına çıkmaktan) sakınırsa, Allah onun işinde bir kolaylık sağlar» buyurulmaktadır.
AKIL VE VİCDAN İLE MUHAKEME HER ZAMAN GEÇERLİDİR
Günahsız, kusursuz ve hatasız kimse yoktur. Cenâb-ı Hak ancak peygamberleri günah işlemekten korumuştur. O bakımdan erkek, eşinin bazı kusurlarını büyültüp onu, akıl, vicdan ile değerlendirmeye veya aklın süzgecinden geçirmeye lüzum görmeden hissine mağlûp olarak hemen boşamaya kalkarsa, hatâ etmiş olur; aynı zamanda dönüşü çok zor veya mümkün olmayan bir yola girer. Öylece hem Allah’ın rızasına uygun davranmadığından sünnetullah çizgisinden ayrılır, hem de âhiret gününde bunun cezasını çekmekten kurtulamaz. O bakımdan Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in açıkladığı sünnet doğrultusunda boşamaya karar vermek aklın, vicdanın ve İlâhî rızanın yolunu seçmek demektir. Çünkü kadın alınıp satılan bir meta’ değildir; o, her yönüyle aile yuvasının temel taşı ve terbiye kucağıdır. Nesil onun elinde şekillenmekte ve ilk terbiyeyi ondan almaktadır. İşte kadın, bu özelliklerini bilip sosyal düzendeki şerefli yerini almayı idrâk ettiği nisbette muhteremdir ve her vesileyle anne olmaya lâyıktır.
BOŞANAN KADININ İBATESİNİ SAĞLAMAK
Bâin talâkla boşayıp ric’at hakkı olmayan koca, eşini kendi malî imkânları nisbetinde barındırmakla yükümlüdür. Nafaka ve elbiselerini sağlamakla yükümlü değildir.
Kadın hamile ise, hem mesken, hem nafaka, hem de elbise hakkına sahiptir. İddeti bitinceye kadar kocası onu belirtilen hususlarda beslemekle mükelleftir.
Üç talâkla boşanan kadına gelince:
Buna mesken ve nafaka gerekir mi? Müctehid imamların bu konudaki ictihad ve görüşleri farklıdır:
a) İmam Mâlik ve İmam Şâfiî’ye göre, iddet sona erinceye kadar kadının mesken ve nafaka ihtiyacı karşılanır. İmam Ebû Hanîfe’nin de içtihadı buna yakın bir hüküm ifade etmektedir.
b) İmam Ahmed b. Hanbel, İshak b. Rahuye (veya Rahaveyh) ve Ebû Sevr’e göre, ona ne mesken, ne de nafaka gerekir.
Bu üç imam ictihadlarına şu olayı mesned göstermişlerdir: Fatma bint Kays, yanında kocasının kardeşi olduğu halde Resûlüllah’a (A. S. ) gelip şöyle dedi: «Ya Resûlellah! Doğrusu kocam beni boşadı ve bu adam da benim için ne mesken, ne de nafaka gerekmediğini iddia ediyor. » Bunun üzerine Resûlüllâh (A. S. ) ona: «Hayır, sana hem mesken, hem de nafaka vermeleri gerekir» buyurdu. Yanındaki adam müsaade isteyerek şöyle dedi: «Ya Resûlellah! Kocası bu kadını üç talâkla boşadı.. » Resûlüllâh (A. S. ) onlara: «Bu durumda ne mesken, ne de nafaka gerekir. Mesken ve nafaka ancak kendisine ric’at yapılabilecek kadına verilir» buyurdu. (Sahîh-i Müslim - Dârekutnî)
Böylece İslâm, sağlam bir aile hukuku düzenleyerek hakları korumuş ve kadının itilip kakılmasını, vakarının zedelenmesini önlemiş; boşanma olayını birtakım esaslara bağlamıştır. «Sıkıntıya uğratmak için kendilerine sakın zarar vermeyin! » emri, bütünüyle kadın haklarını korumakla ilgilidir.
ÇOCUĞU ÜCRETLE EMZİRME
«Size ait çocuğu emzirirlerse ücretlerini verin. (Bu hususları) aranızda güzellikle örfe uygun şekilde görüşün.. »
Hâmile iken boşanan ve sonra da doğum yapan kadının süt emer durumda olan çocuğu beslemek için babası, onu emzirmek üzere öz anasına teklîfte bulunur, kadın razı olursa ücret mukabilinde onu emzirebilir. Çünkü bu durumda olan kadın çocuğu emzirip beslemekle yükümlü değildir.
Ancak âyette «fein erdaʹne leküm» cümlesi dört meseleye delâlet etmektedir:
1- Boşanan kadınlar süt emer durumda olan çocuğu ücret karşılığında emzirebilirler ve çocuğun öz babası bu ücreti ödemekle yükümlüdür. Nasıl çocuğun öz annesi ölmüş olsa, babası ona bir süt anne tutmak zorundaysa, boşadığı kadını da öylece tutması gerekir.
İmam Ebû Hanîfe, «kadın talâk-ı bâin ile boşanmamışsa, çocuğu emzirmek için ücret talep edemez; zira onu zaten emzirmekle mükelleftir» demiştir. İmam Şâfiîʹye göre, her iki durumda da kadına ücret verilmesi ve onun da ücret talep etmesi câizdir.
2- Erkek ve boşadığı kadın gerek nafaka ve mesken hususunda, gerekse çocuğu ücretle emzirmede örfe uygun bir tutum ve anlayış içinde olmalıdırlar. Öyle ki, kadının durumu müsaitse çocuğu ücretsiz emzirmesi bir fazîlettir ve anneliğin ayrı bir tezahürüdür. Adamın malî kudreti yerindeyse, kadına bu hususta ücret verirken cömert davranması da bir fazîlet ve kadirbilirliktir.
3- Adam ücret vermek istemez, kadın da ücretsiz emzirmeye yanaşmazsa, ne adam, ne de kadı (hâkim) kadını emzirmeye zorlayamaz. Bu durumda bir süt anne ücretle tutularak çözüm getirilir.
4- Boşanan kadın bir, iki talâkla değil tamamiyle boşanmışsa, çocuğu emzirmekle yükümlü değildir. Ancak çocuk başka bir kadının göğsünü emmiyorsa, o takdirde ecr-i misil takdîr edilerek öz anasına emzirtilmesi sağlanır.
NAFAKA TAKDİRİ
«Geniş imkânı olan, geniş imkânına göre nafaka versin.. »
İslâm nafaka konusunda dondurucu ve tahdid edici bir nisbet koymamış ve belirlememiştir. Malî imkânı geniş olan kimse ona göre, dar olan da imkânına göre nafaka vermekle yükümlüdür. Bu hususta adamı sıkıntıya sokmaya cevaz verilmez. Zira Cenâb-ı Hak hiç kimseye takatinin üstünde teklîfte bulunmaz.
RİC’Î VE BÂİN TALÂK ARASINDAKİ AÇIK FARKLAR
Ric’î talâk ile bâin talâk arasındaki farkları daha çok bu iki talâkla ilgili şartları bildikten sonra anlamak mümkündür. Biz burada sadece fukahanın tesbit ettiği farkların bir özetini vermekle yetiniyoruz:
Ric’î talâkın şartları:
1- Kadına cinsel temasta bulunmuş olmaması,
2- Boşamanın sarih (açık) lafızlarla olması,
3- Ivaz (mal ve para) karşılığında olmaması,
4- Üç sayıya ne açıktan, ne de delâleten beraberlik etmemesi,
5- Beynuneti ifade eder şekilde bir sıfat ile mevsûf bulunmaması..
Bâin talâkın şartları:
1- Kinaye lâfızlarla meydana gelmesi veya,
2- Kinaye şeklinde olunca niyet etmiş bulunması veya,
3- Sariha delâlet eden lafızlardan biriyle ifade edilmesi veya,
4- Mal karşılığında verilen üç talâkla vuku bulması veya,
5- Açıktan üç sayısına delâlet eden bir lafızla boşanması bu cümledendir.
Bu şartlardan birinin gerçekleşmesiyle talâk-ı bâin vücut bulmuş olur. (Fazla bilgi için bak.: Celâl Yıldırım/Kaynaklarıyla İslâm Fıkhı: 3/83, 84)
ÂYETLER ARASINDAKİ BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle aile hukukunun önemli bir kısmını oluşturan boşanma üzerinde duruldu ve bu durumda kadının şer’î bekleme süresinin ne kadar olacağı belirlendi. Sonra da nafaka ve çocuğun emzirme konusuna değinilerek aydınlatıcı bilgi verildi.
Aşağıdaki âyetlerle, Allah ve Peygamberinin emirleri dışına çıkıp ilâhî sınırları aşan kavim ve milletlerin nasıl yok edildikleri ve o yüzden elem verici bir azaba uğratıldıkları haber veriliyor ve indirilen kitabın, gönderilen peygamberin insanları küfür ve cehaletin karanlığından kurtarmaya, düzenli ve aydınlık bir hayat yaşamalarını sağlamaya yönelik bulunduğu konu ediliyor.