MEÂLİ:
4- Küfre sapanlar, «bu Kur’ân, Muhammed’in uydurduğu yalandan başkası değildir; bunu (düzmede) başka bir topluluk ona yardım etmiştir» dediler. Onlar cidden haksızlık ve yalanla geldiler.
5- Yine onlar, «bu onun başkasına yazdırıp da sabah-akşam kendisine okunan eskilerin masallarıdır» dediler.
6- De ki: «Onu göklerdeki ve yerdeki gizliliği bilen (Yüce Kudret) indirmiştir. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok merhamet edendir. »
İNİŞ SEBEBİ
Gerek Kureyş müşrikleri ve özellikle onlardan Nadr b. Hars, gerekse Yahudilerden bazı kötü niyetliler, «bu Kur’ân Muhammed’in uydurduğu yalandan başkası değildir» diyerek çirkin benzetmelere başvurdular. Bunun üzerine yukarıdaki âyetler indi. (Bilgi için bak: Tefsîr-i Kurtubî: 13/3)
Diğer bir rivâyet :
Kureyş müşrikleri «bu Kurʹânʹı Muhammedʹe yahudi bilginleri veya Habeşli kâhin Ubeyd b. Hadr, ya da kitap ehlinden Cebr, Yesâr ve Adas adındaki adamlar öğretiyor» diyerek İslâmʹa girmek isteyenlere engel olmaya çalışıyorlardı. O sebeple yukarıdaki âyetler indi. (Bilgi için bak: Lübabu’t-te’vîl: 3/343, 344)
KUR’ÂN ESKİLERİN MASALLARI DEĞİLDİR
«Yine onlar, «bu, onun başkasına yazdırıp da sabah-akşam kendisine okunan eskilerin masallarıdır» dediler. »
Her sahifesinde sekiz-on kadar konuya yer verilen ve konular arasında kopmaz bağlar meydana getirilen; fizik ve fizikötesi âlemlerden akla ve ruha ışık tutan bilgilerle donatılan; insan hayatının her safha ve bölümüyle içiçe getirilip düzenli ve disiplinli bir hayatın plân ve proğramını veren; taşıdığı bilimsel ana fikirlerle, temel bilgilerle bugüne kadar gelişen İlmî buluşlara ve tesbitlere ters düşmeyen, bilâkis haklılığı iyice anlaşılan Kur’ân’ın insan eseri olduğunu düşünmek bile abes ve anlamsızdır. On beş asır geriye gidip kavim ve kabilelerin, ülke ve milletlerin kalp ve kafalarını örten cehalet perdesinin kesafetine bakınca, Kur’ân’ın her yönüyle İlâhî olduğu rahatlıkla anlaşılır.
Bunu belgeler mahiyette birkaç misal ile değerlendirelim:
1- Aile yuvasının meşru ölçüler ve kurallar çerçevesinde kurulması ve kadının şehvet metâı olmayıp her türlü kötü nazardan korunması için evlilik müessesesini belli şartlara ve hükümlere bağlaması; bu maksatla çok mükemmel bir «Aile Hukuku»nun ana çizgilerini belirlemesi,
2- İçki, uyuşturucu gibi sağlığı tehdit eden, ekonomik yapıyı olumsuz yönde etkileyen maddelerin zerresini bile yasaklaması; kumar ve benzeri talih oyunlarına cevaz vermemesi ve bunun için maddî müeyyidelerle birlikte ağır mânevî müeyyideler koyması,
3- Akıtılmış kanı, ölmüş hayvan etini haram kılması; insanın beden ve ruh sağlığına olumsuz yönde tesir eden haşerenin ve yırtıcı hayvanların yenilmesini yasaklaması; dokuz kadar tehlikeli hastalığa sebep olan domuz etini murdar sayması,
4- Öğretmenle öğrenci, evlâtla ana-baba; aileyle hısımları, komşu ve yakınları arasında en olumlu ve ferahlatıcı havayı oluşturması,
5- Namaz ve benzeri ibâdetlerle beşer hayatını doğruluk, ahlâk, fazîlet ve adâlet düzeyine kavuşturması; ikinci hayat inancıyla insan ruhunda iç huzuru doğurması ve kişileri hakseverlik çizgisinde tutması,
6- Adâleti yansıtır ölçü ve anlamda mîras hukukunu detaylı olarak belirlemesi,
7- İnsan kanına ve hayatına üstün değer verip savaşlarda bile adam öldürmeyi son çare olarak kabul etmesi,
8- Fethedilen ülkelere ahlâk, fazîlet, namus, iffet, adâlet ve hakkaniyet götürüp mabetleri yıkmayı, ibâdethaneye çekilmiş din adamlarını öldürmeyi, ağaçları kesmeyi, kadın ve çocuklara dokunmayı, bayındır yerleri tahrip etmeyi yasaklaması, İslâm ve Kur’ân’ın on beş asır önce ortaya çıkıp bunca esasları beraberince taşıması ne ile yorumlanır? Okur-yazar bile olmayan Hz. Muhammedʹin (A. S. ) bu ve benzeri esasları vazʹetmesi, kendi kafasından bunları bulup çıkarması mümkün müdür? Yirminci asrın son çeyreğinde bütün gayretlere ve araştırmalara, imkân ve malzemeye rağmen Kur’ân’ın getirdiği esasların ve kurduğu müesseselerin bir benzerine erişilebilinmiş midir?
Bir de bunlara bugün doğruluğu kesinkes kabul edilen İlmî temel bilgilere, ana fikirlere geniş yer veren Kur’ân âyetlerini ilâve edecek olursak, bu İlâhî kitap hakkındaki her türlü şüphenin yersizliği gün ışığına çıkmış olur.
Mekkeli putperestler son dine karşı duydukları nefreti, hiçbir ölçü ve insaf tanımadan kelime kalıbına döküyorlar, bir sürü gerçek dışı iddialarda bulunuyorlardı. Çağımızda şartlanmış yarım aydınların da zaman zaman Kur’ân’a saldırmaları, yapılan telkinlerle ve uygulanan tek yanlı eğitimle içlerinde birikip katmerleşen kin ve nefretin tabii sonucudur. Aynı zamanda her türlü bilimsel ölçülerin dışında akıl ve mantığa ters birtakım iddialardan öteye geçmemektedir.
O bakımdan ilgili âyetle onların ve o gibilerin şaşkın hali, akıl ve gerçek dışı sataşmaları, bilimsel ölçülerden çok uzak rastgele iftirada bulunmaları konu edilerek düşünebilen insanlara hem bilgi veriliyor, hem ana fikir sunuluyor.
GÖKLERDEKİ VE YERDEKİ GİZLİLİĞİ BİLEN
«De ki: Onu göklerdeki ve yerdeki gizliliği bilen (Yüce Kudret) indirmiştir. Şüphesiz ki o, çok bağışlayan, çok merhamet edendir. »
Göklerin ve yerin sırrı : Deney ve gözlemimiz dışında kalan, düşünce ufkumuzu aşan, aklımızı zaman zaman âciz bırakan birtakım gizli proğramlar ve onların uygulanma keyfiyetidir. Zira kâinatta hiçbir şey ve olay tesadüfî değildir. Her şey önceden proğramlanıp belli sebeplere ve kanunlara bağlanmış ve uygulanması için de sayısı bizce bilinmiyen melekler görevlendirilmiştir. Batıkların «pozitif ilim» dedikleri bilgilerle bunların çoğunu tesbit etmemiz mümkün değildir.
Allah ise sonsuz ilim ve kudret sâhibi olarak gaybı ve sırrı en iyi bilendir. Gaybı da, hazırı da yaratan Oʹdur. Beşer aklı ve ilmi sınırlıdır. Kâinat ise bizim aklımızın alamıyacağı kadar büyük ve geniştir. Ama Allah’ın ilmine ve kudretine nisbetle çok küçüktür. Cenâb-ı Hak kâinatı yaratırken belli bir plân ve proğram uygulamıştır. Her şeyin dizginini kudret elinde tutup plândaki yerini belirlemiş ve ölçülü, düzenli, aynı zamanda yararlı hizmete yöneltmiştir. O bakımdan da kurduğu bu düzeni en iyi bilen, en mahrem yanlarına vakıf olan ancak Oʹdur.
Bize gelince: Henüz kendi ruhumuzun mahiyetini, bedenimizdeki fonksiyonunun ölçü ve sınırını bilemiyoruz. Nerede kaldı kâinattaki gizli tarafları, onun işleyiş tarzını bilelim. Deney ve gözlemimiz dışında kalan birçok sistemleri ve özelliklerini, denge ve düzendeki tesirlerini de bilemiyoruz. Fizikötesine ise, hiçbir şekilde nüfuz edemiyor ve pozitif bilgilerle bir çözüm de getiremiyoruz. O bakımdan Allah tarafından indirilen ve bu konularda aydınlatıcı bilgiler, temel ölçüler getiren Kurʹânʹa şiddetle ihtiyaç duyuyoruz. Bu da Allahʹın biz insanlar hakkında Gafur ve Rahîm olmasından yana bir lütuf ve tecellidir ki, her dem şükrünü yerine getirmemiz gerekmektedir.
Evet Cenâb-ı Hak, biz insanların günah ve isyânlarına bakmayıp aklımıza ışık tutacak, görüş ve düşünce ufkumuzu genişletecek, gayb âleminden bize haber verecek kitabı, gufran ve rahmetinin insanlardan yana tezahürü olarak indirmiştir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle Kur’ân’ın her yönüyle İlâhî olduğu konu edildi. Bunu daha iyi anlayabilmemiz için göklerle yerdeki gizlilikleri, deney ve gözlemimiz dışında kalan proğram ve işleyişini düşünmemiz ilhâm edildi.
Aşağıdaki âyetlerle, peygamber hakkında sağlam bilgilere sahip olmayan, üstelik koyu bir cehalet ve inat akıntısına kapılıp kalpleri putperestlikle izole edilen müşriklerin İlâhî ölçü ve sünnete uymayan görüşleri üzerinde duruluyor. Kıyâmetʹe inanmadıkları da konu edilerek inkârcı sapıkların kendilerine nasıl üzücü bir gelecek hazırladıklarına dikkatler çekiliyor. Sonra da Allah’tan korkup kötülüklerden, ölçüsüzlük ve sapıklıktan sakınan müʹminlere göz ve gönül dolduran parlak bir gelecek hazırlandığı haber veriliyor.