En'am Suresi 37-39. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَقَالُوا لَوْلَا نُزِّلَ عَلَيْهِ اٰيَةٌ مِنْ رَبِّهِ قُلْ اِنَّ اللّٰهَ قَادِرٌ عَلٰٓى اَنْ يُنَزِّلَ اٰيَةً وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ وَمَا مِنْ دَابَّةٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا طَائِرٍ يَطِيرُ بِجَنَاحَيْهِ اِلَّٓا اُمَمٌ اَمْثَالُكُمْ مَا فَرَّطْنَا فِي الْكِتَابِ مِنْ شَيْءٍ ثُمَّ اِلٰى رَبِّهِمْ يُحْشَرُونَ وَالَّذِينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا صُمٌّ وَبُكْمٌ فِي الظُّلُمَاتِ مَنْ يَشَاِ اللّٰهُ يُضْلِلْهُ وَمَنْ يَشَأْ يَجْعَلْهُ عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ

38.

Dediler ki: "Ona Rabbinden bir mucize indirilse ya!" (Ey Muhammed!) De ki: "Şüphesiz Allah'ın, bir mucize indirmeğe gücü yeter. Fakat onların çoğu bilmiyor."

Diyanet İşleri

38.

Yeryüzünde gezen her türlü canlı ve (gökte) iki kanadıyla uçan her tür kuş, sizin gibi birer topluluktan başka bir şey değildir. Biz Kitap'ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonunda hepsi Rablerinin huzuruna toplanıp getirilecekler.

39.

Ayetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklar içerisindeki birtakım sağırlar ve dilsizlerdir. Allah, kimi dilerse onu şaşırtır. Kimi de dilerse onu dosdoğru yol üzere kılar.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

37- Ve ona (Muhammedʹe) Rabbinden bir başka âyet (herkesi inan­dırıcı muʹcize) indirilseydi ya, derler. De ki: Allahʹın bir âyet (muʹcize) indir­meye mutlaka gücü yeter. Ne var ki onların çoğu (bu yüce kudreti ve İlâhî sünneti) bilmezler.

38- Yeryüzünde yürüyüp hareket eden her hayvan, kanatlarıyla uçan her kuş, sizin gibi birer ümmettirler. Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık ve ihmal de etmedik. Sonunda (hepsi de) Rablerine haşrolunurlar.

39- Âyetlerimizi yalanlıyanlar ise, karanlıklar içinde bir sürü sağır­lar ve dilsizlerdir. Allah dilediğini doğru yoldan saptırır; dilediğini de dos­doğru yol üzerinde bulundurur.

İLGİLİ HADÎSLER

«Eğer köpekler de ümmetlerden bir ümmet olmasaydı, öldürülmelerini emrederdim. » (Ebû Dâvud/edahî: 22 - Tirmizî/sayd: 16, 17 - Nesâî/sayd: 10 - İbn Mâce/sayd: 2 - Dâremî/sayd: 3 - Ahmed: 4/85 - 5/54, 56, 57)

«Allah ilk önce kalemʹi yarattı ve ona «yaz! » dedi. Kalem «ne yaza­yım? » diye sordu. Allah, «Kıyâmete kadar olmuş, olacak her şeyi yaz» di­ye buyurdu. Kalemʹin mürekkebi kurudu, sahifeler dürülüp kaldırıldı. » (Buharî/talâk: 11, hudud: 22 - Ebû Dâvud/hudud: 17 - Tirmizî/hudud: 1 Nesâî/talâk: 21 - İbn Mâce/talâk: 15 - Ahmed: 1/116, 118, 140, 155, 158 - 6/100, 101)

«Kıyâmet günü mutlaka hakları asıl sâhiplerine ödiyeceksiniz; hattâ boynuzsuz koyunun hakkı boynuzlu koyundan (kısas yapılarak) alınacak­tır. » (Müslim/birr: 60 - Tirmizî/kıyâmet: 2 - Ahmed: 2/235, 301, 323, 372, 411)

«(Miʹrac Gecesi) Cebrâil benimle yükseldi, derken öyle bir düzeye gel­dim ki, kalemlerin gıcırtı seslerini duydum. » (Buharî/sâlât: 1, enbiyâ: 5 - Müslim/imân: 263 - Ahmed: 5/144)

Bu hadîsin izahı, Enʹâm Sûresi 17. âyetin tefsirinde yapılmıştır.

SUSTURUCU VE İNANDIRICI BİR MUʹCİZE

«Ve Oʹna (Muhammedʹe), Rabbinden bir başka âyet indirilseydi ya, derler. »

İnkârcılar, maddeciler; herkesi susturacak ve her görenin inanmasını sağlıyacak nitelik ve özellikte bir muʹcize istiyorlardı. Oysa, hakiki imân, muʹcizeden ziyâde, anlayış, kavrayış, akl-i selîm, sağduyu, irâde ve idrâk meselesidir. İnsan, akıl ve zekâ denilen mânevî gücünü kâinat kitabına çe­virip, İlâhî kudretin yüceliğine delâlet eden satırları, kelimeleri bir bir in­celediğinde Yaratanına daha çok yaklaşmış olur. Varlık âleminde sergile­nen eşsiz ve benzersiz âyet ve belgelerin karşısında durup düşündüğünde imânı artar ve olgunlaşır.

İşte kendini, kendi irâde ve aklıyla bu düzeye getirebilen bir mü’minin başka bir muʹcizeye ihtiyacı kalmaz. Çünkü kâinat ve ondan bir parça sa­yılan insan mu’cizelerle dolup taşmaktadır. İnsan beyninin hafıza merke­zinde milyarlarca eşyanın şekli, rengi ve özelliği, sesi ve hareketinin tüm ayrıntılarıyla muhafaza edilmesi, kâfi bir muʹcize değil midir? Kör ve sağır maddenin bu kadar mükemmel bir cihaz yaratması mümkün müdür?

Kendini bu düzeye getirmiyen inkârcılara istedikleri mu’cizeyi getir­menin ne yararı olabilir? İnkâr karanlıklarında irâdesini kaybeden beyni yıkanmışların ne görecek gözleri, ne işitecek kulakları kalmıştır.

Hem onların istediği bir muʹcize indiği takdirde, inansalar bile böyle bir imânın ne değeri olabilir? Çünkü akıl ve irâde, idrâk ve iz’an ürünü de­ğildir. Allah katında en makbul imân, sözü edilen yeteneklerin ürünü ola­nıdır. İnen mu’cizeye inanmadıkları, yani yine tatmin olmadıkları takdir­de, onlara en şiddetli azâbı hazırlar ki, buna dayanmak çok zordur.

Görülüyor ki, onların istediği nitelikte bir mu’cize indirmek ve sonra da inanmadıkları takdirde onları şiddetli bir azâba uğratmak, İlâhî rahmet ve sünnete ters düşmektedir. Bu bakımdan arzuları yerine getirilmemiştir.

HAYVANLAR DA SİZİN GİBİ BİRER ÜMMETTİRLER

«Yeryüzünde yürüyüp hareket eden her hayvan, kanatlarıyla uçan her kuş, sizin gibi birer ümmettirler. »

Allahʹın varlığına, birliğine inanmak için delil, büyük mu’cizelerden sayı­lan insanın kendi yaratılışıdır. İnkârcılara bu yetmiyorsa, güneş sistemi, dünyanın bu sistem içinde plânlı, hesaplı, ölçülü ve düzenli hareketleri ha­tırlatılıyor. Bu da yetmiyorsa, yerde hareket halinde olan ve havada uçan hayvanlara dikkat edilmesi, tavsiye ediliyor.

Canlılardan her türün belli bir amaca yönelik yaratıldığı muhakkak. Boşuna ve gereksiz hiçbir şeyin yaratılmadığı da bilimsel araştırmalarla kesinlik kazanmıştır. Her canlı, türünün özelliğine ve kalıtım yoluyla gelen niteliklere göre, kendi hayatını devam ettirmekte, milyonlarca yıl önce ilk yaratılan babalarının yaptığını -hiç şaşırmadan, yanılmadan- Allah’ın sun­duğu içgüdüyle sürdürmektedir. Aklı eren veya aklını kullanabilen kişiler için bunlar birer inandırıcı âyetler değil midir? Zoolojiyle uğraşan ilim adam­larının bugüne kadar yaptıkları tesbitler, akıllara durgunluk verecek hik­met ve esrarı beraberinde taşımaktadır.

Ya havada uçan kuşlar? Uçabilmeleri için kemiklerinin iliksiz olması, yağmurlu havalarda ıslanmamaları için vücutlarının ince bir yağ salgıla­masıyla tüylerinin kaygan hale gelmesi Allahʹın yüce kudretini yansıtan muʹcizeler değil midir?

Evet, onlar da bizim gibi birer ümmet.. Yaradanı bilmekte, Onun sün­netine uymakta, Oʹnu tesbih etmekte, içgüdüsüyle ibâdetini yerine getir­mekte, birbiriyle anlaşıp üremekte, âile yuvası oluşturmakta, neslini ko­rumakta, rızkını elde etmeğe çalışmakta, büyüyüp ölmektedirler.

Küfür karanlığında, madde ve şehvet çukurunda bir ömür tüketen körler ve dilsizler bütün bu harikaları düşünecek, anlayacak, âlemlerin Rabbini tanıyacak ruha sahip değillerdir. Allah ise, varlık âlemine yerleş­tirdiği sünnetine uyanları doğru yola eriştirir, uymayanları sapıttırır.

KİTAPTA HİÇBİR ŞEYİ EKSİK BIRAKMADIK

«Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. »

Burada KİTAP denilince, genel anlamda anlaşılan iki kapak arasın­daki kitap hatıra gelmemelidir. Daha çok iki önemli husus üzerinde dur­mamızı gerektirmektedir: Birincisi «UMMÜʹL-KİTAP = LEVH-İ MAHFUZ, diğeri Allah kelâmı KUR’ÂN-I KERÎM. Üçüncü bir ihtimalle de, KÂİNAT Kİ­TABI akla gelebilir. Çünkü varlık âleminin kendisi baştan sonuna kadar İlâhî kudret kalemiyle çizilip hazırlanmış, yazılıp düzenlenmiş muhteşem bir kitaptır.

LEVH-İ MAHFUZ = Korunan Yazılı Levha, Kalem-i Aʹlâ = En Yüce Kalem’in «yaz! » emriyle kıyâmete kadar olmuş olacak her şeyi bu levhaya yazıp sonuca bağlamasıyla gerçekleşmiştir. Böylece mürekkebi kurumuş ve yazılan Levha kaldırılmıştır. (En’âm sûresi: 17. âyetin tefsirinde gerekli açıklama yapılmıştır)

«Allah ilk önce kalemi yarattı ve ona, yaz! dedi. Kalem, ne yazayım? diye sordu. Allah, Kıyâmete kadar olmuş, olacak her şeyi yaz! diye buyur­du…» (Kaynağı az yukarıda gösterildi.) meâlindeki hadîs ile, «Bilmezmisin ki Allah mutlaka gökte ve yerde olanları bilir. Şüphesiz ki, bunların hepsi kitapʹda (yazılı)dır ve bunlar elbette Allahʹa pek kolaydır. » (Hac sûresi: 70) âyeti ve «Ömrü uzayanın ömrünün uzama­sı ve ömrü kısalanın ömrünün kısalması, mutlaka Kitapʹta (yazılı)dır. Şüphesiz ki bu da Allah’a göre çok kolaydır. » (Fâtır sûresi: 11) âyeti, LEVH-İ MAHFUZ deni­len Kitab’a işârettir.

Allah’ın ezelî ve ebedî ilmi her şeyi kapsayıp kuşatmıştır. Varlık âle­minde olmuş, olacak her şey eksiksiz oraya kaydedilmiştir. Bu, İlâhî ilmin malûmata = bilginin bilinene tabi’ olması anlamında yorumlanır. O neden­le herkes yaptığından sorumludur.

Kurʹân-ı Kerîm ise, yeryüzünde yaşıyan insanların dünya ve âhiretlerini mutlu edecek hükümleri, emir ve tavsiyeleri, esas ve prensipleri ken­dinde toplayan bir Kitap’tır. Bu nedenle onda hiçbir eksiklik bırakılmamış­tır. Ne var ki her devirde yeni yeni açıklamalar istiyen, her çağa hitap et­tiği için bulunduğu çağa ait kapısının açılmasını fısıldıyan bir kitaptır. Bu kitabın büyük ilim adamlarına, ciddi araştırıcılara, samimi müʹminlere ka­pısı her zaman açıktır.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıda geçen âyetlerle, inkârcıların ölçüsüz muʹcize isteklerine do­kunuldu, İlâhî kudrete inanmıyanlar, varlık âlemindeki milyonlarca muʹci­zeyi göremediklerine göre, isteklerine uygun indirilecek bir muʹcizeye de inanmıyacakları hatırlatıldı. Sonra yeryüzünde hareket halinde olan hay­vanlarla havada uçan kuşlara dikkatler çekildi, her türün ayrı bir ümmet olduğu belirtilirken, İlâhî kuvvet ve kudretin her hayvanın varlığında ışıl ışıl kendini hissettirdiğine işâret edilerek mu’cizelerin her gün yüzlerce misâlinin gözlerimizin önünde dönüp dolaştığı haber verildi.

Aşağıdaki âyetlerle, küfredenlerin Allah’ı, âhireti, Peygamber ve Kitabʹı inkâr da etseler, doğuştan içlerinde din ve Allah duygusunun mevcut ol­duğu açıklanıyor. Bir felâket anında dinsizlerin ve inkârcıların ister iste­mez Allah’ı hatırlayıp kurtuluş dileğinde bulunacakları, düşündürücü bir delil olarak gösteriliyor. Böylece insan aklını ve mantığını harekete geçir­menin yol ve yöntemi üzerinde duruluyor.

Bütün günah ve isyanlara rağmen refah ve mutluluk insanların üze­rine dökülüp geliyorsa, bunun sonunun acı bir felâket olacağı haber ve­riliyor. Ola ki, inkârcılar tuttukları yanlış yoldan dönerler.