MEÂLİ:
34- And olsun ki size çok açık-seçik âyetler, sizden önce gelip geçenlerden birtakım misaller ve Allahʹtan korkup fenalıklardan sakınanlar, İlâhî sınırlara saygılı (ve bağlı) olanlar için öğüt(ler) indirdik.
AÇIK SEÇİK ÂYETLER
Kur’ân çok yönlü bir kitaptır. Muhatabı insan, hitap alanı insan hayatının her bölüm ve safhasıdır. O bakımdan insan haklarını koruyup teminat altına almak için başlı başına bir hukukî sistem getirmiştir. İnsanın ruh ve beden sağlığını koruyup onu hep âfiyet düzeyinde tutmak için nelerin faydalı, nelerin de zararlı olduğunu belirtmekle, helâl ve haram sınırlarını göstermektedir. Aile ve toplum düzenini imân, ahlâk ve fazîlet temeli üzerinde geliştirmenin bütün yol ve yöntemlerini ortaya koymakta ve bunların statülerini vermektedir. Gelip geçen milletlerden İlâhî nizama uymayıp Hakk’a başkaldıran ve ahlâksızlık ve zulmü inkârla birleştirip bütünleştirenlerin nasıl yıkılıp yok edildiklerine dikkatle bakmamızı emretmekte; tarihin tekerrür edeceğine işârette bulunmaktadır.
Böylece Kur’ân-ı Kerîm mü’minlerin hayat alanında bütün insanlar için uyulması gereken en güzel misal olmalarının tezgâhını hazırlayan, eğitimini veren Allahʹın son mesajıdır.
Nitekim ilgili âyetin açık anlatımında Kur’ân’ın bu özellikleri üç madde halinde özetlenmektedir:
a) Olayları, konuları ve meseleleri açıklayıp olumlu sonuca bağlayan açıklayıcı belgeler mecmuasıdır.
b) Gelip geçen milletlerin hayatlarından ibret ve öğüt alınacak safhaları en tesirli yanlarıyla anlatan bir uyarıcıdır.
c) Allah’tan korkup fenalıklardan sakınan müʹminler için öğüttür.
Bu üç özellikte izlenen metot şöyledir:
Emirlerin ve yasakların hedefine ulaşabilmesi için dünyevî ve uhrevî, yani maddî ve mânevî azap ve sıkıntı; müeyyide ve tehdît sık sık hatırlatılır. Önemli ve ibretli olaylar az farkla tekrarlanarak idrâkler uyanık tutulmaya ve hafızalardaki iz derinleştirilmeye yönelinir. Gerçek imânın en tabii ürünleri olan ibâdet ve takvânın lüzumu üzerinde durulur ve kalplere neşter vururcasına insanın madde esaretinden, şöhret hastalığından kurtulmasına çalışılarak dengeli ve düzenli bir ömür sürmenin plân ve proğramı verilir.
Bu maksatla Nûr Sûresinin buraya kadar olan kısmında fert ve ailenin namus, iffet, şeref ve vakarını korumak, sağlam karakterli nesiller yetiştirmek, toplumu en güzel, aynı zamanda yönlendirici hasletlerle birbirine bağlayıp kenetlemek için on iki kadar hükme ve bir o kadar ahlâkî kurallara yer verildi. Otuz dördüncü âyetle de bunlara yönelmemiz ve bir daha hatırlamamız istenilerek özellikle bu sûreyi günlük hayatımızda hep göz önünde bulundurmamızın çok yararlı sonuçlar doğuracağına atıf yapıldı.
O halde buraya kadar açıklanan hüküm ve kuralları özetleyip maddeleştirmemiz gerekmektedir:
1- Zina eden kadın ve erkeğin suçu sabit görüldüğünde, mutlaka belirlenen ceza uygulanır; bu bir emr-i İlâhîdir ki farziyet ifade eder.
2- Allahʹın caydırıcı anlamda koyduğu hükümleri uygularken duygusal davranılmaz.
3- Uygulanacak zina cezasından ibret ve öğüt alsınlar diye müslümanlardan bir grubun hazır bulunması sağlanır.
4- Zinâ edenlerle, dosdoğru tevbe etmedikleri ve kendilerini düzeltmedikleri sürece mü’minlerin evlenmesi doğru değildir. Zira zina ancak ahlâksızlara ve müşriklere yakışan bir sıfattır.
5- Namuslu, iffetli suçsuz kadına zina suçu isnat edenden, iddiasını isbat için mutlaka dört şâhit istenir. Getiremediği takdirde, iftiradan dolayı kendisine ceza olarak seksen değnek vurulur. Islâh-ı nefs etmedikçe, dosdoğru tevbe edip dönüş yapmadıkça hiçbir konuda şahitliği kabul edilmez.
6- Kendi eşine zina suçu isnat eden adamdan da dört şâhit getirmesi istenilir. Getiremediği takdirde haklarında liân hükmü uygulanır.
7- Zina ve benzeri haysiyet kırıcı suçlama ve iftiralara, olay delil ile sübut bulmadıkça inanmak ve etrafa yaymak hem yasaktır, hem de büyük günahtır.
8- Hısım ve yakınlardan, bazı hata ve günahlarından dolayı ilgi ve yardımı kesmek doğru değildir. Affetmek, hoşgörüyle davranmak mü’minin şiarıdır.
9- Evlilikte «kefaet» yani çiftler arasında bazı hususlarda denklik aramak sünnettir.
10- Başkasının evine izin istemeden, müsaade almadan ve selâm vermeden girilmez. İzin verilmediği takdirde ısrar edilmeyip geri dönülür.
11- Yolcular yararlansın diye güzergahlara yapılan konaklama yerlerine izinsiz girmekte bir sakınca yoktur.
12- Müʹmin erkeklerin ve müʹmin kadınların bakılması haram olandan gözlerini sakınmaları, uyulması gereken İlâhî yasaklardan biridir.
13- Mü’min erkek ve kadınların iffet ve namuslarını korumaları, hayasızlıktan sakınmaları farzdır.
14- Mü’min kadınların sokakta ve yabancı erkekler yanında zînet yerlerini açık bulundurmaları kesinlikle haramdır, büyük günahtır.
15- Mü’min kadınların saçlarını, kulaklarını, boyunlarını ve göğüslerini kaplayacak şekilde başörtüsü örtünmeleri farzdır.
16- Mü’min kadınların zînet yerlerini (saç, kulak, boyun, kol ve dizden aşağı kısımlarını) mahremleri olan erkeklerin yanında açık bulundurmalarında bir sakınca yoktur.
17- İmkânlar elverdiği takdirde bekârları evlendirmek sünnettir. Bunun vâcip olduğunu söyleyenler de olmuştur.
18- Evlenme imkânı bulamayan bekârların sabredip iffet ve namuslarını korumaları vâciptir.
19- Evliliğe ehil olup aile yuvası kurabilecek kadar aklı başında olan köle ve câriyeleri evlendirmek de sünnettir.
20- Köle ve câriyeleri her vesileyle hürriyetlerine kavuşturmak, İlâhî rızaya vesîledir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetle, İlâhî hükümlere dikkatler çekildi. Gelip geçen milletlerin başına gelen önemli olaylardan ibret almamız istendi.
Aşağıdaki âyetle, İlâhî nurun kâinatı nasıl kapsayıp kuşattığı, nefis bir misal verilerek anlatılıyor. İlim ve kudretinin kâinatın her parçasında tezahür ettiği, her şeyin o kudretin damgasını taşıdığı hatırlatılarak, hayatımızı ona göre düzenlememiz isteniliyor.