MEÂLİ:
32- Allahʹın nûrunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Kâfirler hoşlanmasalar bile Allah öyle istemiyor, O mutlaka nûrunu tamamlamayı diliyor.
33- O Allah ki, müşrikler hoşlanmasa da, istemese de dinini bütün dinlerden üstün kılmak için Peygamberini doğru yol ve hak din ile göndermiştir.
İLGİLİ HADÎSLER
«Doğrusu Allah yeryüzünün doğusunu, batısını katlayıp benim için biraraya getirdi. İleride de ümmetimin (elde edeceği) mülkü katlanıp (bir tablo misali) bana (va’dedilip) verilen yerlere kadar ulaşacaktır. » (Müsned-i Ahmed: 4/123, 278, 284- Müslim/fiten: 19, 20- Ebû Dâvud/ fiten: 1- Tirmizî/fiten: 14 İbn Mace/fiten: 9)
«Şüphesiz ki, yeryüzünün doğusu ve batısı size fetholunacaktır. Allahʹtan korkup kötülüklerden sakınan, emâneti yerine ulaştıranlar dışında o yerlerin görevlileri (Cehennem) ateşindedirler. » (Müsned-i Ahmed: 5/366)
«(Bizim getirdiğimiz) bu iş (din ve dava) gece ve gündüzün ulaştığı yerlere kadar ulaşacaktır. Allah hiçbir sıvalı evi ve kurulan çadırı bırakmayıp bu dini mutlaka hepsine sokacaktır. Azizi aziz ve şerefli kılacak, alçak ve aşağılık kimseyi aşağı kılacaktır. İslâmiyeti aziz kılacağı bir azizlikle, küfrü zelil kılacağı bir zilletle (bu hususu gerçekleştirecektir). » (Müsned-i Ahmed: Temim ed-Dârî (R. A. )den)
Adiy bin Hatem (veya Hâtim) anlatıyor:
- Peygamber (A. S. ) Efendimizin huzuruna girdiğimde bana: «Ya Adiy! İslâm’a gir ki selâmete erişesin», buyurdu. Ben de: «Ben din ehlindenim (Nasraniyim)» diye cevap verdim. Sonra aramızda şu konuşma geçti:
- Senin dinini senden daha iyi bilirim.
- Benden daha mı iyi bilirsiniz?!
- Evet, sen Rakûsiyye mezhebine bağlı değil misin: Aynı zamanda sen bağlı bulunduğun kavminin davarlarını reislik sıfatıyla alıp yemiyor musun?
- Evet, doğrudur.
- İşte bu sana, senin dinine göre helâl değildir, buyurdu.
Adiy (R. A. ) devamla diyor ki: «O’nun buyurduğu hiçbir zaman gerçek sınırlarını aşmıyordu, o bakımdan tevazu gösterdim ve saygı duydum o sözlere; sonra Peygamber (A. S. ) şöyle buyurdu:
- Seni İslâmʹa girmekten alıkoyan sebebi biliyorum; o da şudur: «Ben İslâm’a girersem zayıf ve güçsüzlere, Arapların silkip attığı kişilere uymuş olurum. » diye düşünmektesin. Sonra sen Hîreʹyi bilir misin?
- Hayır, o yeri görmedim, ama işittim, dedim. Buyurdu ki:
- Canımı kudret elinde tutan zata yemin ederim ki, Allah mutlaka bu dini tamamlayacak; o kadar ki, kadın mahfe içinde Hîre’den yalnız başına çıkıp Beytullah’ı tavafa kadar gelebilecektir. Hem and olsun ki, Hürmüz oğlu Kisra’nın hazineleri fetholunacaktır.
- Hürmüz oğlu Kısra mı? dedim.
- Evet, o.. And olsun ki, mal öylesine çoğalacak ki, onu kabul eden kimse bulunmayacaktır! (Müsned-i Ahmed. Rakusiye: Sabiî ile Nasârâ arasında bir din veya bir mezheptir.)
Adiy (R. A. ) devamla diyor ki: Cidden Hîre’den mahfe içinde kadının yanında bir kimse olmaksızın gelip Kâbeʹyi tavaf ettiğini gördüm. Kisranın hazinelerini fethedenler arasında ben de bulundum. Yemin ederim ki, Üçüncüsü de olacaktır. Çünkü Peygamber (A. S. ) Efendimiz buyurdu ve onun sözü doğrudur, verdiği haber mutlaka çıkacaktır.
ALLAHʹIN NURUNU SÖNDÜRMEK İSTEYENLER
«Allahʹın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar.. »
Yahudi ve Hıristiyanlar aşırı çekememezlik yüzünden son din ve onun peygamberi hakkında olumsuz yönde harekete geçtiler. Bir çığ gibi büyümeye son derece müsait olan İslâmiyeti Arap Yarımadasına hâkim olmadan söndürmek gerekiyordu. O nedenle aleyhte kesif bir propagandaya giriştiler. Attıkları çamur, sürmek istedikleri kara lekeyi şöyle sıralayabiliriz:
a) Son dinin gereksiz olduğunu, Muhammedʹin (A. S. ) daha önceki kutsal kitaplardan aktardığı sözleri kendi kalıbına döküp ayrı bir ifadeyle ortaya çıktığını anlatıp isbat etmek,
b) Muhammed’in (A. S. ) peygamberliğine delâlet eden açık hiçbir belgenin bulunmadığını, ortaya koyduğu bazı olağanüstü şeylerin hakikatle hiçbir ilgisi olmadığını etrafa yaymak ve İslâmʹın her hareket ve görüşünü küçümsemek,
c) Arap ilim adamlarını, edip ve şâirlerini şaşırtan ve dinleyenlerin yüzünü bir anda büyülercesine Allah’a çeviren Kur’ânʹın gökten indirilmediğini, eskilerin masallarının çekici hale sokularak halka yutturulmak istendiğini bazı kıssaları misal vererek telkîne çalışmak,
d) İslâm’ın her geçen gün kendiliğinden çevre bulup yayılmasını durdurabilmek için Müslümanlar arasına fitne sokmak, bunun için de zâhiren müslüman, gerçekte inkârcı kişilerin sayısını artırıp kaleyi içinden fethetmek,
e) Müşrik Arapları kışkırtıp onlara, Muhammedʹin (A. S. ) sihirbaz veya büyücü; Kur’ânʹın bir sürü tutarsız hikâyelerden ibaret olduğunu dedirterek huzursuzluğu sürdürmek..
Kur’ân ise, bütün bu olumsuz fırtınalar karşısında İslâmʹın mutlaka başarıya erişeceğini, cihanın ufuklarını aydınlatan nurunu söndürmeye kimselerin gücünün yetmiyeceğini, kıyâmete kadar tazeliğiyle payidar olacağını en açık ve en net bir anlatımla haber veriyordu.
Verdiği bu haberin doğruluğu ortaya çıktı. İnkârcı sapıklar, şaşkın ve garazkâr kitaplılar hoşlanmasalar bile Allah nurunu tamamladı. İslâmʹın insanlığa getireceği ne varsa hepsini noksansız teblîğ etme saadetine eriştiğini ilân etti.
İSLÂM, BÜTÜN DİNLERE ÜSTÜN GELECEKTİR
«O Allah ki, müşrikler hoşlanmasa da, istemese de dinini bütün dinlerden üstün kılmak için Peygamberini doğru yol ve hak din ile göndermiştir. »
İslâmʹın bu üstünlüğü her yönüyle mi olacak, yoksa ilmî yönünden mi; sayısal yönden mi, ekonomik açıdan mı, yoksa kendiliğinden yayılma kudretinden mi kaynaklanacaktır? Diğer dinleri tesirsiz hale getirmesiyle mi gerçekleşecektir? Saydığımız bu yönleriyle üstünlüğü ortaya çıkmış mıdır?
Önce şunu belirtelim ki, İslâm’ın üstünlüğü, kendini silinmekten koruma, varlığını kusursuz sürdürme ve ilmî yönden kendini kabul ettirme gücüdür. Bu güç, ne kadar saldırılara uğrarsa uğrasın hep ayakta duracak ve hep haklılığını belgeliyecektir. Sonra Kur’ân’ın tek harfinin değiştirilmeden indiği gibi korunması, Hz. Peygamberʹin (A. S. ) günlük hayatını olduğu gibi yansıtan hadîslerin toplanması, aile ve toplum düzenini en ölçülü ve makul şekilde sağlam temellere oturtması, toplum nizamını kalıcı esaslara bağlaması ve gelişmekte olan sosyal hayata her zaman cevap verip, deva olma kudretini beraberinde taşıması her yönüyle İslâmʹın bütün dinlerden üstün olduğunu isbatlamaktadır.
İşte İslâmiyetin ve onun kitabı Kur’ân’ın eriştiği bu mazhariyeti ve taşıdığı üstün kudreti başka bir dinde görmek ve bulmak mümkün değildir. Çünkü Allahʹtan indiği gibi muhafaza edilen Allah sözü, beşer sözünden mutlaka üstündür.
Hıristiyan âlemi kendi dinlerini yaymak için asırlardır milyarları harcayarak misyonerlerini dünyanın dört bucağına sevkettikleri halde elde ettikleri sonuç keyfiyet bakımından hiç de yüz güldürücü olmamıştır. Afrika’ya İslâm mürşitlerinden birkaç zatın ayak basmasıyla birçok kabile ve milletler kendiliklerinden İslâmiyete kalblerini ve kapılarını açmışlardır.
Günümüzde ilim ve teknik ilerledikçe Kur’ânʹın İlâhî kitap olduğu kanıtlanıyor; 1400 yıl önce ilme ışık tutar mahiyette koyduğu temel bilgiler ve ana fikirler bütün parlaklığıyla gerçeği bulan ilimle birleşiyor.
İşte Allahʹın hayat verici ışığını kendinde taşıyan İslâm ve Kur’ân’ın üstünlüğü bu hususlarda da kendini göstermektedir. Bunu durdurmak, ya da engellemek mümkün değildir. Son yıllarda İslâmiyeti kendilerine din olarak seçen Batılı ilim adamlarından Maurice BUCAILLE, Roger GARAUDY ve Rodinson’un Kurʹân karşısında büyülendiklerini, Kur’ân’ın çağların, medeniyetlerin ve ilimlerin önünde yürüdüğünü açıklamaları da İslâm’ın gelişen ilimle daha çok tanınacağı gerçeğini ortaya koymuştur.
Bu konuda farklı yorumlarda bulunanlar ise, İslâmʹın üstünlüğünü şöyle tasvîr etmişlerdir:
a) İslâm, kıyâmete yakın, İsa Peygamber gökten inince, Kitap ehli tarafından da kabul edilecek böylece sayısal olarak da üstünlük sağlayacaktır.
b) Bu üstünlüğü Mehdiʹnin çıkmasına bağlayanlar da olmuştur. Gerçi hadîslerde buna dair tebşiratlar eksik değildir; ama ne İsa Peygamber’in inmesi, ne de Mehdiʹnin çıkması, İslâm’ın üstünlük sağlamasının asıl nedeni değildir. Asıl nedeni, yukarıda belirttiğimiz gibi, ondaki kudret, koyduğu esaslar ve çağların önünde yürümesidir.
c) Kıyâmete yakın bir zamanda İslâm, ortaya çıkacak olan Deccal’ı mağlup edecek ve Dabbetüʹl-Arz çıkıp kâfiri mü’minden ayırt edecektir. (Dâbbetü’l-arz: Bir yoruma göre, çok bilgili, kültürlü, sağlam imanlı, cesur, kahraman, olaylardan yılmayan, hakkı yeryüzünde pekiştiren; küfrü, azgınlığı, ahlâksızlığı silip kaldıran, Allah’ın son mesajı İslâmiyeti yayan büyük bir İslâm lideridir.)
İslâmʹın taşıdığı lâhutî kudret ve üstünlüğü yaymak ve yansıtmakla görevlilerin başında, şüphesiz ki Hz. Muhammed (A. S. ) Efendimiz bulunuyordu. O nedenle yanılmak bilmeyen, yanlış ve eğriyi kabul etmeyen ve hiçbir engel karşısında zaafa uğramayan iki büyük emanet Oʹna verilmiştir: Birincisi, Allah a giden doğru yol (hidâyet) ve bu yolu aydınlatan Kurʹân dır; İkincisi ise, yolu tarif eden, sapmadan ilerlemeyi öğreten İslâm’dır.
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz buna işâretle şöyle buyurmuştur: «Şüphesiz size öyle bir şey bırakıyorum ki ona yapışıp sarıldığınız sürece ebediyen sapıtmazsınız: Allahʹın kitabı, Peygamberinin sünneti.. » (el-Hâkim: İbn Abbas (R. A)dan isnad-i sahîh ile rivâyet etmiştir.)
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle kitaplılarla kitapsızların, İslâm’ı doğduğu ve gelişmeye yüz tuttuğu Mekke ve Medine’de öldürmek, Kur’ân’ın cihanı aydınlatacak kudretteki nurunu söndürmek için birçok yollara başvurdukları anlatıldı. Allah tarafından insanlığın mutlak hayrına ve saadetine yönelik olarak indirilen İslâm’ın yine Allah tarafından korunup tamamlanacağı bildirildi. Hz. Muhammed’in (A. S. ) hidâyet ve hak din ile gönderildiği ve bunu inkârın büyük bir haksızlık olduğu belirtildi.
Aşağıdaki âyetlerle Yahudi ve Hıristiyan din adamlarının, din adına, İsa ve Meryem adına, günahları affettirme iddialarına karşılık halktan para toplayıp yedikleri, topladıkları para ve malı Allah yolunda değil, bâtılı ayakta tutma uğruna harcadıkları açıklanıyor. Bununla Müslüman din âlimlerinin o gibi sakıncalı ve dini küçük düşürücü yollara tevessül etmemeleri hatırlatılıyor.