MEÂLİ:
27- Onları ateş üzerinde durdurulacakları zaman bir görsen, «Ah keşke biz geri çevrilsek de Rabbimizin âyetlerini bir daha yalanlamasak ve müʹminlerden olsak» derler.
28- Hayır, daha önce gizleyegeldikleri şeyler onlara açıkça göründü. Eğer (dünyaya) geri çevrilselerdi, yine de menʹedildikleri şeylere döneceklerdi; doğrusu onlar yalancıdırlar.
29- Dediler ki: Hayat, sırf dünya hayatımızdır, başka bir hayat yoktur ve biz bir daha diriltilip kaldırılacak da değiliz.
30- Onları, Rabbine karşı çıkarılıp (hesap alanında) durdurulacakları zaman bir görsen, «şu (gördüğünüz dirilme) hak değil mi? » diyecek. «Evet Rabbimize and olsun ki haktır», diyecekler. «O halde inkâr ettiğinize karşılık azâbı tadın» buyuracak..
31- Allah’a kavuşmayı yalanlıyanlar gerçekten ziyanda kaldılar; tâki kıyâmetin kopuşu ansızın kendilerine gelince, günah ve veballerinin ağırlıklarını sırtlarına yüklendikleri halde, dünyadaki noksanlık ve kusurlarımızdan dolayı ah, yazıklar olsun bize! » diyecekler, ne kötüdür o yüklendikleri şey!
32- Dünya hayatı bir oyuncak ve eğlenceden başka bir şey değildir. Âhiret yurdu ise, Allahʹtan korkup kötülüklerden sakınanlar için elbette daha hayırlıdır; artık akletmiyecek misiniz?
ÂHİRET’LE İLGİLİ UYARICI BİRKAÇ SAFHA
Peygambere uymayanların, ondan uzak kalanların kendilerine nasıl yazık ettikleri belirtildikten sonra, konunun önemi dikkate alınarak açıklanmasına geçildi. İnkâr ve inatları üzerinde son nefeslerini verenlerin, ateş üzerindeki SIRAT = Köprü üzerinde durdurulacakları ve bu gerçek karşısında sarsılıp büyük bir şaşkınlık içinde dünyaya döndürülmelerini temenni edecekleri haber veriliyor.
Çünkü Allahʹın sonsuz ilim ve kudretine göre, geçmiş ve gelecek diye bir zaman kavramı söz konusu değildir. Olacak şeyler önceden tesbit edilip bilinmiş ve misalleri bir film şeridi gibi hazırlanmıştır. Bu sebeple kıyâmet günü sergilenecek olaylar, ameller ve düşünceler tablosu aynen açıklanıyor.
Cenâb-ı Hak, onların bu temennilerinin bir şaşkınlık eseri olduğunu, dünyaya çevrilmiş olsalar yine menʹedildikleri inkâr ve tuğyana döneceklerini haber veriyor. Yıkanmış bir beyne, şartlanmış bir kafaya, katılaşmış bir kalbe, silinmiş bir vicdana, küflenmiş bir ruha sahip olan kişilerin dünyada da uzun yıllar tutuklu kaldıktan sonra yine eski yollarına dönüp amellerinin özentisini çektikleri her gün görülen ve duyulan olaylardandır. Ömrünün üçte ikisini zindanda geçirenlerin bile ıslah-ı nefs ettikleri pek az görülmüştür. Hele ideolojik bir saplantısı olur da o potada şekillenirse... İnsan karakteri işte bul. Ancak Allah’ın kendilerine hidâyet lütfettiği kişiler müstesnâ.
İlgili âyetle, dünyada Hakkʹın dâvetine kulak vermeyenlerin kıyâmet günü gizleyegeldikleri inkâr ve düşüncelerinin olduğu gibi ortaya döküleceği haber veriliyor ve böylece, dönüş yapmalarına bir defa daha çağrıda bulunuluyor, ayrıca müʹminlerin nasıl bîr saadet düzeyinde bulunduklarına işâret ediliyor.
MADDECİLER KIYÂMETE DE İNANMAZLAR
«Dediler ki: Hayat sırf dünya hayatımızdır, başka bir hayat yoktur ve biz bir daha diriltilip kaldırılacak da değiliz. »
Maddecilerin kıyâmete, tekrar dirilip kalkmaya da inanmadıkları muhakkak. Çünkü onlara göre, ölü bir. bünyenin elemanları değişerek meselâ gübre olmakta, toprağı verimli kılmakta ve başka başka canlıları meydana getirmektedir. Bu bir bakıma doğruysa da maddeyi kabul edip ruhu reddetmektir. Ampulü kabul edip elektriği inkâr etmek gibi. Evet, onlara göre, herhangi bir canlıdaki hayatın devamı bile ancak ölü hücrelerin yerine canlı hücrelerin geçmesiyle mümkün olabilmektedir. Şu halde yine onlara göre, hayatla ölüm durmadan birbirine dönüşmektedir.
Böylece maddeciler bu konuyu veya iddialarını, kendilerine göre şu temel kaideye dayıyorlar: «Her şey daima kendi zıddına dönüşür. » Aslında bu hiçbir zaman temel bir kural sayılamaz. Çünkü zıddına dönüşmeyen çok şeyler var.
Tabii insanı yalnız et, kan, kemik ve sinirden ibaret sayıp sadece maddesel bir varlık olduğunu kabul etmek, bu sonuca ister istemez götürür. Maddecilerin yanıldığı noktalardan biri de işte budur.. Kurʹân onların iddia ve inkârlarını şu âyetle özetliyor: «Hayat, sırf dünya hayatımızdır. » Ondan sonra gübreleşme ve zıdda dönüşme başlar.
Ne garip iddia! Şuursuz maddenin bu kadar şuurlu ve mükemmel bir varlığı (canlı) meydana getirmesi mümkün müdür?
Bu garip iddianın dayanağı, materyalizmdir; onun da temeli, varlığı yani maddeyi düşüncenin yaratıcısı olarak kabul etmesidir. Görülüyor ki, maddeyi esas kabul eden bu görüş, düşünceyi diğer bir deyimle insandaki bütün yetenekleri maddenin eseri sayıyor ve maddeyi tek yaratıcı olarak sunuyor ve savunuyor. Onlara, kendisinde sözü edilen yetenekleri taşımıyan madde nasıl olur da bunca yetenekleri meydana getirebiliyor, ya da yaratabiliyor? diye sorulunca, kaçamaklı cevap verip geçiştirmeye çalışırlar ve şöyle derler: «Genel anlamdaki varlık, mevcut değildir. Mevcut olan özel vasıflara sahip özel varlıklardır. Düşünce için de durum budur. » Ve sonra çapraşık bir ifadeyle şunu eklerler: «Dolayısıyla genel olarak varlık’ın soyut bir şey, özel olarak varlıkʹın somut birşey olduğunu söyleriz. »
KIYÂMETİN ANSIZIN KOPACAĞI
»Tâ ki kıyametin kopuşu ansızın kendilerine gelince »
Kur’ân, haktan ve gerçeklerden bu kadar uzaklaşıp inkâr çukurunda bir ömür tüketenleri uyararak bir gün, kâinatı örneksiz ve benzersiz bir plâna göre yaratıp insanın hizmetine veren ve insanı da kendi kudret ve varlığının müstesnâ belgesi olarak yaratan Allah’ın hesap soracağını hatırlatıyor. Mevcut düzeni en ince hesaplarla var kılan kudretin bir gün ayrı bir düzen meydana getirmek için onu bozup değiştireceğini, yani ansızın kıyâmetin kopacağını haber veriyor.
Çünkü İlâhî emirden olan RUH, bedene girip onun şeklini aldıktan sonra beden bir bakıma onun kullandığı elbise anlamına geliyor. Bu elbise, her şey eskiyip değiştiği gibi, bir gün eskiyecek ve eskiyen elbiseler atıldığı gibi, o da atılacak, yani toprağa verilecek, bu defa ikinci kurulacak düzenin şartlarına uygun ikinci bir elbise hazırlanacaktır. Materyalistler ruhu inkâr edip ikinci elbisenin anlam ve niteliğini kavrayamadıkları için atılan beden elbisesinin zıddına dönüşeceğiyle yetinip ilerisini düşünememişlerdir. Toprağa atılan buğday danesi zıddına değil, benzerine dönüştüğü gibi, beden de bir süre sonra daha mükemmel bir benzerine dönüşecek ve ikinci hayat başlayacaktır.
Ruha, ampul hizmeti gören bedenin kendisinde ne akıl, ne zekâ, ne hafıza, ne düşünce, ne de idrâk gibi üstün yetenekler vardır. Bütün bunlar ruha aittir. Beden bütün organlarıyla bu yeteneklerin ortaya çıkmasına bir vasıtadan ibârettir. Tıpkı elektrik akımıyla çeşitli elektronik cihazlar arasındaki ilgi ve bağ gibi. Akımı kestiğimizde ne ışık kalır, ne de ses ve renk.
O halde kıyâmetin kopması ve yeniden dirilme, ruh denilen güç ve kudret için yeni bir bedenin hazırlanıp verilmesi, demektir. O gün gerçekleşince inkârcılar şaşkına dönecek, inanmadıkları o muhteşem günün dehşeti içinde kendilerini bulacaklar. İşin sonunun nereye vardığını anlamakta gecikmiyecekler, ama neden sonra. «Ah, yazıklar olsun bize! » diyecekler. Çünkü sınav günü çok geride kalmış, sonuçların okunmasına başlanmıştır.
DÜNYA HAYATI BİR OYUNCAK VE EĞLENCEDEN İBARETTİR
«Dünya hayatı bir oyuncak ve eğlenceden başka bir şey değildir. »
Bu, daha çok çocukların sabah olunca sokaklara, boş arsalara koşuşup çelik-çomak oynaması, taştan çamurdan bir takım kümes ve benzeri şeyler yapması ve bütün gün her şeyi unutup zevk aldıkları oyun ve eğlenceleriyle haşır-neşir olmasına benzer. Akşam olup ortalık kararınca, evlerini hatırlıyarak dönmeye başlarlar ve çoğu akşama kadar yaptıklarının bir şey ifade etmediğini anlarlar, gerekirse ayaklarını dokundurup yaptıklarını yerle bir edip öylece ayrılırlar.
Önünü gören, dünü anlayan, yarını kavrayan, dünyaya geliş hikmetini bilen müʹminlere göre, dünya hayatı da bir bakıma böyledir. Aradaki fark, bu hayatın ikinci hayata hazırlık devresi olduğudur. İkinci hayat başlayınca, inkârcılar, maddeciler dünya hayatının bir oyun ve eğlenceden ibaret olduğunu ancak anlayabilecekler. Bütün bu hususları Kur’ân yüksek anlatım ölçüleri içinde kalblere enjekte etmekte ve inkârcıları hakka çağırmaktadır. Ne var ki onlarda gören bir göz, anlayabilen bir kalb, işitebilen bir kulak kalmamış, hepsi de küfür ve maddenin tokmağıyla dumura uğramıştır.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıda geçen âyetlerle inkârcıların inat ve tuğyanlarına uygun bir cezâ göreceklerine temas edilerek ateş üzerinde durdurulacakları zaman nasıl bir pişmanlık duyacakları haber verildi. Maddeyi esas kabul edip âhireti inkâr ettiklerine karşılık, önce ebedî hayatın nasıl bir saadet olduğu kendilerine gösterileceği ve sonra hak ettikleri cezâya itilecekleri bildirildi.
Aşağıdaki âyetlerle, beyni yıkanmış maddecilerin Hakka karşı sistemli biçimde başkaldırmalarının her devirde görülegelen aşırılıklardan biri olduğu hatırlatılıyor. Bunun, hakla bâtıl mücadelesinin bitip tükenmiyen dramı olduğuna işâret ediliyor. Hakkʹın hak olarak bilinip tanınması, kafa ve gönüllerde yer etmesi için herhalde karşıt fikirle mücadele düzeyinde bulunması gerektiğine parmak basılıyor. Müʹminler bu mücadelede sabredip sistemli şekilde dâvalarını hem savunur, hem kalblere ışık tutma gayreti içinde olurlarsa, Allah’ın yardımına erişecekleri müjdeleniyor.