Necm Suresi 27-32. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اِنَّ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ لَيُسَمُّونَ الْمَلٰٓئِكَةَ تَسْمِيَةَ الْاُنْثٰى وَمَا لَهُمْ بِهِ مِنْ عِلْمٍ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَاِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْنِي مِنَ الْحَقِّ شَيْـًٔا فَاَعْرِضْ عَنْ مَنْ تَوَلّٰى عَنْ ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ اِلَّا الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا ذٰلِكَ مَبْلَغُهُمْ مِنَ الْعِلْمِ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَبِيلِهِ وَهُوَ اَعْلَمُ بِمَنِ اهْتَدٰى وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ لِيَجْزِيَ الَّذِينَ اَسَٓاؤُ۫ا بِمَا عَمِلُوا وَيَجْزِيَ الَّذِينَ اَحْسَنُوا بِالْحُسْنٰى اَلَّذِينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَائِرَ الْاِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ اِلَّا اللَّمَمَ اِنَّ رَبَّكَ وَاسِعُ الْمَغْفِرَةِ هُوَ اَعْلَمُ بِكُمْ اِذْ اَنْشَاَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ وَاِذْ اَنْتُمْ اَجِنَّةٌ فِي بُطُونِ اُمَّهَاتِكُمْ فَلَا تُزَكُّوا اَنْفُسَكُمْ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنِ اتَّقٰى

32.

Şüphesiz ahirete iman etmeyenler, meleklere dişi isimleri veriyorlar.

Diyanet İşleri

28.

Halbuki onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece zanna uyuyorlar. Şüphesiz zan, hakikat namına hiçbir şey ifade etmez.

29.

Öyle ise bizim zikrimizden (Kur'an'dan) yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselerden yüz çevir.

30.

İşte onların ilimden ulaşabildikleri nokta! Şüphesiz senin Rabbin, yolundan sapanı daha iyi bilir. O, hidayete ereni de daha iyi bilir.

31.

Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah'ındır. (Bu) kötülük edenleri yaptıklarıyla cezalandırması, iyilik edenleri de daha güzeliyle mükafatlandırması için (böyle)dir.

32.

Onlar, ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve çirkin işlerden uzak duran kimselerdir. Şüphesiz Rabbin, bağışlaması çok geniş olandır. Sizi, topraktan yarattığında da ve analarınızın karnında ceninler iken de, en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, Allah'a karşı gelmekten sakınanları en iyi bilendir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

27- Şüphesiz Âhiretʹe inanmayanlar, melekleri dişi diye adlandı­rırlar.

28- Onların bu hususta hiçbir bilgisi yoktur; sadece zanlarına uyup giderler. Zan ise, haktan yana hiçbir şey ifade etmez.

29- O halde bizi anmaktan yüzçevirenden ve ancak dünya hayatını arzu edip durandan sen de yüzçevir.

30- Onların ilimden erişebildikleri işte budur. Şüphesiz ki, senin Rab­bin, yolundan sapanı çok iyi bilir ve doğru yolda yürüyeni de daha iyi bilir.

31- Göklerde ne varsa, yerde ne varsa, hepsi Allah’ındır. Yaptıklarıy­la kötülük işleyenlere cezâ verir; iyilik edenlere de daha iyisiyle karşılık verir.

32- O iyilik işleyenler ki, ufak çaptaki kusur ve günahlar dışında gü­nahın büyüklerinden ve her türlü ahlâk ve terbiye dışı söz ve davranışlar­dan kaçınırlar. Şüphesiz ki Rabbinin bağışlaması geniştir. Sizi topraktan (elde edilen ürünlerle) oluşturup yetişme alanına getirdiği anlarda ve siz analarınızın karınlarında ceninler halinde bulunduğunuz zamanda sizi en iyi bilen yine Oʹdur. Artık kendinizi temize çıkarmaya kalkışmayın. O, kor­kup sakınanları daha iyi bilir.

İLGİLİ HADÎSLER

«Zandan kaçının. Çünkü zan, sözün en yalanıdır. » (Buharî/vasâya: 8, nikâh: 45, ferâiz: 2, edeb: 57, 58- Müslim/birr: 28- Tirmizî/birr: 56- Taberânî/halk: 15- Ahmed: 2/245, 278, 312)

«Dünya, (ebedî saadet) yurdu olmayanın yurdudur. (Allah için kullana­cağı) malı olmayanın malıdır. Aklı olmayan kimse ancak dünya (hayatı) için toplayıp biriktirir. » (Ahmed: 6/71)

«Şüphesiz ki Allah, ademoğlunun zinadan nasîbini (ezelî ilmiyle tesbit edip) yazmıştır; kişi ona mutlaka erişecektir. Gözün zinası (harama) bak­maktır. Dilin zinası, (cinsel söz) söylemektir. Nefis ise (zinaya, harama yö­nelip onları) temenni edip İştiha duyar. Ferc (cinsel organ) ise ya onu doğ­rular, ya da yalanlar. » (Buharî/isti’zân: 12, kader: 9- Müslim/kader: 20- Ebû Dâvud/nikâh: 43- Ahmed: 2/276)

Bir adam, Osman’a (R. A. ) geldi ve yüzüne karşı onu övmeğe başla­dı. Orada hazır bulunan Mikdad b. Esved (R. A. ) bir avuç toprak alıp o adamın yüzüne serpti ve şöyle dedi: «Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, «Dal­kavuk meddaha rastladığınız zaman yüzüne toprak saçın» diye bize em­retti. » (Müslim/zühd: 68, 69- Ebû Dâvud/edeb: 9- Tirmizî/zühd: 55- İbn Mâce/edeb: 36- Ahmed: 2/94- 6/5)

ZAN, HAKTAN YANA BİR ŞEY İFADE ETMEZ

«Zan ise, haktan yana hiçbir şey ifade et­mez. »

İslâm, hak ve adâlet dinidir. Zanna göre hüküm vermeyi tecvîz et­mez. Delil ve isbata yer verir; hükme medar olarak bunları seçer. O ka­dar ki, bir kişinin getirdiği haberi, ortaya attığı iddiayı bazı istisnalar dı­şında delil saymaz, araştırılıp gerçeğin tesbitini emreder.

Putperest müşriklerin, melekleri Allahʹın kızları diye adlandırmaları veya öyle sanıp iddia etmeleri bütünüyle cehle ve zanna dayanmaktaydı. Kur’ân bunun haktan yana, gerçeği yansıtma bakımından hiçbir hüküm taşımıyacağını belirterek, zanna göre konuşulmamasını ve hüküm veril­memesini emretmektedir. Nitekim müşriklerin zanna dayalı bu iddialarını isbatlayan hiçbir delilleri yoktu. Günümüzün inkârcı materyalistlerinin de maddenin öncesiz olduğunu, hayatın kendiliğinden başlayıp tekâmül dö­nemleri geçirdiğini zannetmeleri, onların şaşkınca iddiasından farksızdır, bilimsel hiçbir dayanağı yoktur.

YALNIZ DÜNYA HAYATINA YÖNELİP ONU TEK AMAÇ SEÇMEK DOĞRU MUDUR?

«O halde bizi anmak­tan yüz çevirenden ve ancak dünya hayatını arzu edip durandan sen de yüz çevir. »

Âhiret hayatı, dünya hayatına anlam ve hikmet kazandırıyor. Dünya hayatı da âhiret hayatının lüzumunu ortaya koyuyor. Birini diğerinden ayırdığımız zaman, hayat bütünüyle amaçsız ve hikmetsiz kalıyor. O ba­kımdan bu iki hayat arasında köprü kurmak gerekir. İslâm bu köprüyü en sağlıklı biçimde kuran son dindir.

Sadece dünya hayatına yönelip onu tek amaç seçip Hak’tan yüz çe­viren kişilerden yüz çevirmemiz emredilmektedir. Bu, onlarla gereksiz tar­tışmaya girmememizi öğütlemekte ve bundan dolayı bir vuruşma ortamı­nı doğuracak söz ve davranışlardan kaçınmamıza işârette bulunmaktadır. Zira aklını, idrâkini nefsinin ve duygusunun emrine verip gerçek imân­dan nasibini almayan inkârcılarla tartışmak, fayda yerine zarar getirir. Oluşan ön yargıyı hemen gidermek çok zor olduğundan, aklın ve ilmin yolunu seçmemizde büyük yararların bulunduğu kesindir.

Ancak ortam ve şartlar elverdiği ve inkârcı da fitne ve fesat unsuru haline geldiği takdirde, onları durdurmak ve susturmak vâcip olur. Nite­kim Medine dönemi bunun en açık misâllerinden biridir.

GÖKLERDE VE YERDE BULUNAN HER ŞEY ALLAHʹA AİTTİR

«Göklerde ne varsa, yerde ne varsa, hepsi Allah’ındır.. »

Şüphesiz her şey belli bir amaca yönelik yaratılmıştır. Bunun aksi id­dia edilemez. Zira kâinatta başıboş, amaçsız, faydasız hiçbir şeye rastla­mak mümkün değildir. Böylece eşya arasında, bütünde olduğu gibi, par­çada da denge ve düzen kanunu hâkimdir. Biri diğerini tamamlamakta ve düzensizliğe, gayesizliğe imkân vermemektedir.

Gerçek bu olunca, ortada mükemmel bir plân ve ona bağlı düzen var­sa, mutlaka, bir plânlayıcı ve düzenleyici de vardır.. O bakımdan Kurʹân, kâinatta yer alan her şeyin Cenâb-ı Hakkʹın eseri olduğunu ve Oʹna ait bulunduğunu belirtirken, mevcut düzen ve dengede İlâhî sanatın izlerini, kudretinin damgasını görmemizi ilhâm etmekte, eserden müessire geçiş sağlamamızı istemektedir.

GÜNAHIN BÜYÜKLERİNDEN VE HAYASIZLIKTAN SAKINMAK

«O iyilik işleyenler ki, ufak çaptaki kusur ve günahlar dışında günahın büyüklerinden ve her türlü ahlâk ve terbiye dışı söz ve davranıştan kaçınırlar. Şüphesiz ki Rab­binin bağışlaması geniştir.. »

Günahın en büyüğü, Allah’ı inkâr etmek veya Oʹna ortak koşmaktır. Hayâsızlığın en fenası, zina, livata ve benzeri cinsel sapıklıklar ve bir de kul ve millet hakkına el uzatmak, insanlara zulmetmektir. Bunun dışında daha birçok büyük günahlar vardır.

İyilik derecesine erişen müʹminler bu iki ayrı günahtan sakınırlarsa, küçük günahlardan tamamen kurtulmasalar bile, çok dikkatli olurlar ve ilâhî mağfireti umarlar. Zira peygamberlerin dışında kalan insanlardan hiç kimse günahlardan korunmamıştır.

«Ufak çaptaki kusur ve günah» ile çevirisini yaptığımız «lemem» kav­ramı üzerinde farklı tesbit ve yorumlar yapılmıştır:

a) Ebû Hüreyre ve İbn Abbas’a (Allah ikisinden de razı olsun) göre: zinadan aşağı derecede olan hayasızlıktır. Nitekim ilgili âyetin iniş sebe­bini nakledenler, bir kadını öpüp sonra pişmanlık duyan Nebhan adında bir mü’minin fiilini Ve pişmanlığını hedef alır anlamda 32. âyetin indiğini belirtmişlerdir.

b) İbn Mesʹûd, Ebû Saîd el-Hudrî ve Huzeyfeʹye (R. A. ) göre: Yaban­cı bir kadını öpmek, ona kötü niyetle bakmak ve kötü niyetle dokunmak demektir.

c) Tabiîn’den Mücâhidʹe ve el-Hasan’a göre: Kişinin işlediği günah­tan pişmanlık duyduktan sonra tekrar ona dönmesi demektir.

d) Zühriʹye göre: Zina, hırsızlık, içki gibi büyük günahlardan birini işledikten sonra pişmanlık duyup tevbe etmek ve bir daha o günaha dön­memektir.

KİŞİNİN KENDİNİ TEMİZE ÇIKARMASI UYGUN OLUR MU?

«Artık kendinizi temize çıkarmaya kalkışmayın. O, korkup sakınanları daha iyi bilir. »

Kişinin kendini tezkiye etmesi, işlediği ameli övmesi makûl ve mu­teber bir tavır değildir. Çünkü iş ve amellerimizin karşılığını kendimiz tak­dîr edip veremiyeceğimiz gibi, Allahʹtan başkasının takdîr ve övgüsünü beklememiz de doğru sayılmaz. Zira o takdirde âhiret gününde bir kar­şılık göremeyiz; arzuladığımız mükâfatı dünyada almış oluruz.

Başkasının gıyabımızda bizi tezkiye etmesinde bir sakınca yoktur. Ama biz kendimizi tezkiye edip temize çıkarmaya kalkışmamalıyız. Asıl tezkiyeyi, her şeyi en iyi bilen Cenâb-ı Hakkʹa bırakmamız bizim için, kâfi ve vâfi bir yöneliş ve bağlanıştır.

Sonra yüzümüze karşı bizi övenlere de iltifat etmemeliyiz. Hz. Pey­gamber ilgili âyetin açıklamasında bunu uygun görmemiş ve «Meddah­ların yüzüne toprak saçın» buyurarak gerekli uyarıyı yapmıştır.

BİZİ TOPRAKTAN OLUŞTURUP YARATAN O’DUR

«Sizi topraktan (elde edilen ürünlerle) oluşturup yetişme alanına getirdiği anlarda ve siz ana­larınızın karnında cenînler halinde bulunduğunuz zamanda sizi en iyi bi­len yine Oʹdur. »

İlk insan ayrı bir kanun ve tecelliyle doğrudan topraktan yaratıldığı gibi, onun sulhundan gelen insanlar da ayrı bir kanunla dolaylı şekilde topraktan yaratılmaktadır. Şöyle ki: Topraktan çıkan ürünler ve gıda maddelerini yiyen erkekte sperma, kadında yumurta oluşmaktadır. Böy­lece spermanın yumurtalığa geçişiyle döllenme olayı meydana gelmekte ve genetik kodda kayıtlandığı gibi gelişip tekâmül etmektedir. Hücreler geometrik şekilde katlanmakta ve sonunda hücrelerin sayısı 26 trilyonu bulmaktadır. Bu sayı, yeni doğan bebekteki hücrelerin sayısıdır.

Böylece çoğalan hücreler yüklendikleri proğrama bağlı kalarak ya­vaş yavaş fakat düzenli, sistemli şekilde hiçbir hatâ ve eksiklik yapma­dan kasları, kemikleri ve diğer organları meydana getirmekte ve akıl üs­tü bir ustalıkla biri diğerine karışmadan işlevini sürdürmektedir.

Yüce kudretin koyduğu biyolojik ve fizyolojik kanunlar şaşmadan iş­lemekte; gizli bir elin her şeyi en uygun biçimde organize ettiği kendili­ğinden anlaşılmaktadır.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, âhiret gününe inanmayan inkârcı maddecilerin melekler ve Allah hakkındaki zan ve iddialarının çok yanlış ve sakıncalı olduğu belirtildi. Her konuda ilme ve ciddi araştırmaya gerek bulundu­ğuna atıf yapıldı. Sonra da büyük günahlardan sakınmanın lüzumu üze­rinde duruldu ve insanın topraktan meydana getirildiği açıklanarak konu­yu bu açıdan değerlendirmemiz istendi.

Aşağıdaki âyetlerle, İlâhî irâdenin zorlayıcı, itici olmadığı, her kişinin kendi amel ve gayretine göre bir sonuç elde edeceği belirtiliyor. Dönü­şün mutlaka Allah olacağına değinilerek insan hayatının belirlenmiş bir proğrama bağlandığına dikkatler çekiliyor. Sonra da İlâhî kudretin üstün­lüğü, eşsiz tasarrufu konu edilerek çok yönlü bilgi veriliyor ve sûre secde emriyle tamamlanıyor.