MEÂLİ:
32- Sizden evli olmayanları; kölelerinizden ve câriyelerinizden (yuva kurmaya, evlilik hukukuna saygılı olmaya) elverişli bulunanları evlendirin. Fakir iseler Allah onları fazl-ü kereminden zengin kılar. Allahʹın vergisi bol ve geniştir; Allah bilendir.
33- Evlenemiyenler (malî imkânı buna elvermiyenler) Allah kendilerini fazl-ü kereminden zengin kılıncaya kadar iffetli kalmaya çalışsınlar. Sâhip olduğunuz köle ve câriyelerinizden belli bir para ödemek suretiyle azât edilmesi hakkında yazılı bir anlaşma yapmak isteyenlerle, -onlarda iyi bir durum biliyorsanız- yazılı anlaşma yapın. Allahʹın size verdiği maldan onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatini elde etmek için câriyelerinizi -iffetli kalmayı arzu edip duruyorlarsa- fuhşa sakın zorlamayın. Kim onları (bu hususta) zorlarsa, elbette Allah onların zorlamasından sonra (o câriyeleri) çok bağışlayan ve (haklarında) çok merhamet edendir.
İLGİLİ HADÎSLER
«Ey gençler topluluğu! Sizden kim evlenmeye gücü yeterse, evlensin. Çünkü evlilik gözü (haramdan daha) çok sakındırıcı, iffeti daha çok koruyucudur. Kimin de evlenmeye gücü yetmezse, oruç tutmaya gerekli olsun. Çünkü oruç cinsel arzuyu kesicidir. » (Buharî/nikâh: 2- Müslim/nikâh: 1, 3- Nesâî/nikâh: 3, siyam: 43- İbn Mâce/nikâh: 1- Dâremî/nikâh: 2)
«Doğurgan kadınla evlenin ki nesliniz devam etsin. Çünkü ben kıyâmet gününde sizinle diğer ümmetlere karşı övünürüm. » (İbn Mâce/nikâh: 8- Ahmed 2/172)
«Üç kimseye yardımda bulunmak Allah üzerine (sünnetullah gereği) bir haktır:
a) İffetli kalmayı dileyerek evlenen,
b) Hürriyetine kavuşmak için bedel bulup vermek suretiyle kölelikten kurtulmak isteyen,
c) Allah yolunda savaşan.. » (Tirmizî/fezâil-i cihâd: 20- Nesâî/nikâh: 5, cihâd: 12)
BEKÂRLARI EVLENDİRMEK
«Sizden evli olmayanları; kölelerinizden ve câriyelerinizden (yuva kurmaya, evlilik hukukuna saygılı olmaya) elverişli bulunanları evlendirin. »
Âyette «eyyama» kelimesi kullanılmıştır. Bu, «eyyim»in çoğuludur. Kocası olmayan kadını, eşi olmayan erkeği, evlenip de dul kalanları veya hiç evlenmiyen bekârları kapsayan bir kavramdır.
İslâm, toplum yapısında ahlâkı korumak, güveni sağlamak, aile yuvasını sağlam temellere oturtmak, faziletli nesiller yetişmesine ortam hazırlamak için meşru ölçüler içinde evlenmeyi hem emretmiş, hem de birtakım müeyyidelerle onu câzip hale getirmiştir.
O bakımdan ilim adamlarından bir kısmı âyetteki «evlendirin» emrinin vücup manasına; bir kısmı ise, âyeti hadîslerle ve Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz ile dört halîfe dönemindeki uygulamayla açıklayarak tavsiye mahiyetinde sünnet manasına geldiğini belirtmişlerdir.
Diğer yandan kitap ve sünnet toplumun yakından ilgilenmesi gereken köle ve câriyeleri evlendirme hususuna yer ayırmış, onları da toplum arasında İnsanî açıdan değerlendirerek lâyık oldukları yere oturtmayı tavsiye etmiştir. Öyle ki: Köle ve câriyelerde sâlih, yani iyi huylu, iffetli, evlilik hukukuna saygılı olanları kendi hallerine terketmenin doğru olmayacağına parmak basılmakta ve onları topluma kazandırma emredilmektedir. Gerçi bugün artık köle ve câriye diye bir konu yoktur. Ancak İslâm Diniʹnin açılan bu yarayı tedavi edip kapamak için meşru her türlü tedbiri aldığını yansıtma bakımından Kur’ân’ın onlarla ilgili hükümlerini açıklamakta büyük yarar söz konusudur. Aynı zamanda günümüzde hizmetçi, kapıcı ve benzeri kişilerle yakından ilgilenmemize işâretler vardır. Onlardan da bekâr olanları -şartlar müsait olduğu takdirde- evlendirmemiz sünnettir.
FIKHÎ YÖNÜ
İlgili âyette «evli olmayanları evlendirin» hitabı kimlere yöneliktir? Aileye mi, topluma mı, devlete mi, yoksa zenginlere mi râci’dir? Aynı zamanda âyetteki emir vücup için midir, yoksa tavsiye mi ifade etmektedir?
Önce şunu belirtelim ki, hitap topluma veya zenginlere ya da devlete yönelikse, mutlaka tavsiye anlamına gelmektedir. Aileye, yani ana-babaya ise, -ki bu ilim adamlarından çoğunun yorum ve görüşüdür- kimine göre vücuba, kimine göre tavsiyeye delâlet etmektedir.
Aileye yöneliktir diyenlerin delili, âyeti açıklayan şu hadîslerdir: «Nikâh ancak veli ile (sahih ve caiz) olur. » (Buharî/nikâh: 36- Ebû Dâvud/nikâh: 15- Dâremî/nikâh: 11- Ahmed: 1/250-4/394, 413, 418) «Kadın kadını evlendirmesin ve kadın kendini evlendirmesin (veya evlendiremez). Çünkü ancak zâniye olandır ki kendi kendini evlendirir. » (Dârekutnî: Ebû Hüreyre (R. A. )den) «Hangi kadın velisinin izni olmaksızın nikâhlanırsa, onun nikâhı hükümsüzdür, nikâhı hükümsüzdür, nikâhı hükümsüzdür. » (Ebû Dâvud/nikâh: 19- Tirmizî/nikâh: 14- Dâremî/nikâh: 11- Ahmed: 6/166)
Birinci hadîs ve taşıdığı hüküm Hz. Ömer, Ali b. Ebî Tâlib, İbn Mesʹud, İbn Abbas ve Ebû Hüreyre’den (Allah hepsinden razı olsun) rivâyet edilmiştir. Tabiînʹden Saîd b. Müseyyeb, Hasan el-Basrî, Ömer b. Abdülaziz de aynı içtihattadırlar. Süfyân es-Sevrî, İmam Şâfiî, İmam Ahmed, İshak b. Rehaveyh ve Ebû Ubeyd’in de içtihat ve mezhepleri bu doğrultuda bir hüküm ortaya koymuştur.
Ancak sözü edilen hadîsin mürsel, yani senedinden bir sahabinin düşmüş olduğu tesbit edilmiştir. O bakımdan mürsel hadîsi senet kabul edenlere göre, «bekârları evlendirmek velilerine vâciptir ve velisiz nikâh câiz değildir» hükmü ortaya çıkmaktadır. İmam Ebû Hanîfe ve rey taraftarlarının çoğu mürsel hadîsle İstidlâl ve ihticacı uygun görmemişlerdir. O bakımdan onlara göre, evlilik çağına girmiş kız kendi re’yiyle evlenebilir, aynı zamanda başkasına vekâlet edip nikâh akdi yaptırabilir.
İmam Ebû Hanîfe ve onun içtihadını benimseyenlerin bu konudaki dayanak ve delilleri Bakara Sûresi 232. âyette yer alan şu hükümdür: «Kadınları boşadığınızda şerʹî bekleme süresi sona erince, aralarında örfe uygun iyilik ölçüleri içinde anlaştıkları takdirde kocalarıyla (koca seçmek istedikleri kimselerle) evlenmelerine engel olmayın. »
Aynı zamanda İmam Ebû Hanîfe «Nikâh ancak velî ile olur» meâlindeki hadîsteki terkip vücup ve sıhhate değil, kemal derecesine işârettir, yani kâmil bir nikâh ancak veli ile olur şeklinde bir yorumda bulunmuştur.
İmam Mâlikʹe göre: Velisinin izni olmaksızın üçüncü bir şahıs tarafından evlendirilen kadın, hür-şerefli ise, velisi isterse o nikâhı feshedebilir. (Bilgi için bak: Tefsîr-i Kurtubî: 3/75)
İmam Şâfiîʹnin mezhebine göre: Veli, iznini almadan bakireyi evlendirebilir. Ancak bu durumda da ondan izin istemesi müstehabdır. Dul kadını ise, ancak iznini almak suretiyle evlendirebilir. (Ebû Zekeriya en-Nevevî/Minhacüttâlibîn: 85)
EVLENEMİYEN BEKÂRLAR
«Evlenemiyenler (malî imkânları buna elvermeyenler) Allah kendilerini fazl-ü kereminden zengin kılıncaya kadar iffetli kalmaya çalışsınlar. »
Her şeye rağmen malî imkânsızlıktan ve yakınlarının ilgisizliğinden evlenemiyenlere Cenâb-ı Hak imkân ortamını sağlayıncaya kadar iffetlerini koruyup sabretmeleri tavsiye ediliyor. Şüphesiz ki Kur’ân-ı Kerîm bu tavsiyesini, önce imân ve İslâm temeline dayalı bir irfana sâhip olan kişilere yapmaktadır. O bakımdan fertleri bu düzeye getirmek için ciddi bir eğitimin gerekli olduğu kendiliğinden ortaya çıkmakta ve böylece dinî eğitimin vâcip olduğu kesinlik kazanmaktadır. Ancak bu konuda bir incelik söz konusudur. Şöyle ki: Her müslümanın ilmihalini bilmesi ve kendi kültür seviyesine göre dinini öğrenmesi vâciptir. Dinî ilimleri tahsîl etmek ise, farz-ı kifayedir; yani Müslümanlardan bir kısmının tahsîl yapmasıyla bu vecibe diğerlerinin üzerinden kalkmış olur.
Bunun için diyebiliriz ki; Kurʹân, dinî duygu ve kültürleri gelişen gençlere ve bekârlara seslenmekte ve diğer taraftan da hısımlara ve zengin müslümanlara hitapta bulunup evlenemiyenleri zekât ve diğer yardımlarıyla desteklemelerini, onlara evlenme imkânları hazırlamalarını tavsiye etmektedir.
Böylece İslâm, ferdin desteklenip korunmasını topluma bir görev olarak yüklerken, ferdi topluma bağlayıp onun kopmaz bir parçası haline getirmeyi amaçlamaktadır.
İSLÂMʹDA KÖLELİĞİN YERİ VE ANLAMI
«Sahip olduğunuz köle ve câriyelerinizden belli bir para ödemek suretiyle azat edilmesi hakkında yazılı bir anlaşma yapmak isteyenlere -onlarda iyi bir durum biliyorsanız- yazılı anlaşma yapın. Allahʹın size verdiği maldan onlara verin.. »
İslâm, köleleri hürriyetlerine kavuşturma, onları toplumun faydalı, aynı zamanda bütünleyici bir parçası yapma ve bu açıdan hareketle köleliği kaldırma konusunda birtakım hukukî kurallar ve yönlendirici statüler koymuştur. Çeşitli keffaretleri köle azât etmeye bağlamış, bedel ödemek suretiyle yazılı bir anlaşma cihetine gidilmesini ve bu durumda olan kölelere malî yardımda bulunulmasını tavsiye mahiyetinde emretmiştir. Ayrıca köle ve câriyeleri gayr-i ahlâkî yollara itmeyi yasaklamış ve bu hususta hem aile ve toplumu, hem de devletin yetkili organlarını görevlendirip sorumluluk yüklemiştir. Zira Kur’ân-ı Kerîm’de Peygamberʹe (A. S. ) ve topluma yapılan hitaplar, daha çok devlete yöneliktir.
Konuyu bu açıdan değerlendirdiğimiz zaman, İslâmʹda köleliğin yerini ve anlamını şöyle açıklayabiliriz:
Kölelik yeni bir olay değildir. Tarihi çok gerilere uzanır. İlkçağda köleliğin İktisadî düzenin kopmaz bir parçası olduğunu görüyoruz. Uygulamanın hemen birçok ülkelerde bu anlamda ortaya çıktığında şüphe yoktur. O çağda insan haklarıyla ilgili yasal hükümler yok gibiydi. O nedenle bu işin ticaretiyle uğraşan birçok ülke devamlı hareket halinde olmuş, pazarlar kurmuş, pazarlara köle ve câriyeler sevketmiştir.
Önceleri savaş esirleri köle edinilirken, işin kazanç yönü ağırlık kazanınca yağmacılık yoluyla kaçırılan insanlar da kölelik kaydı altına sokulmuş ve bu çirkin olay toplumları, aileleri ve ülkeleri tehdit eder boyutlara ulaşmıştır. Böylece kölelik veraset kapsamına da sokularak köle olan ana-babaların çocukları da köle kabul edilerek kölelik insanlığın tam yüzkarası olarak yaşatılmıştır.
İslâm Dini ortaya çıktığında kölelik tam anlamıyla geçim kaynağı olarak iyice yaygınlaşmış durumda idi. Yüz binlerce köle alınıp satılıyor ve ülkelerin esir pazarlarında çilelerini dolduruyorlardı. İslâmiyet bu kadar yaygınlaşıp gelişen ve ekonominin kopmaz bir unsuru haline getirilen köleliği tek yanlı olarak elbette bir çırpıda kaldırma şansına sahip bulunmuyordu. Zira İslâmiyet bütün ülkelere ve milletlere söz geçirecek bir kudrette değildi. Aynı zamanda aralıksız devam eden savaşlarda, sürüp gelen yağmacılıkta karşı taraf Müslümanlardan elde ettiği esirleri köle statüsüne sokuyordu. O nedenle Müslümanlar savaşlarda elde ettikleri esirleri köle saymamakla beraber sırf mübadeleyi sağlamak için o ismi kullanmak zorunda kalıyordu. Hem o dönemlerde de esirlerin durumunu ele alıp insan hakları açısından düzenleyen yasalar ve sağlam kurallar da mevcut değildi.
Bunun için İslâmiyet insanlık adına yüzkarası olan köleliği kaldırmak için, yukarıda da değindiğimiz gibi, birtakım yasal müeyyideler koydu, statüler hazırladı. İnsan haysiyet ve şerefini koruyucu kurallar düzenledi. Onlardan bir kısmını şöyle özetleyip maddeleştirebiliriz :
1- Köle ve câriyelerin fuhuş aracı olarak kullanılması haramdır. Hiç kimse onları buna zorlayamaz. (Nûr Sûresi: 33)
2- Başkasına ait câriyeleri ancak efendilerinin izniyle nikâhlamak câizdir. (Nisâ Sûresi: 25)
3- Câriyeyle evlenen kimse onun mehrini takdir edip vermekle yükümlüdür. (Nisâ Sûresi: 25)
4- Savaş dışı esir edinmek câiz değildir. Yağmacılık, adam kaçırmak ise bütünüyle haramdır ve yasaktır. Ancak savaşta zafer elde edildiğinde veya savaş sona erdiğinde elde edilen kişiler esir kabul edilebilir. (Enfal Sûresi: 67)
5- Esirlere her bakımdan insanca muamelede bulunmak vâciptir. Onlardan kendi rızalarıyla İslâmiyeti seçenler olursa, kendilerinden -başta hürriyetleri olmak üzere- alınan her şeyleri geri verilir ve fazla olarak da müslümanların kardeşleri kabul edilirler. (Enfal Sûresi: 70)
6- Esirleri hiçbir karşılık beklemeksizin yedirip içirmekte büyük sevap ve uhrevî mükâfat sözkonusudur. (İnsan Sûresi: 8, 9)
7- Savaş sonu elde edilen esirleri köle edinmeyip onları iyilikle salıvermek veya gerekirse fidye (kurtuluş akçesi) alıp öylece serbest bırakmak, İslâmʹa yakışan ve ona has olan bir uygulamadır. (Muhammed Sûresi: 4)
8- Müslüman bir adamın, kendine eş seçmede, hür kadınla evlenme imkânı yoksa, imân eden bir câriyenin, Allah’a ortak koşan bir müşrikeden mutlaka hayırlı olduğunu bilmesi gerekir. O bakımdan hür kadınla evlenme imkânına sahip olmayan bekâr bir kimse ancak müʹmine bir câriyeyle evlenebilir. Allah’ı tanımayan, Allahʹa ortak koşan bir kâfire ve müşrikeyle evlenmesi kesinlikle haram ve yasaktır. (Bakara Sûresi: 221)
9- Hür kadınla evlenmek için malî imkâna sâhip olmayan müʹmin erkeklerin, ellerindeki cariyelerle evlenmeleri tavsiye edilmiştir. Bu da onların hürriyetlerine kavuşturulmasına yönelik bir tedbirdir. (Bakara Sûresi: 25)
10- Köle ve câriyelerden -evlenmeye ve aile yuvası kurmaya- ehil olanları evlendirmek dinin tavsiye mahiyetindeki emirlerinden biridir. (Nur Sûresi: 32)
11- Ramazanda bilerek orucunu bozan kimseye, varsa bir köle azât etmesi vâciptir. (Mecmeû’l-Enhür: 1/239-Matbaa-i Osmaniye: 1327)
12- Hatâ ile adam öldürenin, varsa bir mü’min köle azât etmesi gerekir. (Nisa Sûresi: 92)
13- Yeminini bozan kimsenin, varsa bir köle azât etmesi vâciptir. (Mâide Sûresi: 89)
14- Eşine ziharda bulunup sonra onunla birleşmek isteyen adamın, varsa bir köle azât etmesi gerekir. (Mücadele Sûresi: 3, 4)
15- Müctehit imamların bir kısmına göre: Köle öldüren hür kimse hakkında kısas hükmü uygulanır. (Bakara Sûresi: 128)
16- Allah rızası gözetilerek köle azât etmenin sevabının büyüklüğü ve uhrevî mükâfatının genişliği sünnet ile sâbit olmuştur.
17- Ayrıca köle ve câriyelerin aileden birer fert gibi sayılması, ev halkının yediğinden onlara yedirilmesi, giydiklerinden onlara da giydirilmesi tavsiye edilerek sünnet kılınmıştır. (Buharî/imân: 22, ıtk: 15- Müslim/eymân: 40) Onlara güçlerinin yetmiyeceği işleri yüklemenin vebal olacağı, o bakımdan takatlerini aşan işlere zorlanmamaları emredilmiştir
18- Savaşlarda müsle haram kılınmıştır. Yani elde edilen esirlerin organlarını kesmek mutlaka yasaklanmıştır.
19- Esir edilen ana ile çocuğunun arasını ayırmak yasaklanmıştır.
20- Kölelerin hürriyetlerine kavuşturulması için «mükâteb» ve «müdebber» statüsü düzenlenerek buna meşruluk kazandırılmıştır. Yani tamamladığı zaman azât edilmek üzere bedele bağlanan köle ve hürriyetine kavuşması efendisinin ölümüne bağlanan köle ve câriyelere böyle bir akitte bulunma imkânı tanınmıştır. O bakımdan «mükâteb» olan köleye zekât vermek, yardımda bulunmak teşvîk edilmiştir.
Böylece İslâmiyet kölelik konusunu belli kural ve statülere bağlayıp onları hürriyetlerine kavuşturmanın bütün yollarını açık tutmuş; maddî ve mânevî müeyyide ve mükâfatlar belirliyerek insana insanca muamele edilmesini hem savunmuş, hem de uygulamıştır.
İşte bütün bu insancıl nedenlerle ve insan haklarına gösterilen çok yakın ilgi ve saygı sebebiyle hareket eden ashab-ı kirâmın ileri gelen varlıklı kişileri kendi imkânları nisbetinde köle satın alıp azât etme yarışına girişmişler ve bu sayede binlerce zavallı insan kölelikten kurtulma şansına erişebilmiştir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, aile ve toplumun selâmeti, ahlâksızlığın önlenmesi bakımından bekârları evlendirmemiz tavsiye edildi. Sonra da insanlığın yüz karası sayılan köle ve câriyelerin haklarının korunması üzerinde duruldu ve onları hürriyetlerine kavuşturmamız için yollar gösterildi.
Aşağıdaki âyetle, beşer aklına ışık tutan belgelere dikkatler çekiliyor. Arkasından tarihin tekerrür ettiğine değinilerek gelip geçen milletlerin hayatında meydana gelen önemli olaylardan öğüt ve ibret almamız isteniliyor.