MEÂLİ:
30- (Allah’tan korkup fenalıklardan) sakınanlara, «Rabbiniz ne indirdi? » denilince, «iyilik» derler. Bu dünyada güzel iş, hayırlı amelde bulunanlara iyilik ve güzellik vardır. Âhiret yurdu ise elbette daha hayırlıdır. Sakınanların yurdu ne güzeldir!
31- (O yurt) Adn Cennetleri’dir ki, onlara girerler. Altlarından ırmaklar akıp durur. Onlara o cennetlerde diledikleri şeyler vardır. İşte böylece Allah sakınanları mükâfatlandırır.
32- (O sakınanlar ki) tertemiz arınmış oldukları halde melekler canlarını alırlar da, «selâm size, yaptığınıza karşılık girin Cennet’e! » derler.
İNİŞ SEBEBİ
Kureyş kabilesinin ileri gelenleri toplanıp hac mevsimini değerlendirmek istediler. Sonra da şu karara vardılar: «Muhammed (A. S. ) tatlı dilli, güzel konuşan bir adamdır. Birisiyle konuşunca aklını çelmekte ve kendi havası içine almaktadır. Biz soylu kişiler Mekke’nin giriş kapılarında oturalım, yolların başında duralım da beldemize gelen ziyaretçilerle görüşelim ve Mekke’de kaldıkları sürece Muhammed’le temas kurmamalarını telkîn edelim; bu hususta az-çok temayülü olanları ikna etmenin yollarını araştıralım. » Böylece kararlaştırdıkları gibi yollara çıktılar, giriş kapılarında oturdular. Gelen gruplarla temas kurup Muhammed (A. S. ) hakkında bilgi edinmek isteyenlere: «Sakın ha, onunla görüşeyim demeyin Çünkü o yalancı, büyücü ve aldatıcının biridir! » diyerek görüşmelerine engel olmaya çalıştılar. Ancak ziyaretçilerden bir kısmı verilen bilgiden tatmin olmadıkları için Mekkeʹye girdiklerinde her şeyden önce Hz. Muhammedʹin (A. S. ) arkadaşlarıyla temas kurma yollarını aradılar ve böylece Onun hakkında bilgi topladılar. Ashab-ı Kirâm, Hz. Muhammed’e (A. S. ) sadece hayır ve iyiliğin indirildiğini, Onun rahmetten başka şey getirmediğini uygun bir anlatımla gelenlerin kalp ve kafalarına işlediler.
Bunun üzerine yukarıdaki âyetler indi. (İbn Ebî Hâtim - Süddî - Mefatihü’l-gayb)
İYİLİĞİN KARŞILIĞI İYİLİKTİR
«(Allahʹtan korkup fenalıklardan) sakınanlara, «Rabbiniz ne indirdi? » denilince, «iyilik... » derler. Bu dünyada güzel iş, hayırlı amelde bulunanlara iyilik ve güzellik vardır. Âhiret yurdu ise elbette daha hayırlıdır. Sakınanların yurdu ne güzeldir! »
İyiliğin hedefi mutlaka hayır ve mutluluktur. Aksini düşünmek yanlıştır. Yeter ki o iyilik, Hakkʹın rızası doğrultusunda gerçekleşmiş olsun. O halde bu istisnası olmayan genel bir kuraldır. Ama şu dünyada bu kuralın tam ve kesin geçerli olduğunu iddia etmek mümkün değildir. Çünkü imân doğrultusunda iyi niyete dayalı yapılan iyiliklerin bazan felâketle, kötülükle karşılık gördüğü vakidir. Bu durum ise, sözünü ettiğimiz iyiliğin ve hayrın tabiatına ters düşmekte, hedefiyle olan ilgisini koparmaktadır.
O halde bu genel kuralın gerçekleşmesi herhalde gerekiyor. Dünyada gerçekleşmediğine göre, ikinci bir hayatı kabul etmemiz zarurî oluyor. O da kutsal kitapların ve bütün peygamberlerin haber verdiği âhiret hayatıdır. İşte ilgili âyetle bu incelik üzerinde duruluyor ve «Dünyada güzel iş, hayırlı amelde bulunanlara iyilik ve güzellik vardır. » buyuruluyor.
Bundan anlaşılan odur ki: İyiliğin her iki hayatta da karşılığı vardır. Dünyadaki karşılığı yine iyilik ve güzelliktir. Ancak bazı sebeplerden dolayı dünyada bu iyilik gerçekleşmiyorsa, mutlaka âhirette verilecek iyilik ve güzellik çok daha hayırlı olacaktır.
İyiliğin karşılığı açıklandıktan ve dünyada gerçekleşmediği takdirde mutlaka âhirette gerçekleşeceği genel bir kural olarak belirlendikten sonra; o iyiliğe, güzelliğe gidileceği, kucak açılıp umulacağı bir günde, tecelli edecek İlâhî rahmetin tasvîri yapılıyor ve üç maddede özetleniyor:
1- Ömürlerinin son noktasına arınmış ve mânevî kirlerden paklanmış halde gelirler.
2- Kendilerini böylesine arındıran müʹminleri rahmet melekleri kabir ve âhiret esenliğini, mutluluğunu sembolize eden «Selâm» ile karşılarlar.
3- Güzel amellerine karşılık -İlâhî rahmet ve inâyetle- Cennetʹe girin diye müjdelenirler. Şüphesiz ki bir fani için bundan daha büyük mutluluk olamaz.
Burada «Cennet’e girin! » sözünden maksat, Berzah âlemine yerleştikleri an, kıyâmet kopuncaya kadar kendileriyle Cennet arasında bir menfezin açılması ve o ebedî saadet yurdunun nefis kokusuyla taltif edilmeleridir. (Bu konuda geniş bilgi için bak: İki cilt halinde tercüme ettiğim el- İbriz’e)
Diğer bir yorum da şöyledir: Sözü edilen müʹminler ileride mutlaka Cennetʹe gireceklerdir. O bakımdan ileride olması kesin olan şeyi olmuş kabul etmek İlâhî âdettendir. Nitekim Kurʹânʹda «Sûrʹa üflendi» denilerek gelecekte mutlaka gerçekleşecek bir olay, gerçekleşmiş olarak ifade edilir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, Allahʹtan indirilen âyetleri mutlak iyilik ve hayır kabul edip iyi, yararlı amellerde bulunan müʹminlere büyük mükâfatların hazırlandığı açıklandı. Ölüm anında rahmet meleklerinin onları cennet ve saadetle müjdeleyecekleri haber verilerek mü’minlerin çok huzurlu bir hava içinde ruhlarını gelen meleklere teslim edeceğine işarette bulunuldu.
Aşağıdaki âyetlerle, inkârcı zalimlerin hakkın sesine kulak vermedikleri konu ediliyor; böylelerinin ancak ölüm anında, ya da inecek bir azâp döneminde uyanabileceklerine atıf yapılıyor. Sonra da onların işledikleri kötülükler, ortaya koydukları kin ve haksızlıkların vakti saati gelince kendilerini çepeçevre kuşatacağı hatırlatılarak, ölmeden veya İlâhî azap inmeden dönüş yapmalarına fırsat veriliyor.