MEÂLİ:
32- İşte bundan dolayı (Tevratʹta) İsrâiloğulları üzerine şunu yazdık: «Kim bir kişiyi, bir kişi karşılığında veya yeryüzünde fesat (çıkarma suçundan dolayı) olmaksızın öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur; kim de bir kişinin hayatını kurtarırsa, bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur.
Şanıma and olsun ki, peygamberlerimiz onlara çok açık belgeler ve kanıtlarla geldi. Ne var ki onlardan bir çoğu bunca belgelerden sonra yeryüzünde (kötülük ve günahta) aşırı gidenler oldular.
TEVRAT’TA ADAM ÖLDÜRME KONUSU
Tevratʹta adam öldürme konusu üzerinde hayli durulmuş ve ağır müeyyideler konulmuştur. Çıkış, Levililer ve Sayılar bölümlerinde birçok hükümler yer almış ve detaylı bilgi verilmiştir. Ancak Tevratʹın bu konudaki belgelerinden bir kısmının bazı değişikliklere uğradığı muhakkak. Kurʹân’ın açıkladığı ölçüdeki belge ise, şu şekilde değişikliğe uğratılmıştır: «Böylece içinde olduğunuz diyarı murdar etmiyeceksiniz. Çünkü kan diyarı murdar eder. » (Sayılar: 35/33)
Diğer belgelerinden ise bir iki örnek nakletmemizde yarar vardır. Zira Kurʹân’la bir yaklaşım içinde bulunuyorlar ve ikisinin de aynı kaynaktan süzülüp geldiği kanısını veriyorlar:
«Ölüme müstehak olan katilin canı için de diyet almıyacaksınız, fakat mutlaka öldürülecektir. » (Çıkış : 20/13)
Kur’ân ise, bu konuda öldürülenin baba tarafından velîlerine kısastan vazgeçme hakkı tanımış ve böylece hafifletici bir kapı açarak esneklik getirmiştir.
«Eğer bir kimse başka birini demir bir aletle vurmuşsa ve o ölmüşse, katildir; katil mutlaka, öldürülecektir. » (Sayılar: 35/30)
Kur’ânʹda ise, adam öldürme beş kategoride düşünülmüş ve ona göre cezâî müeyyideler konulmuştur. Amd, şibh-i amd, hatâ, şibh-i hatâ veya câri-mecra hatâ ve katl-i sebebi..
Birincisinden dolayı kısas gerekir. Meğerki öldürülenin baba tarafından yakınları kısastan vazgeçmiş olsunlar. İkincisinden dolayı, hem katilin keffaret vermesi, hem de diyet-i mugallaza olarak öldürenin baba tarafından olan yakınlarının ağır diyet ödemeleri gerekir. Üçüncü ve dördüncüsünden dolayı da hem keffaret, hem diyet gerekir; ancak bu, ikinci kısımdaki diyet kadar ağır değildir. Beşincisinden dolayı ise, sadece diyet gerekir.
İNSAN KARAKTERİNİN ANA HATLARI
Kurʹân’da ilgili âyetlerle insan karakterinin, ilk insanların davranış ve düşünceleri örnek verilerek ana hatları belirtilmiştir. Yaratılışındaki mayadan kaynaklanan hem Allah ve din duygusu; hem de bencillik, kıskançlık, maddeye karşı aşırı isteklilik gibi hislerle donatılan insanı, bu birbirinden tamamen farklı iki yönüne göre, iki ayrı yönden disiplin altına almak gerekir: Ciddi bir eğitim ve ağır cezâî müeyyideler.. Eğitimle Allah düşüncesi, dine ve güzel ahlâka eğilimi geliştirilir. Ağır cezâî müeyyideyle diğer kötü sıfatlarının zararlı sınıra varacak te’sir alanına girmesi önlenir.
İsrâiloğullarıʹnın ırkî karakterleri daha çok kıskançlık ve dünyaya karşı aşırı istek duygusuyla birleştiğinden, Cenâb-ı Hak, Âdemʹin iki oğlu arasında geçen olayla Yahudîler arasındaki çağrışım ve benzerliği hatırlatıyor. Bu yüzden Tevratʹa ağır cezâî müeyyidelerin konulduğunu haber veriyor.
Meselenin hikmetine gelince:
Bir milletin sosyal yapısında madde ve kişisel çıkar ön plânda bulunur; fazîletin ruhları aydınlatan ışıkları sönük kalırsa, o toplumda insan kıymeti sıfıra düşer; sevgi, saygı, yardımlaşma ve dayanışma, kelimelerin dar kalıbında birer masal halini alır. Bilhassa diğer ırk ve milletlere karşı her türlü İnsanî yakınlıktan uzak bir tutum içine girmiş olur. Bu düzeye gelen bir toplumda adam öldürme, haklara tecavüz, vurgunculuk, tez elden zengin olmak arzusu, aşırı faizcilik, çeşitli yollardan sömürme gemi azıya alır.
Bunun için hemen her devirde ve her toplumda dini ve varsa fazîlet duygusunu geliştiren millî eğitimin lüzumu, hakları koruyucu yasaların işlerliği geçerlidir.
Başta İslâm olmak üzere bütün hak dinler, insan unsuruna üstün değer verilmesini emretmiş ve bir insanın hayatını kurtarmanın, bütün insanların hayatını kurtarmak kadar anlamlı olduğuna dikkatleri çekmişlerdir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetle insan karakteri ve toplumun selâmeti için ağır müeyyidelerin de gereği üzerinde duruldu. Peygamberlerin getirdiği açık belgelerin insan aklına, kafasına ve vicdanına ışık tuttuğuna işâret edildi. Aklını bu yolda kullanmayanların mutlaka sorumlu tutulacakları belirtildi.
Aşağıdaki âyetlerle aklın dindeki yerine dikkatler çekiliyor. Aklını değil, hissini kullanıp ona mağlûp olanların nefslerinden alacakları cesaretle Allah ve Peygamberine karşı baş kaldıracakları açıklanıyor. Yeryüzünde fitne ve fesat çıkaranların bu doğrultudaki insanlar olduğu belirtilirken kötülükten sonra kendini düzeltip tevbe edenler hakkında -adam öldürme ve insan haklarına tecavüz olayı yoksa- ağır cezâî müeyyidelerin uygulanmaması tenbih ediliyor. Çünkü İslâm’ın hedefi, iyileri çoğaltıp kötüleri azaltmaktır. Kötü bir insan cidden dönüş yapıp ıslâh-ı nefs ediyorsa, amaç elde edilmiş sayılır. O takdirde onu kahretmenin bir anlamı yoktur. Ancak dökülen bir kan, insan haklarına vaki bir tecavüz varsa, onun karşılığı herhalde ödenmeli, gereken cezâ uygulanmalıdır. Çünkü dinin bu konuda güttüğü amaç, kan gütme davasını önlemek, insanları birbirlerinden uzaklaştıran kin, tecavüz ve düşmanlığı hiç olmazsa asgariye düşürmektir.