MEÂLİ:
27- Şüphesiz Âhiretʹe inanmayanlar, melekleri dişi diye adlandırırlar.
28- Onların bu hususta hiçbir bilgisi yoktur; sadece zanlarına uyup giderler. Zan ise, haktan yana hiçbir şey ifade etmez.
29- O halde bizi anmaktan yüzçevirenden ve ancak dünya hayatını arzu edip durandan sen de yüzçevir.
30- Onların ilimden erişebildikleri işte budur. Şüphesiz ki, senin Rabbin, yolundan sapanı çok iyi bilir ve doğru yolda yürüyeni de daha iyi bilir.
31- Göklerde ne varsa, yerde ne varsa, hepsi Allah’ındır. Yaptıklarıyla kötülük işleyenlere cezâ verir; iyilik edenlere de daha iyisiyle karşılık verir.
32- O iyilik işleyenler ki, ufak çaptaki kusur ve günahlar dışında günahın büyüklerinden ve her türlü ahlâk ve terbiye dışı söz ve davranışlardan kaçınırlar. Şüphesiz ki Rabbinin bağışlaması geniştir. Sizi topraktan (elde edilen ürünlerle) oluşturup yetişme alanına getirdiği anlarda ve siz analarınızın karınlarında ceninler halinde bulunduğunuz zamanda sizi en iyi bilen yine Oʹdur. Artık kendinizi temize çıkarmaya kalkışmayın. O, korkup sakınanları daha iyi bilir.
İLGİLİ HADÎSLER
«Zandan kaçının. Çünkü zan, sözün en yalanıdır. » (Buharî/vasâya: 8, nikâh: 45, ferâiz: 2, edeb: 57, 58- Müslim/birr: 28- Tirmizî/birr: 56- Taberânî/halk: 15- Ahmed: 2/245, 278, 312)
«Dünya, (ebedî saadet) yurdu olmayanın yurdudur. (Allah için kullanacağı) malı olmayanın malıdır. Aklı olmayan kimse ancak dünya (hayatı) için toplayıp biriktirir. » (Ahmed: 6/71)
«Şüphesiz ki Allah, ademoğlunun zinadan nasîbini (ezelî ilmiyle tesbit edip) yazmıştır; kişi ona mutlaka erişecektir. Gözün zinası (harama) bakmaktır. Dilin zinası, (cinsel söz) söylemektir. Nefis ise (zinaya, harama yönelip onları) temenni edip İştiha duyar. Ferc (cinsel organ) ise ya onu doğrular, ya da yalanlar. » (Buharî/isti’zân: 12, kader: 9- Müslim/kader: 20- Ebû Dâvud/nikâh: 43- Ahmed: 2/276)
Bir adam, Osman’a (R. A. ) geldi ve yüzüne karşı onu övmeğe başladı. Orada hazır bulunan Mikdad b. Esved (R. A. ) bir avuç toprak alıp o adamın yüzüne serpti ve şöyle dedi: «Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, «Dalkavuk meddaha rastladığınız zaman yüzüne toprak saçın» diye bize emretti. » (Müslim/zühd: 68, 69- Ebû Dâvud/edeb: 9- Tirmizî/zühd: 55- İbn Mâce/edeb: 36- Ahmed: 2/94- 6/5)
ZAN, HAKTAN YANA BİR ŞEY İFADE ETMEZ
«Zan ise, haktan yana hiçbir şey ifade etmez. »
İslâm, hak ve adâlet dinidir. Zanna göre hüküm vermeyi tecvîz etmez. Delil ve isbata yer verir; hükme medar olarak bunları seçer. O kadar ki, bir kişinin getirdiği haberi, ortaya attığı iddiayı bazı istisnalar dışında delil saymaz, araştırılıp gerçeğin tesbitini emreder.
Putperest müşriklerin, melekleri Allahʹın kızları diye adlandırmaları veya öyle sanıp iddia etmeleri bütünüyle cehle ve zanna dayanmaktaydı. Kur’ân bunun haktan yana, gerçeği yansıtma bakımından hiçbir hüküm taşımıyacağını belirterek, zanna göre konuşulmamasını ve hüküm verilmemesini emretmektedir. Nitekim müşriklerin zanna dayalı bu iddialarını isbatlayan hiçbir delilleri yoktu. Günümüzün inkârcı materyalistlerinin de maddenin öncesiz olduğunu, hayatın kendiliğinden başlayıp tekâmül dönemleri geçirdiğini zannetmeleri, onların şaşkınca iddiasından farksızdır, bilimsel hiçbir dayanağı yoktur.
YALNIZ DÜNYA HAYATINA YÖNELİP ONU TEK AMAÇ SEÇMEK DOĞRU MUDUR?
«O halde bizi anmaktan yüz çevirenden ve ancak dünya hayatını arzu edip durandan sen de yüz çevir. »
Âhiret hayatı, dünya hayatına anlam ve hikmet kazandırıyor. Dünya hayatı da âhiret hayatının lüzumunu ortaya koyuyor. Birini diğerinden ayırdığımız zaman, hayat bütünüyle amaçsız ve hikmetsiz kalıyor. O bakımdan bu iki hayat arasında köprü kurmak gerekir. İslâm bu köprüyü en sağlıklı biçimde kuran son dindir.
Sadece dünya hayatına yönelip onu tek amaç seçip Hak’tan yüz çeviren kişilerden yüz çevirmemiz emredilmektedir. Bu, onlarla gereksiz tartışmaya girmememizi öğütlemekte ve bundan dolayı bir vuruşma ortamını doğuracak söz ve davranışlardan kaçınmamıza işârette bulunmaktadır. Zira aklını, idrâkini nefsinin ve duygusunun emrine verip gerçek imândan nasibini almayan inkârcılarla tartışmak, fayda yerine zarar getirir. Oluşan ön yargıyı hemen gidermek çok zor olduğundan, aklın ve ilmin yolunu seçmemizde büyük yararların bulunduğu kesindir.
Ancak ortam ve şartlar elverdiği ve inkârcı da fitne ve fesat unsuru haline geldiği takdirde, onları durdurmak ve susturmak vâcip olur. Nitekim Medine dönemi bunun en açık misâllerinden biridir.
GÖKLERDE VE YERDE BULUNAN HER ŞEY ALLAHʹA AİTTİR
«Göklerde ne varsa, yerde ne varsa, hepsi Allah’ındır.. »
Şüphesiz her şey belli bir amaca yönelik yaratılmıştır. Bunun aksi iddia edilemez. Zira kâinatta başıboş, amaçsız, faydasız hiçbir şeye rastlamak mümkün değildir. Böylece eşya arasında, bütünde olduğu gibi, parçada da denge ve düzen kanunu hâkimdir. Biri diğerini tamamlamakta ve düzensizliğe, gayesizliğe imkân vermemektedir.
Gerçek bu olunca, ortada mükemmel bir plân ve ona bağlı düzen varsa, mutlaka, bir plânlayıcı ve düzenleyici de vardır.. O bakımdan Kurʹân, kâinatta yer alan her şeyin Cenâb-ı Hakkʹın eseri olduğunu ve Oʹna ait bulunduğunu belirtirken, mevcut düzen ve dengede İlâhî sanatın izlerini, kudretinin damgasını görmemizi ilhâm etmekte, eserden müessire geçiş sağlamamızı istemektedir.
GÜNAHIN BÜYÜKLERİNDEN VE HAYASIZLIKTAN SAKINMAK
«O iyilik işleyenler ki, ufak çaptaki kusur ve günahlar dışında günahın büyüklerinden ve her türlü ahlâk ve terbiye dışı söz ve davranıştan kaçınırlar. Şüphesiz ki Rabbinin bağışlaması geniştir.. »
Günahın en büyüğü, Allah’ı inkâr etmek veya Oʹna ortak koşmaktır. Hayâsızlığın en fenası, zina, livata ve benzeri cinsel sapıklıklar ve bir de kul ve millet hakkına el uzatmak, insanlara zulmetmektir. Bunun dışında daha birçok büyük günahlar vardır.
İyilik derecesine erişen müʹminler bu iki ayrı günahtan sakınırlarsa, küçük günahlardan tamamen kurtulmasalar bile, çok dikkatli olurlar ve ilâhî mağfireti umarlar. Zira peygamberlerin dışında kalan insanlardan hiç kimse günahlardan korunmamıştır.
«Ufak çaptaki kusur ve günah» ile çevirisini yaptığımız «lemem» kavramı üzerinde farklı tesbit ve yorumlar yapılmıştır:
a) Ebû Hüreyre ve İbn Abbas’a (Allah ikisinden de razı olsun) göre: zinadan aşağı derecede olan hayasızlıktır. Nitekim ilgili âyetin iniş sebebini nakledenler, bir kadını öpüp sonra pişmanlık duyan Nebhan adında bir mü’minin fiilini Ve pişmanlığını hedef alır anlamda 32. âyetin indiğini belirtmişlerdir.
b) İbn Mesʹûd, Ebû Saîd el-Hudrî ve Huzeyfeʹye (R. A. ) göre: Yabancı bir kadını öpmek, ona kötü niyetle bakmak ve kötü niyetle dokunmak demektir.
c) Tabiîn’den Mücâhidʹe ve el-Hasan’a göre: Kişinin işlediği günahtan pişmanlık duyduktan sonra tekrar ona dönmesi demektir.
d) Zühriʹye göre: Zina, hırsızlık, içki gibi büyük günahlardan birini işledikten sonra pişmanlık duyup tevbe etmek ve bir daha o günaha dönmemektir.
KİŞİNİN KENDİNİ TEMİZE ÇIKARMASI UYGUN OLUR MU?
«Artık kendinizi temize çıkarmaya kalkışmayın. O, korkup sakınanları daha iyi bilir. »
Kişinin kendini tezkiye etmesi, işlediği ameli övmesi makûl ve muteber bir tavır değildir. Çünkü iş ve amellerimizin karşılığını kendimiz takdîr edip veremiyeceğimiz gibi, Allahʹtan başkasının takdîr ve övgüsünü beklememiz de doğru sayılmaz. Zira o takdirde âhiret gününde bir karşılık göremeyiz; arzuladığımız mükâfatı dünyada almış oluruz.
Başkasının gıyabımızda bizi tezkiye etmesinde bir sakınca yoktur. Ama biz kendimizi tezkiye edip temize çıkarmaya kalkışmamalıyız. Asıl tezkiyeyi, her şeyi en iyi bilen Cenâb-ı Hakkʹa bırakmamız bizim için, kâfi ve vâfi bir yöneliş ve bağlanıştır.
Sonra yüzümüze karşı bizi övenlere de iltifat etmemeliyiz. Hz. Peygamber ilgili âyetin açıklamasında bunu uygun görmemiş ve «Meddahların yüzüne toprak saçın» buyurarak gerekli uyarıyı yapmıştır.
BİZİ TOPRAKTAN OLUŞTURUP YARATAN O’DUR
«Sizi topraktan (elde edilen ürünlerle) oluşturup yetişme alanına getirdiği anlarda ve siz analarınızın karnında cenînler halinde bulunduğunuz zamanda sizi en iyi bilen yine Oʹdur. »
İlk insan ayrı bir kanun ve tecelliyle doğrudan topraktan yaratıldığı gibi, onun sulhundan gelen insanlar da ayrı bir kanunla dolaylı şekilde topraktan yaratılmaktadır. Şöyle ki: Topraktan çıkan ürünler ve gıda maddelerini yiyen erkekte sperma, kadında yumurta oluşmaktadır. Böylece spermanın yumurtalığa geçişiyle döllenme olayı meydana gelmekte ve genetik kodda kayıtlandığı gibi gelişip tekâmül etmektedir. Hücreler geometrik şekilde katlanmakta ve sonunda hücrelerin sayısı 26 trilyonu bulmaktadır. Bu sayı, yeni doğan bebekteki hücrelerin sayısıdır.
Böylece çoğalan hücreler yüklendikleri proğrama bağlı kalarak yavaş yavaş fakat düzenli, sistemli şekilde hiçbir hatâ ve eksiklik yapmadan kasları, kemikleri ve diğer organları meydana getirmekte ve akıl üstü bir ustalıkla biri diğerine karışmadan işlevini sürdürmektedir.
Yüce kudretin koyduğu biyolojik ve fizyolojik kanunlar şaşmadan işlemekte; gizli bir elin her şeyi en uygun biçimde organize ettiği kendiliğinden anlaşılmaktadır.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, âhiret gününe inanmayan inkârcı maddecilerin melekler ve Allah hakkındaki zan ve iddialarının çok yanlış ve sakıncalı olduğu belirtildi. Her konuda ilme ve ciddi araştırmaya gerek bulunduğuna atıf yapıldı. Sonra da büyük günahlardan sakınmanın lüzumu üzerinde duruldu ve insanın topraktan meydana getirildiği açıklanarak konuyu bu açıdan değerlendirmemiz istendi.
Aşağıdaki âyetlerle, İlâhî irâdenin zorlayıcı, itici olmadığı, her kişinin kendi amel ve gayretine göre bir sonuç elde edeceği belirtiliyor. Dönüşün mutlaka Allah olacağına değinilerek insan hayatının belirlenmiş bir proğrama bağlandığına dikkatler çekiliyor. Sonra da İlâhî kudretin üstünlüğü, eşsiz tasarrufu konu edilerek çok yönlü bilgi veriliyor ve sûre secde emriyle tamamlanıyor.