MEÂLİ:
31- De ki: Eğer Allahʹı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.
32- De ki: Allahʹa ve Peygamberine itaât edin; eğer yüz çevirirseniz şüphesiz ki Allah kâfirleri sevmez.
İNİŞ SEBEBİ:
El-Hasan ve İbn Cüreycʹe göre, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz zamanında bir kabile halkı Peygambere gelerek:
- Ya Resûlellah! Biz Allah’ı seviyoruz, dediler. Bunun üzerine yukarıdaki âyet indi. (Eshab-ı Nüzul / Nisâburî - Mefatihü’l-gayb / Fahrüddîn Razî)
İbn Abbas’a (R. A. ) göre:
Kureyş Kabilesi Mescid-i Harâm’da putlarını sıralayıp iyice dikmişler ve üzerlerine devekuşu yumurtası asmışlar, kulaklarına da zînet takmışlar, sonra da önlerine geçip secde etmişlerdi. Onların bu halini gören Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz:
- Ey Kureyş! andolsun ki. siz atalarınızın (İbrahim ve İsmail’in) şeriatından ayrılmış, onlara ters düşmüşsünüz. Halbuki hem İbrâhim, hem İsmâil İslâmiyet üzere idi.
Demekten kendini alamadı. Bunun üzerine Kureyşliler Ona şu cevabı verdiler:
- Bizim bu putlara ibâdetimizin, ya da tapmamızın sebebi, bizi Allahʹa yaklaştırmalarını ummamızdır.
Bunun üzerine yukarıdaki âyet indi. (Esbab-ı Nüzul / Nisaburî - Mefatihü’l-gayb / Fahrüddîn Râzi)
Diğer bir rivâyette ise şöyle deniliyor:
Yahudilerin «Biz Allahʹın evlâdıyız.. », Hıristiyanların da «İsâʹya tapmamız sırf Allah’a olan saygımızdandır» iddialarına karşı yukarıdaki âyet inmiştir. (Esbab-ı Nüzul / Nisaburî _ Mefatihü’l-gayb / Fahrüddîn Râzi)
İLGİLİ HADÎSLER
«Kim bizim hükmümüz ve iznimiz olmaksızın (din adına) bir şey ortaya çıkarırsa, o şey merduttur (sâhibinin yüzüne çevrilir, aslâ kabul olunmaz. )» (Sahih-i Müslim - Ahmed bin Hanbel: Âişe (R. A. )dan)
«Din ancak Allah için sevmek ve yine O’nun için sevmemektir. » (İbn Ebî Hâtim: Hz. Âişe (R. A. )dan)
«Kim Allahʹın kendisini sevmesini istiyorsa, ona gereken: doğru sözlü olmak, emâneti koruyup sâhibine vermek ve bir de komşusuna eziyyet etmemektir. » (Tirmizî)
«Allah bir kulunu sevmeye başlayınca Cibrilʹi çağırıp, «şüphesiz ki ben falan kulumu seviyorum, sen de onu sev.. » diye emreder. Cibril de gök ehline şöyle seslenir: «Doğrusu Allah falan kulunu seviyor; sizler de onu sevin!. » Bunun üzerine gök ehli de o kulu sevmeye başlar. » (Sahih-i Müslim: Ebû Hüreyre (R. A. )den)
«Ümmetimin hepsi cennete girer, ancak bundan kaçınan müstesnâ... » Bunun üzerine soruldu: «Kim cennete girmekten kaçınır? » Cevap verdi: «Bana itaat eden cennete girer; bana karşı gelen cennete girmekten kaçınmıştır. » (Sahih-i Buharî - Müslim)
ALLAHʹI KULLARINA TANITAN RAHMET..
«Deki: Eğer Allahʹı seviyorsanız bana uyun... »
Allah iki vasıtayla bilinip tanınır: Akıl ve Peygamber. Birinci vasıtayla bilip anlamak yeterli değildir. Varlık âlemindeki çok mükemmel plân ve şaşmayan kanunların bir plâncının ve ebede uzanan ölçü ve anlamda bir kanun koyucunun varlığına delâlet ettiğini akıl yoluyla bilip anlamak mümkündür. Ama o kudretin sıfatları, emirleri, kullarından bekledikleri, dünyayı insanlara hazırlamasının nedenleri, âhiretin varlığı bilinmemektedir. Bunları akıl değil, ancak peygamber haber verebilir. Peygamberin getirdikleri akılla birleşince asıl yol ve amaç belirlenmiş olur.
O halde peygamber, İlâhî rahmeti ve Oʹnun kullarına olan buyruklarını yansıtan bir ayna, O’nun kanunlarını haber veren bir alıcı-verici O’nu kullarına tanıtan bir rehber; kulluk görevinin anlamını ve ölçüsünü insanlara belleten bir öğretmendir.
Bu nedenle Allah’ın sevgisine erebilmenin tek yolu, peygamberi sev mek ve Oʹnun getirdiklerini gönülden benimseyip kabul etmek; İlâhî rahmetin insanlıktan yana ışık ve enerjisini ondan almaktır.
Onun için Büyük Veli Sehl bin Abdullah et-Tüsterî (K. S. ) diyor ki:
«Allah’ı sevmenin alâmeti, Kur’ânʹı sevip anlamaktır. Kur’ân’ı sevmenin alâmeti, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizi sevmektir. Resûlüllah’ı sevmenin alâmeti, Onun sünnetini severek yerine getirmektir. »
«Allahʹı, Kurʹân’ı, Peygamberi ve Sünnetini sevmenin alâmeti ise, âhireti sevmek, ona hazırlanmaktır. Âhireti sevmenin alâmeti kendini bilip sevmektir. Kendini sevmenin alâmeti, dünyanın aldatıcı oyalayıcı yanlarını sevmemektir. Bunun da alâmeti, insanı amaca ulaştıracak kadarını helâl yoldan elde etmektir. »
Sonuç olarak:
Allah’a ve Peygamberine itaat, imân ve sevgi yolundan geçer. Bu bakımdan inanmıyanı zorla inandırmaya çalışmak amaca götürücü değildir. Zorla sevdirmek yaklaştırıcı, birleştirici olmaz.
Kur’ân burada imân düzeyinde mükemmel bir metot sergilemektedir: Anlamak, inanmak ve sevmek veya: anlamak, sevmek ve inanmak.. Anlamadan, tanımadan sevgi olmaz. Bu ikisi gerçekleşmedikçe imân vücut bulmaz.
O halde insanlara önce Allah ve Resûlünü tanıtmak, anlatmak; sonra onları sevmenin kalblere zevk ve heyecan verecek anlam ve ölçüde kapılarını açık tutmak, sonra da imân zevkini en doyurucu şekilde gönüllere işlemek gerektir. Bu metot İlâhîdir; denenmiştir, başarıya götürücüdür.
İşte Sevgili Peygamberimiz (A. S. )ın İslâm’a girenlere uyguladığı usûl budur. Bu noktaya erişildikten sonra, artık Allahʹın şu buyruğu hatırlatılır:
«Eğer yüz çevirirseniz şüphesiz ki Allah kâfirleri sevmez. »
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, Allah’ı sevmenin yolu belirtildi. Peygambere uymanın bu sevgiye açılan kapı ve Allah’a uzanan yol olduğu hatırlatıldı.
Aşağıdaki âyetlerle bu kapı ve yoldan söz ediliyor; Allahʹın sevgi ve rahmetini kullarına yansıtan peygamberler ve daha çok İsâ Peygamberin annesi Meryem’in Allah’a sırf ibâdette bulunmak üzere nasıl adandığı, Allahʹın İmrân âilesine yönelen lütfu, yetim bir kızın terbiye edilmesinin önemi, Allahʹı bilen ve Oʹna kul olmanın derin mânasını kavrayan annelerin yetiştirilmesinin önemi üzerinde duruluyor.