MEÂLİ:
30- (Ey Muhammed! ) Mü’min erkeklere de ki: gözlerini (kendilerine helâl olmayanlardan) sakınsınlar, utanç yerlerini (hem açmaktan, hem de zinadan) korusunlar. Bu onlar için daha nezih ve daha uygundur. Şüphesiz ki Allah onların işleyegeldiklerinden haberlidir.
31- Müʹmine kadınlara da de ki: (Bakılması haram olan şeylerden) gözlerini sakınsınlar; iffet ve namuslarını korusunlar, süs yerlerini -görünen kısımlar dışında- açmasınlar; başörtülerini yakaları üzerine (gelecek şekilde) örtünüp salıversinler; zînetlerini (ve zînet yerlerini) kocalarından veya babalarından veya kocalarının babalarından veya oğullarından veya kocalarının oğullarından veya kardeşlerinden veya kardeşlerinin oğullarından veya kızkardeşlerinin oğullarından veya kendi (din kardeşleri sayılan) kadınlardan veya ellerinin sâhip olduğu câriyelerden veya erkeklikten kesilip (kadınlara) ihtiyaç duymayan hizmetçilerden veya kadınların utanç yerlerine ilgi duymayan çocuklardan başkasına açmasınlar. Süslerinden gizledikleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar (ayak bileklerindeki halhali taşıdıklarını hissettirmesinler). Hepiniz birden Allahʹa tevbe edin ey müʹminler! Ola ki korktuklarınızdan kurtulup umduklarınıza erişirsiniz.
İNİŞ SEBEBİ
Mersed kızı Esmâ (R. A. ), Benî Hârise mahallesinde oturuyordu. Kendisi oldukça zeki ve sözü sohbeti dinlenen bir hanımdı. Müslüman hanımlar sık sık onu görmeye ve sohbetinden yararlanmaya gelirlerdi. Ancak ona gelen hanımların çoğu iyice örtünmezlerdi; ayak bileklerindeki halhal, göğüslerindeki gerdanlık, saç örgüleri açık bir vaziyette bulunuyordu. Hz. Esma (R. A. ) onların bu halini hiç de hoş karşılamadı ve «bunlar ne çirkin şeyler» diyerek üzüntüsünü belirtti. Bunun üzerine yukarıdaki âyetler indi. (Esbâb-ı Nüzûli’l-Kur’ân: 84)
İLGİLİ HADÎSLER
Ashab-ı Kirâmʹdan Cerîr (R. A. ) diyor ki: «Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹden, farkına varmadan ansızın (karşılaşılan bir kadına) bakmaktan sordum. Buyurdu ki: «Gözünü (ondan) derhal çevir. » (Müslim/edeb: 45- Ebû Davud/nikâh: 43- Tirmizî/edeb: 28- Dâremî/ isti’zan: 15- Ahmed: 4/258, 261)
Bir adam annesinin odasına girmek için izin isteyip istemiyeceği hakkında sordu. Peygamber (A. S. ) ona: «İzin iste de öyle gir» buyurdu. Bunun üzerine adam tekrar sorma ihtiyacını duydu ve aralarında şu konuşma geçti:
- Ama ben evin içinde onunla beraber bulunuyorum?
- İzin iste de öylece yanına gir.
- Ben ona hizmet ediyorum, yine de izin istemem gerekir mi?
- İzin al da öylece gir. Onu çıplak vaziyette görmek ister misin? (Muvatta’: Ata b. Yesar’dan)
«Ademoğluna (kendi iradesi doğrultusunda) zinadan ulaşacak payı yazılmıştır; bundan kurtuluş yoktur. İki gözün zinası (harama) bakmaktır. Dilin zinası, (o gibi müstehcen şeyi) konuşmaktır. Kulağın zinası, (o gibi müstehcen şeyleri) dinlemektir. Ellerin zinası, (o gibi şeyleri) tutmaktır. Ayakların zinası, (o gibi şeylere doğru) adım atmaktır. Nefis ise, (o gibi şeyleri) temenni edip ilgi duyar; utanç yeri ise, ya onu doğrular, ya da yalanlar. » (Buharî/isti’zan: 12, kader: 9- Müslim/kader: 20- Ebû Davud/nikâh: 43- Ahmed: 2/276, 344, 3/379, 431, 536)
«Kıyâmet günü bütün gözler ağlayacak; ancak Allahʹın haram kıldığı şeyden sakınan göz; Allah yolunda uyumayıp (nöbet bekleyen) göz ve Allah korkusundan sinek başı kadar olsun yaş akıtan göz müstesnâ.. » (İbn Ebî Dünya: Ebû Hüreyre (R. A. ) den)
«Allahʹa tevbe edin. Çünkü ben Yüce Rabbıma bir günde yüz defa tevbe ediyorum. » (Buharî/daavat: 3- Müslim/zikir: 42- Ebû Davud/diyat: 3- İbn Mâce/ edeb: 57- Ahmed: 4/211, 260, 261, 410- 5/411)
«Allah kulun tevbesinden dolayı, çölde kaybettiği devesini bulan kimseden daha çok sevinir. » (Müslim/tevbe: 1-8- Buharî/daavat: 4- İbn Mâce/zühd: 7/30/kıyâmet: 49, daavat: 98- Dâremî/rikak: 19- Ahmed: 1/383- 2/316, 500, 524- 3/83, 213- 4/273, 275, 283)
ERKEKLERİN GÖZLERİNİ HARAMDAN SAKINMASI
«Müʹmin erkeklere de ki: Gözlerini (kendilerine helâl olmayanlardan) sakınsınlar. Utanç yerlerini (hem açmaktan, hem de zinadan) korusunlar. »
Kur’ân haramdan sakınma, namus ve iffeti koruma konusunda, kadınlardan önce erkeklere seslenmekte ve bu hususta onların daha eğitici, yönlendirici ve otokontrolü sağlayıcı rol oynayabileceklerine işâret etmektedir. Aynı zamanda kadınlardan ziyade erkekler cadde ve sokaklarda, çarşı ve pazarlarda bulunurlar. Onların rastladıkları her kadını din kardeşi bilip anne ve kız kardeşlerine gösterdikleri saygıyı onlara gösterdikleri; şehvet nazarıyla değil, iş icabı baktıkları takdirde, toplum yapısında güven, huzur, namus, edep ve terbiye duygu ve düşüncesi hâkim olur. Yetişmekte olan kuşaklara da toplum içinde nasıl davranılması gerektiği -en tesirli yanlarıyla- gösterilmiş olur.
Böylece kadınların da kocalarına karşı şüphe ve zan beslemelerine, güvensizlik duymalarına neden kalmaz ve aile yuvası daha huzurlu bir düzeye kavuşmuş olur.
KADINLARIN GÖZLERİNİ SAKINMASI, İFFETLERİNİ KORUMASI
«Müʹmin kadınlara da de ki: (Bakılması haram olan şeylerden) gözlerini sakınsınlar; iffet ve namuslarını korusunlar.. »
Kadınların da erkeklere şehvetle bakması haramdır. Alım-satım, iş ve mahkeme gibi durumlarda -şehvetle olmamak kaydıyla- erkeğin kadına, kadının da erkeğe bakmasına cevâz verilmiştir. Bu cevâzı veren ilim adamları ve müctehit imamlar şu olayı delil ve dayanak göstermektedirler: «Bayram günü Habeşli oyuncular Mescid-i Saadetʹin yanında kılıç-kalkan oyunları oynarken Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz onları seyrediyor, aynı zamanda teşvikte bulunuyordu. Derken gelip Peygamber (A. S. ) Efendimizʹin arkasında yer alan Hz. Âişe (R. A. ) Vâlidemiz de -erkeklere görünmeyecek şekilde korunmak suretiyle- onları bıkıncaya kadar seyretti. »
Bunun aksini iddia edenlerin delili ise, Tirmizî’nin rivâyet ettiği İbn Ümmî Mektûm’un (R. A. ), Hz. Meymuneʹnin (R. A. ) yanında Hz. Ümmü Seleme (R. A. ) bulunduğu bir sırada içeri girmesi ve Peygamber (A. S. )ın, zevcelerine perde arkasına geçmelerini emretmesidir.
Ancak ilim adamları hicretin yedinci yılında meydana gelen Habeşli oyuncular olayıyla ilgili rivâyeti delil edinme bakımından daha sıhhatli kabul etmişlerdir.
Şüphesiz ki, müslüman kadınların gözlerini ve namuslarını haramdan sakınmalarının sayılmayacak kadar faydaları vardır. Onları şöyle maddeleştirip özetliyebiliriz:
a) İffetsiz erkeklerin gizli arzularının ortaya çıkmasına engel olur.
b) Şehevî duygusunun tesiri altında kalanların bir ölçüsüzlükte bulunmalarına fırsat vermez.
c) Erkeklerin kadınlara, yani iffetli ve namuslu kadınlara daha çok saygı duymalarına ortam hazırlar.
d) Ahlâkan düşük kadınların ister-istemez o iffet ve edep havasına uymalarını sağlar.
e) Kız çocuklarının edep ve terbiye, namus ve iffet havası içinde yetişmelerini kolaylaştırır.
KADINLARIN ZİNETİ VE ZİNET YERLERİ
«Süs yerlerini -görünen kısmın dışında- açmasınlar.. »
«Süs» ile çevirisini yaptığımız «zînet» kavramı üzerinde hayli durulmuş ve birtakım farklı yorumlar ortaya konulmuştur:
1- İbn Abbas’a (R. A. ) göre: Kadının yüzü, elleri ve yüzüğü gibi görünebilen kısımları dışındaki süs yerleridir. Nitekim İbn Ömer ve Tabiîn’den Saîd b. Cübeyr de aynı görüştedirler.
2- Ebû İshak ve Ebû Ahves’e göre: Küpe, halhal, gerdanlık gibi ancak kocasının görebileceği süsleri ve süs yerleridir.
3- İbn Mesûd’a (R. A. ) göre: Sokak kıyafeti (çarşaf, manto, pelerin) ve entari dışında kalan giysileridir.
Bunlardan İbn Abbasʹın (R. A. ) yorum ve tesbiti daha sıhhatli kabul edilmiş ve delil olarak Ebû Bekir Sıddîkʹın (R. A. ) kızı Hz. Esmâ (R. A. ) olayı gösterilmiştir. Şöyle ki: Hz. Esmâ (R. A. ) üzerinde ince bir entari bulunduğu halde Hz. Âişeʹnin (R. A. ) odasına giriyor. O sırada Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz de orada idi. Hz. Esmâʹyı o vaziyette görünce yüzünü başka tarafa çeviriyor ve şöyle uyarıda bulunuyor: «Ya Esma! kadın ergen olunca, artık onun şundan ve bundan başka yerlerinin görünmesi uygun olmaz» buyuruyor ve mübarek eliyle yüzünü ve iki elini gösteriyor. (Bu hadîs hakkında Ebû Dâvud ile Ebû Hâtim er-Râzî şöyle demişlerdir: «Hadîs murseldir. Çünkü râvî Hâlid b. Derîk bunu bizzat Hz. Aişe’den (R. A. ) işitmemiştir. »)
ZİNET KAVRAMIYLA İLGİLİ AÇIKLAMA
Zînet, biri kapalı diğeri açık olmak üzere iki kısma ayrılır. Kapalı olanı: Ayak bileğine takılan halhal, kollara takılan bilezikler, kulaklara takılan küpe ve boyuna takılan gerdanlıktır. Açık olanı ise: Dış kıyafettir ve bedeni örten elbiselerdir. Nitekim Aʹraf Sûresi 31. âyette buna değinilerek şöyle buyurulmaktadır: «Ey Adem oğulları! her mescidde (namaz vakitlerinde orada bulunduğunuzda) zînetinizi (güzel ve temiz elbisenizi) giyinin.. » Böylece zînetʹin temiz olan sokak kıyafeti olduğu anlaşılıyor. (İbn Cerîr et-Taberî: 18/92)
Aynı zamanda bundan maksadın sürme, yüzük, bilezik, yüz ve eller olduğunu belirtenler de olmuştur. (İbn Cerîr et-Taberî: 18/93) Nitekim Hz. Âişe (R. A. ) diyor ki: «Anabir kardeşim Abdullah’ın kızı Müzeyyene yanıma geldi. Az sonra Peygamber (A. S. ) da içeri girdi ve o kızı görünce yüzünü başka tarafa çevirdi. Bunun üzerine dedim ki: «Ya Resûlellah! o kardeşimin kızıdır. » Benim bu sözüme karşılık O şöyle buyurdu: «Ya Âişe! kız ergen olunca, yüzünden ve (eliyle kendi bileğini tutup elini göstererek) bundan başka yerlerini açık bulundurması helâl olmaz. » (İbn Cerîr et-Taberî: 18/93)
Konumuzla ilgili âyette «fürûc» sözü geçmektedir. Bu «ferc»in çoğuludur. Nûr Sûresi 30 ve 31. âyetler dışında hep zina anlamında kullanılmıştır. Bu iki âyette ise, utanç yerleri kasdedilmiştir. (İbn Cerîr et-Taberî: 18/92)
BAŞÖRTÜSÜNÜ YAKA ÜZERİNE GELECEK ŞEKİLDE ÖRTÜNMEK
«Başörtüsünü yakaları üzerine (gelecek şekilde) örtünüp salıversinler; zînetlerini (ve zînet yerlerini) açmasınlar. »
Cenâb-ı Hak, mü’min kadınları saygı duyulacak, iffet ve namus timsali olacak bir düzeyde bulundurmak için onlara hem baş örtülerini nasıl örtünmelerini, hem de zînet yerlerini, avret mahallerini iyice örtecek dış kıyafetlerini nasıl kullanmalarını belirterek yol gösteriyor. Anlaşıldığı gibi, konuyu oluşturan bölümde biri emir, diğeri nehiy (yasak) olmak üzere iki ayrı hüküm yer almaktadır. Emir burada vücubu, yani farziyeti, nehiy ise tahrîmi gerektirir. O halde müslüman kadınların mahremleri olmayan erkeklere karşı başlarını, boyun, göğüs, kulak ve saçları kapsayacak şekilde örtünmeleri farzdır. Sokağa çıkarken de, bir rivâyete göre, yüz ve elleri dışında kalan kısımlarını -tenin rengi görünmeyecek şekilde- örtmeleri de farzdır. Bunun aksine bir kıyafet yasaklanmıştır ki bu tahrîmi gerektirir.
Müfessîr Kurtubî’nin tesbitine göre: Bu iki âyet inmeden önce Müslüman kadınlar başörtülerini omuzları arasından salıverirlerdi. O yüzden boyunları, kulakları, saçlarının bir kısmı ve göğüslerinin boğazla birleşen kısmı açık, yani örtülmedik kalırdı. Cenâb-ı Hak bu şekil örtünmenin sakıncalı olduğunu beyanla Nûr Sûresi’nin 30 ve 31. âyetlerini indirdi. Böylece hükmü kıyâmete kadar baki kalacak bir örtünme şeklini emretti. (Fazla bilgi için bak: Tefsîr-i Kurtubî: 12/230)
Nitekim Hz. Âişe’nin (R. A. ) kardeşi Abdurrahmanʹın kızı Hafsa, Hz. Âişeʹnin yanına geldiğinde, başında -boyun ve göğsün rengini belli edecek şekilde- ince bir baş örtüsü bulunuyordu. Hz. Âişe (R. A. ) onun bu haline fazlasıyla üzüldü ve öfkelendi, o sebeple Hafsa’nın başındaki ince örtüyü çekip aldı ve yırttı. Sonra da şöyle buyurdu: «Kalınca bir örtü örtülür.. » (Tefsîr-i Kurtubî: 12/230)
Yine Hz. Âişe (R. A. ) diyor ki:
«Bu âyetler indiğinde, Allah rahmet eylesin, ilk muhacirlerden olan kadınlar üstlerinde taşıdıkları entari, çarşaf ve benzeri elbiselerinden kesip başlarını (emredilen şekilde) örttüler. »
Hz. Âişe (R. A. ) devamla diyor ki:
«Vallahi Ansardan olan kadınları, Allah’ın kitabına uyup onu en çok doğrulayan kadınlar olarak gördüm. Nûr Sûresi’nin bu âyetleri indiği zaman kocaları gidip onlara okuyunca hepsi de başörtülerini güzelce örtünüp Peygamber (A. S.) Efendimiz’in arkasında (namaza) durdular; sanki «hepsinin başında birer (siyah) karga bulunuyordu. » (Tefsîr-i İbn Kesîr: 3/284)
Anlaşıldığı gibi, başörtüsünün boynu, gerdanı, kulağı ve saçı örtecek şekilde örtülmesi emredilmekte ve böyle yapmanın farz olduğu belirtilmektedir. (Bilgi için bak: Ahzab Sûresi: 59. âyetin tefsiri)
Ellere ve yüze gelince: Bunların açık tutulmasında zarûret söz konusudur. O bakımdan bir fitneye sebep teşkil etmediği sürece bu iki organı açık bulundurmakta bir sakınca yoktur. Aynı zamanda bununla ilgili rivayetler kolaylık getirmektedir. Bir konu hakkında iki veya daha fazla sahih rivâyet varsa ve biri diğerinin hükmünü kaldırmıyorsa, o takdirde hafif ve kolay olanını seçmekte yarar vardır. Kurtubî de ihtiyat cihetiyle bu delilin daha kuvvetli olduğunu belirtmiştir. (Tefsîr-i Kurtubî: 12/229)
KONUNUN FIKHÎ YÖNÜ
Hanbelî Mezhebine göre:
Namazda erkeğin avret yeri: Göbekle diz kapağı arasıdır. Göbek ile diz kapağı avret değildir. (İbn Kudame/el-Muğnî: 1/578, 579)
Avret yerini örtünmede vâcip olan ölçü, tenin rengini örtüp beyazlık ve kırmızılığı görülmeyecek ve belli edilmeyecek kadar elbisenin kalın bulunmasıdır. Aksi halde tenin rengini belli edecek kadar ince bir elbiseyle namaz câiz olmaz.
Kadınlara gelince:
Onların namazda yüzlerinden ve ellerinin içinden başka yerlerini açık bulundurmaları câiz değildir. Câriyelerin ise başları açık bir vaziyette namaz kılmaları caizdir. Bu meseleye el-Hasan’dan başka muhalefet eden bir ilim adamı bilmiyoruz. (İbn Kudame/el-Muğnî: 1/601)
İmam Ahmed b. Hanbelʹe göre: Câriyenin başı, dirseklere kadar kolları ve dizlere kadar bacakları dışında kalan kısmının tamamı avrettir. (İbn Kudame/el-Muğnî: 1/604)
Hanefî Mezhebine göre:
Namazda erkeğin avret yeri, göbekle diz kapağı arasıdır. Diz kapağı da avrettir. Hür kadının avret yeri ise, yüzü, ellerinin içi ve ayaklarının üstü dışında bedeninin tamamıdır. Câriyenin avret yeri, diz kapağıyla göbek arası, karın ve belinin tamamıdır. (Kitabu’l-Fıkhi Alâ’l-Mezahibi’l-Arbaa: 1/188)
Şafiî Mezhebine göre:
Erkeğin ve câriyenin namazda avret yeri, göbekle diz kapağı arasıdır. Göbek ve diz kapağı avret değildir.
Hür kadının namazda avret yeri, yüzü ve elleri dışında bedeninin tamamıdır. (Abdurrahman el-Cezîrî/el-Fıkhu Alâ’l-Mezahibi’l-Arbaa: 1/189)
Mâlikî Mezhebine göre:
Erkeğin ve kadının mugallaza ve muhaffafa, yani galiz ve hafif olmak üzere avret yerleri iki kısma ayrılır. Erkeğin galiz olan avret yeri, ön ve arka organlarıdır. Hafif olanı ise, göbekle diz arasıdır.
Hür kadının galiz avreti: Yüz, eller, ayaklar, göğüs ve göğüs hizasında olan kısımların dışında kalan bedeninin tamamıdır. Hafif olanı, göğüs ve göğüs hizasına gelen arka kısmı, kolları, boynu ve başıdır. Aynı zamanda dizden ayak ucuna kadar olan kısmı da hafif avret kapsamına girer. Yüz ve elleri avret değildir. (Abdurrahman el-Cezîrî/el-Fıkhu Alâ’l-Mezahibi’l-Arbaa: 1/189)
Bu mezhebe göre, hafif sayılan avret yerlerini açık bulundurmak haramsa da namazı bozmaz. (Abdurrahman el-Cezîrî/el-Fıkhu Alâ’l-Mezahibi’l-Arbaa: 1/189)
Aynı zamanda giyilen elbisenin, tenin rengini örtüp belli etmiyecek şekilde kalın olması şarttır. (Abdurrahman el-Cezîrî/el-Fıkhu Alâ’l-Mezahibi’l-Arbaa: 1/190)
Namaz dışında avret yerleri:
Hanefî Mezhebine göre: Hür kadının halvette avret yeri, dizle göbek arasıdır. Gerek mahreminin, gerekse müslüman kadınların yanında belirtilen kısmın dışındaki yerlerini açık bulundurması haram değildir. (Abdurrahman el-Cezîrî/el-Fıkhu Alâ’l-Mezahibi’l-Arbaa: 1/192)
Yabancı erkek veya gayr-i müslim kadınların yanında ise, yüzü ve iki elleri dışında kalan bedeninin tamamı avrettir. Bir fitne söz konusu olmadığında, lüzum ettiği zaman kadının yüzüne ve eline bakmak haram değildir. (Abdurrahman el-Cezîrî/el-Fıkhu Alâ’l-Mezahibi’l-Arbaa: 1/192- Tefsîr-i Kurtubî: 12/229 )
Mâlikî Mezhebine göre: Hür kadının erkeklerden olan mahremlerine karşı ancak yüzünü, başını, boynunu, ellerini ve ayaklarını açık bulundurması helâldir.
Hanbelî Mezhebine göre: Hür kadının erkeklerden olan mahremlerine karşı ancak yüzünü, boynunu, başını, ellerini ve dizden aşağı kısmını açık bulundurması caizdir.
Şâfiî Mezhebine göre: Kadının yüzü de, elleri de yabancı erkeğe karşı avrettir. Gayr-i müslime kadınlara karşı avret değildir.
Mâlikî ve Şâfiî imamlarına göre:
Kadının namaz dışında avreti, kendi mahremine nisbetle, göbek ile diz arasıdır. Yabancı erkeklere nisbetle, bedeninin tamamıdır. Ancak Mâlikî imamlarından çoğuna göre, yüzü ve elleri başı ve ayakları istisnâ teşkil eder. Şehevî telezzüzden kendini emin hisseden yabancı erkeğin, kadının belirtilen yerlerine -lüzum ettiği takdirde- bakması haram değildir. (Abdurrahman el-Cezîrî/Kitabu’l-Fıkhi Alâ’l-Mezahibi’l-arbaa: 1/192)
Kadın sesi avret değildir. Nitekim Ashab-ı Kirâm, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizin zevcelerinden dinî konuları sorup öğrenirlerdi. (Abdurrahman el-Cezîrî/Kitabu’l-Fıkhi Alâ’l-Mezahibi’l-arbaa: 1/193) Ancak erkeklere karşı şarkı, türkü söylemeleri bu genellemenin dışında kalıp haram kapsamına girer.
KADINLAR ZİNET YERLERİNİ KİMLERİN YANINDA AÇABİLİRLER
«Zînetlerini (ve zînet yerlerini) kocalarından veya babalarından »
Kurʹân-ı Kerîm yukarıdaki otuz birinci âyetle, kadınların -mezheplerce sınırı belirlenen- zînet yerlerini ancak şu on iki sınıf kimsenin yanında açabileceklerinin câiz olduğunu belirtmektedir. Şöyle ki:
1- Babalar
Bu, baba ve dedeleri kapsamaktadır. Öyle ki, kadın zînet yerlerini nasıl babasının yanında açabilirse, öylece babasının babasının ve anasının babasının yanında da açabilir.
2- Kocalar
Kocadan maksat sahîh nikâhla evlendiği erkektir. Ayrıca «ba’l» efendi hakkında da kullanılmıştır. Ona göre, (hizmetçi) kadın efendisinin yanında zînet yerlerini açabilir. (Bilgi için bak: Tefsîr-i Kurtubî: 12/231)
3- Kocaların babaları
Bu, kadının kocasının babasını ve dedesini kapsamaktadır. Öyle ki, kadın kocasının babasının yanında zînet yerlerini açık bulundurabileceği gibi, onun babasının babası yanında da açık bulundurabilir.
4- Oğullar
Bu, kadın ve erkek tarafından olan hem oğulları, hem de torunları kapsamaktadır.
5- Kocaların oğulları
Dördüncü maddede bunu belirttik. Kadın evlendiği kocasının başka bir eşinden doğan oğlunun yanında zînet yerlerini açık bulundurabilir. Çünkü onunla evlenmesi müebbeden (ömür boyunca) haram kılınmıştır.
6- Erkek kardeşler
Bu, hem ana-baba bir, hem baba bir, hem de ana bir kardeşleri kapsamaktadır.
7- Erkek kardeşlerin oğulları
Bu, altıncı maddede açıklandığı üzere, öz ve üvey kardeşlerin oğullarını kapsamaktadır.
8- Kız kardeşin oğulları
Bu, ana-baba bir, baba bir ve ana bir kız kardeşlerin oğullarını ve torunlarını kapsamaktadır.
9- Müslüman kadınlar
Âyette «nisâi-hinne» ifadesi yer almaktadır. Üçüncü şahıs zamiri kadınlara has olmakla beraber, hangi kadınlara raci’, yani aittir? İbn Cüreyc ve İmam Kurtubî’ye göre, «Müslüman kadınlar»a râciʹdir. (İbn Cerîr et-Taberî/Câmiu’l-beyân: 18/95 - Tefsîr-i Kurtubî: 12/233) Bu takdirde müslüman bir kadının avret yerlerini gayr-i müslim kadınların yanında açması câiz değildir. Nitekim İkinci Halîfe Hz. Ömerʹin (R. A. ), Ebû Ubeyde b. Cerrah’a (R. A. ) şöyle bir mektup yazdığı rivâyet edilmiştir: «Bana gelen haberlere göre, gayr-i müslim vatandaş kadınlar, Müslüman kadınlarla beraber hamamlara giriyorlarmış. Bunu derhal yasakla. Zira zimmîye (gayr-i müslim vatandaş kadın)nın, Müslüman kadının çıplak tenini görmesi caiz değildir. » (İbn Cerîr et-Taberî/Câmiu’l-beyân: 18/95 - Tefsîr-i Kurtubî: 12/233)
Ancak müşrike, kâfire kadın, Müslüman kadının câriyesi ise, hanımefendisinin zînet yerlerine bakmasında bir sakınca yoktur. (Tefsîr-i Kurtubî: 12/233)
10- Ellerinin sahip olduğu cariyeler
«Ellerinizin sahip olduğu cariyeler» diye çevirisini yaptığımız «ev ma meleket eymanuküm» cümlesinin zâhiri, müslüman olsun, kitaplı olsun köle ve câriyelere şâmil gelmektedir. Nitekim Hz. Âişe ile Hz. Ümmu Seleme (Allah ikisinden de razı olsun) âyeti bu manada anlayıp yorumlamışlardır. (Tefsîr-i Kurtubî: 12/233) İbn Abbas (R. A. ) da «kölenin kendi hanımefendisinin saçlarına bakmasında bir sakınca yoktur» demiştir. (Tefsîr-i Kurtubî: 12/233)
İmam Mâlik’e:
- Bir hanımefendinin, iğdiş olan kölesinin yanında başörtüsüz oturması caiz midir? diye sorulduğunda, o şu cevabı vermiştir:
- Evet...
Tabiîn’den Saîd b. Müseyyebʹe göre, âyetteki «eyman»dan maksat, câriyelerdir.
Birincilerin delili şudur: Peygamber (A. S. ) Efendimiz kızı Hz. Fatımaʹya (R. A. ) bir köle hediye etti. Bu esnada Hz. Fatıma’nın üzerinde bir üstlük (veya entari) bulunuyordu. Öyle ki, başını onunla örtünce ayakları açık kalıyor, ayaklarını örtünce de başı açık kalıyordu. Peygamber (A. S. ) Efendimiz onun bu durumunu görünce şöyle buyurdu: «Senin için bir sakınca yoktur. Çünkü burada senin baban ve bir de köle hizmetçin bulunuyor. » (Ebû Dâvud/libas: 32- Müsned-i Ahmed: 1/106)
11- Erkeklikten kesilip (kadınlara) ihtiyaç duymayanlar
Bu cümle üzerinde az farklı yorumlar yapılmıştır. Onları şöyle özetleyip sıralayabiliriz:
a) Geri zekâlı olup, kadınlara ilgi duymayan erkekler.
b) Bön, akılsız budala erkekler.
c) Şuna-buna hizmet etmek suretiyle geçinen ve kadınlara ihtiyaç duymayan zayıf ve güçsüz erkekler.
d) Tenasül aleti harekete geçmiyen erkekler.
e) İğdiş edilmiş erkekler.
f) Çok yaşlanıp cinsel iktidarı olmayan erkekler.
g) Kadınlara ilgi duymayan çocuklar.
Bunlardan daha çok (d) ve (f) maddelerinin âyetin umumî seyrine uygun geldiği görülmüştür. Bununla beraber yorumların hepsi de şerʹî bakımdan uygun kabul edilebilir. (Fazla bilgi için bak: Tefsîr-i Kurtubî: 12/234)
12- Kadınların avret yerlerine ilgi duymayan çocuklar.
Böylece Cenâb-ı Hak müslüman kadının zînet yerlerini kimlerin yanında açık tutabileceğini kesin çizgileriyle belirlemiş, onların dışında kalanlara gösterilmesini yasaklamıştır. Amaç, kadının iffet ve namusunu kem gözlerden, kötü niyetlilerden korumak; şehvetperestlerin nazarlarından uzak bulundurmaktır. Zira kadın hem ailenin, hem ülkenin huzur, güven ve terbiye kaynağı olduğu kadar; fazîletli, ahlâklı ve dindar nesiller yetiştirmenin temeli, millet olarak yaşamanın en sağlam teminatıdır. Kadının ahlâkının yıkılması, iffetinin ayaklar altına düşmesi ve bir şehvet oyuncağı haline sokulması, sözünü ettiğimiz üç şeyin yıkılması demektir. Şüphesiz ki Cenâb-ı-Hak ancak hikmetle emreder ve hayat düzenimizi en faydalı ve kalıcı unsurlarla ayakta tutmamızı ister.
ZÎNETİ TEŞHİRDEN SAKINMAK VÂCİPTİR
«Süslerinden gizledikleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar.. »
Âyette geçen «gizledikleri süsleri»nden maksat, ayak bileklerine taktıkları halhaldir. Yürürken ses çıkaracak şekilde imal edilmiş olanlarını alıp kullanmak mekrûh olduğu gibi, takılan halhal ses çıkarsın diye yürürken ayakları yere vurmak da tahrîmen mekrûhtur.
Aynı zamanda kadın bu hareketiyle kibir ve gurur duyuyorsa, bu açıdan da ses çıkaracak bir süs eşyasını kullanması keza haramdır. Bunun gibi, kollara ve kulaklara, sokakta yürürken veya bazı hareketlerde bulunurken ses çıkaracak şekilde imal edilmiş bilezik ve küpeleri de takmak mekrûhtur. Zira bu gibi süs eşyası, ses çıkartıp dikkatleri zînet yerlerine çekme hususunda «halhal»a kıyas edilmiştir.
Artık dinin yasakladığı bu gibi şeylerden sakınmak vâciptir. Nefsine uyup İlâhî emirlere riâyet etmiyenlerin, vakit kaybetmeden pişmanlık duyup Cenâb-ı Hakkʹa yönelerek tevbe etmeleri, günahlarının bağışlanmasını dilemeleri gerekir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, erkek ve kadın mü’minlerin gözlerini bakılması haram kılınan şeyden sakınmaları emredildi. Ayrıca kadınların ev içi ve ev dışı kıyafetleri üzerinde duruldu. Zînet yerlerini mahremleri ve âyette belirtilen yakınları dışında kalan kimselerin yanında açmalarının haram kılındığı belirtildi. Sonra da boyunlarını, kulaklarını, saçlarının tamamını ve göğüslerini örtecek, tenin ve saçların rengini belli etmiyecek şekilde başörtülerini örtünmeleri emredildi.
Aşağıdaki âyetlerle, erkek ve kadınların iffetlerini daha iyi koruyabilmelerine işâretle, bekâr olanları evlendirmemiz emrediliyor. Böylece hem ailenin, hem de toplumun sorumlulukları bulunduğuna işâret ediliyor. Evlenmek için malî imkândan mahrum olanların, yani evlendikleri takdirde aileyi geçindirme kudretinden yoksun bulunanların, Cenâb-ı Hak kendilerine imkân verinceye kadar sabretmeleri tavsiye ediliyor.
Arkasından köle ve câriyelerin haklarının korunması konu ediliyor ve onlarla ilgili hükümler açıklanıyor.