MEÂLİ:
29- Ey imân edenler! Mallarınızı aranızda bâtıl sebeplerle yemeyin; ancak karşılıklı rızayla meydana gelen alım-satım ile (yemeniz helâldır). Kendi kendinizi (harâm yiyip haksızlıkta bulunarak) öldürmeyin. Şüphesiz ki Allah size karşı çok merhametlidir.
30- Kim de bunu (İlâhî sınırı) aşarak, haksızlıkta bulunarak işlerse, onu ateşe ulaştırıp (Cehennemʹe) sokacağız. Bu da Allahʹa göre çok kolaydır.
31- Eğer menʹedildiğiniz büyük günahlardan kaçınırsanız, kusurlarınızı örtüp temizleriz ve sizi şerefli bir makama yerleştiririz.
İLGİLİ HADÎSLER
«Helâk edici yedi şeyden sakının: Allahʹa ortak koşmak, sihir yapmak, haksız yere Allahʹın haram kıldığı cana kıymak, yetim malı yemek, zina etmek, savaş alanından sırt çevirip kaçmak ve iffetli, namuslu müʹmin kadınlara zina isnat etmek.. » (Buharî/vasaya: 23, tıb: 48, hudud: 44 - Müslim/iman: 144-Ebû Dâvud/vasaya: 10)
İbn Mes’ud (R. A. ) diyor ki:
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizden sordum:
- Hangi günah daha büyüktür?
- Allahʹa eş-ortak koşman.. Halbuki O seni yaratmıştır. Buyurdu.
- Ondan sonra hangi günah daha büyüktür?
Diye sordum.
- Seninle birlikte(rızkını) yer korkusuyla çocuğunu öldürmen, diye cevap verdi.
- Ondan sonra hangisi? dedim.
- Komşunun karısıyla zina etmen..
Buyurdu. (Buharî/tefsîr: 2, 25 - edeb: 20 - diyat: 1 - hudud: 19 - tevhîd: 40, 46 - Müslim/imân: 141, 142 - Ebû Dâvud/talâk: 50 - Tirmizî/tefsîr: 25 - Nesâî/tahrîm: 44-Ahmed: 1/380, 431, 434, 464)
«Büyük günahlar: Allahʹa ortak koşmak, ana babaya karşı gelmek, adam öldürmek, yalan yere yemin etmektir. »
«Size büyük günahların en büyüğünden haber vereyim mi? Allahʹa ortak koşmak, ana-babaya karşı gelmektir. » buyurdu ve sonra dizleri üzerine doğrularak: «Haberiniz olsun, yalan yere yemin, yalan yere yemin, yalan yere şahitlik... » buyurdu ve bu cümleyi o kadar tekrarladı ki, «keşke sussa. » diye fısıldaştık. (Buharî/edeb: 6, eyman: 16, diyat: 2, istitabe: 1 - Tirmizî/tefsîr: 4, 6, 7 - Nesâî/tahrîm: 3, Kasamet: 48 - Daremî/diyat: 9 - Ahmet: 2/201, 214-3/495)
İLAHÎ SINIR, SAĞLAM AKIL VE GELİŞMİŞ VİCDAN İLE UYUM SAĞLAR
«Ey imân edenler! Mallarınızı aranızda bâtıl sebeplerle yemeyin... »
Helâl ve haram sınırları ilk nazarda insan hürriyetini frenler, nefs ve şehvetle ilgili istekleri engeller gibi görünür. Gerçek anlamda ise, toplumun hürriyetini korumakta, insan haklarına el ve dil uzatılmasını önlemekte ve tek kelimeyle beşer ruhuna yakışanı emretmektedir.
İşte Kur’ânʹın buyurduğu bâtıl sebepler bu iki sınırla bağlantılı olmayan, sağlam akla ve gelişmiş vicdana ters düşen her türlü hile, yalan, haksızlık ve aşırılıktır. Bunu yine Kur’ânʹın yüksek beyânı doğrultusunda birkaç misalle açıklayalım:
a) Her kadına yakışan, meşruʹ yoldan evlenip annelik gibi kutsal vasfı zedelemeden ayakta tutmak ve âile yapısında sağlam karakterli evlât yetiştirmektir. Onu bu çizginin dışına çıkaran her sistem, her eğitim ve anlayış ve davranış haramdır, bâtıldır.
b) Her erkeğe uygun olan, başkasının namusuna göz dikmemek kadını kirletip sokağa atmamak, nesebi meçhul bir neslin meydana gelmesini önlemektir. İşte erkeğin bu doğrultuda hayatını disipline edip nefsine hâkim olması helâl, bunun aksine bir yol ve tutum haram ve bâtıldır. İnançlı ve kültür seviyesi yüksek bir toplumun akıl ve vicdanı da bundan başkasını kabul etmez.
c) «Her hak bir hizmet karşılığıdır» esasından veya ana fikrinden hareketle enerjisini ve mevcut kapitalini ortaya koyup alıcı ve tüketici lehine kolaylık sağlayarak mal getirip örfe uygun satış yapmak helâldır. Bunun dışına çıkıp faiz, rüşvet, irtikâp, zimmet, millet ve devlet malına el uzatmak, fahiş fiatla mal satmak, ihtiyaç maddelerini piyasadan çekip ihtikâr yapmak haram ve bâtıldır. Yine kültür seviyesi gelişmiş, aklı kendine rehber edinmiş bir toplumun bundan başkasını kabul etmesi düşünülebilir mi?
d) Her kadının, kadın-erkek arasındaki ilgi ve cinsel duygunun ölçü ve anlamını bilmesi ve bu açıdan hareketle şehveti tahrik edecek söz ve davranışlardan, giyim ve kuşamdan kaçınması, hem kendi selâmeti, hem âile ve toplum yapısının sapasağlam ayakta durması, hem de yetişmekte olan nesle örnek olması bakımından çok gereklidir. Bu ölçü ve sınırı aşması haram ve bâtıldır. Aklı başında, âhirete inanan ve millî, dinî kültürü alan hangi erkek karısının veya kızının, kızkardeşinin mahrem yerlerini açıp etini teşhir etmesine, başka erkeklerin dikkatini kendi üzerine şehevî yoldan çekmesine razı olur?
BİR MİLLETİ YA DA NESLİ KATLETMEK
«Kendi kendinizi (haram yiyip haksızlıkta bulunarak) öldürmeyin. »
Her millet varlığını koruyup devam ettirmek zorundadır. Bunun için bilimsel araştırmalara, eğitim kurumlarına, teknik araştırmalara yönelip hız verdiği kadar âile ve toplumu, inanç ve ahlâkı en sağlam biçimde korumak, âdet ve geleneklerine bağlı kalmak, tarihî hasletlerini kuşaktan kuşağa aktarmak gibi hayatî meselelere de eğilmesi gerektir. Aksi halde tek yönlü kalıp kendini dengesizliğe itmiş olur ki, bunun sonu bir nevi intihar demektir.
Kurʹân Allah’a inanan milletlere bu açıdan sesleniyor: «Mallarınızı aranızda bâtıl sebeplerle yemeyin; ancak karşılıklı rızayla meydana gelen alım-satım(la yemeniz helaldir). Kendi kendinizi (harâm yiyip haksızlıkta bulunarak) öldürmeyin. Şüphesiz ki Allah size karşı çok merhametlidir. »
Bunun taşıdığı anlam ve hüküm gayet açıktır: Ehil kişiler iş başına getirilmediği, fertler ve toplum kendi haline bırakıldığı gün, helâl ve haram sınırları birbirine karışır, kötü niyetli kişilere, arayıp da elde edemedikleri fırsat ve imkânlar verilmiş olur. Ve işte o zaman her kesimde ve konuda anarşi ve tuğyan başlar, ahlâksız şirretler sahnede kolgezerken ahlâklı fakat korkak kişiler belirsiz ve silik hale gelir. Çok geçmeden toplum kendini mânevî alanda da katletmiş olur... Artık ne akıl kalır, ne vicdan, ne ruh kalır, ne de imân... Bozuk bir düzen, bozuk bir nesil oluşur ve sonucu bütün âileleri perişan eder.
HAKKA TECAVÜZ İNSANA ÜÇ AYRI CEHENNEM HAZIRLAR
Biri vicdanda, biri toplum yapısında, diğeri âhirette.. Haksız insan kendini ne kadar başarılı ve becerikli kabul etse bile, vicdanı için için onu kemirip rahatsız eder. Böylece bir iç cehennemi başlar. Yapılacak her haksızlık oraya sadece bir kürek yakıt atar. Düşünebilen bir insan için bu çok fena bir azâptır. «Kendi kendinizi öldürmeyin! » emri bu gerçeğe ışık tutar.
Toplum yapısında revaç bulan haksızlık ve zulüm, çoraklaşan araziye döner; mevcut bitkiler sararmaya, asırlık ağaçlar kurumaya yüztutar. Bu düzeye gelen toplumda ne huzur kalır, ne de güven. Herkes halinden şikâyetçidir. Bir bataklık ki içine düşen kurtulmak ister, ama ne çare kurtulamaz. İnsan için hayatta ikinci Cehennem budur. Üçüncüsü ise âhirettedir. O halde fertler de, milletler de kendi saadet ve felâketini kendileri hazırlarlar.
O kadar ki, bu noktaya gelen bir millet artık kış mevsimine, yaşlılık devresine girmiş sayılır. Allahʹın yardımı ulaşmazsa, yıkılır. «Şüphesiz ki Allah size karşı çok merhametlidir. »
Kendi Kendinizi Öldürmeyin!
Müfessirlerin yorum ve açıklamasına göre bu, üç anlamda tezahür eder :
1. Haram ile beslenmek, bâtıl sebepleri harekete geçirip başkasının hakkına el uzatmakla gerçekleşir. Haram ile beslenen bir beden ateşe daha lâyıktır, çünkü ruhunu önceden katletmiştir.
2. İmân ve irfan zayıflığından veya tamamen bunların yokluğundan dolayı olayların teʹsiri altında kalıp intihar etmekle ortaya çıkar.
3. Aşırı zühd adına nefse gereğinden fazla eziyet edip bedeni kuvvetten düşürmek ve işe yaramaz hale getirmekle kendi kendini öldürmüş olur.
Sıraladığımız bu üç türlü katil, veya tedricî intihar da haramdır.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Bâzı sebep ve bahanelerle insan haklarına el uzatmanın, meşru alım- satım dışında halkı sömürmenin zulüm olduğu, düzensizlik ve dengesizlik doğuracağı belirtildi. Allahʹa inananların bu tür kirli işlere girmemeleri; imân, vicdan ve sağlam akılla bağdaşmıyan yollara baş vurmamaları tenbih edildi. Aşağıdaki âyetlerle de imân ve vicdanı kemiren, ruhu paslandıran haset ve gözaçlıktan kaçınılmasına dikkatler çekiliyor ve ayrıca kadınların erkeklere has ruhî ve bedenî yetenek ve özelliklere özenip temennide bulunmalarının insan fıtratına ters düştüğüne, İlâhî hikmete bir bakıma karşı çıkma anlamı taşıdığına işâret edilerek gerekli uyarı yapılıyor.