Yunus Suresi 28-30. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَيَوْمَ نَحْشُرُهُمْ جَمِيعًا ثُمَّ نَقُولُ لِلَّذِينَ اَشْرَكُوا مَكَانَكُمْ اَنْتُمْ وَشُرَكَاؤُكُمْ فَزَيَّلْنَا بَيْنَهُمْ وَقَالَ شُرَكَاؤُهُمْ مَا كُنْتُمْ اِيَّانَا تَعْبُدُونَ فَكَفٰى بِاللّٰهِ شَهِيدًا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ اِنْ كُنَّا عَنْ عِبَادَتِكُمْ لَغَافِلِينَ هُنَالِكَ تَبْلُوا كُلُّ نَفْسٍ مَا اَسْلَفَتْ وَرُدُّوا اِلَى اللّٰهِ مَوْلٰيهُمُ الْحَقِّ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ

30.

Onların hepsini bir araya toplayacağımız, sonra da Allah'a ortak koşanlara, "Siz de, ortaklarınız da yerinizde bekleyin" diyeceğimiz günü düşün. Artık onların (ortak koştuklarıyla) aralarını tamamen ayırırız ve ortak koştukları derler ki: "Siz bize ibadet etmiyordunuz."

Diyanet İşleri

29.

"Şimdi ise sizin bize tapınmanızdan habersiz olduğumuza dair sizinle bizim aramızda şahit olarak Allah yeter."

30.

Orada herkes daha önce yaptığı şeyleri yoklayacak (ve kendi akıbetini öğrenecek), hepsi de gerçek sahipleri olan Allah'a döndürülecekler ve (ilah diye) uydurdukları şeyler (onları yüzüstü bırakıp) kendilerinden kaybolup gidecektir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

28- O gün onların hepsini biraraya getireceğiz, sonra da Allahʹa or­tak koşanlara, «siz ve ortak koştuklarınız yerlerinize! » diyeceğiz ve böy­lece onları birbirlerinden ayıracağız. Ortakları ise, «siz bize tapmıyordu­nuz;

29- Bizimle sizin aramızda şâhit olarak Allah yeter. Gerçekten si­zin ibâdetinizden hiç ama hiç haberimiz yoktu, » diyecekler.

30- İşte orada her kişi işleyip önceden gönderdiği şeylerin sınavını verir ve Hak olan Mevlâʹlarına (Onun adaletine) döndürülürler. Uydurdukları (putlar ve put misâli) şeyler de onlardan uzaklaşarak yok olup gitmişler­dir.

İLGİLİ HADÎS

«And olsun ki her ümmet tapındığı şeyin peşine takılacak; Güneşʹe tapan onun peşine, Ayʹa tapan onun peşine, put ve şeytanlara tapanlar onların peşine takılacaklar. » (Buharî/tevhîd: 24, rikak: 52- Müslim/imân: 299- Ahmed: 2/275, 293, 534- 3/16)

ALLAH, TEVHİTTEN BAŞKASINA RAZI DEĞİLDİR

Varlık âleminde insan unsuru, Allah’ın varlığına, birliğine delâlet eden en açık belgelerden biridir. Akıl, idrâk ve diğer yetenekleriyle Allah’ın lü­tuf ve inâyetine en çok mazhar olan canlı yine odur. Beynindeki güçlü ve geniş merkezler her gün binlerce yolcunun konaklayıp geçtiği mükemmel bir istasyon, kendisine uğrayan her şeyin birçok vasıflarını alıp muhafaza eden kusursuz bir arşiv ve milyarlarca görüntüleri kendinde toplayan çok büyük bir film makinasıdır.

O halde bu kadar mükemmel bir canlı cihazın kendiliğinden var oldu­ğunu iddia etmek, bir bilgisayarın kendiliğinden oluşup vücut bulduğunu söylemek kadar gülünçtür. Demek oluyor ki, insan kendisinin yaratıcısı de­ğildir. Güneş, ay ve yıldızlar da onu yaratmamıştır; çünkü bunlar şuursuz taş, toprak ve çeşitli gaz yığınından başka bir şey değillerdir. Hele yontu­lup şekillendirilen putların yaratıcı olmaları hiçbir zaman düşünülemez. Bu bakımdan insanı, ondan çok mükemmel, hatta kıyas kabul etmiyecek ka­dar üstün, yani kıyas ve nisbetin ötesinde çok yüce bir kudretin yarattığı neticesi ortaya çıkar. İşte o yüce kudret, âlemlerin Rabbi Allahʹtır. Onun için Allah bu mükemmel eserini kendi varlığına delil kılmış ve diğer eşyayı onun hizmetine vermiştir. Tevhît İnancıʹndan başka hiçbir inancı ve düşün­ceyi ona yakıştırmamakta ve ondan sadece böyle katıksız bir inanç iste­mektedir.

Gerçek bu olunca, İlâhî tezgâhın mükemmel mamulü insanın kendi­sinden her bakımdan aşağı olan canlılara ve cisimlere tapması şaşılacak bir olay değil midir?! Onu böylesine bir basiretsizlikten ve aşağılanmak­tan korumak ve kurtarmak için Allah kitap ve peygamber göndermiştir. Buna rağmen kendini böylesine zillet çukuruna düşürenler, kıyâmet günü, tapındıkları eşya ile biraraya getirilecekler. Hakkı ve gerçeği o gün göz­leriyle görüp anlayabilenlerin yüzleri simsiyah kesilecek; nelere taptık­larına baktıkça hayıflanıp kahrolacaklar. Böylece insan olarak yaratıldık­larının hikmet ve amacını dünyada idrâk etmiyenler, âhirette bunun farkı­na varacaklar, neden sonra..

CANSIZLARI DA KONUŞTURAN YÜCE KUDRET

«Ortakları ise, siz bize tapmıyordunuz; bizimle sizin aranızda şâhit olarak Allah yeter. Gerçekten sizin ibâdetiniz­den hiç, ama hiç haberimiz yoktu, diyecekler. »

Kıyâmetʹten hazîn ve şaşırtıcı bir tablo veriliyor. Eşyaya tapanlarla tapılanlar biraraya getirilecek; «durun yerinizde! » denilecek. Putperestler kendi elleriyle yaptıkları putlardan şefaat beklerken, o taş ve maden yı­ğınlarına Cenâb-ı Hak konuşma yeteneği verecek. Böylece onlar, kendi­lerine tapanlara, siz bize tapmıyordunuz... Çünkü biz akletmeyen, gör­meyen, işitmeyen cansız varlıklar idik. Sizin gelip bize tapındığınızı ne bi­lelim, diyecekler ve ortadan bir anda toz olacaklar.

Cenâb-ı Hak, insanı geniş rahmetinin bir tezahürü olarak, onu henüz ölmeden ve dirilip kalkmadan önce uyarıyor ve böylece kıyâmetten bir tab­lo tasvîr ediyor.

Hamd, âlemlerin Rabbi Allahʹa mahsustur.

HAK MEVLÂ’NIN ADÂLETİNE DÖNDÜRÜLECEKLER

«Ve Hak olan Mevlâʹlarına (Oʹnun adâletine) döndürülürler. »

İnsan kendinden çok aşağı yaratıklara ve nihayet kendisi gibi insan­lara tapınmak zilletine uğrayınca, İlâhî emânete ve O’nun eşsiz eserine ihânet etmiş olur. Kendi yaratılışlarındaki azizlik ve şerefi görmeyen ve tanımayan insanların, Allah’ı tanımaları elbetteki beklenemez. Kendini yi­yen, içen, uyuyan, çalışan ve sonra da ölüp basit parazitlere dönüşerek silinen basit bir canlı gibi kabul eden veya öyle sanan kimseler, her şey­den önce varlık âlemindeki yerini ve hizmet ölçüsünü belirliyememişlerdir. O yüzden hem kendilerine, hem de çevrelerine haksızlıkta bulunma şuur­suzluğu ve körlüğü içinde ömür sermayelerini bir hiç uğruna heder etmiş­lerdir.

Yegâne âdil olan Allah, kıyâmet günü onlara karşı yine âdil davrana­cak; amellerinin cinsine, türüne ve ölçüsüne göre karşılık verecektir. Pu­ta, putlaştırılan canlılara tapmakla kendini insanlık şeref ve fazîlet maka­mından düşürenler, hiç şüphe yok ki, ruhlarına en kötü azâbı uygulamış­lardır. Kıyâmet gününde ise, bu azâp belirginleşecek ve her kişi kendi eliy­le hazırladığı cezâyı görecektir.

TAHLÎLLER

Mevlâ, veliy kökünden türetilmiştir. Veliy, bir adamın dostu, yarı, yardımcısı ve kendisine yakından sıcak ilgi duyan koruyucu­su demektir. Mevlâ ise, bütün bu manaları içermekle beraber mâlik, sâhip mânalarına da gelir. Bazan da iki zıt manada kullanıldığı da olur. Meselâ, köle ve efendi; yakın dost ve hasım bu cümledendir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle Allahʹı bırakıp putlara tapınanların kıyâmet gü­nünde putlarıyla biraraya getirilecekleri ve putların konuşturulacakları ha­ber verildi. Sonra da putların, kendilerine ibâdet edildiklerinin farkında bi­le olmadıklarını açıklayarak şâhit olarak Allah’ın yeterli olduğunu söyle­yecekleri açıklandı. Böylece her şeyin eninde, sonunda Allahʹa döndürüle­ceği belirtilerek inkârcıların iyi düşünmelerine işâret edildi.

Aşağıdaki âyetlerle Allah’a döndürülmenin mutlaka gerçekleşeceğine atıf yapılarak Allahʹın damgasını taşıyan belgeler sıralanıyor; özellikle ku­lak ve göz gibi iki önemli organ üzerinde durularak iyice düşünmemiz il­ham ediliyor. Bütün bunların Hak olan Rabbımızın eseri bulunduğu hatır­latılarak haktan sonra sadece bâtıl ve sapıklık var, deniliyor. Sonra da, Allah ile kulları arasındaki sınırı görmeyen, hak ile bâtılın sınırlarını tefrîk etmiyenlerin imân etmiyecekleri beyân buyuruluyor.