Hadid Suresi 28-29. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَاٰمِنُوا بِرَسُولِهِ يُؤْتِكُمْ كِفْلَيْنِ مِنْ رَحْمَتِهِ وَيَجْعَلْ لَكُمْ نُورًا تَمْشُونَ بِهِ وَيَغْفِرْ لَكُمْ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ لِئَلَّا يَعْلَمَ اَهْلُ الْكِتَابِ اَلَّا يَقْدِرُونَ عَلٰى شَيْءٍ مِنْ فَضْلِ اللّٰهِ وَاَنَّ الْفَضْلَ بِيَدِ اللّٰهِ يُؤْتِيهِ مَنْ يَشَاءُ وَاللّٰهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ

29.

Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve peygamberine iman edin ki, size rahmetinden iki kat pay versin, size kendisiyle yürüyeceğiniz bir nur versin ve sizi bağışlasın. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

Diyanet İşleri

29.

Bunları açıkladık ki, kitap ehli, Allah'ın lütfundan hiçbir şeyi kendilerine has kılmaya güçlerinin yetmeyeceğini ve lütfun, Allah'ın elinde olduğunu, onu dilediği kimseye vereceğini bilsinler. Allah, büyük lütuf sahibidir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

28- Ey imân edenler! Allahʹtan korkup sakının; Oʹnun Peygamberine inanın ki, size rahmetinden iki pay versin; size, aydınlığında yürüyeceğiniz bir nur sağlasın ve sizi bağışlasın. Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.

29- Tâ ki, Kitap Ehli bilsinler ki Allah’ın geniş lûtfundan, bol ihsanın­dan bir şeye (onu elde etmeye veya geri çevirmeye) güçleri yetmez ve el­bette geniş lütuf, bol ihsân Allahʹın elindedir; onu dilediği kimseye verir. Allah, büyük lütuf ve ihsân sâhibidir.

İLGİLİ HADÎSLER

«Üç kimse var ki, ecirleri (mükâfatları) kendilerine iki defa verilir:

1- Kitap Ehli’nden bir kişi hem kendi peygamberine, hem de bana imân etmiş olursa, ona iki ecir vardır.

2- Kölelik kaydı altında bulunan kişi hem Allah’ın hakkını, hem de efendisinin hakkını ödemiş olursa, onun için de iki ecir vardır.

3- Câriyesini güzelce terbiye ederek edeplendirdikten sonra onu azâd edip kendine nikâhlayan adama da iki ecir vardır. » (Ebû Dâvud/nikâh: 46)

«Sizin misalinizle Yahudi ve Hıristiyanın misali, birkaç işçi tutup ça­lıştıran kimseye benzer: O, işçilere «Kim benim için sabah namazından gün ortasına kadar birer kırata karşılık çalışır? » demiştir. Haberiniz olsun ki, Yahudi (buna olumlu cevap verip) çalışmıştır. Sonra o adam: «Kim ba­na öğle namazından ikindi namazına kadar birer kırata karşılık çalışır? » demiştir. Dikkat edin (onun bu teklifine) Hıristiyan (olumlu cevap verip) çalışmıştır. Sonra o adam: «Kim bana ikindi namazından güneş batıncaya kadar ikişer kırata karşılık çalışır? » demiştir. Haberiniz olsun ki, sizler (ona olumlu cevap verip) çalıştınız. »

Bunun üzerine Hıristiyan ve Yahudi olanlar, öfkelendiler ve: «Bizler daha çok çalışıyoruz, daha az karşılık veriyorsunuz! » diyerek itirazda bu­lundular. O adam onlara: «Sizin ücretiniz tam ödendi, bu hususta bir hak­sızlık ettim mi? » diyerek sordu. Onlar da: «Hayır... » diye cevap verdiler. O adam sonra şöyle dedi: «Bu benim fazl-ü keremimdir ki dilediğime ve­ririm. » (Buharî/icâre: 8, enbiyâ: 50- Tirmizî/edeb: 82- Ahmed: 2/6, 111 Kırât: Bir dinarın dörtte birinin altıda biri nisbetinde bir ağırlık birimidir. (Kamus) ve bu ölçüdeki paradır.)

Açıklama:

Hadîste benzetme yoluyla mecazî bir anlatım vardır: Son peygamber gönderilmeden önce kendi peygamberine inanıp uyan Yahudi ve Hıristiyana birer ecir vardır. Bu iki milletten son peygamber Hz. Muhammedʹe (A. S. ) ulaşıp Ona da inanıp uyanlara ve bir de başka inançlara saplanıp henüz ölmeden son peygambere ulaşan ve Ona iman edenlere ikişer ecir vardır.

Ayrıca Hz. Muhammed (A. S. ) Efendimiz’den sonra artık peygamber gönderilmiyeceğine işâret edilmektedir.

KİTAP EHLİNE SESLENME

«Ey imân edenler! Allahʹtan korkup sakının; Oʹnun Peygamberine inanın ki, size rahmetinden iki pay versin.. »

Bu âyetle, Musa Peygambere ve Tevrat’a, İsa Peygambere ve İn­cil’e imân eden Kitap Ehline seslenilmektedir: Son Peygamber Hz. Mu­hammed’e (A. S. ) imân edip uydukları takdirde kendilerine iki nasip, iki kat mükâfat verileceği vaʹdediliyor ve böylece ancak yollarını Kur’ân’ın hidâ­yet nuruyla aydınlatabilecekleri bildiriliyor. Zira hem Tevrat, hem de İncil aydınlatıcı, yönlendirip düzen ve dengede tutucu dönemini ve devresini tamamlamış bulunuyor. Aynı zamanda bu iki kitap yeryüzünde yaşayan bütün kavim ve milletlere değil, sadece İsrâil oğulları’na hitap etmek üzere indirilmiştir. Şüphesiz üçbin yıl önceki sosyal hayat ve İkibin yıl önceki şart­lar çok farklıdır. O günden son peygambere kadar birçok değişiklikler meydana gelmiş, aynı zamanda milletler ve kavimler arasında haberleşme imkânları doğmuştur. Böylece Cenâb-ı Hak, kıyâmete kadar sosyal geliş­meleri de hesaba katarak bütün milletlere ve çağlara seslenebilen son ki­tabını indirmiş ve son peygamberini göndermiş bulunuyor. Kur’ân bu kap­samlı kudretiyle yepyeni ve kalıcı hükümlerle, esas ve prensiplerle donatıl­mıştır. Zaman aşımıyla aşınmaz, olayların değişmesiyle özelliğini kaybet­mez; gelişip gerçeği bulan ilimle ters düşmez. İndiği gibi yazılmış ve ya­zıldığı gibi korunmaktadır. Tevrat ve İncil ise, indiği gibi korunamamış, ori­jinal nüshaları kayıp olmuş ve birtakım noksanlıklarla, ilâvelerle yeniden yazılıp değişik nüshaları vücuda getirilmiştir. O bakımdan Kur’ân bu iki semavî kitapta meydana gelen hatâları, ilâve ve noksanları münasebet düş­tükçe tashîh etmekte ve aydınlatıcı bilgiler vermektedir.

«Size, aydınlığında yürüyeceğiniz bir nur sağlasın» sözünden maksat, Kur’ân’dır. Zira Tevrat ve İncil artık aydınlatıcı olma özelliklerini kaybet­miş durumdadır. Onun için Hz. Muhammed’in (A. S. ) yolundan başka bütün yollar kapalıdır. Kur’ân’ın nurundan başka insanların kalbini ve ruhunu; dünyasını ve âhiretini aydınlatan bütün nurlar kararmıştır.

Kitap Ehli’nin, böyle bir nura ve bu nuru kalp ve kafalara aksettiren Hz. Muhammedʹe (A. S. ) yönelip gelmesi, onlar için mutlak rahmet ve mağ­firettir. Çünkü İslâm kendinden önceki küfür ve günahları kökünden kopa­rıp temizler, inanan kişiyi yepyeni bir hayat düzenine günahsız olarak alır. Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz bu gerçeği şu mübarek sözleriyle açıkla­mış bulunuyor: «Şüphesiz İslâm kendinden öncekini (günah, inkâr ve her türlü mânevî kiri) kesip atar ve temizler. » (Müsned-i Ahmed: 4/199, 204, 205)

O bakımdan 28. âyetin sonunda «Allah çok bağışlayan ve çok merha­met edendir» buyurulmaktadır.

PEYGAMBERLİK DE, SEMAVÎ KİTAP DA ÖNCEKİ KİTAP EHLİNİN İNHİSARINA TERKEDİLMEMİŞTİR

«Tâ ki, Kitap Ehli bilsinler ki, Allahʹın geniş lûtfundan, bol ihsanından bir şeye (onu elde etmeye veya geri çevirmeye) güçleri yetmez ve elbette ge­niş lütuf, bol ihsan Allahʹın elindedir.. »

Yahudilerin bu ilâhî iltifatın tezahürü olan kitap ve peygamberlik pa­ye ve iltifatına yalnız İsrail oğulları’nı lâyık görmeleri; Hıristiyanların da İsa’yı (A. S. ) ilâhlaştırıp başka peygamber tanımamaları, doğrudan, Allahʹın kendi mülkünü idare edip yönlendirmesine karşı bir müdahale anlamını taşır. Oysa Allah kendi irâde, fiil ve tasarrufunda muhtardır. O’nun eşi, dengi, benzeri, ortağı ve yardımcısı yoktur. O’nun her fiili ve tasarrufu ezel­de hazırladığı bir plâna ve tesbite göre tecelli eder. Kimsenin hatırı için ne o plânını değiştirir, ne de koyduğu kanunları iptal eder.

Fazl-ü kerem, nîmet-u ihsan, lûtf-u inâyet sâhibi Oʹdur ve her şey O’nun kudret elinde bulunuyor. Peygamberlik emanetini dilediğine vermiş­tir. Kitabını da dilediği peygamberlere indirmiştir. Başkalarının bu hususta bir müdahale ve imtiyaz hakkı yoktur.

29. âyetle, bu gerçek bütün incelik ve hikmetiyle yansıtılmakta ve Ki­tap Ehli uyarılmaktadır. Zira âyetteki «fazıl»dan maksat, peygamberlik pa­yesidir.

Hadîd Sûresine, her şeyin Cenâb-ı Hakk’ı tesbîh ve tenzîh ettiği bil­gisiyle başlandı ve her türlü fazl-ü keremin, inâyet ve ihsanın O’nun kud­ret elinde olduğu beyân edilerek sûre noktalandı.

Bu sûrenin de tefsîrini bize müyesser kılan Cenâb-ı Hakk’a sonsuz hamd-u senâlar; âyetlerin hikmetini ve taşıdığı İlâhî muradı bize açıklayan Resûlüllâh (A. S. ) Efendimize salât-ü selâmlar olsun.