Rum Suresi 28-32. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

ضَرَبَ لَكُمْ مَثَلًا مِنْ اَنْفُسِكُمْ هَلْ لَكُمْ مِنْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ مِنْ شُرَكَاءَ فِي مَا رَزَقْنَاكُمْ فَاَنْتُمْ فِيهِ سَوَاءٌ تَخَافُونَهُمْ كَخِيفَتِكُمْ اَنْفُسَكُمْ كَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ بَلِ اتَّبَعَ الَّذِينَ ظَلَمُوا اَهْوَٓاءَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍ فَمَنْ يَهْدِي مَنْ اَضَلَّ اللّٰهُ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِرِينَ فَاَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفًا فِطْرَتَ اللّٰهِ الَّتِي فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَا لَا تَبْدِيلَ لِخَلْقِ اللّٰهِ ذٰلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ مُنِيبِينَ اِلَيْهِ وَاتَّقُوهُ وَاَقِيمُوا الصَّلٰوةَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُشْرِكِينَ مِنَ الَّذِينَ فَرَّقُوا دِينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ

28.

Allah, size kendinizden şöyle bir örnek getirdi: Kölelerinizden, verdiğimiz rızıklarda sizinle eşit haklara sahip olan ve birbirinizden çekindiğiniz gibi kendilerinden çekindiğiniz ortaklarınız var mı? Düşünen bir topluluk için ayetleri böyle ayrı ayrı açıklıyoruz.

Diyanet İşleri

29.

Fakat, zulmedenler bilgisizce nefislerinin arzularına uydular. Allah'ın (bu şekilde) saptırdığı kimseleri kim doğru yola iletir? Onların hiçbir yardımcıları yoktur.

30.

Hakka yönelen bir kimse olarak yüzünü dine çevir. Allah'ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata sımsıkı tutun. Allah'ın yaratmasında hiçbir değiştirme yoktur. İşte bu dosdoğru dindir. Fakat insanların çoğu bilmezler.

31-32.

(31-32) Allah'a yönelmiş kimseler olarak yüzünüzü hak dine çevirin, O'na karşı gelmekten sakının, namazı dosdoğru kılın ve müşriklerden; dinlerini darmadağınık edip grup grup olan kimselerden olmayın. (Ki onlardan) her bir grup kendi katındaki (dini anlayış) ile sevinip böbürlenmektedir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

28- Allah size kendinizden bir misâl veriyor: Size rızık olarak verdi­ğimiz nesnelerde sâhibi bulunduğunuz kölelerinizden ortaklarınız bulun­masını; ortaklık konusunda birbirinizden korkup endişelendiğiniz gibi on­lardan korkarak sizinle onların eşit olmasını ve kendinizi saydığınız gibi onları saymanızı ister misiniz? İşte biz böylece âyetlerimizi aklını kullanan bir millete bir bir açıklarız.

29- Ne var ki o zulmedenler, bilgisizce kendi heveslerine uymuşlar­dır. Allahʹın saptırdığını kim doğru yola iletebilir? Bu durumda onlara yar­dımcılar da yoktur.

30- Sen artık yüzünü Hakk’a yönelmiş bir birleyici olarak dine çe­vir ki bu, Allahʹın sağladığı bir mayadır, insanları onun üzerine yaratmış­tır. Allahʹın yaratmasında hiçbir değişme, değiştirme bulunmaz. İşte en doğru, en sağlam din budur! Ama insanların çoğu bilmezler.

31- Gönülden kendinizi Allahʹa verin, Oʹndan korkup (kötülük ve az­gınlıktan, sapıklık ve nankörlükten) sakının; namazı dosdoğru kılın ve sa­kın müşriklerden (Allahʹa ortak koşanlardan) olmayın.

32- Onlar ki, dinlerini parçalayıp gruplara ayrıldılar ve her grup be­nimsediği şeyle sevinmektedir.

İLGİLİ HADÎSLER

«Doğan her çocuk fıtrat üzere doğar. Sonra ana-babası onu ya yahudileştirir, ya hıristiyanlaştırır, ya da mecûsîleştirir. Dört ayaklı hayvanın azası yerinde dört ayaklı yavru doğurduğu gibi, doğan çocuğun fıtratında bir noksanlık hisseder misiniz? (Onda meydana gelen her türlü noksanlık sonradan ârız olur). Bu, Allah’ın sağladığı bir mayadır ki insanları o fıtrat­ta yaratmıştır. Allah’ın yaratma (kanununda) hiçbir değişme, değişiklik bu­lamazsın. » (Buharî/cenâiz: 80, tefsîr: 1/30, kader: 3- Müslim/kader: 22, 23, 24- Ahmed: 2/315, 346)

«Her çocuk fıtrat üzere doğar ve tâ ki dili açılıp konuşmaya başlar. Derken ana-babası onu ya yahudi, ya da hıristiyan yapar. » (Müsned-i Ahmed: 3/435- 4/24- Taberânî/cenâiz: 52)

İSLÂM’DA ÖZEL MÜLKİYETİN YERİ

«Allah size kendinizden bir misal veriyor: Size rızık olarak verdiğimiz nes­nelerde, sahibi bulunduğunuz kölelerinizden ortaklarınızın bulunmasını, or­taklık konusunda birbirinizden korkup endişelendiğiniz gibi onlardan kor­karak sizinle onların eşit olmasını ister misiniz? »

İslâm özel mülkiyete lâyık olduğu yeri ve önemi vermiştir. Onun bu konuda getirdiği esas ve prensipler ne kapitalizmle, ne de sosyalizmle bağdaşır. Çünkü kapitalizm ilke olarak özel mülkiyeti savunurken ona bir sınır çizmez. Sosyalizm ise ilke olarak toplumsal mülkiyeti savunur ve fer­dî mülkiyete çok az ve çok sınırlı yer verir. İslâmiyet daha çok karma mül­kiyet sistemini ilke olarak kabul eder; öyle ki, devlet, mülkiyeti hem ferd, hem de toplum yararına belli esaslara ve âdil sınırlara bağlar.

28. âyetle ferdî mülkiyet üzerinde durulurken, mal mülk sahibi bir kim­senin başkalarının kendisine onda ortak olmasını istemiyeceğine dikkatler çekiliyor ve böylece mülkünde mutlak tasarrufa sahip olan Allah’a eş, or­tak, denk ve benzer koşmanın, Oʹnu adaletsizlikle suçlamanın makul hiç­bir yanı ve anlamı olmadığı belirtiliyor. Bu konuda daha etraflı ve sağlıklı düşünmeleri tavsiye edilerek toplum ve milletlerin aklına sesleniliyor.

Böylece kendi heveslerine uyup Allahʹa ortak koşanlar da, ferdî mül­kiyete hiçbir sınır ve ölçü koymayan kapitalistler de, toplumsal mülkiyeti savunup ferdî mülkiyete pek yer vermiyen sosyalistler de âdil ölçüleri aşıp haksızlığı benimsemektedirler. Cenâb-ı Hak 29. âyetle onların bu haksız­lığını şöyle açıklamaktadır: «Ne var ki o zulmedenler bilgisizce kendi he­veslerine uymuşlardır. Allah’ın saptırdığını kim doğru yola iletebilir? Bu durumda onlara yardımcılar da yoktur. »

DİN VE ALLAH DUYGUSU FITRÎDİR

«Sen artık yüzünü Hakkʹa yönelmiş bir birleyici olarak dine çevir ki bu, Allahʹın sağladığı bir mayadır, insanları onun üzerine yaratmıştır... »

İslâm, Allah’ın insanlara son mesajı olarak, O’nun varlığını, birliğini tasdîk doğrultusunda hakka tam teslimiyet dinidir. Bütünüyle insan ruhuy­la, sağduyu ve akl-ı selimle uyum halindedir. Anasından doğan her çocuk bu duygu ve mayayla gözlerini açar. Çünkü onun ruhuna ezelde bu duygu ve maya zerkedilmiştir. Artık onun bütünüyle silinip belirsiz hale gelmesi düşünülemez. Sadece üzerine bâtıldan yana kılıf geçirilerek bir tarafa iti­lir ve tesiri azaltılır.

O halde hiçbir çocuk kâfir, putperest, ateşperest ve dinsiz olarak doğ­maz. Hiçbir anarahmi çocuğun bu mayasını değiştiremez. Çünkü Allah’ın hilkat kanununda tebdil söz konusu değildir ve olamaz. Nasıl ki insan, in­san olarak, koyun da koyun olarak doğar; birinden diğerine geçiş müm­kün değilse, insan ruhundaki fıtrî «Tevhîd İnancı» duygusu da değişmez. Ancak çocuk konuşmaya başlayınca ailesi ve çevresi onun bu mayasını ya geliştirir, ya da külleyip tanınmaz hale getirir.

Kurʹân-ı Kerîm en sağlam, en doğru dinin, insan ruhuna zerkedilen ve bütünüyle «Tevhîd İnancı»nı yansıtan fıtrat dini olduğunu açıklayarak onu lâyık olduğu şekilde ortaya çıkarmamızı telkîn ediyor. Ne var ki insanların çoğu bu gerçeği bilmezler.

DİNDARLIK, ÖNCE KALBİN TESLİMİYETİYLE BAŞLAR

«Gönülden ken­dinizi Allahʹa verin. Oʹndan korkup (kötülük ve azgınlıktan, sapıklık ve nan­körlükten) sakının. Namazı dosdoğru kılın ve sakın müşrikler (Allahʹa or­tak koşanlar)dan olmayın. »

İmân, önce kalp ile tasdîk olduğu gibi, kulluk ve dindarlık da gönül teslimiyeti ve yatışkanlığı ile olur. Dış organlarıyla birlikte bedenin ibâdete katılması, şüphesiz ki gönüldeki imân ve teslimiyeti açığa vurmak ve ibâ­deti âdetten ayırmak içindir.

O nedenle ilgili 31. âyetle, «gönülden kendinizi Allahʹa verin» buyuru­larak imân ve gerçek dindarlık konusunda kalp teslimiyet ve yatışkanlığının önemi üzerinde durulmakta ve sadece zevâhiri kurtarmak için dış or­ganlarıyla teslimiyet gösteren sahte dindarların Allah yanında hiçbir de­ğeri olmadığına işâret edilmektedir. Zira öylelerinin zahirî teslimiyeti ruh­larına enjekte edilen fıtrat mayasından kaynaklanmamakta ve o bakımdan İlâhî rızaya uygun düşmemektedir. Aynı zamanda fıtrata uygun imân ve teslimiyet iç disiplini doğurur; kalbi Allah korkusu ve sevgisiyle doldurup insanı iyiye, doğruya, faydalıya yönlendirir; uygun olmayan inanç ve tesli­miyet ne iç disiplini doğurur, ne de insanı hayra ve fazîlete yönlendirir.

Ruhlarına yerleştirilen fıtrat mayasını özünden ve amacından uzaklaştırılanların bir başka hali ve görüntüsü ise, kişisel çıkarlarından yana dinde bölünüp parçalanmayı ısrarla sürdürmeleri, kendilerinden başkasını tekfîr edip dini ve dindarlığı inhisarları altında tutmaya çalışmalarıdır. Ce­nâb-ı Hak onların bu çok tehlikeli ve zararlı tutumlarına değinerek müʹminleri şöyle aydınlatıyor: «Onlar ki dinlerini parçalayıp gruplara ayrıldı­lar ve her grup benimsediği şeyle sevinmektedir. »

TAHLÎL VE YORUM

Fıtrat: Çok yönlü bir kavramdır. O bakımdan ilim adamları az farkla da olsa birtakım açıklama ve yorumlarda bulunmuşlardır. Onları özetle şöyle sıralayabiliriz:

1- İslâmiyet, hakka teslimiyet.

2- Ruhlar yaratıldığında «Ben sizin Rabbiniz değil miyim? » hitabına verilen olumlu cevabın özü ve mayası.

3- Her doğan çocuğun din ve Allah duygusuyla gözlerini açması..

4- Türün özelliğine bağlı kalınması, türden türe geçişin mümkün ol­madığının belirlenmesi.. Nitekim otuzuncu âyetin bir bölümünde bu husus şöyle açıklanmaktadır: «Allahʹın yaratmasında hiçbir değişme, değiştirme bulunmaz. »

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Allah’ın ortağı ve yardımcısı bulunmadığı bir mi­sal ile açıklanırken, ferdî mülkiyetin önemine değinildi. Sonra da insan ru­huna enjekte edilen din ve Allah duygusu konu edilerek, batılı bırakıp hakka yönelmenin gereği üzerinde duruldu.

Aşağıdaki âyetlerle, insanın sıkıntılı ve sevinçli günlerindeki tutum ve düşüncesi konu ediliyor. Rızkın, zekâ, beceri, çalışıp didinme, arayıp bulma gibi kanunlara bağlandığına işâretle Allah’ın rızkı genişletip daralttığına dikkatler çekiliyor. Sonra da sosyal adâleti sağlayan zekât ve benzeri yar­dımlar üzerinde durularak faizden kaçınmamız açıklanıyor.