MEÂLİ:
28- O gün onların hepsini biraraya getireceğiz, sonra da Allahʹa ortak koşanlara, «siz ve ortak koştuklarınız yerlerinize! » diyeceğiz ve böylece onları birbirlerinden ayıracağız. Ortakları ise, «siz bize tapmıyordunuz;
29- Bizimle sizin aramızda şâhit olarak Allah yeter. Gerçekten sizin ibâdetinizden hiç ama hiç haberimiz yoktu, » diyecekler.
30- İşte orada her kişi işleyip önceden gönderdiği şeylerin sınavını verir ve Hak olan Mevlâʹlarına (Onun adaletine) döndürülürler. Uydurdukları (putlar ve put misâli) şeyler de onlardan uzaklaşarak yok olup gitmişlerdir.
İLGİLİ HADÎS
«And olsun ki her ümmet tapındığı şeyin peşine takılacak; Güneşʹe tapan onun peşine, Ayʹa tapan onun peşine, put ve şeytanlara tapanlar onların peşine takılacaklar. » (Buharî/tevhîd: 24, rikak: 52- Müslim/imân: 299- Ahmed: 2/275, 293, 534- 3/16)
ALLAH, TEVHİTTEN BAŞKASINA RAZI DEĞİLDİR
Varlık âleminde insan unsuru, Allah’ın varlığına, birliğine delâlet eden en açık belgelerden biridir. Akıl, idrâk ve diğer yetenekleriyle Allah’ın lütuf ve inâyetine en çok mazhar olan canlı yine odur. Beynindeki güçlü ve geniş merkezler her gün binlerce yolcunun konaklayıp geçtiği mükemmel bir istasyon, kendisine uğrayan her şeyin birçok vasıflarını alıp muhafaza eden kusursuz bir arşiv ve milyarlarca görüntüleri kendinde toplayan çok büyük bir film makinasıdır.
O halde bu kadar mükemmel bir canlı cihazın kendiliğinden var olduğunu iddia etmek, bir bilgisayarın kendiliğinden oluşup vücut bulduğunu söylemek kadar gülünçtür. Demek oluyor ki, insan kendisinin yaratıcısı değildir. Güneş, ay ve yıldızlar da onu yaratmamıştır; çünkü bunlar şuursuz taş, toprak ve çeşitli gaz yığınından başka bir şey değillerdir. Hele yontulup şekillendirilen putların yaratıcı olmaları hiçbir zaman düşünülemez. Bu bakımdan insanı, ondan çok mükemmel, hatta kıyas kabul etmiyecek kadar üstün, yani kıyas ve nisbetin ötesinde çok yüce bir kudretin yarattığı neticesi ortaya çıkar. İşte o yüce kudret, âlemlerin Rabbi Allahʹtır. Onun için Allah bu mükemmel eserini kendi varlığına delil kılmış ve diğer eşyayı onun hizmetine vermiştir. Tevhît İnancıʹndan başka hiçbir inancı ve düşünceyi ona yakıştırmamakta ve ondan sadece böyle katıksız bir inanç istemektedir.
Gerçek bu olunca, İlâhî tezgâhın mükemmel mamulü insanın kendisinden her bakımdan aşağı olan canlılara ve cisimlere tapması şaşılacak bir olay değil midir?! Onu böylesine bir basiretsizlikten ve aşağılanmaktan korumak ve kurtarmak için Allah kitap ve peygamber göndermiştir. Buna rağmen kendini böylesine zillet çukuruna düşürenler, kıyâmet günü, tapındıkları eşya ile biraraya getirilecekler. Hakkı ve gerçeği o gün gözleriyle görüp anlayabilenlerin yüzleri simsiyah kesilecek; nelere taptıklarına baktıkça hayıflanıp kahrolacaklar. Böylece insan olarak yaratıldıklarının hikmet ve amacını dünyada idrâk etmiyenler, âhirette bunun farkına varacaklar, neden sonra..
CANSIZLARI DA KONUŞTURAN YÜCE KUDRET
«Ortakları ise, siz bize tapmıyordunuz; bizimle sizin aranızda şâhit olarak Allah yeter. Gerçekten sizin ibâdetinizden hiç, ama hiç haberimiz yoktu, diyecekler. »
Kıyâmetʹten hazîn ve şaşırtıcı bir tablo veriliyor. Eşyaya tapanlarla tapılanlar biraraya getirilecek; «durun yerinizde! » denilecek. Putperestler kendi elleriyle yaptıkları putlardan şefaat beklerken, o taş ve maden yığınlarına Cenâb-ı Hak konuşma yeteneği verecek. Böylece onlar, kendilerine tapanlara, siz bize tapmıyordunuz... Çünkü biz akletmeyen, görmeyen, işitmeyen cansız varlıklar idik. Sizin gelip bize tapındığınızı ne bilelim, diyecekler ve ortadan bir anda toz olacaklar.
Cenâb-ı Hak, insanı geniş rahmetinin bir tezahürü olarak, onu henüz ölmeden ve dirilip kalkmadan önce uyarıyor ve böylece kıyâmetten bir tablo tasvîr ediyor.
Hamd, âlemlerin Rabbi Allahʹa mahsustur.
HAK MEVLÂ’NIN ADÂLETİNE DÖNDÜRÜLECEKLER
«Ve Hak olan Mevlâʹlarına (Oʹnun adâletine) döndürülürler. »
İnsan kendinden çok aşağı yaratıklara ve nihayet kendisi gibi insanlara tapınmak zilletine uğrayınca, İlâhî emânete ve O’nun eşsiz eserine ihânet etmiş olur. Kendi yaratılışlarındaki azizlik ve şerefi görmeyen ve tanımayan insanların, Allah’ı tanımaları elbetteki beklenemez. Kendini yiyen, içen, uyuyan, çalışan ve sonra da ölüp basit parazitlere dönüşerek silinen basit bir canlı gibi kabul eden veya öyle sanan kimseler, her şeyden önce varlık âlemindeki yerini ve hizmet ölçüsünü belirliyememişlerdir. O yüzden hem kendilerine, hem de çevrelerine haksızlıkta bulunma şuursuzluğu ve körlüğü içinde ömür sermayelerini bir hiç uğruna heder etmişlerdir.
Yegâne âdil olan Allah, kıyâmet günü onlara karşı yine âdil davranacak; amellerinin cinsine, türüne ve ölçüsüne göre karşılık verecektir. Puta, putlaştırılan canlılara tapmakla kendini insanlık şeref ve fazîlet makamından düşürenler, hiç şüphe yok ki, ruhlarına en kötü azâbı uygulamışlardır. Kıyâmet gününde ise, bu azâp belirginleşecek ve her kişi kendi eliyle hazırladığı cezâyı görecektir.
TAHLÎLLER
Mevlâ, veliy kökünden türetilmiştir. Veliy, bir adamın dostu, yarı, yardımcısı ve kendisine yakından sıcak ilgi duyan koruyucusu demektir. Mevlâ ise, bütün bu manaları içermekle beraber mâlik, sâhip mânalarına da gelir. Bazan da iki zıt manada kullanıldığı da olur. Meselâ, köle ve efendi; yakın dost ve hasım bu cümledendir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle Allahʹı bırakıp putlara tapınanların kıyâmet gününde putlarıyla biraraya getirilecekleri ve putların konuşturulacakları haber verildi. Sonra da putların, kendilerine ibâdet edildiklerinin farkında bile olmadıklarını açıklayarak şâhit olarak Allah’ın yeterli olduğunu söyleyecekleri açıklandı. Böylece her şeyin eninde, sonunda Allahʹa döndürüleceği belirtilerek inkârcıların iyi düşünmelerine işâret edildi.
Aşağıdaki âyetlerle Allah’a döndürülmenin mutlaka gerçekleşeceğine atıf yapılarak Allahʹın damgasını taşıyan belgeler sıralanıyor; özellikle kulak ve göz gibi iki önemli organ üzerinde durularak iyice düşünmemiz ilham ediliyor. Bütün bunların Hak olan Rabbımızın eseri bulunduğu hatırlatılarak haktan sonra sadece bâtıl ve sapıklık var, deniliyor. Sonra da, Allah ile kulları arasındaki sınırı görmeyen, hak ile bâtılın sınırlarını tefrîk etmiyenlerin imân etmiyecekleri beyân buyuruluyor.