MEÂLİ:
28- Ey imân edenler! Müşrikler (Allahʹa ortak koşanlar) ancak murdardırlar. Bu yıllarından sonra artık Mescid-i Haramʹa yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluk ve darlıktan korkarsanız, Allah dilerse ileride (sebepleri kolaylaştırarak) kendi kerem ve ihsânından sizi zenginleştirir. Şüphesiz ki Allah bilendir, hikmet sâhibidir.
29- Kendilerine kitap verilenlerden Allahʹa ve âhiret gününe inanmayanlar, Allahʹın ve Peygamberinin harâm kıldığını harâm saymayanlar ve hak dini (İslâmʹı) din edinmiyenlerle -boyun eğip küçülmüş olarak elden cizye verinceye kadar- savaşın!
İLGİLİ HADÎSLER
«Müşrikleri Arap Yarımadasıʹndan çıkarın! »
«Yahudi ve Hıristiyanları herhalde Arap Yarımadasıʹndan çıkaracağım; bu yarımadada ancak Müslüman bırakacağım. » (Sahîh-i Müslim: İbn Ömer (R. A. )dan - Buharî/cezîre: 6)
«Şüphesiz ki şeytan, artık Arap Yarımadasıʹnda namaz kılanların kendisine tapmalarından umudunu kesmiştir; ancak onların aralarına girerek (vesvese ile) aldatıp kandırması söz konusudur. » (Sahîh-i Müslim: Câbir b. Abdullah (R. A. )den - Ahmed: 3/354, 384-4/126)
Emevî halîfelerinden Ömer b. Abdülaziz de bir emirname yazdırarak, yahudi ve hıristiyanların Müslümanların meclislerine girmelerini yasaklamıştır. (Kurtubî: 8/104 - İbn Kesîr: 2/346)
ALLAHʹA ORTAK KOŞAN MÜŞRİKLER MURDARDIRLAR
«Ey imân edenler! müşrikler (Allahʹa ortak koşanlar) ancak murdardırlar... »
İlgili âyette geçen murdarlık, daha çok hükmî ve mânevî murdarlıktır. Allah’ın nazargâhı olan kalblerini küfür ve tuğyan murdarlığıyla kirletmeleri ve Allah’tan tertemiz gelen ruhlarını küfür karanlığına itip tanınmaz hale sokmaları, aynı zamanda Hak’a karşı gelip vicdanlarını karartmaları bu cümledendir.
Ayrıca müşriklerin idrar akıntısından sakınmamaları, dosdoğru taharette bulunmamaları, cünüp gezip dolaşmaları, haram ve murdar nesnelerden yemeleri de bu sebepler arasında gösterilebilir.
Mescid-i Haram ise, Tevhîd’in odağı, gerçek kulluğun, en uygun temizliğin, ölçülü terbiye ve nezaketin, ruhen arınmanın, vicdanen gelişmenin, tek kelimeyle Allah’a yakın olmanın merkezidir. Oraya ancak imân edip yüce yaratanın buyruklarına uyan temiz ve pak kişiler yaklaşmaya lâyıktırlar.
Hattâ ilim adamlarımızdan Hasan el-Basrî bu konuda daha da ileri giderek şöyle demiştir: «Bir müşrike eli dokunan kimse abdest almalıdır! » Ancak onun bu görüşü ilim çevresinde pek itibar görmemiştir. Çünkü bu, daha çok Şia’dan Zeydî mezhebinin görüş ve içtihadıdır.
Mezhep imamlarının bu husustaki görüş ve içtihatları:
a) İmam Mâlik, İmam Şâfiî ve İmam Ahmet b. Hanbelʹe göre, hiçbir kâfirin -ister vatandaş olsun, ister yabancı bulunsun- Mescid-i Haram’a girmesi câiz değildir. Hattâ küfür diyarından gelen elçi ve temsilcilerin bile oraya girmesine cevaz verilmez. Onlarla ancak Haram sınırları dışında görüşülebilir.
b) İmam Ebû Hanîfe ile Irak âlimlerine göre, kendileriyle antlaşma yapılan gayr-i müslimlerin Haram dahiline girmelerinde bir sakınca yoktur. Çünkü âyette geçen Mescid-i Haramʹdan maksat, Haram dahilidir.
Yine İmam Ebû Hanîfe ile arkadaşlarına göre, Yahudi ve Hıristiyanlar Mescid-i Haram’a ve diğer mescitlere girmekten men’edilmezler. Ancak müşriklerle putperestler menʹedilirler. Gayr-i müslim vatandaşların da girmelerinde bir sakınca yoktur.
c) Medine âlimlerine göre, bu yasak bütün mescitler ve bütün gayr-i müslimler hakkında geçerlidir.
Bu yasak, hicretin 9. yılı ilân edilmiştir. 10. yılında diyenler de olmuştur. Nitekim Katade ile İbn Arabî bu görüştedirler.
MEKKELİʹLERİN İLERİDE EKONOMİK GÜÇ BULACAKLARI HABER VERİLİYOR
«Eğer yoksulluk ve darlıktan korkarsanız, Allah dilerse ileride (sebepleri kolaylaştırarak) kendi kerem ve ihsanından sizi zenginleştirir. »
Cenâb-ı Hak ilgili âyetle, müşriklerin ve çoğu fukahaya göre bütün gayr-i müslimlerin Haram dahiline girmelerini yasakladıktan sonra, Mekkeliʹlerin ne ile geçiniriz? mukadder sorularını cevaplıyarak, ileride sebepleri kolaylaştıracağını ve böylece kendi fazl-ü keremiyle onları ganî kılacağını haber vermiştir. Bu zenginleşmenin iki sebepten kaynaklandığını görmekteyiz. Birincisi, hac ibâdetinin zengin olan her müslümana farz kılınması ve hacc-ı kıran veya hacc-ı-temettuʹ yapanlara kurban kesmenin vâcib kılınması; ayrıca cezaî mahiyette olan ve olmayan hususlardan dolayı tasaddukta bulunmalarıdır. Bu, onları az-çok geçindirecek bir kaynak olarak devam etmektedir. İkincisi, zengin petrol kaynaklarının bu bölgede bulunup işler duruma getirilmesidir. Şüphesiz ki bu onları zengin kıla’ cak büyük bir ekonomik güç olarak ortaya çıkmıştır. Böylece Allahʹın Mekkeliʹlere olan va’di iki yönlü gerçekleşmiştir.
MÜŞRİKLERDEN SONRA KİTAP EHLİ
«Kendilerine kitap verilenlerden Allahʹa ve âhiret gününe inanmayanlar, Allah’ın ve Peygamberinin haram kıldığını haram saymayanlar ve hak dini (İslâmʹı) din edinmeyenlerle, -boyun eğip küçülmüş olarak elden cizye verinceye kadar- savaşın. »
İslâm devleti kök salıp kademeli biçimde gelişerek büyük bir kuvvet haline gelmeyi, azgın müşrikleri ve putperestleri disiplin altına alıp kendi âdil hükümranlığı altına almayı başardıktan sonra, sıra Kitap Ehline, yani Yahudi ve Hıristiyanlara gelmişti. Kurʹân, onlardan Allahʹa ve âhiret gününe inanmayan, Allah ve peygamberinin haram kıldığını haram kabul etmeyen ve hak dini kendilerine din edinmeyenleri de yola getirmeyi, belli bir statü ile disiplin altına almayı, İslâm’ın âdil devletine baş eğmelerini sağlamayı emrediyor. Sebebi ise açıktır: Kitap ehli, ilâhî buyrukları hiçe sayıp putperestler gibi katı bir inat ve inkâr içine girince, halkı saptırmakta müşriklerden pek geri kalmaz ve belki daha da tehlikeli olabilirler. Nitekim Medineʹde, çevre kabile ve kasabalarda yahudiler, İslâm’ın hızını durdurmak, Hz. Muhammed’in (A. S. ) tesirini azaltmak için çok sinsi faaliyetlere girişmiş, müslümanları hayli tedirgin etmişlerdi. Ahde vefa göstermiyerek hıyânette bulunmaktan geri kalmamışlardı. Sonra da Abdullah b. Sebe’ ve benzeri münafıkları birer zehirli ok gibi İslâm’ın bağrına atarak bir sürü fitne ve fesat çıkardılar ve mevcut ortamdan yararlanarak hilâfet kavgasını körüklediler; Hz. Aliʹyi (R. A. ) zahiren sevip saydıklarını iddia ederek büyük bir haksızlığa uğratıldığını ileri sürdüler ve böylece İslâm âlemini bölüp parçaladılar.
İşte bu ve benzeri sebeplerle Kurʹân, Müslümanların bu gibi fitnelere karşı uyanık bulunmalarını, şartlar elverdiğinde Kitap ehlini disiplin altına almalarını emrediyor.
Şüphesiz ki, bu emrin ilk muhatabı Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizdir. Çünkü tarihte en büyük inkılabı yapıp başarıya ulaştıran Hz. Muhammedʹin (A. S. ) kurduğu İslâm devleti gelişme çağında bulunduğundan önündeki pürüzleri kaldırmak zorunda idi. Ancak bu hususta iki değişik metotla yola çıkmıştı: Önce Allah’ın varlığını, birliğini, azizliğini ve sınırsız kudretini; İslâmʹın da rahmet, adâlet, kardeşlik, hakseverlik, ilim ve fazîlet dini olduğunu kalblere ve kafalara işlemek suretiyle kan dökmeden amaca ulaşmayı; sonra da İslâm’ın bunca hoşgörüsüne rağmen inkâr ve azgınlıklarını artırıp İslâm için tehlike haline gelenleri askerî güçle tesirsiz kılmayı plânlamıştır.
Kur’ân’ın talim ettiği bu siyaset, Hz. Peygamber (A. S. ) ile halîfeleri tarafından kusursuz uygulanmış ve çok başarılı olmuştur.
KİTAP EHLİ’NİN ALLAH’IN HARAM KILDIĞINI HARAM SAYMAMALARI
«Allah’ın ve Peygamberinin haram kıldığını haram saymayanlar...»
Gerek Tevrat ve İncil’deki tahrifat ve asıllarının zamanla ortadan kaybolmasıyla kafalarda ve kâğıtlar üzerinde kalanlarının birtakım ilâvelerle sonradan yazılması, gerekse din adamlarının kendi kişisel görüş ve anlayışlarına göre din adına bazı hükümler ve prensipler koymaları, İlâhî ölçü ve hükümlerin aslını unutturmuş, özellikle harâm ve helâl konularında değişik hükümler ortaya çıkmıştır. Bunu birkaç örnekle açıklayalım:
a) Namaz hak olan bütün dinlerde farz kılındığı halde, Hz. Musa ile Hz. İsa’nın nasıl namaz kıldıkları bilinmemektedir. Hâlen havra ve kiliselerde yapılagelen duâ ve. ayinlerin İlâhî ölçülere göre olduğunu ve namaz anlamı taşıdığını belirleyip isbat etmek mümkün değildir. Çünkü her iki kutsal kitapta da nasıl ibâdet edileceği kesin çizgileriyle gösterilmemiştir.
b) Domuz eti hak dinlerce haram kılınıp murdar sayıldığı halde Hıristiyanlar onu helâl saymaktadırlar. Oysa mevcut İncil’de bile, habîs ruhların domuzlara girdiği belirtilerek, bir ipucu verilmektedir. (Matta: 8/32 - Bernaba: 11/10-13)
c) Şarap ve diğer alkollü içkiler kiliselerde bile içilmekte ve ayinlerde yer almaktadır. Oysa bu da diğerleri gibi, semâvî dinlerce haram kılınmıştır. Luka İncilʹinin 1. bap 15. belgesinde aynen şu cümlelere rastlamaktayız: «Korkma Zekeriya, çünkü duân işitildi, karın Elisabet sana bir oğul doğuracak, onun adını Yahya koyacaksın. Sevinç ve safa bulacaksın; onun doğmasından bir çokları da sevinecekler. Çünkü Rabbin gözünde büyük olacak, şarap içmiyecek ve daha anasının karnında Ruhülkudüsʹle dolu olacak. »
Matta İncilʹi 26/29 bölümünde şu satırlar yazılıdır: «Fakat ben size derim: Babamın melekûtunda sizinle taze olarak onu içeceğim o güne kadar, ben asmanın bu mahsulünden artık içmiyeceğim. »
Bernaba İncil’inde ise, şu satırların yazılı olduğunu görüyoruz: «Melek (Cebrâîl), Meryem’e dedi ki: İleride Yesû (İsa) diye anılacak ve bu ad ile çağrılacak peygambere hâmile kal! Onu şaraptan, sarhoş eden her içkiden ve her murdar etten (uzak tutup) alıkoy. Çünkü o yavruyu Allah takdîs etmiştir. » (Bernaba İncilʹi: 1/4-6-2/7-10)
Tevrat’ın Sayılar kısmı 6/2-4’de de şarap ve içkinin haram olduğu belirtilmiştir.
d) Resim ve putların yasak olduğu Tevrat’ta açık şekilde ifade edilmiştir. İsa Peygamberin Tevrat’taki içki hakkındaki hükmü kaldırdığına dair hiçbir kayıt İncillerde mevcut değildir. Oysa Hz. İsa, Tevrat’ın bazı hükümlerini değiştiren ve geri kalan hükümleriyle amel eden bir peygamberdir. Nitekim Matta İncil’inin 5/17-42 bölümünde İsa Peygamber’in Tevratʹtaki hangi hükümleri değiştirdiği anlatılmaktadır ki, onlar arasında şarap ve diğer alkollü içkiler anılmamıştır.
HAK DİNİ DİN EDİNMEK
«Ve hak dini (İslâmʹı) din edinmeyenler... »
Gerçi semavî dinlerin hepsi haktır. Tarihin akışı içinde sosyal ve kültürel yapılarda meydana gelen kademeli gelişmeye paralel olarak dinlerde de bir tekâmül meydana gelmiştir. Bir sonrakiler öncekileri hem tasdîk eder, hem yürürlükten kaldırılan kısımlarını açıklar ve yerine getirilen yeni hükümleri tanıtır. Böylece sosyal yapıya daha yararlı yeni hükümlerin kabul edilmesi ve uygulama alanı bulması için teblîğ ve irşada devam edilir.
Tevrat kendinden önceki sahifeleri hem tashîh etmiş, hem sosyal yapıya faydalı olan bölümlerini içermiş, hem de daha yeni ve kapsamlı hükümler getirmiştir.
İsrâiloğullarıʹnın tarih boyunca zilletten zillete uğraması, Tevratʹın yazılı bulunduğu Levhalarʹın kaybolmasına veya imhâ edilmesine neden olmuş ve elde yazılı olan parçalardan, hafızalarda kalanlardan ne varsa biraraya getirilerek yeniden yazılması, birçok yanlışlıklara sebebiyet vermiştir.
İncil daha çok Tevratʹın bazı ahlâkî ve kısmen de amelî ve hukukî bölümlerini tashîh eder ve bazı hükümlerini değiştirir mahiyette indirilmiştir. Onun da orijinalinin Yahudiler tarafından imha edildiği sanılmaktadır. İsa Peygamber göğe yükseltildikten sonra, ona benzeyen birinin öldürülmesi hem büyük bir olay şeklinde ortaya çıkmış, hem bir sürü şüpheler doğurmuş, hem de İsâ Peygamber’e inananlar aralıksız takibata uğratılmış ve tedirgin edilmişlerdi. O bakımdan İnciller ancak bu olaydan 40-50 yıl sonra Havarilerden sağ kalanlarla, onlardan İncil’i dinleyenlerin gayretiyle yeniden yazılmışlardır. Bu sebeple birçok önemli bölümleri tesbit edilememiş, daha çok İsa Peygamber’in hayatına geniş yer verilerek kitap haline getirilmiştir.
Kurʹân-ı Kerîm önceki kitaplarda daha çok önemli hükümlerde meydana gelen yanlışları düzeltmiştir. Sonra da gelişen ve değişen insan topluluklarına hayat veren yepyeni hükümler getirerek semavî kitapların son halkası olduğunu ilân etmiştir.
Kur’ân bu gerçeği Kitap ehline seslenerek bilhassa duyurmak ister; akıllarını iyice kullanmalarını, tarihî hakikatleri daha iyi ve etraflı düşünmelerini ilham ederek İlâhî muradı en doğru şekilde yansıtır.
FIKHÎ YÖNÜ
Cizye, sözlükte borç ödeme anlamına gelir. Terim olarak, kendileriyle yapılan anlaşma gereği, gayr-i müslimlerin şahıs başına Müslümanlara verdiği vergi demektir.
Kimlerden cizye alınır?
a) İmam Şâfiîʹye göre, Kitap ehlinden alınır. Bunların Arap veya başka bir ırktan olması arasında bir fark yoktur. Putperestlerden cizye alınmaz. İmam Şâfiî bu mesele hakkındaki içtihadına dayanak olarak Enes b. Mâlikʹin yaptığı rivâyeti seçmiştir.
b) İmam Mâlik ve İmam Evzâîʹye göre, murtedler dışında kâfirlerin hepsinden cizye alınır.
c) İmam Ebû Hanîfeʹye göre, genellikle Kitap ehlinden ve Arap olmayan müşriklerden alınır; Arap müşriklerinden ise alınmaz.
d) İmam Ebû Yusuf’a göre, ister kitaplılar, isterse kitapsızlar olsun Araplardan cizye alınmaz; Arap olmayan kitaplılardan ve kitapsızlardan alınır.
Mecusîlerden ise, bütün imamların ittifakıyla alınacağı belirtilmiştir.
Bu konuda geniş bilgi için Ebû Bekir Cessas’ın Kur’ân Ahkâmı’nı tavsiye ederiz.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle müşriklerin murdar olduğu, o bakımdan Mescid-i Haram’a yaklaşmalarının yasaklandığı açıklandı. Sonra da İslâm’a karşı olan müşriklerin ve Kitap ehlinden olan Yahudilerin ve yer yer Hıristiyanların azgınlık ve taşkınlıklarının önlenmesi için şartlar elverdiğinde, baş eğmelerini sağlayıncaya kadar savaşılması emredildi.
Aşağıdaki âyetlerle Allahʹa ortak koşan, ona evlat isnat eden Yahudi ve Hıristiyanlar kınanıyor; sonra da onların küfrü gerektiren bu iddialarının sebeplerinden birinin, hattâ başta geleninin, Hz. Muhammed’i (A. S. ) küçük düşürmeye ve İslâm’ın nurunu söndürmeye yönelik bulunduğu belirtiliyor ve inkârcılar isteseler de, istemeseler de Allah’ın kendi nurunu mutlaka tamamlayacağına, İslâmiyeti başarıya ulaştıracağına değinilerek mü’minlere büyük bir müjde veriliyor.