A'raf Suresi 26-30. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

يَابَنِي اٰدَمَ قَدْ اَنْزَلْنَا عَلَيْكُمْ لِبَاسًا يُوَارِي سَوْاٰتِكُمْ وَرِيشًا وَلِبَاسُ التَّقْوٰى ذٰلِكَ خَيْرٌ ذٰلِكَ مِنْ اٰيَاتِ اللّٰهِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ يَابَنِي اٰدَمَ لَا يَفْتِنَنَّكُمُ الشَّيْطَانُ كَمَا اَخْرَجَ اَبَوَيْكُمْ مِنَ الْجَنَّةِ يَنْزِعُ عَنْهُمَا لِبَاسَهُمَا لِيُرِيَهُمَا سَوْاٰتِهِمَا اِنَّهُ يَرٰيكُمْ هُوَ وَقَبِيلُهُ مِنْ حَيْثُ لَا تَرَوْنَهُمْ اِنَّا جَعَلْنَا الشَّيَاطِينَ اَوْلِيَٓاءَ لِلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ وَاِذَا فَعَلُوا فَاحِشَةً قَالُوا وَجَدْنَا عَلَيْهَا اٰبَٓاءَنَا وَاللّٰهُ اَمَرَنَا بِهَا قُلْ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَأْمُرُ بِالْفَحْشَاءِ اَتَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ قُلْ اَمَرَ رَبِّي بِالْقِسْطِ وَاَقِيمُوا وُجُوهَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَادْعُوهُ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ كَمَا بَدَاَكُمْ تَعُودُونَ فَرِيقًا هَدٰى وَفَرِيقًا حَقَّ عَلَيْهِمُ الضَّلَالَةُ اِنَّهُمُ اتَّخَذُوا الشَّيَاطِينَ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَيَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ مُهْتَدُونَ

27.

Ey Ademoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek giysi ve süslenecek elbise verdik. Takva (Allah'a karşı gelmekten sakınma) elbisesi var ya, işte o daha hayırlıdır. Bu (giysiler), Allah'ın rahmetinin alametlerindendir. Belki öğüt alırlar (diye onları insanlara verdik).

Diyanet İşleri

27.

Ey Ademoğulları! Avret yerlerini kendilerine açmak için, elbiselerini soyarak ana babanızı cennetten çıkardığı gibi, şeytan sizi de saptırmasın. Çünkü o ve kabilesi, onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz, şeytanları, iman etmeyenlerin dostları kılmışızdır.

28.

Çirkin bir iş işledikleri vakit, "Biz atalarımızı bunun üzerinde bulduk, Allah da bize bunu emretti" derler. De ki: "Şüphesiz, Allah çirkin işleri emretmez. Siz bilmediğiniz şeyleri Allah'ın üzerine mi atıyorsunuz?"

29.

De ki: "Rabbim adaleti emretti. Her secde yerinde yüzlerinizi (O'na) doğrultun. Dini Allah'a has kılarak O'na ibadet edin. Sizi başlangıçta yarattığı gibi (yine O'na) döneceksiniz."

30.

Allah, bir kısmına hidayet etti, bir kısmına da sapıklık layık oldu. Çünkü onlar Allah'ı bırakıp şeytanları dost edinmişlerdi. Kendilerinin de doğru yolda olduklarını sanıyorlardı.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

26- Ey Âdem oğulları! Size utanç yerlerinizi örtecek, elbise ve bir de süs elbisesi indirdik. Takvâ (Allahʹtan korkup kötülüklerden sakınmak) elbisesi ise bunlardan daha hayırlıdır. İşte bu (nimetler) Allah’ın (yüce kudretine delâlet eden) belgelerdendir. Olur ki, düşünür de öğüt alırlar.

27- Ey Âdem oğulları! Şeytan utanç yerlerini kendilerine göstermek için ana babanızın elbiselerini çekip çıkarmak suretiyle onları Cennet’ten çıkardığı gibi, sizi de fitneye sokup saptırmasın. Doğrusu o da, yandaşları da -onları görmediğiniz yerden- sizi görürler. Şüphesiz ki biz Şeytan’ı imân etmeyenlerin dostu kılmışızdır.

28- Onlar (o Şeytan’ın dostu ve yandaşları) bir terbiyesizlikte bulun­duklarında, «babalarımızı bu yol üzerinde bulduk, Allah da bize bunu em­retmiştir» dediler. De ki: Allah, edepsizlik ve terbiyesizlikle emretmez. Bil­mediğiniz şeyi Allahʹa karşı mı (iftirada bulunup) söylüyorsunuz?!

29- De ki: Rabbim adâlet ve insafı emretmiştir. Her secde yerinde yüzlerinizi (Oʹna, O’nun kutsal evine) doğrultun; dini Oʹnun için katıksız kılarak duâ ve ibâdet edin. Sizi ilk yarattığı gibi, yine (Oʹna) döneceksiniz.

30- Bir kısmını doğru yola iletti, bir kısmına da sapıklık hakkoldu. Çünkü bunlar Allah’ı bırakıp şeytanları dost edinmişlerdi de kendilerini doğru yolda sanmışlardı.

İLGİLİ HADÎSLER

«Şüphesiz ki Allah çok güzeldir, güzelliği sever. » (Müslim/iman: 147- İbn Mace/duâ: 10- Ahmed: 4/133, 134, 151)

«Doğrusu Şeytan, Âdemoğlunun kan kanalından içeri girer. Hem Âdemoğlunun göğsü şeytanlara konak kılınmıştır; ancak Allah’ın koruduk­ları müstesnâ.. » (Buharî/ahkâm: 21, bed’i halk: 11, i’tikaf: 11, 12- Ebû Dâvud/siyam: 78, sünnet: 17, edeb: 81- İbn Mâce: 65- Dârekutnî/rikak: 66- Ahmed: 3/156, 283, 309- 6/337)

«Her kul öldüğü hal üzere kaldırılıp haşredilir. Müʹmin imân üzerine, kâfir de küfrü üzerine... » (Müslim/cennet: 83)

«Şüphesiz ki adam uzun bir süre Cennet ehlinin ameliyle amel eder, sonra ameli, Cehennem ehlinin ameliyle son bulur. Ve adam uzun zaman Cehennem ehlinin ameliyle amel ettikten sonra ameli, Cennet ehlinin ame­liyle son bulur. » (Buharî/kader: 1, 5, cihâd: 77, tevhîd: 28, enbiya: 1, rikak: 33- Müslim/kader: 1, 12 Ahmed: 1/382, 414, 430- 2/287- 5/332, 335- 6/107, 108)

İbn Abbas (R. A. ) anlatıyor:

- Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz aramızda bulunuyordu ki, birara aya­ğa kalkıp bize öğüt vermeğe başladı ve şöyle buyurdu: «Ey insanlar! Şüp­hesiz ki Azîz ve Celîl olan Allahʹa yalınayak, çıplak ve sünnetsiz bir halde haşrolunacaksınız. Yaratmaya ilk başladığımız gibi -katımızdan verilmiş bir söz olarak- onları tekrar (diriltip) iade edeceğiz. Şüphesiz ki biz böyle yapıcılarızdır. » (Müslim/cennet: 56- Buharî/enbiya: 8, 48, tefsîr: 5, 14, 21- Tirmizî/ kıyamet: 3, tefsîr: 80- Nesâî/cenâiz: 118, 119- Ahmed: 1/223, 229, 233, 253- 3/495 - 6/53)

«Doğrusu Allah insanları yarattıktan hemen sonra üzerlerine kendi nu­rundan attı. O nur kime dokunduysa doğru yolu buldu, kime dokunmadıysa o sapıtıp kaldı. » (Tirmizî: Abdullah b. Amr (R. A. )dan)

Açıklama:

Bu nur, İlâhî ilmin geleceği tesbite göre ayarlanmıştır; kime dokunaca­ğı, kime dokunmayacağı ezelî ilimle belirlenip hükme bağlanmıştır. Böyle­ce Allah’ın ilmi malûmata tabi olarak plân ve proğramını hazırlamıştır.

«Şüphesiz ki her çocuk, İslâm fıtratı (Allah ve din duygusu) ile doğar. Sonra ana babası onu ya yahudileştirir, ya hıristiyanlaştırır, ya da mecusîleştirir.. » (Buharî/cenâiz: 80, tefsîr: 30, kader: 3- Müslim/kader: 22, 23, 24- Ah­med: 2/315, 346)

ÖRTÜNMEK VAKAR VE SAYGINLIKTIR

«Ey Âdemoğulları! Size utanç yerlerinizi örtecek elbise ve bir de süs elbisesi indirdik. »

İlgili âyetle Allah’ın insanlara lütfettiği nîmetlerden birinin de elbise olduğuna dikkat çekiliyor. Hem utanç yerlerimizi örten, hem de bize bir süs ve güzellik veren elbisenin birçok yararlarından biri de, fert, âile ve toplum hayatımızda bize edep, terbiye; saygınlık, şeref ve vakar kazandır­masıdır.

Cennet elbiseleriyle utanç yerleri örtülü olan Âdem ile Havvaʹnın Al­lah yanındaki azizlik ve vakarlarını zedelemek ve onların Allah ve kutsî âlem ile meşgul bulunan kalblerini şehvete çevirmek için İblisʹin hazırladığı se­naryo ile oynadığı oyun son derece ibretli ve anlamlıdır. İki ayrı cins (er­kek ve kadın)ın utanç yerlerini birbirlerine göstermenin insanı Allahʹtan uzaklaştıracağı çok duyarlı bir anlatımla haber verilmektedir.

İnsanoğlu, içinde taşıdığı nefis ve ona bağlı kötü sıfatlar nedeniyle açılmaya heveslidir. Şeytanın peşpeşe gönderdiği sinyallar da durmadan şehveti tahrike yöneliktir. Kişi, ruhundaki yüceliği, Allah yanındaki azizliği unutur da bu yöndeki hevesine yenilirse, hem Allah ve melekleri, hem de çevresindeki hemcinsleri yanında saygınlık ve vakarını kaybeder. Kadın ise, bu durumda azizlik ve iffet perdesinden sıyrılıp çıkarak bütün cazibe ve saygınlığını yitirir.

Dinle ilmin elele verip insan unsurunu eğiterek yetiştirmesinin gereği burada bir defa daha hissedilmektedir»

Karakteri ve psikolojik yapısı itibarıyla insan, iffetini örten, zînet yer­lerini teşhîr etmeyen kadınlara karşı saygı; açılıp saçılanlara karşı sadece şehvet duyar. Birincisi aile ve toplumu huzur, güven, sevgi ve saygı hava­sına kavuşturur; İkincisi hayatı asıl amacından uzaklaştırıp insanı bayağı­laştırarak ruhun aradığı ve devamlı ihtiyaç duyduğu huzur ve güveni du­mura uğratır.

Onun için Allah, Âdemoğullarına şöyle sesleniyor: «Ey Âdemoğulları! size utanç yerlerinizi örtecek elbise ve bir de süs elbisesi indirdik.... Ey Âdemoğulları! Şeytan, utanç yerlerini kendilerine göstermek İçin ana ba­banızın elbiselerini çekip çıkarmak suretiyle onları Cennetʹten çıkardığı gibi, sizi de fitneye sokup saptırmasın... »

Allah cemal sıfatını ve sonsuz saadet yurdu Cennet’i, insanlığını unu­tup saygınlık ve vakarını yitirme pahasına da olsa utanç yerlerini açan ve hayatı behimîleştirenlere hiçbir zaman lâyık görmez. Nitekim Âdemʹle Havva anamızın oradan çıkarılmasının sebeplerinden biri de İlâhî emre uymadıkları ve utanç yerlerinin açılması değil midir?

Cahiliye devrinin kötü âdetlerinden biri de, kadın ve erkeklerin çıplak bir vaziyette Kâbe’yi tavaf etmeye özen göstermeleri ve yapılan uyarılara kulak vermeyip, «Dede ve babalarımızı bu yol üzerinde bulduk. Allah da bi­ze bunu emretmiştir», diyerek Allahʹa iftira etmeleri Kur’ânʹda konu edili­yor ve susturucu cevap olarak şöyle buyuruluyor: «De ki: Allah edepsizlik ve terbiyesizlikle emretmez. Bilmediğiniz şeyi Allahʹa karşı mı (iftirada bulunup) söylüyorsunuz?! »

İRTİCA NEDİR, NE DEĞİLDİR?

Sözlükte, geri dönme, eskiyi isteme anlamına gelir. Modernistler bu­na «gericilik» der. İslâmʹa göre, eskiye özenmenin biri faydalı, diğeri zarar­lı iki yanı vardır: Gerçek imân, iyi ahlâk ve faziletten uzak kavimlerin il­kel yaşayışına ilgi duymak ve bunun için çırpınıp durmak gericiliktir. Fert, aile ve toplumu ahlâk ve fazîlet, sağlam imân ve irfan düzeyinde tutan mil­lî ve dinî kültürü korumaya çalışmak; geçmişte abideleşen bu hasletlerle yaşamaya özenmek ise, ilericilik ve şereftir. Cahiliye devri insanları gibi, yarı çıplak bir vaziyette gezip dolaşmaya özenmek, iffet perdesini atıp bikiniyle vücudu teşhir etmek gericiliktir. İkibin yıldan beridir insanları sö­mürmeye yönelik faiz sistemi gericilik; helâl kazanç, meşruʹ kâr; faizsiz ödünç, yardımlaşma ve dayanışma gibi toplumu sağlam esaslar üzerinde ayakta tutan her iyilik ve iyi niyet ilericiliktir. Bu misalleri çoğaltmak müm­kün. Konuyu özetleyecek olursak, efradını camiʹ, ağyarını maniʹ bir tarifle şöyle diyebiliriz: Fert, aile ve toplumu sevgi, saygı, yardımlaşma, daya­nışma, kardeşlik ve dostluk bağlarıyla birbirine bağlayan; insan şeref, na­mus ve iffetini koruyan; ruhla beden, dünya ile ahiret, maddeyle mâna ara­sında denge sağlayan her bilgi, her düşünce, her inanç ve her iş ilericilik­tir. Bunun aksine bir tutum gericiliktir.

İNDİRİLEN ELBİSE VE SÜS ELBİSESİ

«Ey âdemoğulları! Size utanç yerlerinizi örtecek elbise ve bir de süs elbisesi indirdik. »

26. Âyetle insanoğlunun utanç yerlerini örtecek ve ona vakar ve say­gınlık sağlayacak, onu diğer canlılardan dış görünümüyle de ayıracak ve insanlığına yakışanı gerçekleştirecek iki türlü elbise indirildiği bildiriliyor. Kullanılan anlatım ve yer alan kelime ve cümlede iki husus belirtiliyor: Utanç yerlerini örtecek elbise ile süs elbisesi ve bunların indirilmesi..

Birinci tabir, insana her zaman iki ayrı elbisenin lüzumuna işârettir: utanç yerlerini örten ev kıyafeti, şeref ve vakar veren dış kıyafeti..

İkincisi, elbisenin ham maddesini teşkil eden pamuk, keten, yün ve ipeğin gökten yağan yağmurla, toprağa hareket veren güneş ışınlarıyla vücut bulduğuna işârettir. O bakımdan Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz evin­de bulunduğu zaman içinde de, sokağa çıktığında da en temiz elbisesini giymeyi ihmal etmez ve utanç yerlerinin açılmamasına özen gösterirdi.

TAKVÂ ELBİSESİ

«Takva elbisesi ise bunlardan daha hayırlıdır. »

Kur’ân böylece insana biri evde veya iş esnasında, diğeri toplum ara­sında giyinmek üzere iki ayrı elbise tavsiye ediyor. Birincisi insanı hayata karşı hareketli duruma getirir; İkincisi belli zamanlarda insana saygınlık, edep, terbiye, nezaket ve nezahat kazandırır; tıpkı kuşlara zerafet, güzel­lik ve çekicilik veren renk renk tüyleri gibi..

Bu ikisinden birini veya ikisini bulamayan mü’minlere gelince, onlar gizli ve açık hallerde, «Allah utanılmaya daha lâyıktır» inancıyla hareket edip yaprak ve otla olsun utanç yerlerini örterler. Bu da onlara azizlik ve edep kazandırır. Çünkü daha önemlisi, ruhlarına takvâ (Allahʹtan saygı ile korkup O’nun emirlerini yerine getirerek her türlü fenalıktan kaçınmak) elbisesini giydirmiş olmalarıdır.

Nitekim İbn Abbas (R. A. ), takvâ elbisesini, «amel-i salih»le, el- Hasan, «edep ve terbiye» ile, Hz. Osman (R. A. ) «yeri gelince susmasını bilmek»le, Urve b. Zübeyir «Allah’tan korkup alçakgönüllü olmak»la yo­rumlamışlardır.

ALLAH, ADÂLET VE İNSAFI EMRETMİŞTİR

«De ki: Rabbim adâlet ve insafı emretmiştir. »

Kıyafet konusunda adâlet, giyim ve kuşamda, insanlığımıza, ekonomik durumumuza ve ruhumuzun yüceliğine yakışanı yapmak; lüks ve israftan kaçınmak; utanç yerleri ve vücut hatları görünmeyecek şekilde örtünmektir. Bunun aksine bir giyim ve kuşama özenmek, adâlet ve insaf sınırını aş­maktır.

İnsaf kavramına gelince, birçok konularda olduğu gibi, giyim ve ku­şamda da ortalama bir yol seçmek, israf ve cimrilikten kaçınmaktır. Böy­lece adâletle insaf birbirini tamamlayan birer kavram olarak ilgili âyette birarada anılmıştır. Zira «Kist» adâlet ölçüsünde nasîp anlamına geldiği gibi, «iksat» da başkasının nasîbini vermektir ki, insaf manasına delâlet eder. (Fazla bilgi için bak: el-Müfredat Fi-garibi’l-Kur’ân.)

KÂBEʹYE YÖNELMEK, ADÂLET VE İNSAFI İLHÂM EDER

«Her secde yerinde yüzlerinizi (O’na, Oʹnun kutsal evine) doğrultun. »

Her secde yerinde Allah’a ve O’nun kutsal saydığı evine yönelmemiz emrediliyorken yukarıdaki konunun bir anda değiştirildiği imajı veriliyorsa da, aslında bu, adâlet ve insafın ilham kaynağını gönüllere işlemeyi amaçlamaktadır. Bir olan Allahʹın ilk mâbedine yalnız başına veya toplu halde yüzçevirip ibâdet etmek, başımızı yerlere kadar eğip secdede bulun­mak, önce insanın içini dolduran mânevî bir zevk verir, sonra insanla Al­lah arasındaki yolu işlek duruma getirir; sonra da insana edepli ve alçak­gönüllü olmayı öğretir. Önce Allahʹtan, sonra da toplumdan utanmamızı telkînle lâyık olanı yapmamızı ilham eder. O nedenle dengeli bir hayat, ne­zih bir ömür, edepli bir yaşayış; saygınlık ve azizlik veren bir davranış ve giyiniş arzusu kendiliğinden belirir ve insan bu düzeyde hem adil, hem de insaflı olur.

DİNİ ALLAH’A HALİS KILMAK

«Dini Oʹnun için katıksız kılarak duâ ve ibâdet edin. »

Din ve dindarlık samimiyet, anlayış, zevk ve bilgi ister. İbâdet yalnız Allahʹa yapılacağına göre, başkasının onda bir payı söz konusu değildir. Aksi halde ibâdetteki adâlet kalkar, insaf ölçüsü bozulur ve böylesine bir düşünce kişiyi şirke kadar götürebilir.

Bedenimizi örten elbise çevremize karşı saygımızı ve insanlığımızın bir bakıma ölçüsünü; Allahʹa olan katkısız ibâdetimizle ruhumuzu ve kalbimizi giydirmemiz ise, yaratana karşı saygımızı ve bizi insan olarak yarattığının şükrünü sembolize eder. Artık böylesine asil bir yönelişte ne­fis ve şeytanın payı yoktur. Ruhun yüceliği, imânın paha biçilmezliği söz konusudur..

ÇIPLAK DOĞDUK VE ÇIPLAK OLARAK DİRİLİP ALLAHʹA DÖNECEĞİZ

«Sizi ilk yarattığı gibi, yine Oʹna döneceksi­niz. »

İlgili 29. âyetle çok önemli bir hususa parmak basılıyor: Anamızdan çıplak olarak doğduğumuz gibi, yine çıplak olarak dirilip Allahʹın huzurun­da toplanacağımız hatırlatılıyor.

Bunun sebebi açıktır:

Dünya teklîf, sorumluluk, mücadele, didinme, çabalama ve nesli de­vam ettirmenin yanısıra Âhiretʹe hazırlık dönemidir. Hayatın her anı ve safhası ya ruhumuzu kirletip karartır, ya da onu cilalayıp saydamlığını ko­rur veya bu ikisi arasında bir zigzag çizip gider. Ruhumuzu korumak ve ona gıda vermekle yükümlü bulunduğumuz gibi, bedenimizi de korumakla yükümlüyüzdür. Bedenimiz bir bakıma dünya şartlarına göre hazırlanıp ruhumuza sunulmuş bir elbisedir ve ruhun özelliğiyle uyum halindedir. Onu bütünüyle açıp teşhîr etmek, yani çıplak bırakmak, sözünü ettiğimiz uyumluluğa ters düşer; ahlâkı bozar, saygınlığı zedeler. Nefis ve şehvet doğrultusunda hayatı berbat eder. Âhirette ise, teklîf, sorumluluk, müca­dele, nesli idâme gibi kayıtlar olmayacağından saygınlık, ahlâk ve fazî­leti koruyup korumamak söz konusu değildir. O gün sadece hesap, amel­lerin açığa çıkması, hak ve hukukun yerine getirilmesi ve İlâhî adâletin te­cellisi vardır. Aynı zamanda herkes edep ve terbiyesini, ahlâk ve fazîletini, din ve dindarlığını beraberinde taşır. Âhirette buna ilâve edeceği hiçbir şey yoktur. O nedenle orada elbise, süs ve benzeri şeylerle uğraşılacak dönem ve devre çok gerilerde kalmış olacak, her kişinin kendine yetecek meşguliyeti bulunacak..

İLÂHÎ HİDAYET LÂYIK OLANA TECELLİ EDER

«Bir kısmını doğru yola iletti, bir kısmına da sapıklık hakkoldu. »

Hidâyet, biri doğru yola eriştirmek, diğeri doğru yolu göstermek ol­mak üzere iki mânaya delâlet eder. Birincisi Allah’a nisbetle, İkincisi pey­gamber ve mürşitlere nisbetledir.

Allah’ın rahmet ve gufranını, af ve inâyetini yansıtan hidâyet, güneş veya nisan yağmuruna benzer. Güneş eşyaya ışık ve enerji gönderir; bu­lutlar ölü toprağı diriltmek için yağmur indirir. İstiʹdadı olan toprak ve bit­ki bu iki rahmet kaynağından yeterince yararlanır. Çorak toprakla, kökü kesik bitkiler ise, istiʹdadları dumura uğradığından nasiplerini alamazlar. O halde kusur güneş ve yağmurda değil, eşyanın kendisindedir.

İlgili âyetle «Bir kısmını doğru yola iletti, bir kısmına da sapıklık hak oldu» buyurulmuştur. Birinci cümle rahmet ve hidayete lâyık ve ehil ki­şilere, ikinci cümle, kalbini, dimağını ve vicdanını nefis ve maddeyle ço­raklaştırıp sadece dünya hayatını amaç seçenlere işârettir. Kusur ilâhi rahmet ve hidayette değil, kusur o kişilerin anlayış ve tutumlarındadır. Çünkü Allah hiç kimseye haksızlık etmez. O, zulmü hem kendine, hem de insanlara haram kılmıştır. Ama insan kendine haksızlık eder.

İşte bu mânayla Kur’ânʹda hidâyet ve delâlet Allahʹa nisbet edilmiştir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle insana edep ve saygınlık kazandıran iki ayrı el­biseden ve arkasından da kalb ve ruhu süsleyen takva giysisinden söz edildi. Utanç ve edep yerlerini açmanın bir bakıma şeytana oyuncak ol­mayı ifâde ettiğine atıf yapıldı. İnsanlığımıza yakışanı giyinmemiz ve yap­mamızın insaf ve adâlet olduğu belirtildi. İlâhî hidâyetin hedefine işaret edildi.

Aşağıdaki âyetlerle camilere, toplantı yerlerine temiz ve güzel elbi­seyle gidilmesi emrediliyor. Helâl ve haram kılma yetkisinin Allah’a ait ol­duğu; Allah’ın her türlü edep ve terbiye dışı söz ve davranışı haram kıl­dığı açıklanıyor ve sonra da haksızlığı, tecavüzü yasakladığı bildiriliyor.