MEÂLİ:
25- O inkâr edenlere, Allah yolundan ve içinde yerlisi ve misafiri eşit tutulan Mescid-i Haramʹdan alıkoyanlara; içinde haksızlık yaparak dinsizliğe yeltenen kimselere elbette elem verici azâptan tattıracağız.
26- Hani bir vakit Beytüʹl-Haramʹın yerini İbrâhimʹe hazırlattık da ona, «bana hiç bir şeyi ortak koşma, evimi tavaf edenlere, (onda) ayakta duranlara, rükûʹ ve secde edenlere tertemiz tut» demiştik.
27- İnsanlar arasında Haccʹı ilân et de yaya olarak, arık binekler üzerinde her uzak vâdiden, yoldan sana gelsinler.
28- Tâ ki kendileri lehine birtakım menfaatlere şâhit ve hazır olsunlar. Allahʹın onlara rızık olarak sunduğu eti yenen hayvanlara (kurban etmelerine) karşılık belli günlerde Allah’ın ismini ansınlar. Siz de onların etinden yeyin ve sıkıntıya uğramış fakirlere yedirin.
29- Sonra da (saçlarını, tırnaklarını kesip üst-başlarındaki) kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve (yeryüzünde Allahʹa ibâdet için) ilk kurulan Beyt’i tavaf etsinler.
İLGİLİ HADÎSLER
«Ey Abdülmenaf oğulları! Beytullahʹı tavaf etmek ve herhangi bir saatte, gece olsun, gündüz olsun namaz kılmak isteyen hiç kimseye engel olmayın. » (Müsned-i Ahmed: 4/80)
«Harem dahilinde yiyecek maddelerini ihtikâr etmek, ilhaddır (zulüm ve isyandır, İlâhî sınırları aşmaktır). » (Ebû Dâvud/menâsik: 89)
«Ey insanlar! gerçekten Allah size haccı farz kıldı. Artık haccedin. » (Müslim/hac: 412- Nesâî/menâsik: 1- Ahmed: 5/508)
«Gelecekte Kureyşʹten bir adam Beytüʹl-Haram’da zulüm ve tuğyanda bulunacaktır. Eğer onun işlediği bu günah insanlarla cinlerin günahları karşılığında tartılsa, elbette o ağır gelecektir. » (Müsned-i Ahmed: 1/68)
MESCİD-İ HARAM İBÂDETE KAPALI TUTULAMAZ
«O inkâr edenlere, Allah yolundan ve içinde yerlisi ve misafiri eşit tutulan Mescid-i Haramʹdan alıkoyanlara… elem verici azaptan tattıracağız. »
Yeryüzünde Allahʹa ibâdet için ilk konulan mâbet, şüphesiz ki, Beytü’l-Atîk (kadim mâbed olan Mescid-i Haram), imân eden bütün insanların ortaklaşa hakkıdır. İmân edenlerden maksat, İslâmiyeti din olarak seçen mü’minlerdir. Bunları orada ibâdetten alıkoymaya hiç kimse yetkili değildir. Kur’ân böyle bir engellemede bulunanlara elem verici bir azâbın tattırılacağım haber veriyor. Aynı zamanda sözü edilen ibâdette bulunma hakkı hususunda Mekke’de oturanlarla taşradan gelenler eşittirler. Birine öncelik tanınmaz; diğerinin ibâdeti, ilgisi küçümsenmez. Çünkü orası İslâm birliğinin odağı, İlâhî rahmetin kaynağı ve peygamberlerin yüz sürüp saygı duyduğu mahfildir.
Mü’minleri Beytü’l-Haramʹdan alıkoymanın çeşitleri:
a) Mekke sakinlerinin bu kutsal yeri sadece kendilerine tahsis edip taşradan gelenlere müsaade etmemeleri,
Nitekim Kureyş müşrikleri, Hudeybiye yılında Hz. Peygamber’in (A. S. ) oraya girmesine engel olmuşlardı.
b) Hac yolunda tehlike oluşturmak ve böylece gidenleri korkutup geri dönmelerine sebep olmak,
c) Bulundukları ülkede -zorunlu bir sebep olmadığı halde- gidenlere müsaade etmemek bu cümledendir.
BEYTÜʹL-HARAMʹIN İBRAHİM PEYGAMBERE HAZIRLATILMASI
«Hani bir vakit Beytüʹl-Haramʹın yerini İbrahimʹe hazırlattık da.... »
Yıllarca müşriklerin istilâsına uğrayan ve o sebeple içinde Tevhîd Kandili yanmaz olan Kâbe’yi, Allah yeniden ihyâ edip müʹminlerin ibâdetine merkez ve odak olarak hazırlatmayı murat etti. Hanîf Dini’nin başmümessili, Tevhîd Dini’nin koruyucusu ve savunucusu İbrahim Peygamberi görevlendirdi. Daha doğrusu bu şerefi ona lâyık gördü. Böylece o kutsal mâbedi uzaktan ve yakından, yaya ve binekle gelen; ayakta durup duâ eden ve tavaf yapanlara; rükûʹ ve secde edenlere tertemiz tutmasını emretti.
Unutmamak gerekir ki, Kurʹân’daki bu hitap özellik arzediyorsa da taşıdığı emir genellik arzetmektedir. Yani kıyâmete kadar Kâbe’nin ve dolayısıyla hırsızlık ve benzeri tehlikeler olmadığı zaman, özellikle de namaz vakitlerinde bütün mâbetlerin tertemiz ve açık tutulması farzdır.
Âyetin açık delâletinden şu hükümler anlaşılmaktadır:
a) Kâbe’nin Allah’a ve Hz. Muhammed’e (A. S. ) dosdoğru imân eden her mü’mine açık tutulması,
b) Oraya ibâdet için gitmek isteyen her mü’mine izin verilmesi,
c) Kâbe’nin her zaman tertemiz tutulması,
d) Tamire ihtiyaç görüldüğünde tamir edilmesi farzdır.
Aynı zamanda orası her insan için açık tutulup kimine belli bir ilgi ve makam tahsis edilmemesi; oraya haccedenlerin tertemiz gitmesi ve bulundukları süre içinde temizliğe riâyet etmeleri vâciptir.
MÜ’MİNLERİN KÂBE KONUSUNDA KENDİ LEHLERİNE SAĞLAYACAKLARI MENFAATLER
«Tâ ki kendi lehlerine birtakım menfaatlere şahit ve hazır olsunlar.. »
İbâdet için kutsal Kâbe’ye giden mü’minlerin kendi lehlerine sağlayacakları menfaatler, maddî ve mânevî olmak üzere şöyle sıralanabilir:
1- Yeryüzünde yaşayan mü’minlerin birbirleriyle tanışması,
2- İlim adamlarının biraraya gelip günün önemli meselelerini görüşerek İslâm potasında şekillendirmesi,
3- Bütün dertlerin tek dert hâline getirilmesi,
4- İslâm ülkeleri arasında ekonomik güç oluşturulması; ithalat ve ihracata zemin hazırlanması ve hız verilmesi,
5- İslâm düşmanlarına karşı ortak savunma plânı hazırlanması,
6- Geri kalmış İslâm ülkelerine gereken desteğin sağlanması,
7- Günah kirlerinden arınma imkânı elde edilmesi ve ruhen gelişme idrâkine erişilmesi,
8- Âhiretʹten müstesnâ bir tablo oluşturup, ölmeden önce ölme sırrına erişilmesi,
9- Bir süre dünya dağdağasından uzak kalıp kalbi mâsivadan temizleyerek iç huzuruna kavuşulması bunlardan bir kısmıdır.
BELLİ GÜNLERDE KURBAN KESMEK VE TEKBÎR GETİRMEK
«Allah’ın onlara rızık olarak sunduğu eti yenen hayvanlara karşılık belli günlerde Allahʹın ismini ansınlar. »
Hacda vâcip olan kurbanı -şükür olsun diye- belli günlerde boğazlayıp sık sık «Tekbîr» getirmek ve öylece Allah’ı anmak; aynı zamanda kesilen hayvanlardan hem yemek, hem de fakir ve muhtaçlara yedirmek, kulun Allah’a olan imân ve teslimiyetinin sadakatini simgeler. Kurbandan sonra ciddi bir temizlik yaparak ruh ve bedeni arındırmayı birleştirip bütünleştirmek haccın anlamına başka bir anlam katar ve onu kemal derecesine doğru yükseltir. Ayrıca hac ve ibâdetle ilgili bir nezir (adak) varsa onu da yerine getirmek vâciptir. Bunda da ayrı bir sadakat manası söz konusudur.
FIKHÎ YÖNÜ
Kurban günleri hakkında müctehit imamların farklı tesbit ve içtihatları olmuştur:
a) İmam Mâlik, İmam Ebû Hanîfe, İmam Ahmed b. Hanbel ve İmam Sevrî’ye göre: Üç gündür.
Bunların dayanağı, Ebû Hüreyre (R. A. ) ile Enes b. Mâlik (R. A. )den nakledilen sahîh rivâyettir.
b) İmam Şâfiîʹye ve bir de İmam Evzâî’ye göre: Dört gündür. Bu ikisinin delil ve dayanağı ise, Hz. Ali (R. A. ), İbn Abbas (R. A. ) ve İbn Ömer (R. A. )den yapılan rivâyettir.
Kurban kesme vakti ne zamandır?
Bayramın birinci günü fecir doğduktan sonra başlar; bayram namazı kılındıktan sonra yerine getirilir. Nitekim: «Kim namazdan sonra keserse, ibâdetini tamamlamış ve Müslümanların sünnetine uymuş olur.. » meâlindeki Berâ’ b. Âzib (R. A. ) rivâyeti, yani ondan rivâyet edilen hadîs bu konuda delil ve dayanak olarak alınmıştır.
Cuma ve bayram namazları kılınmayan yerlerde ise, kurbanlık hayvan sabah namazından sonra kesilir.
Mescid-i Haramʹdan maksat nedir?
Bu konuda müctehit imamların farklı tesbit ve görüşleri söz konusudur. Kimine göre, bundan sadece Mescid-i Haram, yani Kâbe kasdedilmiştir; kimine göre ise, Mekke’de haram sınırları içinde olan bütün yerler kasdedilmiştir. Birincilerin görüşüne göre, Mekkeliler evlerini gelen hacılara kiraya verebilirler, bunda bir sakınca yoktur. Tabiînden Alkame ve Mücâhid aynı görüştedirler. İkincilere göre ise, haram dahilindeki bütün topraklara gelen hacılar da sahiptirler, yerli halk ile bu hususta eşit haklara sahiptirler. O bakımdan Mekkeli’lerin evlerini kiraya verip ücret almaları haram veya mekrûhtur. Tabii bu eşitlik sadece hac mevsimiyle kayıtlıdır. Günümüzde ise, birincilerin görüş ve tesbitine göre amel edilmekte ve işlem yapılmaktadır.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, kutsal Kâbe’nin sırf Allah’a ibâdet için İbrahim Peygamber’e (A. S. ) hazırlatıldığı belirtildi. O bakımdan Kâbe’nin tertemiz tutulması ve her mü’mine açık olmasının gereği üzerinde duruldu. Sonra da hac ibâdetinin müʹminlere sağlayacağı menfaatlere dikkatler çekildi.
Aşağıdaki âyetlerle, hac hakkında belirtilen hususlara uyulması konu ediliyor. Allah’a ortak koşanların nasıl boşlukta kaldıkları anlatılarak, Kâbe’de ibâdet için konulmuş alâmetlere saygı gösterilmesi emrediliyor. Kesilecek hayvanların üzerine Allah’ın adı anılarak öylece kesilmesinin vücubu belirtiliyor. Sonra da kesilen kurbanlık hayvanlardan amacın ne olduğuna parmak basılarak bu konuda mü’minler aydınlatılıyor.