Kasas Suresi 22-28. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَلَمَّا تَوَجَّهَ تِلْقَاءَ مَدْيَنَ قَالَ عَسٰى رَبِّي اَنْ يَهْدِيَنِي سَوَاءَ السَّبِيلِ وَلَمَّا وَرَدَ مَاءَ مَدْيَنَ وَجَدَ عَلَيْهِ اُمَّةً مِنَ النَّاسِ يَسْقُونَ وَوَجَدَ مِنْ دُونِهِمُ امْرَاَتَيْنِ تَذُودَانِ قَالَ مَا خَطْبُكُمَا قَالَتَا لَا نَسْقِي حَتّٰى يُصْدِرَ الرِّعَاءُ وَاَبُونَا شَيْخٌ كَبِيرٌ فَسَقٰى لَهُمَا ثُمَّ تَوَلّٰٓى اِلَى الظِّلِّ فَقَالَ رَبِّ اِنِّي لِمَا اَنْزَلْتَ اِلَيَّ مِنْ خَيْرٍ فَقِيرٌ فَجَاءَتْهُ اِحْدٰيهُمَا تَمْشِي عَلَى اسْتِحْيَاءٍ قَالَتْ اِنَّ اَبِي يَدْعُوكَ لِيَجْزِيَكَ اَجْرَ مَا سَقَيْتَ لَنَا فَلَمَّا جَاءَهُ وَقَصَّ عَلَيْهِ الْقَصَصَ قَالَ لَا تَخَفْ نَجَوْتَ مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ قَالَتْ اِحْدٰيهُمَا يَاأَبَتِ اسْتَأْجِرْهُ اِنَّ خَيْرَ مَنِ اسْتَأْجَرْتَ الْقَوِيُّ الْاَمِينُ قَالَ اِنِّٓي اُرِيدُ اَنْ اُنْكِحَكَ اِحْدَى ابْنَتَيَّ هَاتَيْنِ عَلٰٓى اَنْ تَأْجُرَنِي ثَمَانِيَ حِجَجٍ فَاِنْ اَتْمَمْتَ عَشْرًا فَمِنْ عِنْدِكَ وَمَا اُرِيدُ اَنْ اَشُقَّ عَلَيْكَ سَتَجِدُنِي اِنْ شَاءَ اللّٰهُ مِنَ الصَّالِحِينَ قَالَ ذٰلِكَ بَيْنِي وَبَيْنَكَ اَيَّمَا الْاَجَلَيْنِ قَضَيْتُ فَلَا عُدْوَانَ عَلَيَّ وَاللّٰهُ عَلٰى مَا نَقُولُ وَكِيلٌ

26.

(Şehirden çıkıp) Medyen'e doğru yöneldiğinde, "Umarım Rabbim beni doğru yola iletir" dedi.

Diyanet İşleri

23.

Medyen suyuna varınca, suyun başında (hayvanlarını) sulamakta olan bazı insanlar gördü. Bunların yanında da koyunlarını suya salmamak için uğraşan iki kız gördü. Musa onlara, "(Koyunlarınızı burada tutmaktaki) maksadınız ne?" dedi. Onlar, "Çobanlar sulayıp çekilinceye kadar biz koyunlarımızı sulayamayız. Babamız ise çok yaşlı bir adamdır" dediler.

24.

Bunun üzerine Musa onların koyunlarını suladı. Sonra gölgeye çekilip, "Rabbim! Bana göndereceğin her hayra muhtacım" dedi.

25.

Nihayet kızlardan biri utana utana yürüyerek ona gelip, "Bizim için koyunlarımızı sulamanın ücretini vermek üzere babam seni çağırıyor" dedi. Musa, onun (Şu'ayb'ın) yanına gelip başından geçenleri ona anlatınca Şu'ayb, "Korkma, o zalim kavimden kurtuldun" dedi.

26.

Kızlardan biri, "Babacığım, onu ücretle tut. Herhalde ücretle tuttuklarının en hayırlısı, güçlü ve güvenilir olan bu adam olacaktır" dedi.

27.

Şu'ayb, "Ben, sekiz yıl bana çalışmana karşılık, şu iki kızımdan birisini sana nikahlamak istiyorum. Eğer sen bunu on yıla tamamlarsan, o da senden olur. Ben seni zora koşmak da istemiyorum. İnşaallah beni salih kimselerden bulacaksın" dedi.

28.

Musa, şöyle dedi: "Bu, seninle benim aramda bir iş. İki süreden hangisini tamamlarsam bana bir husumet yok. Allah, söylediklerimize vekildir."

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

22- Ve Medyen tarafına yöneldiğinde şöyle dedi, «Rabbımın beni doğru yola eriştireceğini umarım. »

23- Medyen suyuna varınca üzerinde toplanıp (davarlarını) sulayan bir grup insan buldu ve onların gerisinde (koyunlarına sâhip çıkıp) sakına­rak (sıra) bekleyen iki kadın gördü. Onlara: «Ne bu hâliniz? » diye sordu. Onlar: «Çobanlar davarlarını sulayıp ayrılmadıkça biz davarlarımızı sula­yamayız. Babamız ise iyice yaşlanmış bir ihtiyardır» diyerek cevap verdi­ler.

24- Bunun üzerine (Musa gayrete gelip) onların davarlarını suladı; sonra da gölgeye çekilip şöyle dedi: «Rabbim! doğrusu bana indirdiğin nî­mete (her zaman) muhtacım. »

25- Az sonra o iki kızdan biri utanarak Musaʹya doğru yürüyüp geldi ve «bizden yana davarları sulamanıza karşı bir ücret vermek için babam seni çağırıyor» dedi. Musa, onun babasına gelip (başından geçen) olayı anlatınca, o, «korkma, (halkı) zâlimler olan bir milletten kurtuldun» dedi.

26- O iki kızdan biri, «babacığım! onu ücretle tut; şüphesiz ki ücret­le tuttuğun kimselerin en hayırlısı bu güçlü ve güvenilir olan (adam)dır» dedi.

27- (Kızların babası, Musa’ya): «Sekiz yıl (ücretle çalışan bir işçi gibi) bana çalışmana karşılık bu iki kızımdan birini sana nikâhlamak isti­yorum; ama bunu on yıl olarak tamamlarsan o da senden (bir lütuf)... Ben (on yıl hususunda bir şart koşup) sana zorluk çıkarmak istemem. İnşaallah beni iyi-yararlı kimselerden bulacaksın» dedi.

28- Musa (ona): «Bu husus benimle senin orandadır. Bu iki süreden hangisini (tamamlayıp sözümü) yerine getirsem, artık bana karşı bir hak­sızlık söz konusu değildir. Allah bu dediklerimize vekildir» dedi.

MUSA PEYGAMBERʹİN DUÂSI

«Ve Medyen tara­fına yöneldiğinde şöyle dedi: Rabbımın beni doğru yola eriştireceğini uma­rım. »

Mısırʹı terkedip Medyenʹe yönelen Musa Peygamber’in (A. S. ) âyette ifadesini bulan duası, Onun Allah’ın yardımının tecelli edeceğine inanma­sının ve bu inanç düzeyinde derin bir ümit bağlamasının açık delilidir. Böy­lece Musa Peygamber, ileride başarılı olmanın yolunu seçmiş bulunuyor­du. Zira insan doğruyu, doğru yolu bulmakta aklını ve zekâsını ne kadar kullansa bile mutlaka Allah’ın yardımına ve O’nun hidâyet bahşetmesine muhtaçtır. O halde biz, Cenâb-ı Hakkʹın dinine hizmet etmeye yönelirken her an O’nun inâyetinin tecellisine muhtaç bulunduğumuzu idrâk ettiğimiz ölçüde başarılı olabiliriz. İşte yalnız başına içinde yaşadığı ülkeyi ve çev­resini bırakıp yola çıkan Musa Peygamberin izhar ettiği arzu ve sergiledi­ği duâ ve yalvarışı iyi niyetin, güzel düşüncenin, her şeyden önce sağlam imânın ürünü kabul edilir ve yaşamakta olan azimli mü’minlere misal teş­kil eder.

Nitekim bu âyetlerin indiği dönemde Mekkeʹde yaşayan mü’minler bü­yük bir ümitle Cenâb-ı Hakk’ın yardımda bulunacağını, kendilerini o zalim kavimden kurtaracağını ve dinini mutlaka aziz kılacağını bekliyorlardı. Mu­sa kıssasının belirtilen bölümü onlar için teselli sinyali veriyor ve kurtulu­şun yakın olduğunu bir bakıma müjdeliyordu.

MEDYEN VE HALKININ GEÇİM YOLU

«Medyen suyuna varın­ca, üzerinde toplanıp (davarlarını) sulayan bir grup insan buldu.. »

Medyen, tarihçilerle coğrafyacıların verdikleri bilgiye göre, Filistin ile Hicaz arasında Kızıldeniz sahilinde bir yerdir. Tarihi milattan önce iki bin yıllarına kadar uzanmaktadır. Şuayb ve Musa Peygamberlerin yaşadıkları çağda Medyenliʹlerin daha çok hayvancılık ve ticaretle geçimlerini sağla­dıkları ve Mısır fir’avnʹlarının hâkimiyeti altında olmadıkları -Kurʹân-ı Ke­rîmʹin verdiği kısa bilgilerden- anlaşılmaktadır.

SAVUNMASIZ İKİ KIZA YARDIM

«Ve onların gerisinde (koyunlarına sahip çıkıp) sakınarak (sıra) bekleyen iki kadın gördü. Onlara: «Ne bu haliniz? » diye sordu. Onlar da: «Çobanlar davarlarını sulayıp ayrılmadıkça biz davarlarımızı sulayamayız. Babamız ise iyice yaşlanmış bir ihtiyardır» diyerek cevap verdiler. »

Medyen topraklarına ayak basan Musa (A. S. ), davarlarını sulamaya getiren ora halkından zorbaların, zayıfların hakkına tecavüz ettiklerini gör­dü ve çok üzüldü. Özellikle iki kadının en gerilerde mahçup bir tavır içinde koyunlarını sulamak için beklediklerine, fakat her gelen çobanın kendi da­varını öne geçirip suladığına ve o kadınlara bir türlü fırsat ve imkân verme­diklerine şâhit olunca canı sıkıldı; zayıflardan yana olma gayreti harekete geçti ve o sebeple bir de durumu o kadınlardan sorup öğrenmeyi uygun buldu. Haksızlığa uğradıklarını anlayınca, onlara yardımcı oldu.

Kur’ân’da olayın bu safhasından bilhassa söz edilmesi, hem Musa (A. S. )ın gayretini bildirmek, hem de desteksiz ve güçsüz olanlara yardım edip haklarını savunmanın Allah yanında büyük bir sevap olduğunu öğret­mek içindir.

HER AN ALLAHʹA MUHTAÇ DURUMDA OLDUĞUMUZU ANLAMAMIZ NE GÜZEL ŞÜKÜRDÜR!

«Bunun üzerine (Musa gayrete gelip) onların davarlarını suladı; sonra da gölgeye çekilip şöyle dedi: «Rabbim, doğrusu bana indirdiğin nîmete (her zaman) muhta­cım. »

Yurdundan ve ailesinden uzak, Allah’tan başka dayanağı bulunma­yan Musa Peygamber, Cenâb-ı Hakk’ın kendisine lutfettiği nîmete her za­man muhtaç olduğunu dile getirerek kendi aczini, Allah’ın sonsuz kudre­tini belirtti. Zahirî sebeplerin koptuğu bir ortamda Allah’a daha çok güve­nip dayanmanın; tek hacet kapısının Oʹnun rahmet kapısı bulunduğunu id­rak etmenin, peygamberliğe namzet bir kişiye ne kadar yakıştığını anlat­maya gerek var mıdır? Şüphesiz böyle anlarda İlâhî lütuf ve inâyet tecelli eder de umulmadık sebepler birbirini izler. Nitekim Musa Peygamberʹin o iki kıza yardım etmesi, Şuayb Peygamber’le buluşmasına vesîle teşkil et­miş ve sonra da onun kızıyla evlenmesini ve bir peygamber evinde yıllarca kalıp daha iyi eğitilmesini sağlamıştır.

Ancak sözü edilen iki kızın, Şuayb Peygamber’in kızları olduğu hak­kında birtakım şüpheler izhar edenler olmuştur. Zira Kur’ân-ı Kerîm olayı naklederken sadece yaşlı bir babadan söz etmekte, Şuayb Peygamberʹin ismini anmamaktadır.

Müfessirlerin çoğu ise, Aʹraf Sûresi 85, Hud Sûresi 84 ve Ankebût Sûresi 36. âyetlere dayanarak o yaşlı babanın Şuayb Peygamber olduğu­nu söylemişlerdir. Zira sözü edilen üç âyette «Medyen’e de kardeşleri Şu­ayb’ı peygamber olarak gönderdik» denilmektedir.

Tevrat’ta Musa Peygamber’in bu yolculuğuna geniş yer verilmekte, Musaʹnın gittiği yerin Medyen olduğu belirtilerek biraz değişik bilgiler nakledilmektedir. Öyle ki, o yaşlı zatın adının Yetron olduğu, kâhin olarak tanındığı ve yedi kadar kızının bulunduğu o bilgilerden bir kısmını teşkil eder. (Bilgi için bak: Tevrat/Çıkış: 2/16-3/1-2)

Tabiatıyla Tevratʹa insan sözü karıştığı ve aslının hayli değişikliğe uğ­radığı dikkate alınınca, bu olayın da tahrifata uğraması mümkündür.

DOĞRULUĞUNA VE DİNDARLIĞINA GÜVENİLEN KİMSEYİ EVLENDİRMEK

«(Kızların babası, Musa’ya): Sekiz yıl (ücretle çalışan bir işçi gibi) bana çalışmana karşılık bu iki kızımdan birini sana nikâhlamak istiyorum.... dedi. »

Şuayb (A. S. ), Medyenli’lerle uzun yıllar mücadele etmiş; insanların ru­hî yapıları hakkında geniş bilgi edinmiş; aynı zamanda göz dolduracak bil­gi ve kültüre sahip bir peygamberdi. Musa Peygamber hakkında kızlarının övgü dolu sözleri de onun düşüncelerini kuvvetlendirmiş ve bir anda kay­naşmalarını sağlamıştır. Çünkü ikisinin de inancı, yolu ve davası aynıydı; öyle ki, Musa (A. S. ) da büyük bir peygamber olmaya namzet olarak dün­yaya gelmiş bulunuyordu. Şuayb Peygamber onda henüz gizli duran bu mazhariyetin ışığını görebiliyor; onun her sözünde ve davranışında bunun izlerini farkedebiliyordu. O bakımdan sekiz yıllık bir çalışma karşılığı olarak iki kızından birini ona nikâhlamayı tasarladığını çekinmeden açıklıyabiliyordu.

Böylece Allah’ın Musa’ya (A. S. ) indirdiği nîmet halkalarına bir diğeri eklenmiş oldu. Zira Musa (A. S. ) da yabancı bir ülkede başını sokacak bir eve, sıcak bir çorba hazırlayacak bin hanıma muhtaç durumda idi.

OLAYIN FIKHÎ YÖNÜ

Meselenin bir de fıkhî yönü söz konusudur. Şöyle ki: Şuayb Peygam­ber’in (A. S. ) şeriatında bir babanın öz kızını ahlâk ve dindarlığına güven­diği bir gence eş olarak verme teklîfi sünnettir. Ayrıca mehir olarak da iş­çiliğin câiz olduğu ortaya çıkıyor. Aynı zamanda aralarındaki bu sözleşme­ye başkası şâhit gösterilmiyor, sadece Allah vekîl olarak ifade edilmekle yetiniliyor.

Böylece Kur’ân-ı Kerîm, Şuayb Peygamberʹin şeriatında yer alan iki önemli konu hakkında kısa bilgi vererek hukukçuları aydınlatıyor.

Nitekim Şuayb Peygamber’in kızını eş olarak Musaʹya arzetmesi, İs­lâm’da da bir sünnet olarak kalmış ve olumlu sonuçlar doğurmuştur. Siyer­cilerin tesbitine göre, Hz. Ömer (R. A. ) kızı Hafsa’yı Ebû Bekir (R. A. ) ile Os­man (R. A. ) hazretlerine arzetmiş; Mevhube adındaki bir hanım da kendini Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹe eş olmak üzere arzetmiştir. (Tefsîr-i Kurtubî: 13/271)

Ayrıca bu âyette, nikâh akdinin veliye ait olduğu, kadının bu hususta yetkisi bulunmadığı da İstidlâl edilmiştir. İmam Ebû Hanîfe ise, buna muha­lefet etmiş ve ergen olan her kadının kendini nikâh ettirmekte söz sahibi olduğunu belirtmiştir. Onun bu mesele hakkındaki içtihadı şöyledir: «Kız ergen olunca rızası alınmaksızın hiç kimse onu evlendiremez. Çünkü ken­disi teklîf çağına girmiş bulunuyor. Ergenlik çağına girmeyen kızı ise, ve­lîsi iznini almadan evlendirebilir.. »

İmam Şâfiî bu âyetle şu hükmü İstidlâl etmiştir: «Nikâh akdi, Tezvîc ve İnkâh lâfızlarına mevkuftur, yani nikâh akdinde bu iki lâfızdan birini kul­lanmak suretiyle akit yapılabilir. » Rebi’a, Ebû Sevr, Ebû Ubeyd, Dâvud ez-Zahirî ve İmam Mâlik de aynı görüştedirler. Ne var ki Mâlikî Mezhebiʹnde söz sahibi olan ilim adamları her lâfızla nikâh akdi caiz olur diyerek kolay­lık getirmişlerdir. İmam Ebû Hanîfe ise, «temlîk ve teʹbîd ifade eden her lâ­fızla nikâh akdi geçerli olur» demiştir. (Geniş bilgi için bak: Kitabu’l-Fıkhi Alâ’l-Mezahibi’l-Arbaa/Akdi nikâh babı ve Tefsîr-i Kurtubî: 13/272, 273)

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Musa Peygamberʹin Medyenʹe yaptığı hicret ve orada Şuayb Peygamberʹle buluşması konu edildi. Bu arada fıkhî birkaç meseleye yer verilerek hukukçuları aydınlatıcı mahiyette bilgi verildi.

Aşağıdaki âyetlerle, Musa Peygamber’in (A. S. ) Medyenʹden çıkışı ve yolda, surette tecelli eden İlâhî hitaba mazhariyeti anlatılıyor. Sonra da Firʹavn ve kavmini Allahʹın varlığına, birliğine inanmaya dâvet etmek üzere görevlendirildiği konu edilerek birtakım muʹcizelerle desteklendiği haber veriliyor.