Bakara Suresi 257. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اَللّٰهُ وَلِيُّ الَّذِينَ اٰمَنُوا يُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ وَالَّذِينَ كَفَرُوا اَوْلِيَٓاؤُ۬هُمُ الطَّاغُوتُ يُخْرِجُونَهُمْ مِنَ النُّورِ اِلَى الظُّلُمَاتِ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

257.

Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kafirlerin velileri ise tağuttur. (O da) onları aydınlıktan karanlıklara (sürükleyip) çıkarır. Onlar cehennemliklerdir. Orada ebedi kalırlar.

Diyanet İşleri

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

257- Allah, imân edenlerin dost ve yardımcısıdır; onları karanlıklar­dan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin dost ve yardımcıları sapık azgınlar­dır, bâtılı temsîl edenlerdir. Onları aydınlık (hak dinin nûrun)dan karanlık­lara çıkarırlar. İşte onlar Cehennem yâranlarıdır ve onlar orada ebedî kalıcılardır.

İNİŞ SEBEBİ

Tabiînin ileri gelen ilim adamlarından Mücâhidʹe göre, en son pey­gamber gelmeden önce, Yahudî ilim adamları ve bir de İsâ Peygambere inanan bir nice topluluklar, gelecek olan peygamberi sabırsızlıkla bekli­yorlardı. Cenâb-ı Hak, Kureyş Kabilesinin Hâşim oğullarından Hz. Mu­hammed (A. S. ) Efendimizi peygamber olarak gönderince, kendi soyların­dan olmadığı için hem Yahudîler, hem de sözü edilen Hıristiyanlar Ona inanmadılar. Böylece inkârın boğucu ve saptırıcı havası içinde azgın ne­fislerine, şeytan ve putlarına yuları tamamen kaptırdılar da bunları onları aydınlıktan karanlıklara çıkardılar. Yukarıdaki âyet onların bu vadide akıl almaz bir inat ve inkâr içinde sonu karanlık olan bir yola girdiklerini açık­lar ve bâtıldan yana olanların hayatlarının her bölümünün ayrı bir karan­lık içinde yok yere eriyip gittiğine işâret eder.

MÜ’MİNİN YARDIMCISI ANCAK ALLAHʹTIR

«Allah, imân edenlerin dost ve yardımcısıdır. »

Mü’minin gerçek anlamda dost ve yardımcısı ancak Allah, Oʹnun Peygamberi ve inanmış din kardeşleridir. İmân aşkıyla tutuşan, Allah sevgisinin derin zevki içinde ruhunu her an cilâlıyan mü’minin gönül tah­tı üzerinde Allah’tan başkasının ne bir hükümranlığı, ne de sıcak dostlu­ğu vardır. Mü’min bu durumda ancak Allah’ın dostluğunu korumaya ça­lışır, Allah’a dost olanları dost ve kardeş edinerek cemaatleşme bilinciy­le hayatını düzene sokar. Ne var ki bu vadide yolu tehlikelerden arınmış değildir: Hakkʹın karşısında bâtıl, doğrunun yanında eğri, aydınlık ile ka­ranlık, imân ile küfür, bu vadinin yol kavşaklarında çoğu kez beraber bu­lunurlar. Gönülde taht kuran imân saltanatı bunları ayırt edecek güçte­dir. Kendini bâtılın cazibesine kaptırmadan Allah’a dost olmanın şuuru içinde saadet burcuna doğru emin adımlarla yürürse, Allah’ın yardımına fazlasıyla lâyık görülür.

İnsanda içgüdünün fazla rolü olmadığı için akıl yol gösterici ve saa­dete uzanan yolu belirleyicidir. Ne var ki yalnız akıl kâfi değildir. Onu imân ve irfanın emrine verdiğimiz gün, engelleri aşar ve Allah’a uzanan yolu aydınlatmış oluruz. İşte Kur’ân bu hususa parmak basarak: «Allah, imân edenlerin dost ve yardımcısıdır; onları karanlıklardan aydınlığa çı­karır», âyetiyle Hakk’ın gönüllere şifa veren sesini yansıtmaktadır. Bu ses önce mü’minin içini bir defa daha aydınlatırken, sonra onun dış âlemini ay­dınlatır. Akla yol gösteren bu beyânın nasıl yol gösterici bir kanun, bir me­tot olduğuna başka bir âyetle şöyle dokunulur: «Doğrusu (Allah’tan kor­kup fenalıklardan) sakınanlara şeytandan vesvese (azıcık bir hayâl sin­yali) dokunduğunda Allahʹı anarlar ve hemen (doğruyu ve gerçeği) gö­rürler. » (A’raf sûresi âyet: 201)

İşte Allah’ın karanlıklardan aydınlığa çıkardığı kulları bunlardır.

DÜNYA KURULALIDAN BERİ HAK İLE BÂTIL, İMÂN İLE KÜFÜR MÜCADELE HALİNDEDİR

Bu mücadelenin ilki Âdem (A. S. ) ile İblis ve imân ile nefs arasında vuku bulmuş ve bir zikzak çizerek günümüze kadar süregelmiştir. Böy­lece insanların her devirde: Hakk’a inanan ve Hakk’ı inkâr eden olmak üzere ikiye ayrıldığını görüyoruz. Karşıt görüşte olan bu iki grubun uyum halinde bir arada yaşaması ve huzur sağlayıp bütünleşmesi pek müm­kün olmamıştır. Mevlânâ’nın dediği gibi, leyleklerle kargaların uyum sağ­layıp arkadaşlık ve dostluk kurdukları pek görülmemiştir. Az bir süre bir arada bulunsalar bile sonu kavga ve ayrılmadır. O halde Hakk’a inanıp gönlünü O’na verenlerin inanmıyanlardan dostluk ve yardım beklemesi sadece saflık olur. Bir asırdan fazla bir zamandır ki İslâm ülkelerinden bazısı Avrupa milletleriyle dostluk kurmaya, bazısı Amerika ile yakınlık içinde bulunmaya, bazısı da materyalizmi esas kabul edip dinsizliği tem­sil eden komünist ülkelerle diyalog kurmaya çalışmıştır. Ama sonucuna bakacak olursak bu dostlardan (! ) hiç biri vefa yüzü göstermemiş, kendi çıkarı söz konusu olduğu sürece yaklaşmış, madalyonun ters yüzünü gös­tererek sömürmeye çalışmıştır. Menfaat bağları kesilip, meydana getir­dikleri kanal kuruyunca renklerini belli etmişlerdir. Bunun için Kurʹân’da inanmıyan bir milletin mü’minlere dost olamıyacağına en az otuz yerde dokunulmakta ve ayrı ayrı anlatım biçiminde gereken uyarılar yapılmak­tadır. Günümüzde İslâm ülkelerinden bir çoğunun içine düştüğü bataklı­ğın tek nedeni budur. Hakk’a inanmışlar Allah dostluğunun gölgesi al­tında kendi aralarında dostluk ve yardımlaşmanın gerçek ölçüsünü sağ­layarak bir bütün oldukları gün, ıstırapları sona erecek, sıkıntıları kalka­cak, düşmanlarının beli kırılacak, Allah’ın sonsuz merhamet ve inayetin­den aralıksız yardım ve rahmet onlara inecektir.

«Sizin dostlarınız ancak Allahʹtır, O’nun Peygamberidir ve namazı dosdoğru kılıp rükû’u yerine getirerek zekât veren mü’minlerdir. » (Mâide sûresi âyet: 55.) meâ­lindeki âyet-i Kerime, yakalandığımız hastalığın reçetesini sunmaktadır.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetle imân ehlinin Allah ile olan bağlantısına dokunuldu, Hakk’ı inkâr edip yalanlıyanların hiçbir zaman mü’minlerin dost ve yardımcısı olmadığı, onların gerçek yardımcısının Allah ve dolayısıyla Pey­gamber ve inanmışlar olduğu açıklandı. İnkârcıların ise dost ve yardım­cısının saadet va’deden caddeden sapan azgınlar, hakikate karşı gelip tuğyan edenler ve hiçbir sınır tanımıyanlar olduğu belirtildi. Birincilerin böylece nice karanlıklardan kurtulup aydınlığa kavuştukları, İkincilerin ise bunun aksine aydınlıktan karanlıklara çıktıkları özellikle anlatıldı.

Aşağıdaki âyetle Hak’tan yana olanların er-geç başarıya erişeceği­ne, yollarının saadete uzandığına ve hakkı savunmada her zaman üstün­lük sağlıyacaklarına temas ediliyor; bu arada inkârcıların nasıl başarısız ve şaşkınlık içinde kalıp mefluç bir duruma düşeceklerine dikkatler çeki­liyor ve tarihten ibret dolu bir tablo sergileniyor.