Bakara Suresi 249-252. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

فَلَمَّا فَصَلَ طَالُوتُ بِالْجُنُودِ قَالَ اِنَّ اللّٰهَ مُبْتَلِيكُمْ بِنَهَرٍ فَمَنْ شَرِبَ مِنْهُ فَلَيْسَ مِنِّي وَمَنْ لَمْ يَطْعَمْهُ فَاِنَّهُ مِنِّي اِلَّا مَنِ اغْتَرَفَ غُرْفَةً بِيَدِهِ فَشَرِبُوا مِنْهُ اِلَّا قَلِيلًا مِنْهُمْ فَلَمَّا جَاوَزَهُ هُوَ وَالَّذِينَ اٰمَنُوا مَعَهُ قَالُوا لَا طَاقَةَ لَنَا الْيَوْمَ بِجَالُوتَ وَجُنُودِهِ قَالَ الَّذِينَ يَظُنُّونَ اَنَّهُمْ مُلَاقُوا اللّٰهِ كَمْ مِنْ فِئَةٍ قَلِيلَةٍ غَلَبَتْ فِئَةً كَثِيرَةً بِاِذْنِ اللّٰهِ وَاللّٰهُ مَعَ الصَّابِرِينَ وَلَمَّا بَرَزُوا لِجَالُوتَ وَجُنُودِهِ قَالُوا رَبَّنَا اَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَثَبِّتْ اَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ فَهَزَمُوهُمْ بِاِذْنِ اللّٰهِ وَقَتَلَ دَاوُ۫دُ جَالُوتَ وَاٰتٰيهُ اللّٰهُ الْمُلْكَ وَالْحِكْمَةَ وَعَلَّمَهُ مِمَّا يَشَاءُ وَلَوْلَا دَفْعُ اللّٰهِ النَّاسَ بَعْضَهُمْ بِبَعْضٍ لَفَسَدَتِ الْاَرْضُ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ ذُو فَضْلٍ عَلَى الْعَالَمِينَ تِلْكَ اٰيَاتُ اللّٰهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّ وَاِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ

251.

Talut, ordu ile hareket edince, "Şüphesiz Allah, sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim ondan içerse benden değildir. Kim onu tatmazsa işte o bendendir. Ancak eliyle bir avuç alan başka." dedi. İçlerinden pek azı hariç, hepsi ırmaktan içtiler. Talut ve onunla beraber iman edenler ırmağı geçince, (geride kalanlar) "Bugün bizim Calut'a ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yok." dediler. Allah'a kavuşacaklarını kesin olarak bilenler (ırmağı geçenler) ise şu cevabı verdiler: "Allah'ın izniyle büyük bir topluluğa galip gelen nice küçük topluluklar vardır. Allah, sabredenlerle beraberdir."

Diyanet İşleri

250.

(Talut'un askerleri) Calut ve askerleriyle karşı karşıya gelince şöyle dediler: "Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sağlam bastır ve şu kafir kavme karşı bize yardım et."

251.

Derken, Allah'ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Davud, Calut'u öldürdü. Allah, ona (Davud'a) hükümdarlık ve hikmet verdi ve ona dilediğini öğretti. Eğer Allah'ın; insanların bir kısmıyla diğerlerini savması olmasaydı, yeryüzü bozulurdu. Ancak Allah, bütün alemlere karşı lütuf sahibidir.

252.

İşte bunlar Allah'ın ayetleridir. Biz onları sana hak olarak okuyoruz. Şüphesiz sen, Allah tarafından gönderilmiş peygamberlerdensin.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

249- Tâlût orduyla beraber (işleri düzene koyup şehirden) ayrı­lıp çıkınca dedi ki: «Şüphesiz Allah bir ırmakla sizi deneyecektir; ondan su içen benden değildir; sadece ondan tatmayan bendendir. Ancak eliyle bir avuç alanlar müstesnâdır (onlara izin vardır). Onlardan pek azının dı­şında diğerleri o sudan (doyasıya) içtiler. Ne vakit ki Tâlût ve bera­berindeki müʹminler ırmağı geçtiler, (sağlam bir imân ve irfan sâhibi ol­mayanlar): «Bugün C â I û t ʹa ve ordusuna karşı (durup savaşacak) gü­cümüz yoktur» dediler. Allahʹa kavuşacaklarını kesinlikle bilenler ise, «Nice az topluluk, çok topluluğa -Allahʹın izniyle- üstün gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir» diyerek (teslîmiyet ve tevekkül gösterdiler).

250- Onlar ( o teslimiyet gösteren müʹminler) Câlût’a ve onun or­dusuna karşı (savaşmak üzere) çıkınca (şöyle duâda bulunup) dediler ki: «Rabbimiz! Üzerimize sabır (güç ve kudretini) boşalt (tıpkı bolca ya­ğan yağmur gibi). Ayaklarımızı (savaş alanında, düşman karşısında) sağ­lam ve sâbit tut ve bize, inkâr ve haksızlık içinde bulunan millete karşı yardım et! »

251- Ve az sonra onları -Allahʹın izniyle- bozguna uğratıp dağıttı­lar. (İnanmışlar saffında yer alan) Dâvud ise Câlûtʹu öldürdü. Allah da ona mülk ve hikmeti (saltanat ve peygamberliği bir arada) verdi ve dile­diğinden bazı şeyler ona öğretti. Eğer Allah insanların (azgınlık ve taş­kınlığını) birbirleriyle savmasaydı, yeryüzünün düzeni herhalde bozulur, kargaşalık ortalığı kaplardı. Ama Allah milletlere karşı fazl-u kerem sâ­hibidir.

252- İşte bunlar Allah’ın âyetleridir! Onları sana bütün gerçeğiyle okuyoruz. Şüphesiz ki sen gönderilen Resûllerdensin.

OLAYIN NEDENİYLE BİRLİKTE ÖZETİ

Allah’a dosdoğru inanan bir lider ya da kumandan, bütün çarelere başvurup savaş düzenine kendini hazırlayınca artık büyük bir ümit ve güvenle, sarsılmayan bir inançla hedefine doğru ilerler. Kuvvet ve kud­retin, başarı ve zaferin Allah’a ait olduğunu bilir. Bütün önlemleri aldık­tan sonra el kaldırıp ordusuyla birlikte duâ eder, yardım ister.

Bu arada samimi olan, hakk’a gönülden inanan askerlerini iyice ta­nımak için onları günün şartlarına göre bazı denemelerden geçirir. Böy­lece asıl kuvvetini belirlemiş olur. Bu ölçü, ya da vasıfta olan bir sultan, peygamber vârisi sayılır. Tarihte bu metotla yola çıkan sultanlar vardır, hepsi de zaferden zafere koşmuş, hem İslâmʹın, hem milletinin yüzünü güldürmüştür. Tarık b. Ziyadlar, Alpaslanlar, Selahattinler, Fatihler, Ya­vuzlar ve Kanuniler bunlardan bir kaçıdır.

Allah, yeryüzünün düzeni bozulmasın ve bozgunculuk çıkarmak iste­yenler başıboş bırakılmasın diye insanların şer ve fitnesini yine insanlarla savmaktadır. Bu, milletler hakkında sürüp giden İlâhî sünnetlerden bi­ridir.

BU OLAYLA KUR’ÂN’IN YANSITTIĞI ÖĞÜTLER VE HİKMETLER

1. Lider ya da hükümdarın, milletlerin hayatında çok önemli rolü var­dır. Milletini zillet çukurundan çekip kurtaran büyük liderler olduğu gibi, milletini yükseldiği şeref düzeyinden esaret zilletine sürükleyenler de ek­sik değildir.

Bu bakımdan her millet liderini seçerken son derece dikkatli olma­lıdır. Özellikle Müslümanlar bu önemli hizmeti, Kur’ân doğrultusunda bu­lunan bilgili, kültürlü, yetenekli ve cesaretli kişilere vermesini bilmelidir­ler. Çünkü Tâlût gibi değerli bir lider ve kumandanı, devrin peygamberi seçip görevlendirmiştir. Kendisine inananlar az olmalarına rağmen umul­madık bir zafer sağlamışlardır.

2. Değerli bir hükümdar, önemli konularda milletinin nabzını yoklar, ona göre bir strateji hazırlar. Kendini milletine kabul ettiremiyen liderler yalnız kalmış sayılırlar. Bu durumda öylesinden hizmet ve başarı bekle­nemez.

3. Zaferi sayı çokluğunda değil, imân ve irfanda aramak gerekir. Ni­ce gönülden inanmış az bir topluluk, inanmamış çok toplulukları -Allah’ın izniyle- mağlub etmiştir. Tarihte bunun örnekleri çoktur. Bedir Savaşı, İs­tiklâl Mücâdelemiz bunun güzel örneklerinden ikisidir. Tâlût’un zaferinde simgelenen hikmet de sadece budur.

4. Sayı çokluğuna ve girişilen savaşta bir an için üstünlüğü sağla­maya aldanıp Allah’ın yüce kuvvet ve kudretini unutmak ve böylece za­ferin verdiği sarhoşluk havasına kapılıp kendini kaybetmek felâket ve aşağılanmanın ilk belirtisidir.

5. Savaş milletler için bir bakıma zorunludur ve aynı zamanda ilâhı kanun gereğidir. Yoksa yeryüzünün düzeni bozulur; milletler arasında anormal biçimde meydana gelen dengesizlik insanlığın sonu olabilir. Azıp sapıtanları, kendi milletinin ekonomik, sosyal yapısını sağlamlaştırmak için başka milletlere saldıranları durdurmanın yollarından biri de savaştır.

TARİHÎ YÖNÜ

Tâlût ordusuyla birlikte Filistinlilere ve onları sevk ve idâre eden Câlûtʹa karşı çıkıp savaşmıştır. Sözü edilen ırmağın Şeriâ nehri olduğu söy­lenir. Tevrat’ta da aynı konu anlatılır; şu farkla ki, Tâlût’un Şeriâ ırmağın­dan su içilmemesi konusunda emir verdiği anlatılmaz. Ced’un adında bir kumandanın böyle yaptığına, yani askerlerinin ırmaktan su içmemelerini tenbih ettiğine yer verir. Kanaatimce bu ayrı bir olaydır ki Tâlût olayı ile karıştırılmamalıdır.

Tevrat, Tâlût ile beraber 600 kişinin kaldığını, çoğunun ise savaşa katılmadığını kaydeder. (Bak: Tevrat / İ. KIRALLAR: 13/75.)

Bu konuda klâsik tefsirlerimizde birçok aslı olmayan rivâyetlere yer verilmiştir. Ayrıca bir kaç tane de zayıf ve münker hadîs nakledenler de olmuştur.

Kur’ân, yukarıda da belirttiğimiz gibi yüksek hikmetleri, ibret alına­cak noktaları sıralar; belli bir sayı üzerinde durmaz. Çünkü buna gerek de yok. Şevkanî de Fethulkadîrʹde klasik tefsirlerdeki rivâyetleri kısmen naklettikten sonra çoğunun zayıf ve uydurma olduğuna dikkatleri çeker.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Bundan önce Allahʹın, milletlerin hayatıyla ilgili şaşmaz sünnetinden söz edildi; Hakk’a inanan bir milletin maddî ve mânevî güçleri bir araya getirip bütünleştirdiğinde, hem inkâr içinde bocalayan milletlere karşı üs­tünlük sağlıyacağı, hem de uzun ömürlü olacağı belirtildi. Bir peygamber tarafından hükümdarlığa atanan ve liderlik vasfını kendinde toplayan Tâlût buna örnek verildi.

Savaştan maksat, başka ülkeleri emperyalist bir düşünceyle istilâ etmek, kaynaklarını ele geçirmek değil, yeryüzünde düzeni bozan, insan­lığı tehdid ve tedirgin eden, azgınlık ve tuğyan içinde bulunan milletleri, toplumları doğru yola getirmek, fitneyi durdurmaktır. Allah ismini en yü­ce kılmak, gönülleri Allah sevgisiyle doldurmak, insanlığa rahmet, mutlu­luk ve erdemlik kapılarını açan hak dinin yayılmasını engelleyenleri te­sirsiz hale getirmektir.

Aşağıdaki âyetle, milletlere ve kabilelere yön veren, yok olmak üze­re bulunan toplumların elinden tutup kurtaran peygamberlerin bir kısmı­nın diğerinden derece bakımından üstün kılındığı anlatılıyor ve buna açık misaller veriliyor, böylece ümmetler arasında bütün peygamberlere karşı sevgi ve saygıda denge sağlanması isteniliyor.