Mülk Suresi 25-30. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ قُلْ اِنَّمَا الْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِۖ وَاِنَّمَٓا اَنَا۬ نَذِيرٌ مُبِينٌ فَلَمَّا رَاَوْهُ زُلْفَةً سِٓيـَٔتْ وُجُوهُ الَّذِينَ كَفَرُوا وَقِيلَ هٰذَا الَّذِي كُنْتُمْ بِهِ تَدَّعُونَ قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَهْلَكَنِيَ اللّٰهُ وَمَنْ مَعِيَ اَوْ رَحِمَنَا فَمَنْ يُجِيرُ الْكَافِرِينَ مِنْ عَذَابٍ اَلِيمٍ قُلْ هُوَ الرَّحْمٰنُ اٰمَنَّا بِهِ وَعَلَيْهِ تَوَكَّلْنَا فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَصْبَحَ مَاؤُكُمْ غَوْرًا فَمَنْ يَأْتِيكُمْ بِمَاءٍ مَعِينٍ

25.

"Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?" diyorlar.

Diyanet İşleri

26.

De ki: "O bilgi, ancak Allah katındadır. Ben ise sadece apaçık bir uyarıcıyım."

27.

Onu (azabı) yakından gördükleri zaman inkar edenlerin yüzleri kötüleşir ve onlara, "İşte bu, (alaylı bir biçimde) isteyip durduğunuz şeydir" denir.

28.

De ki: "Söyleyin bakalım: Diyelim ki Allah beni ve beraberimdekileri helak etti, yahut bize acıdı. Peki, ya inkarcıları elem dolu bir azaptan kim koruyacak?"

29.

De ki: "O, Rahman'dır. O'na iman ettik, yalnızca O'na tevekkül ettik. Siz, kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu yakında öğreneceksiniz!"

30.

De ki: "Söyleyin bakalım: Suyunuz çekiliverse, size kim temiz bir akar su getirir?"

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

25- (İnkârcı maddeciler) derler ki: Eğer doğru kimseler iseniz bu vaad (azâp tehdidi) ne zaman?

26- De ki: Bunun bilgisi ancak Allah katindadır. Ben sadece açık bir uyarıcıyım.

27- Vaadolunan azâbın yaklaştığını görünce, o küfre sapanların yüz­leri bir tuhaf olup çirkinleşir. Onlara: «Sizin istediğiniz, dâvet edip durdu­ğunuz bu idil. » denilir.

28- De ki: Söyler misiniz, eğer Allah beni ve benimle beraber olan­ları yok edecek veya bize merhamet edecek olsa, ya kâfirleri elem verici azâptan kim kurtarabilir?

29- De ki: (Kurtaracak olan yalnız) O Rahmân (olan Allah)dır. Biz O’na imân ettik ve sadece O’na güvenip dayandık. İleride kimin açık bir sapıklık içinde olduğunu bileceksiniz.

30- De ki: Suyunuz iyice çekilip kaynağı kuruyacak olursa, söyler misiniz kim size akan bir su kaynağı getirebilir?

İLGİLİ HADİSLER

«Melek Cebrâîl genç bir adam suretine girip Resûlüllâh (A. S. ) Efen­dimizʹe geldi; birkaç soru sordu. Bu arada şunları da sordu:

- Kıyâmetʹin kopması ne zaman?

Resûlüllâh (A. S. ) ona şu cevabı verdi:

- Bu hususta sorulan kimse, onu sorandan daha bilgili değildir. Ne var ki sana onun alâmetlerinden haber verebilirim: Câriye kendi efendi­sini doğurduğu; ne oldukları belirsiz deve (sığır) çobanlarının bina yapıp (o binaları yüksek tutmada) birbirleriyle yarıştıkları zaman (kıyametin ya­kın olduğu söylenebilir). » (Buharî/imân: 37- Müslim/imân: 5- İbn Mâce/mukaddeme: 9- Ebû Dâvud/sünnet: 1- Tirmizî/iman: 4- Nesâi/imân: 5, 6- Ahmed: 1/27, 52, 319- 2/426)

Resûlüllâh (A. S. ) bu açıklamayı yaptıktan sonra şu âyeti okudu:

«Şüphesiz ki kıyâmetin kopuş saatiyle ilgili bilgi Allahʹın yanındadır. Yağmuru O yağdırır; ana rahmindekini(n nasıl bir insan olacağını) O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanıp elde edeceğini bilemez. Hiç kimse hangi yerde öleceğini bilmez. Allah elbette (her şeyi hakkıyla bilendir. Her şeyden mut­laka) haberlidir. » (Lukmân Sûresi: 34)

KIYÂMET OLAYINA İNANMAYANLAR

«(İnkârcı maddeciler) derler ki: Eğer doğru kimseler iseniz bu vaad (azap tehdidi) ne zaman? »

«Kıyâmet» ve «Ahiret» gerçeği olmasaydı, dünyanın ölümlü hayatı an­lamsız ve hikmetsiz kalırdı. Dünya ve ölüm olmasaydı, Âhiret’e gerek gö­rülmez ve o bakımdan da takdîr edilip hazırlanmazdı.

Ancak tarih boyunca gönderilen her peygamber Allah’ın varlığından, birliğinden ve O’na imânın lüzumundan söz ettiği gibi, mutlaka Âhiretten ve ona inanmanın lüzumundan da haber vermiş ve bu konuda hitap ve ir­şâd etmek istedikleri kavim ve milletleri yönlendirmeye çalışmıştır.

Bunun sebebi çok açıktır: Hayatı birtakım geçici zevklerden ibaret sayıp nefsinin bütün arzularını, hiçbir engel, mânevî müeyyide ve sınır tanı­madan yerine getirmeye özenenlerin çoğu böylesine sınır tanımaz hürri­yetlerini meşru sınırlar içine alan, işlediği her şeyden sorumlu tutulacağını haber veren ve öldükten sonra ikinci hayata kaldırılıp dünyada yaptıkla­rından hesaba çekileceğini telkîn eden peygambere ve semavî kitaba inan­mak istemezler; aynı zamanda dinî hükümleri ve beyânları, «eskilerin ma­salları» diye vasıflandırarak kendilerini öylesine bir havadan uzaklaştı­rırlar. Zaten şehevî duyguların gemi azıya aldığı ve maddenin tek amaç ve hedef seçildiği kavim ve toplumlarda kutsal değerlere itibar edenler parmakla gösterilecek kadar azdır.

O bakımdan Âhiret’i inkâr ederken alaylı bir tavırla: «Eğer doğru kim­seler iseniz bu vaad (azap tehdidi) ne zaman? » diye sorarlar.

KIYÂMETʹİN KOPMASIYLA İLGİLİ BİLGİ ALLAHʹA MAHSUSTUR

«De ki: Bunun bilgisi ancak Allah katindadır. Ben sadece açık bir uyarıcıyım. »

Öyle konular ve bilgiler vardır ki, Cenâb-ı Hak hikmeti gereği onları ken­di katında tutup hiç bir kuluna bildirmemiştir. Kıyâmetʹin kopuş zamanıyla ilgili bilgi de bunlardan biridir.

Neden bu çok önemli bilgi gizli tutulmuştur? Şüphesiz ki konu üzerin­de iyice düşündüğümüzde birkaç sebep ve hikmetinin olduğunu anlarız. Onları kısaca şöyle sıralayabiliriz:

a) Kıyâmet her an kopabilir düşüncesi ve endişesi ortadan kalkar, o sebeple de inananların bir kısmında iç disiplini tam anlamıyla sağlanmış olmazdı.

b) Yakın bir tarihte meydana geleceği kesin şekilde bilinince, yine imân eden kavim ve milletlerde hayat canlılık ve hareketini kaybeder, ruh­larda bir uyuşma ve gönüllerde bir atalet başlardı. Böylece hareketten ve çalışıp çabalamaktan ibaret olan dünya hayatı hedefinden kısmen de ol­sa sapmış olurdu.

c) Yine yakın bir gelecekte meydana geleceği kesin şekilde bilinin­ce, ilim ve teknikte duraklama başlar ve bugünkü medeniyet vücut bul­mazdı.

d) İmân edenlerle, imân etmiyenler arasında büyük bir uçurum mey­dana gelir ve çok çalışan inkârcılar, inananları kahredip silecek çizgiye gelirlerdi.

PEYGAMBERİN GÖREVİ

Peygamberin görevi, İlâhî buyrukları apaçık teblîğ etmek ve bu doğ­rultuda halkı hakka irşâd edip küfür ve tuğyandan, ahlâksızlık ve aşırı mad­decilikten dolayı hazırlanan uhrevî azaptan haber vermek; aynı zamanda inkâr ve ahlâksızlığı son kertesine getirenlerin dünyada da İlâhî azaptan kurtulamıyacaklarını teblîğ edip uyarmak ve dosdoğru imân edenleri bü­yük mükâfatlarla müjdelemektir.

Böylece «Peygamber mutlak anlamda her şeyi bilir» demek doğru ol­maz. Zira O, ancak Allahʹın vahiy yoluyla bildirdiğini bilir. Dinî konuda kendiliğinden konuşmaz, kendi hevesine göre hüküm vermez. Kıyâmetin kopuş tarihi Ona bildirilmediği için, soranlara şu cevabı vermesi emredilmektedir: «De ki: Bunun bilgisi ancak Allah katindadır. Ben sadece açık bir uyarıcıyım. » (Bu konuda geniş bilgi için bak: Necm Sûresi: 3-5. âyetlerin tefsiri)

İNKÂRCILAR, VAADOLUNAN AZABIN YAKLAŞTIĞINI GÖRÜNCE..

«Vaadolunan azâbın yaklaştığını görünce, o küfre sapanların yüzleri bir tuhaf çirkinleşir. »

İnkârcı sapıklar, azgın münafıklar hakkında vaadolunan azabın ne ol­duğu hususunda birtakım farklı tefsîrler ve tesbitler olmuştur:

a) Âhiret günündeki azap,

b) Bedir Savaşı’nda uğratıldıkları hezimet ve perişanlık,

c) Ölümleri gelip kapıyı çalınca, varacakları yerin kendilerine göste­rilmesiyle kalplerini dolduran korku.

İşte inananlarla inanmayanların böyle anlardaki durumlarından doğan açık fark.. Birincilerde bir neşe ve ümit; tebessüm ve huzur duygusu.. İkin­cilerde üzüntü ve umutsuzluk.. O yüzden bunların yüzünde tuhaf bir çir­kinleşme hâkim olur ve âhiret gününde bu suçlu günahkâr inkârcılar ve ikiyüzlü dönekler simalarından tanınırlar. (Bu konuda geniş bilgi için bak: Rûm Sûresi: 12, Rahmân Sûresi: 41. âyetlerin tefsiri)

RESÛLÜLLAHʹIN (A. S. ) BİR AN ÖNCE ÖLMESİNİ İSTEYENLER

«De ki: Söyler misiniz, eğer Allah beni ve benimle beraber olanları yok edecek veya bize merhamet edecek olsa, ya kâfirleri elem verici azaptan kim kurtara­bilir? »

İslâmʹın cihanı aydınlatan ilâhi nurunu söndürmek, dünya tarihinde en büyük, en yararlı ve en kalıcı inkılabı yapan Hz. Muhammed’in (A. S. ) aziz vücudunu ortadan kaldırabilmek için Mekkeli müşriklerin, sapık ve azgın kâfirlerin baş vurmadıkları işkence, denemedikleri yol ve yöntem kalmamıştı, Hezeyan, şarlatanlık, sataşma, saldırı birbirini izliyordu. Ne var ki, küfür azgınlaşıp gemi azıya aldıkça, müʹminlerin imân ve irfanı daha da artıyor ve dâvalarına daha çok bağlanmalarına bir bakıma yardımcı veya itici kuvvetlerden biri oluyordu. Böylece tez, antitezin şiddeti nisbetinde kuvvet kazanıyor ve gelişme imkânı buluyordu.

Müşrikler bütün uğraşmalarına rağmen bu manzarayı görünce büsbü­tün çileden çıkıyor ve tek çare olarak Hz. Muhammed’in (A. S. ) vücudunu ortadan kaldırmayı düşünüyorlardı. Oysa Resûlüllah’ın (A. S. ) hayatta kal­ması ve getirdiği İlâhî mesajı teblîğ edip son sözünü söylemesi hem Mek­keli müşrikler, hem de bütün insanlık için lüzumlu idi. Bu gerçeği anlaya­mayıp Onun ölmesini temenni edenlerin bir gün doğru yolu bulmalarına sebep olabilirdi. Öldürülmesi ise, onların İlâhî hışma ve azaba uğramala­rını çabuklaştırırdı.

Cenâb-ı Hak müşrikleri daha etraflı düşünmeye; mü’minlere de güven ve güç vermeye yönelik olarak yukarıdaki âyetle rahmetinin sesini duyur­mayı murad etti. Şüphesiz kurtarıcı yalnız Rahmân olan Allah’tır. İmân doğ­rultusunda Oʹna güvenip dayanmak başarı ve selâmetin tek yoludur. Hz. Muhammed (A. S. ) ve ashabı da bu çizgide hareket ederek yalnız Oʹna gü­venip dayandılar. Sonunda küfür ve tuğyan hızını kaybetti, müşrikler baş­aşağı geldi; hak, rahmet ve haşmetiyle yükseldi. Düne kadar ortada hak­sızlık, saldırı, zayıfı ezme, yağmacılık, güvensizlik hakim iken, bu kötü ha­va yerini sevgi ve saygıya, kardeşlik ve dostluğa, birlik ve dirliğe, adâlet ve hakkaniyete bıraktı. Bedir Savaşıʹnda, sonra da Mekkeʹnin fethinde müşrikler kimlerin açık sapıklık ve azgınlık içinde olduğunu ayân-beyân görüp anladılar.

AKLA IŞIK TUTAN BELGE

«De ki: Suyunuz iyice çekilip kaynağı kuruyacak olsa, söyler misiniz kim size akan bir kaynağı getire­bilir? »

Mülk Sûresi’nde birçok uyarıcı, aklı harekete geçirici, vicdanlara ses­lenici âyet ve belgeler sıralandıktan sonra, yine akla ışık tutan bir diğer belgeyle konu noktalanıyor. Su kaynaklarının çekilip kurumasına dikkat çekiliyor. Şöyle ki: Dünya’da su dengesini muhafaza eden ve sürdüren birtakım sebepler ve kanunlar vardır. Örneğin, yerkürenin onda yedisinin denizlerle kaplı olması, su ve yağmur ihtiyacını karşılamaktadır. Aynı za­manda dağların ve tepelerin konumu da buna yardımcı olarak yeraltı ve yerüstü kaynakları beslenmekte, aklını, enerjisini bilerek kullanan kavim ve milletler için yeterli su bulunmaktadır.

Şayet Cenâb-ı Hak bu kurduğu plânda bir değişiklik yapsa, dengeyi bozup kaynakların yer değiştirmesini veya tamamen kurumasını gerçek­leştirse, kim, hangi kuvvet bozulan dengeyi düzeltebilir ve kaynakları ha­rekete geçirebilir?

Böylece kâinattaki bütün nîmetlerin insanoğlu için yaratılıp sadece onun istifadesine verildiği belirtiliyor. Hiçbir nîmetin gelişigüzel, plânsız, proğramsız olmadığını; her denge ve düzenin O Yüce Mevlâ’nın varlığına ve birliğine delâlet ettiğine işârette bulunularak akıl sahiplerinin kendileri­ni duygularının tesirinden kurtarıp bu belge ve açık delilleri görmeleri is­teniliyor.

Mülk Sûresiʹne, Mülk-ü saltanatı tasarrufu altında tutan Cenâb-ı Hakk’­ın çok mübarek, çok aziz, çok yüce olduğu belirtilerek başlandı ve hem yeryüzünde, hem de bütün kâinatta denge ve düzeni kuranın ancak O ol­duğuna değinilerek sûre noktalandı.

Bize bu sûrenin de tefsirini müyesser kılan Yüce Rabbımıza sonsuz hamd-u senâlar; O’nun hayat veren mesajını bize kusursuz teblîğ eden Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’e salât-ü selâmlar olsun.