Nisa Suresi 22-24. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَلَا تَنْكِحُوا مَا نَكَحَ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ مِنَ النِّسَاءِ اِلَّا مَا قَدْ سَلَفَ اِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَمَقْتًا وَسَاءَ سَبِيلًا حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ اُمَّهَاتُكُمْ وَبَنَاتُكُمْ وَاَخَوَاتُكُمْ وَعَمَّاتُكُمْ وَخَالَاتُكُمْ وَبَنَاتُ الْاَخِ وَبَنَاتُ الْاُخْتِ وَاُمَّهَاتُكُمُ الّٰتِٓي اَرْضَعْنَكُمْ وَاَخَوَاتُكُمْ مِنَ الرَّضَاعَةِ وَاُمَّهَاتُ نِسَائِكُمْ وَرَبَائِبُكُمُ الّٰتِي فِي حُجُورِكُمْ مِنْ نِسَائِكُمُ الّٰتِي دَخَلْتُمْ بِهِنَّ فَاِنْ لَمْ تَكُونُوا دَخَلْتُمْ بِهِنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ وَحَلَائِلُ اَبْنَٓائِكُمُ الَّذِينَ مِنْ اَصْلَابِكُمْ وَاَنْ تَجْمَعُوا بَيْنَ الْاُخْتَيْنِ اِلَّا مَا قَدْ سَلَفَ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ غَفُورًا رَحِيمًا وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ النِّسَاءِ اِلَّا مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ كِتَابَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَاُحِلَّ لَكُمْ مَا وَرَاءَ ذٰلِكُمْ اَنْ تَبْتَغُوا بِاَمْوَالِكُمْ مُحْصِنِينَ غَيْرَ مُسَافِحِينَ فَمَا اسْتَمْتَعْتُمْ بِهِ مِنْهُنَّ فَاٰتُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ فَرِيضَةً وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا تَرَاضَيْتُمْ بِهِ مِنْ بَعْدِ الْفَرِيضَةِ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا

24.

Geçmişte olanlar hariç, artık babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin. Çünkü bu bir hayasızlık, öfke ve nefret gerektiren bir iştir. Bu, ne kötü bir yoldur.

Diyanet İşleri

23.

Size şunlarla evlenmek haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren sütanneleriniz, süt kız kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle zifafa girdiğiniz karılarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız, -eğer anneleri ile zifafa girmemişseniz onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur- öz oğullarınızın karıları, iki kız kardeşi (nikah altında) bir araya getirmeniz. Ancak geçenler (önceden yapılan bu tür evlilikler) başka. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

24.

(Savaş esiri olarak) sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar (da size) haram kılındı. (Bunlar) üzerinize Allah'ın emri olarak yazılmıştır. Bunların dışında kalanlar ise, iffetli yaşamak ve zina etmemek şartıyla mallarınızla (mehirlerini verip) istemeniz size helal kılındı. Onlardan (nikahlanıp) faydalanmanıza karşılık sabit bir hak olarak kendilerine mehirlerini verin. Mehir belirlendikten sonra, onunla ilgili olarak uzlaştığınız şeyler konusunda size günah yoktur. Şüphesiz ki Allah (her şeyi) hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

22- Babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin, ancak geçen geç­ti. Doğrusu bu bir fuhuş, çok çirkin bir davranış, İlâhî gazap ve ne kötü bir yoldur!

23- Analarınız, kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeş kızları, kızkardeş kızları, sizi emziren süt analarınız, süt kardeşle­riniz, karılarınızın anaları, kendileriyle gerdeğe girdiğiniz karılarınızdan (doğma) yanınızda beslediğiniz üvey kızlarınız, -analarıyla gerdeğe girme­mişseniz onlarla evlenmenizde bir sakınca yoktur- öz oğullarınızın karı­larıyla ve iki kız kardeşi nikâhınız altında birleştirmek suretiyle evlenme­niz harâm kılınmıştır. Ancak (daha önce) geçen geçmiştir. Şüphesiz ki Allah hem çok bağışlayan, hem çok merhamet edendir.

24- Evli kadınlarla evlenmeniz de harâm kılınmıştır. Elinizde bulu­nan (evli harp esirleri) câriyeler müstesnâ.. (İşte bütün bunlar) Allahʹın size farz kıldığı yazılı hükümlerdir; bunlardan başkasını, namuslu-iffetli, zinâdan kaçınarak mallarınızla (mehir verip) istemeniz size helâl kılınmış­tır. O halde onlardan hangisinden (nikâh akdiyle) yararlandınızsa, mehrini takdir edildiği şekilde verin; (bu bir haktır). Takdîr edildikten sonra karşılıklı rıza ile anlaştığınızda size bir vebâl yoktur. Şüphesiz ki, ALLAH bilendir ve yegâne hikmet sâhibidir.

İNİŞ SEBEBİ

Cahiliye devri âdetlerini sürdüren Araplardan bazısı babalarından dul kalan kadınlarla evlenmekte bir sakınca görmezlerdi. İslâm öz anneyle evlenmeyi yasakladığı gibi üvey anneyle de evlenmeyi yasaklamıştır. Yu­karıdaki âyetler, Arapların bu çirkin âdetinin Allah katında bir gazap, çok çirkin bir yol ve büyük bir vebal olduğunu açıklamak üzere indirilmiştir.

Yine rivâyete göre Ansarʹın seçkin kişilerinden Ebû Kays ölünce, oğlu dul kalan üvey anasıyla evlenmek istedi. Kadın da ona, «sana ço­cuk doğuracağıma söz veriyorum» dedi. Ama her şeye rağmen adam bir de durumu Peygamber Efendimize arzetti. Bu sebeple yukarıdaki âyetler indi. (Esbâb-ı Nüzul/Nisaburî - Lübabu’t-Te’vîl/Alaeddin Ali)

İLGİLİ HADÎSLER

Berâʹ bin Âzib (R. A. ) anlatıyor:

«Dayımı elinde bir bayrak bulunduğu halde birkaç kişiyle yola çıktı­ğını gördüm. «Nereye gidiyorsunuz? » diye sorduğumda, bana şu cevabı verdi: «Bir adam üvey annesiyle evlenmiş, onun başını kesmeye gidiyo­ruz.. » (Ahmed bin Hanbel-el-Beğavî - Lübabü’t-Te’vîl: 1333 - İbn Kesîr: 1/468)

Peygamber (A. S. ) Efendimiz:

«Kadınlardan yedisi nesep cihetiyle, yedisi de sıhriyyet ve süt emme cihetiyle haram kılınmıştır. » buyurdu, sonra da (yukarıdaki) muharremat âyetini okudu. (Buharî: İbn Abbas (R. A. )dan)

«Nesep cihetiyle haram olan, süt emme cihetiyle de haramdır. » (Buharî - Müslim-Ebû Dâvud-Nesâî - İbn Mâce-Ahmed b. Hanbel)

Sahih rivâyete göre, Hz. Hamzaʹnın (R. A. ) kızı Resûlüllâh (A. S. ) Efen­dimize zevce olarak verilmek istendiğinde, Efendimiz: «O bana helâl de­ğildir. Nesep cihetiyle haram olan, süt emme cihetiyle de haramdır; o be­nim süt kardeşimin kızıdır.. » buyurdu. (Buharî-Müslim)

«Ey insanlar! Size kadınlardan muvakkat (belirli bir süre) bir zaman için yararlanmanıza (mutʹa nikâhı yapmanıza) izin vermiştim. Artık Allah mutʹa nikâhını kıyâmete kadar haram kılmıştır. Kimin yanında mutʹa ile aldığı bir kadın varsa, verdiği mehirden hiçbir şey almadan onu salıver­sin.. » (Müslim)

Hazreti Ali (R. A. ) diyor ki:

«Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz Hayber’in fethinde mutʹayı ve bir de ev­cil eşek etini yemeği yasakladı. » (Buharî-Müslim)

Hz. Ömer (R. A. ) bir gün minberde cemaate şöyle seslendi:

«Bazılarına ne oluyor da mutʹa nikâhı yapmak istiyor? Halbuki Resû­lüllâh (A. S. ) Efendimiz bunu yasakladı. Herhangi bir adamın mut’a nikâhı yaptığını tesbit edersem, herhalde onu recmederim!» (Lübabü’t-Te’vîl-Alaeddin Ali: 1/337)

«Analarınız, kızlarınız si­ze haram kılınmıştır. »

Nesep Yoluyla Haram Olan Kadınlar:

1. Anneler (nineler),

2. Kızlar (ve torunlar),

3. Kız kardeşler (ve onların kızları),

4. Halâlar,

5. Teyzeler,

6. Kardeş kızları,

7. Kız kardeş kızları.

Sıhriyyet ve Süt Emme Cihetiyle Haram Olan Kadınlar:

1. Süt anneler,

2. Süt kız kardeşler,

3. Karısının anneleri,

4. Üvey kızlar,

5. Öz oğulların kızları,

6. İki kız kardeşi beraber aynı adama nikâhlamak,

7. Üvey anneler...

Bunlarla evlenmenin âyetle haram kılındığında icmâʹ vaki olmuştur. Ancak gerdeğe girmediği kadını boşadığı takdirde onun kızıyla evlenme­sinde bir sakınca yoktur. Cumhura göre buna muhalefet eden olmamıştır. Gerdeğe girsin girmesin nikâhladığı kadını boşadığı takdirde onun anne­siyle hiçbir suretle evlenemez. Bunda da cumhurun ittifakı vardır.

Hanefîlere göre:

Evlendiği kadının anasıyla zinâ eden veya onu şehvetle öpen ya da şehvetle ona dokunan adamın karısı kendisine haram olur, bir daha onun­la evlenemez.

Şâfiî ve Mâlikîlere göre:

Bu durumda adamın karısı kendisine, ancak onun anasıyla sahih bir nikâhla münasebette bulunursa haram olur. Nikâhsız yaklaşma, şehvetle öpme ve okşama her ne kadar büyük günahsa da karısını kendisine ha­ram kılmaz. Çünkü haram şey, helâlı haram yapmaz.

«Sizi emziren süt analarınız, süt kardeşleriniz.... »

Süt Anne ve Süt Kız Kardeşler:

Süt emmenin ölçüsü ve sayısı nedir? Müctehit imamların bu hususta farklı içtihat ve tesbitleri vardır:

a) Hz. Âişe (R. A. ) Vâlidemizden yapılan rivâyete göre: «Bir, iki defa emmek nikâhı haram kılıcı değildir. »

Bu hadîsi delil kabul edenler, üç defadan az emmek nikâhı haram kıl­maz, hükmünü çıkarmışlardır. (Müslim: Urve’den, o da Hz. Âişe (R. A. )dan)

İmam Ahmed bin Hanbelʹin içtihadı da bu doğrultudadır?

b) Fukahadan bir kısmına göre, ancak beş defa emdiği takdirde, süt emme nikâhı haram kılar. Bunların dayanak ve delili, Hz. Urve’nin Hz. Âişe Vâlidemizden rivâyet ettiği şu hadîstir:

«Kurʹânʹda bu konuda inen âyet 10 defa emmenin bilinmesi hakkın­daydı. Yani çocuğun on defa bir kadının göğsünü emdiği bilinirse, nikâhı haram kılar. Sonra bu hüküm beş emmekle kaldırıldı. Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz vefat ettiğinde bu Kur’ânʹda okunan bir hüküm olarak bulunu­yordu. » (Müslim - (Kur’ân’daki bu hüküm hem lafzan, hem hükmen kal­dırılmıştır), diyenler var.)

İmam Şafiî bu rivâyeti delil olarak seçip içtihadına dayanak yapmış­tır.

İmam Ebû Hanîfeʹye göre, bir defa bile emmek, tahrîm sebebi olarak kâfidir.

İki kız kardeşi aynı adamın kendi nikâhı altında tutması haram sayıl­dığı gibi, kadınla halâsını, kadınla teyzesini bir arada nikâhlamak da ha­ram sayılmıştır.

Tevratʹta Nikahı Haram Olanlar:

Tevratʹta da nikâhlanması yasak olan kadınlara geniş yer verilmiş ve konuya şu cümleyle başlanmıştır:

«Sizden hiç biri yakın akrabasından birine -onun çıplaklığını açmak için- yaklaşmıyacaktır. »

Kurʹân’da isimleri belirtilen yakınların hemen çoğu Tevrat’ta da be­lirtilmiştir. Ancak süt analık ve süt kardeşlik konusuna temas edilmemiş­tir. Kurʹân Tevratʹtaki bazı hükümleri değiştirmekte, değiştirilen kısımları tashîh edip yeni bir takım hükümler getirmektedir. (Bak: Tevrat/Tasniye: 27/20-22-23, 22/28-29)

YAKIN AKRABA İLE EVLENMENİN SAKINCALARI

Kurʹânʹda konumuzu oluşturan âyetlerle yakın hısımlardan kimlerle evlenmenin haram kılındığı açıklandı. Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz de bu konuda geniş açıklamada bulunmuş ve âyette işâret edilen hususları ye­terince belirtmiştir.

Yakın akrabayla evlenmenin dinî sakıncaları olduğu gibi, İlmî sakın­caları da tesbit edilmiştir. Birçok hastalıkların, sakatlıkların irsî olduğu artık bilinmektedir: Şeker, göğüs kanseri, kan dinmezliği, damar sertliği, romatizma bu cümledendir. Bundan başka çeşitli anormalliklerin genler vasıtasıyla irsî yapıdan ileri geldiği bilinmektedir. Akrabalık ne kadar ya­kın olur, bu hususta âilede yakın akrabayla evlenme ne kadar çok ve sık tekrarlanırsa, çocukların o nisbette anormal doğma ihtimalinin arttığı gö­rülmektedir.

Bunun için semavî kitapların hemen hepsinde yakın akraba ile evlen­mek yasaklanmıştır.

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizin de Kurʹânʹda belirtilen yakın akrabayla evlenmediği, sahih rivâyetlerle sabit olmuştur.

Çünkü irsî kusur ve meziyetlerin yalnız baba ve anadan değil, ikinci, üçüncü, beşinci. babadan genler vasıtasıyla geldiği kesinlik kazanmıştır. Annenin yumurtasında 23 tane kromozom vardır. Aynı şekilde babanın sperminde de 23 tane kromozom bulunur. İlkah anında yumurta ve sperm­den gelen kromozomlar birleşir, 46 kromozom meydana gelir. Kromozom­lar çocuğun irsiyet unsurlarını ve özelliklerini tayin eden ünitelerdir. Ço­cuk, bedenindeki her hücre için anneden bir, babadan da bir kromozom alır.

YAKIN AKRABA İLE EVLENMEK YASAKLANMIŞ MIDIR?

Konumuzu oluşturan âyette isimleri geçenler dışında kalan akraba ile evlenmek dinen yasaklanmamıştır. Ancak haber-i vâhit (tek râvinin ri­vâyet ettiği hadîs) ile bazı tavsiyelerde bulunulmuştur. Tarafımdan tercü­me edilen TERBİYETÜʹL-EVLÂD FİʹL-İSLÂM adlı iki ciltlik Dr. Abdullah Nâsıh ULVANʹın eserinin birinci cildinde sözünü ettiğimiz konu şöyle açık­lanmıştır:

- Soysuz, şerefsiz, inançsız ve ahlâksız bir ailede yetişen kızlardan sakınmamız şu hadîsle emredilmiştir: «Hadrâ-i dimenʹden sakının! » Bu­nun üzerine soruldu: «Hadrâ-i dimen nedir, ey Allahʹın Resûlü? » Cevap verdi: «Çöplükte yetişen güzel kadın... » (Darekutnî-el-Askerî - İbn Âdiy: Ebu Saîd el-Hudrî (R. A. )den)

Diğer iki hadîste de şöyle buyurulmuştur:

«Nutfeleriniz için araştırıp seçin (uygun ve denk olacak nezih kadın­lar bulmaya çalışın). Çünkü kadınlar, erkek ve kız kardeşlerine benzer çocuklar doğururlar. » (İbn Âdiy - İbn Asâkir: Hz. Âişe (R. A. )den)

«İyi, düzenli, elverişli bir nahiyede (yetişen kadınlarla) evlenin. Çün­kü soy ve kan çok hilekâr ve aldatıcıdır. » (İbn Âdiy/el-Kâmil’de merfuân rivâyet etmiştir.)

Bütün bu hadîsler haber-i vahit ile rivâyet edilmiştir; çoğu zayıf sayıl­sa da hepsi biraraya gelince hasen durumunu alır. O halde hadîslerin ta­mamı evlenmeğe rağbet eden kimseyi, iyi, düzenli, elverişli evde ve konak­ta yetişip gelişen kadınlarla evlenmeğe teşvîk etmekte; şeref, asâlet ve fazîletle tanınan köklü bir evde yetişen şerefli, soylu bir nutfeden süzü­len, soylu, temiz atalardan meydana gelen kızlarla evlenmeyi tavsiye bu­yurmaktadır.

Evlenirken yabancı kadını seçmek

Kadını eş olarak seçerken bu hususta İslâmʹın hikmete yönelik öne­rilerinden biri de, yabancı kadını, hısım sayılan kadınlara tercîh etmek­tir. Bu da çocuğun yetenekli ve necîp doğmasına yönelik bir arzudur. Ay­nı zamanda çocuğun irsî hastalık ve kusurlardan selâmette kalması ve aile çemberinin geniş tutulması, sosyal ilişkilerin daha sağlam ve geliş­kin olması için bir önlemdir.

Bu doğrultuda gerçekleşen evlilik, doğan çocuğun fiziksel yapısında da güç ve kuvvet artırır; daha iyi gelişmesine, sağlam temel üzerinde kud­ret kazanmasına yardımcı olur.

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹin hısım ve akraba ile evlenmekten sa­kınmayı tavsiye buyurması, hiç de şaşılacak şey değil. O’nun bütün emir ve tavsiyeleri ilme ışık tutmakta, ana fikir olmaktadır. Şüphesiz ki, bu tavsiye, çocuğun cılız, geri zekâlı olmasını önlemeye, anne-babadaki ku­surun, bilhassa evlilikten meydana gelen kusurun çocuğa intikal edip onu bön yapmasına engel teşkil etmeye yöneliktir.

Kısacası, irsî kusurlar, yani atalardan gelen, vereset yoluyla intikal eden kusurlardan uzak tutmayı amaçlamaktadır.

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in bu konudaki uyarılarından ve ümmeti­ni sözü edilen evlilikten sakındırmaya yönelik tavsiyelerinden biri şöyledir:

«Yakın hısımlarla evlenmeyin; çünkü bu durumda çocuk zayıf ve ge­ri zekâlı doğar. »

«Yabancı kadınlarla evlenin ki zayıf ve geri zekâlı kalmayasınız! » (Müellif Dr. Abdullah Nâsıh, bu iki hadîsin mahreç ve kaynağını tesbit edemediğini, onun için hadîs ilminde üstad sayılanlardan bunların kaynağını sormakta, bilgi verene şükranlarını sunacağını ifade etmektedir. Bizim tesbitimize göre, birinci hadîsi, İmam Gazâlî İhyâ’da nakletmiştir. İkincisi ise, hadîs değil, Hz. Ömer’in (R. A. ) tavsiyelerinden biridir.)

SÜTÜN NİKÂH ÜZERİNDEKİ OLUMSUZ TEʹSİRİ

Âyet ve hadîslerin açık delâletinden, sütanne ve sütkardeşlerle ev­lenmenin haram olduğu anlaşılıyor. Müctehit imamların da bu mesele hak­kındaki görüş ve içtihatları farklı olmakla beraber tahrîmde birleşmekte­dirler.

Önce şunu belirtelim ki, bu tahrîm, anneye ve sütüne karşı üstün say­gıyı ifade eder. Süt, emen ile emziren arasında ruha dayalı sevgi bağlarını hazırlar. Bir bakıma annelik evlatlık duygusunu doğurur. O halde kişi­nin, sütünü emdiği kadınla veya onun çocuklarıyla evlenmesi, hem bu sevgi ve saygıya, hem de ruhun derinliğine inen duygusal bağa ters dü­şer.

Anne sütünde bebeği besliyecek yeterli maddeler bulunduğu gibi ka­rakter ve ruhî yapısında da tesirini gösterecek bazı özelliklerin bulundu­ğunu daha çok tasavvuf erbabı keşif ve müşahedeye dayanarak belirt­mişlerdir. Bilindiği gibi ana sütü sadece bir besin maddesi olarak kalmı­yor, aynı zamanda bulaşıcı hastalık mikroplarına karşı direnme gücü ve­riyor. Bunların ötesinde daha ne gibi yarar ve tesirleri var, bilemiyoruz. İslâmʹın süt anne ve süt kardeşlerle evlenmeyi haram kılmasında belirti­len nedenlerden başka bir takım hikmetleri daha vardır. İleride ciddi şe­kildeki bilimsel çalışmalar ve araştırmalar bazı gerçekleri ortaya çıkara­bilir.

Allah daha iyisini bilir.

HUKUKÎ YÖNÜ

«Evli kadınlarla evlenmeniz de haram kılınmıştır. Elinizde bulunan (evli harp esirleri) câriyeler müstes­nâ.. »

Âyetin açık delâletinden, savaşta esir edilen evli kadınlarla evlen­menin helâl olduğu, esir düşmekle boşanmış sayıldığı, gayrimüslim olan kocasıyla bağlarının koptuğu anlaşılıyor. Ancak fıkıhçılar (İslâm hukuk­çuları )bu âyetin yorumunda farklı görüşler ortaya koymuşlardır:

a) İbn Abbas, Ebû Kılâbe, İbn Zeyd, Mekhûl, Zührî ve Ebû Saîd el- Hudriy’e göre âyetteki «muhsanat» tabirinden murat, evli olan harp esir­leri kadınlardır. Bunların savaşta esir edilmedikleri takdirde nikâhları iki yönden haramdır: Biri evli bulundukları, diğeri müşrike (Allahʹa ortak ko­şan) oldukları için. Esir edildikleri takdirde hangi mücahidin hissesine isa­bet ederse, ona nikâh yoluyla helâl olur. Tabii aradan bir ayhâlinin geçme­si gerekir.

İmam Şafiîʹnin de içtihadı bu anlam ve hükümdedir. Ashab ve Tabiîn­den ismi geçen bu zatların delili ise Ebu Saîd el-Hudrî’nin rivâyet ettiği şu meâldeki hadîstir:

«Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz Hunayn savaşında bir bölük askeri HEVAZİN bölgesindeki EVTAS’a göndermişti. Bunlar düşman ile karşılaşıp savaşmışlar, üstünlük sağlayarak düşmanı mağlûp etmişler ve bu arada hayli ganimet elde etmişlerdi. Ganimetler arasında evli kadınlar da bulu­nuyordu. Ashab-ı Kirâm, bu kadınların evli bulunmalarını dikkate alarak kendilerine helâl olmadıklarına hükmetmişlerdi. Bunun üzerine yukarıda­ki âyet, buna ruhsat verildiğini belirtir mahiyette indi. »

Az yukarıda belirttiğimiz gibi, sözü edilen kadınlarla evlenebilmek için iddetin (şer’î bekleme süresi) bitmesini beklemek gerek. Bu bir bakıma kadına karşı daha saygılı davranmayı ve bir de neslin dejenere olmama­sını amaçlar. Hâmile olup hamli henüz kesin belli olmayan bir kadınla he­men evlenildiğinde doğacak olan çocuğun kime ait olduğu bilinmez.

İmam Kurtubîʹye göre, âyet bu konuda çok açıktır. Yoruma bile lü­zum yoktur. İmam Mâlik, İmam Ebû Hanîfe, İmam Ahmed bin Hanbel ve İmam Ebû Sevr de aynı görüş ve içtihatta bulunmuşlardır. Ancak bu du­rumda olan kadınların şer’î bekleme süresi ne kadardır? Müctehit imam­ların, Ashab-ı Kirâmʹdan yapılan rivâyetlere dayanarak tesbitleri biraz farklıdır:

Ebu Saîd el-Hudrî’nin rivâyetinden bunun bir ayhali görmesiyle sona ereceği şöyle belirtiliyor: «Esir edilen evli kadınlardan gebe olanlarla do­ğum yapıncaya, gebe olmayanlarla ayhali görünceye kadar evlenip cinsel yaklaşmada bulunmayın.. »

Hasan bin Salihʹe göre, bunların şer’î bekleme süresi, câriyelerde olduğu gibi iki ayhali görmeleridir. İmam Ebû Hanîfe ile İmam Sevrî de aynı görüştedirler.

İmam Mâlikʹe göre, birincilerin görüş ve tesbiti daha sıhhatlidir.

b) Abdullah bin Mesʹud, Saîd bin Müseyyeb, el-Hasen bin Ebî Hasen, Ubey bin Kâ’b, Câbir bin Abdullah’a göre, Muhsenat’tan murat, evli câriyelerdir. Onların başkasına satılmaları, boşanmaları anlamınadır. O hal­de evli olan câriye satıldığı takdirde boşanmış sayılır ve satın alan onun­la evlenebilir. Tabii yine şer’î bekleme süresi sona erinceye kadar bek­lenilir.

c) Evli olan müslim ve gayrimüslim kadınlar kasdediliyor. Hz. Aliʹye (R. A. ) göre, bundan maksat, sadece evli olan müşrike kadınlardır.

d) Yine MUHSANATʹtan murat, evli olsun, bekâr olsun namuslu her kadın demektir. Böyle olan kadınlarla ancak şartlar elverişli olduğu tak­dirde sahih bir akitle evlenmek câizdir.

Konumuzu oluşturan âyetin zahirini bütün bu yorum ve mânalara hamletmek mümkün. Ancak ne var ki, sahih rivâyetleri de dikkâte aldığı­mızda. birincilerin yorum ve içtihadının daha sahih olduğu ortaya çıkar. Nitekim müfessirlerin çoğu da bu mâna ve hüküm üzerinde durmuşlardır.

MUTʹA NİKÂHI

«Onlardan hangisin­den yararlandınızsa, mehrini takdir edildiği şekilde verin.. »

Âyette, mutʹa nikâhına delâlet eden «istimta’» masdarından alınma «İstemtaʹtüm» fiili kullanılmıştır. İstimta’, telezzüz etmek, yararlanmak, de­mektir. « u c û r » kelimesi ise «ecr»in çoğuludur, ücretler demektir.

Ne var ki İslâm hukukçuları, müctehit imamlar ve büyük müfessirle­rimiz bu âyeti sözlük mânasıyla tefsir etmeyip, konuyla ilgili diğer âyetleri ve rivâyet edilen sahîh hadîsleri de dikkâte alarak daha geniş ve fakat farklı içtihatta bulunmuşlardır. Biz önce bu görüş ve içtihatların özetini vermeyi, sonra da meseleyi sonuca bağlamayı uygun gördük:

1- el-Hasen ve Mücâhid’e göre, kadınlardan sahih nikâhla yarar­landığınız takdirde onların mehirlerini veriniz. Nikâhlandıktan sonra bir de­fa olsun cinsel yaklaşmada veya Hanefîlere göre sahih bir halvette bulu­nan koca, karısına belirlenen, belirlenmediği takdirde emsaline uygun mehir vermekle yükümlüdür.

Bu görüşe göre, âyet, MUT’A NİKÂHIYLA ilgili değildir.

2- İbn Huveyz-Mendadʹa göre de âyeti mut’a nikâhının câiz oldu­ğuna hamletmek doğru değildir. Çünkü Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz mut’a nikâhını yasaklayıp haram kılmıştır. Hem Kur’ânʹda “Sahiplerinin izniyle kendinize nikâhlayın.” (Nisa: 25) buyurulmuştur. Bu bir bakıma yukarıdaki âyeti açıklar mahiyettedir. «Sâhipleri.. » diye terce­me ettiğimiz «ehil»den maksat, veli ve iki de şâhitle yerine getirilecek şer’î nikâhtır. Mutʹa Nikâhı ise bu ölçü ve anlamda değildir.

Bu görüş daha çok birinci görüşü destekler muhtevadadır.

3- Cumhura göre bu, İslâm’ın ilk yıllarında câiz olan veya savaş nedeniyle ruhsat verilen Mut’a Nikâhına delâlet eder. Şartlar değişince bu hüküm kaldırılmıştır. Nitekim İbn Abbas, Ubey ve İbn Cübeyr bu âye­ti: “femestağtüm bihi minhünne ila ecelin müsemma…” şeklinde okumuş­lardır. (Nisâ Sûresi: 25 - Kurtubî: 5/130)

4- Tabiînden Saîd bin Müseyyeb’e göre, âyet, mutʹa nikâhıyla ilgi­lidir; ancak miras âyetiyle hükmü kaldırılmıştır. Çünkü mutʹa nikâhında miras hükmü câri değildir.

5- Hz. Âişe ve Kasım bin Muhammedʹe göre, mut’â nikâhı şu âyetle yasaklanıp haram kılınmıştır: (Müʹminûn Sûresi: 6)

Bu bakımdan mut’a ne sahih bir nikâhtır, ne de elin sahip olduğu bir mülktür, (cariye anlamına olan mülk). Nitekim Dârekutnî, Hz. Peygamber (A. S. )ın mut’a nikâhını haram kıldığına dair Hz. Ali’den (R. A. ) sahih rivâ­yetler yapmıştır. Hazreti Ali (R. A. ) bu konuda diyor ki: «Ramazan orucu diğer bütün oruçları; zekât diğer bütün sadakaları; talâk, iddet ve miras hukuku mutʹayı; kurban diğer boğazlamaları neshetmiş, hükmünü kaldır­mıştır. »

6- İbn Mesʹud (R. A. ) da, talâk, iddet ve miras hukukuyla mut’a ni­kâhının hükmü tamamen kaldırılmıştır, diyor.

MUTʹA NİKÂHI NE ZAMAN VE KAÇ DEFA MUBAH KILINMIŞTIR?

Sahih-i Müslim’de Hz. Abdullah’tan yapılan rivâyete göre, deniliyor ki: «Biz, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizle birlikte savaşırken evimizden ayrı düştük ve bu yüzden Peygambere: «Ya Resûlellah! kendimizi iğdiş yapa­lım mı? » diye sorduğumuzda bizi böyle bir şey yapmaktan men’etti ve dul kadınlarla bir elbise karşılığında muvakkat nikâh yapmamıza ruhsat verdi. »

Ebu Hâtim el-Büstîʹnin de dediği gibi, ashabın bu sorusundan mutʹa’nın önceleri meşrû ve mubah olmadığı anlaşılıyor. Yine ciddi tesbitlere göre, verilen bu ruhsat Hayber savaşında kaldırılıyor. Sonra fetih yılında (yani Mekkeʹnin fethinde) tekrar ruhsat verildiği ve üç gün sonra, bir ri­vâyete göre üç saat sonra ruhsatın kaldırıldığı, kıyâmete kadar haram kı­lındığı naklediliyor.

İlim adamlarımız bu rivâyeti pek sıhhatli bulmamışlar. Üzerinde hayli farklı tesbit ve görüşlere yer verilmiş ve tartışma konusu olmuştur. Al­lah daha iyisini bilir.

Tartışma konusu olan, Hayber savaşında kaldırıldığı rivâyeti değil, Mekke’nin fethinde buna tekrar ruhsat verildiğine dair olan rivâyettir. (Tefsîr-i Kurtubî: 5/130)

İbn Arabî diyor ki: mut’a nikâhı, şeriatın garip hükümlerinden bi­ridir. Çünkü İslâm’ın ilk yıllarında mubah kılınmış, Hayberʹin fethinde ha­ram kılınmış ve Evtas savaşında tekrar mubah kılınmış ve ondan sonra tekrar haram kılınmıştır. Kıble meselesi hariç bunun bir benzeri ikinci bir mesele yoktur.

Burada, Evtas olayının Hayber’den önce mi, sonra mı meydana gel­diği de bir araştırma konusudur. (Tefsîr-i Kurtubî: 5/131)

El-Ekva’a göre, mut’a nikâhı Evtas olayında mubah kılınmış, Hay­berʹin fethinde ise haram kılınmıştır. Bundan sonra artık mubah kılındığını belirten sahih bir rivâyet mevcut değildir.

el-Ekvaʹın tesbitinden, Evtas olayının Hayber’den önce meydana gel­diği anlaşılıyor ki sahih olan da budur.

Rabiʹ bin Sebre’ye göre, Mekke fethinde tekrar mubah kılınmıştır. Ne var ki bu rivâyet pek muteber sayılmamıştır.

Ebû Davudʹun Musannef’inde, Rabiʹ bin Sebreʹden yapılan rivâyete göre, mut’a nikâhı, son olarak Haccetü’l-Vedâ’da yasaklanmıştır. Ebu Dâ­vud diyor ki, «bu konuda en sahih rivâyet budur.. »

İlim adamlarımız, ciddi araştırmacılarımız, bu rivâyetin de pek mute­ber olmadığını ortaya koymuşlardır. Çünkü Haccetü’l-Vedâ’da ashabın çoğunun karısı yanında bulunuyordu. O ana kadar buna ruhsat verildiği­ni belgeliyen hiçbir rivâyet mevcut değildir. Ancak Haccetü’l-Vedâ’da bu­nun haram olduğunun bir kez daha duyurulmasında yarar görülmüş ola­bilir.

Amrʹın el-Hasen’den yaptığı rivâyette ise, şöyle deniliyor: Mutʹa ancak üç kez mubah kılınmıştır. En son Umre-i Kaza’da mubah kılındığı ve ondan sonra artık yasaklandığı sanılmaktadır.

Ebu Cafer et-Tahaviy’e göre: Mut’a konusunda Hazreti Peygam­berden yapılan bütün rivâyetler seferde bulunduğu zamanlara raslar. Se­ferde buna ruhsat verildiği gibi, yine seferde yasaklanmıştır. Haccetüʹl- Vedâ da mubah kılındığını iddia edenlerin rivâyeti ise, bu konudaki rivayet­lerin hepsinin dışında kalır. Çünkü Vedâʹ Haccında çoğunun karısı yanın­da bulunuyordu. Ashabın orada bekârlıktan şikâyet etmesi ise hiç düşü­nülemez. Bilâkis bunun haram olduğu Haccetüʹl-Vedâ’da bir defa daha ilân edilmiştir. Çünkü Mekkeʹde bu âdet yaygındı. (Şerhu Maani’l-Asâr: 3/24-27)

el-Eşca’ın Ammar Mevlâ Şerîdʹden yaptığı rivâyete göre, Ammar diyor ki: İbn Abbasʹa sordum:

- Mutʹa zina mıdır, yoksa nikâh mıdır?

Cevap verdi:

- Ne zinâdır, ne de nikâh...

- Peki nedir? dedim,

- O, Allahʹın buyurduğu gibidir, dedi.

- Mutʹadan dolayı iddet gerekir mi? diye sordum.

- Evet, bir ayhali, diye cevap verdi.

- Mutʹa ile evlenen çiftler birbirine vâris olur mu? diye sorduğum­da ise, dedi ki:

- Hayır,

Ebu Amr de diyor ki: Önce gelen âlimlerle, sonra gelen âlimlerden hiçbiri mut’aʹnın belli bir süre ile nikâh olduğunda ve bu anlamda evlenen çiftlerin birbirine vâris olmayacağında farklı görüş ortaya koymamıştır.

İbn Atiyye diyor ki: Mut’a nikâhı, adamın kadınla iki şâhit huzu­runda ve velisinin izniyle belli bir süre için evlenmesidir. Ancak aralarında miras hükmü câri değildir. Süre sona erince kadın artık boşanmış kabul edilir ve birbirine haram sayılır. (Tefsîr-i Kurtubî: 5/132)

Nuhas bu konuda şöyle bir tarifte bulunmuştur: Mutʹa: erkeğin ka­dına, «seninle bir gün için evleniyorum, sana iddet gerekmez, aramızda miras ve talâk da söz konusu değildir. Buna şahitlik edecek kimseye de ihtiyaç yoktur. » demesi ve kadının da bunu böyle kabul etmesidir.

Bu doğrudan zinâdır. İslâm hiçbir zaman bunu mubah kılmamıştır. Onun için Hz. Ömer (R. A. ): «Bana mutʹayla evlenmiş bir adam getirilmeye görsün mutlaka onu taşla ezip belirsiz hale getiririm! » demiştir. (Tefsîr-i Kurtubî: 5/132 - Şerhu Maani’l-Asâr: 3/26)

Bütün bu rivâyet ve tesbitlerden çıkaracağımız sonuç şudur:

«Mutʹa nikâhına İslâm’ın ilk yıllarında bilhassa savaş günlerinde ruh­sat verilmiş, sonra Hayber’in fethinde yasaklanmıştır. Bunun dışındaki ri­vâyetlerin, görüş ve tariflerin çoğu sıhhatli değildir, aynı zamanda haber-i vahitle rivâyet edildiği için de hükme medar sayılmamıştır. İslâm savaş günlerinde bu hususta iki zarardan en hafifini seçip geçici bir ruhsat ta­nımıştır, hepsi o kadar. Vedâ’ haccında da bunun haram kılındığının bir daha açıklanması, her türlü şüphe ve ihtimalleri kaldıracak anlamdadır. »

Tekrar edelim ki bu konuda en sahih ve hükme medar rivâyet Hz. Ali (R. A.) den yapılanıdır:

«Peygamber (A. S. ) Efendimiz Hayber gününde hem mut’a nikâhını, hem de ehli eşek etini yasakladı. » (Buharî-Müslim)

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Evlenme hususunda hangi kadınları nikâhlamanın helâl, hangilerinin haram olduğu kısmen belirtildikten sonra, hür mü’mine kadınları nikâhlamaya maddî yönden gücü yetmiyen kimseler, zinâya sapmaktan endişe ederlerse, o takdirde namuslu mü’mine câriyelerle, sahiplerinin iznini ala­rak evlenmelerinde bir sakınca olmadığı belirtiliyor.