MEÂLİ:
24- Dünya hayatının misali, ancak gökten indirdiğimiz suya benzer; insan ve hayvanların yediği yeryüzündeki bitkiler (ve ürünler) onunla birbirine karışır (imtizaç edip harekete geçer), tâ ki yeryüzü bütün zînetini takınıp süslendiği, yeryüzü ehli de kendilerini onun üzerinde kudretli sandıkları bir sırada, geceleyin, ya da gündüzleyin o yere emrimiz gelir de sanki bir gün önce hiçbir şenlik yokmuş gibi onu biçik ve sökük hale getirir.
İşte düşünebilen bir millete âyetleri böylece bir bir açıklarız.
İLGİLİ HADÎS
«Kıyâmet günü, dünya nîmetinden en çok nasîbini alan kimse getirilip ateşe bir defa daldırıldıktan sonra kendisine, hayatında hiç hayır gördün mü? Sana orada hiçbir nîmet uğradı mı? diye sorulur. O da, hayır, diye cevap verir.
Sonra dünyada en çok azâp ve sıkıntı çeken kimse getirilip (Cennet) nîmetine bir defa daldırıldıktan (sokulduktan) sonra kendisine sorulur: Hayatında hiç sıkıntı çektin mi? O da, hayır, diye cevap verir. » (İbn Mâce/zühd: 38)
SU HAYATTIR
Her canlı sudan yaratıldığı gibi, bütün bitkilerin de hayat kanalı sudur. Suyun toprağa inmesi ve ondaki tohum ve kökleri harekete geçirmesiyle yeryüzünde bir canlılık başlar, derken renkleri, kokuları, tadları ve biçimleri değişik binlerce bitki yeşerip her tarafı süsler. Bakanlara huzur ve neşe verir, umut ve güven va’deden Ancak bu çekicilik, bu süs ve güzellik, günü gelip sebepler oluşunca bütün cazibesini kaybeder, böylece bitkilerin hayatı sona erip belirsiz hale gelir.
Görüldüğü gibi, hiçbir eşya bulunduğu hal üzere kalmıyor. Herbirinin belirlenip takdîr edilmiş bir eceli ve sonu vardır; günü, saati gelince süresini tamamlamakta; bir halden başka bir hale geçmektedir.
Milletlerin ve ailelerin hayatı da böyledir; ya bir felâket sonucu yıkılıp yok olurlar, ya da hayat süreleri, yani takdîr edilen ömürleri sona erip silinirler. Bu, başta insan olmak üzere her canlı için değişmeyen bir kanundur. Sırası gelince hükmünü yürütür.
Hayat bu kadar kısa ve tehlikelerle kuşatılmış olunca, insan için dünyada sonsuza dek yaşama şansı ve umudu yoktur. Her nîmet ve şöhret de ömür kadar kısa ve fânidir. O halde gönül bağlayıp güvenilecek ne var? Bitki mi? kurumaya mahkûm; mal ve makam mı? terkedilmeye mahkûm. O halde tek ümit kaynağı olarak Allah’tan, Oʹnun sonsuz rahmetinden başka bir şey kalmıyor.
İşte ilgili âyetle bu gerçeğe parmak basılarak, yağmurun yeşerttiği bitkiler insan hayatına ve eriştiği nîmetlere misâl veriliyor; fâniden bakiye, sonludan sonsuza, zayıftan en kudretliye, yıpranmaktan yıpranmamaya, verilenden verene, yönelmemiz için uyarıda bulunuluyor. Düşünebilen bir aile, bir millet ve her insan için Allah’ın âyetleri yol gösteriyor, uyarıda bulunuyor, gerçekler bir bir açıklanıyor.
Felâket ve musîbet başa gelmeden, ruhumuzun derinliğine yerleştirilen Allah duygusunu mutlu ve neşeli günlerimizde için için duymamız ve Kurʹânʹın proğramladığı şekilde o duyguyu geliştirip yaratılış hikmetimizi anlayarak Hakk a kulluk etmemiz ne kadar akıllıca bir seziş ve anlayıştır! Böylece felâket anlarında sesimizi o yüce kudrete çok daha rahat duyurabilir; bizimle beraber bulunduğu için felâket ve sıkıntının çok önemsiz olduğunu imânımızın bütün kuvvetiyle anlar ve teslîmiyet gösteririz.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetle dünya hayatının az bir süre ve kısa bir geçimlik olduğu belirtildi ve buna misal olarak yağan yağmur sebebiyle yeşeren bitkilerin kısa ömrü verildi.
Aşağıdaki âyetlerle sözü edilen kısa süreyi ve az geçimliği İlâhî proğrama göre değerlendirenlerin ebedî saadetin yolunu seçtiklerine işâret ediliyor. Kur’ân’ın ise hep bu saadet yurduna dâvet ettiği açıklanıyor. İmân temeli üzerinde yeşeren iyi-yararlı amellerin fazlasıyla ve daha güzeliyle karşılık göreceği; inkâr ve inat temeli üzerinde yeşeren kötülüklerin misliyle karşılık göreceği ve böylece dünyada en yüksek nîmet ve devleti elden kaçırmaları sebebiyle aşağılık ve horluk içinde kalacakları haber veriliyor.