MEÂLİ:
19-20- (Siz ey putperestler! ) Ne dersiniz, Lât ve Uzzâʹya, diğer Üçüncüsü Menâtʹa?
21- Erkek sizin, dişi Allahʹın öyle mi?
22- O takdirde bu haksızca bir taksim!
23- Bunlar, sizin ve babalarınızın taktıkları adlardan başkası değildir. Allah, bu hususta hiçbir belge ve delîl indirmemiştir. Onlar, ancak zanna ve nefislerinin sevip heveslendiğine uyarlar. Oysa, and olsun ki, Rablarından onlara doğru yolu gösteren gelmiştir.
24- Yoksa insana her temenni ettiği mi var?
25- Âhiret de, Dünya da Allahʹındır.
26- Göklerde nice melekler vardır ki, şefaatleri hiçbir fayda vermez; meğer ki Allahʹın dilediğine, râzı olduğuna izin verdikten sonra şefaât etmiş olsunlar..
İLGİLİ HÂDÎS
Sizden biriniz temennide bulunduğunda, temenni ettiği şeye dikkat etsin. Çünkü o içinden geçirdiği temenni ve kuruntulardan nelerin (amel defterine) yazılacağını bilmez. » (Müsned-i Ahmed)
ALLAH’A ORTAK KOŞULUP ŞEFAATLERİ UMULAN ÜÇ BÜYÜK PUT
«(Siz ey putperestler! ) Ne dersiniz, Lât ve Uzzâʹya, diğer Üçüncüsü Menâtʹa?. »
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizin, Mirʹac Gecesi belirlenmiş bir makama yükseltilip kendisine vasıtasız vahiy geldiği, o gece Allahʹın büyük âyetlerini gördüğü açıklandıktan ve İlâhî kudret ve kemâlin yüceliğine, sınırsızlığına değinildikten sonra, putperestlerin Allahʹa ortak koştukları putlardan kendilerince önemli sayılan üç büyük puta nasıl câhilane ve müteassibane taptıkları konu edilerek, müşrikler hem yerilmekte, hem de uyarılmaktadır.
Sözü edilen üç büyük putun nerede, hangi kabilelere ait olduğu hakkında çok farklı tesbitler olmuştur. O tesbitlerin hepsini buraya nakletmeyi yararsız görüyoruz. İlgili âyetlerle, özellikle ilâh ismine ve sıfatına uydurularak adlandırılan o taştan ağaçtan şekillendirilmiş ruhsuz ve şuursuz cisimlere tapanların ne kadar geri, vahşî ve ilkel bulundukları anlatılarak, Hz. Peygamber’in (A. S. ) kimlerle, hangi cahil sapık ve azgınlarla mücadele ettiğine işâret edilmektedir,
«Lât», Sakîf Kabilesiʹnin, «Uzzâ», Kureyş Kabilesiʹnin, «Menât» ise, Benî Hilâl Kabilesiʹnin idi. Diğer bir tesbite göre: «Menât», Hüzeyl ve Huzaâ kabilelerine aitti.
Mekke fethedilince, Resûlüllâh (A. S. ), Hz. Ali’yi (R. A. ) «Menât»ı kırıp parçalamak üzere görevlendirdi. O da aldığı emri aynen uyguladı.
Müfessirlerin tesbitine göre: Araplar, «Allah» ismine karşılık «Lât» ismini, Oʹnun «Azîz» ismine karşılık «Uzzâ» ismini en büyük saydıkları putları için kullanmışlardır. «Uzzâ» adlı putun Hâlid b. Velîd (R. A. ) tarafından kılıçla hurdahaş edildiğini siyerciler nakletmişlerdir.
Bu üç put ve Kâbeʹde yer alan «Hubel» adlı put Arapların en çok ilgi duydukları idi. O kadar ki, yemin edecekleri zaman «Lât hakkı için», «Uzzâ hakkı için.. » derlerdi. Onlara göre bu putlar adına yemin etmek çok inandırıcı sayılırdı. Nitekim Uhud Savaşıʹnda Ebû Süfyân yüksek sesle: «Bizim Uzzâ’mız var, sizin Uzzâ’nız yok» diye bağırarak putların kendilerine yardımcı olduğunu anlatmak istiyordu. Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, ashabına: «Siz de ona karşılık: Allah bizim Mevlâmız’dır; sizin ise hiçbir mevlânız yoktur, deyin» diye emretti.
FETRET DEVRİ
Bilindiği gibi, Peygamberimiz Hz. Muhammed (A. S. ) Efendimiz’den önce yeryüzünde seri vasıtalar olmadığı gibi, ülkeler ve milletler arasında da ciddi bir bağlantı ve haberleşme imkânları mevcut değildi. O bakımdan her millet ve kavime ayrı ayrı uyarıcı peygamber gönderilmiştir. Büyük peygamberlerin daha çok Ortadoğu’ya gönderilmesinin sebebi bellidir: O dönemlerde yeryüzünde en hareketli bölgeler Asyaʹda yer alıyor ve nüfusun çoğu yine bu bölgelerde yaşıyordu. Aynı zamanda kıta üzerinde ticarî kervanlar durmadan hareket halinde idi.
Arap Yarımadası ve çevresine, İsa Peygamber’den sonra peygamber gönderilmemiş ve böylece bu konuda uzun süre kesinti başlamıştı. O yüzden tek ilâh inancı yerini çok ilâhlı inanca bırakmış ve putperestlik son derece yaygınlaşmıştı. Bunun yanı sıra bir çok bâtıl inançlar, hurafeler, sapmalar sürüp gidiyordu. 19-23. âyetlerle bu bâtıl inançlara dikkat çekilmekte ve hakkı bütün tazeliği ve üstünlüğü ile yansıtan İslâm Dini ile ancak bunlardan kurtulmanın mümkün olabileceğine işâret edilmekte ve ciddi bir mukayese yapılması dolaylı şekilde istenmektedir.
Böylece altı asra yakın fetret dönemi kapanmış ve bütün kavim ve milletlere yol gösteren, ışık tutan, gerçek medeniyetin havasını estiren ve cihan kardeşliği ilkesiyle ortaya çıkan İslâmiyet ve onun kitabı olan Kur’ân dönemi başlamıştır. Bu, Allahʹın insanlara en son rahmet mesajıdır.
23. âyetle bu gerçek şöyle açıklanmaktadır: «Onlar ancak zanna ve nefislerinin sevip heveslendiğine uyarlar. Oysa and olsun ki Rablarından onlara doğru yolu gösteren gelmiştir. »
PUTLARDAN ŞEFAAT BEKLEYEN MÜŞRİKLER VE GARANİK OLAYI
İnsan, gerek ruhu, gerekse bedenî yapısı itibariyle en seçkin canlı ve Allahʹın büyük eseridir. Ne var ki, ruhunun yüceliğini bilmeyen, aklını vicdanıyla birleştirmeyip gerçeği araştırmayanlar, kendilerini bayağı bir canlı sanıp, ya kendileri gibi bir canlı fâniye tapmakta, ya da insan eliyle şekillendirilen cisimlerin önünde eğilmekte ve onları Allah yanında şefaâtçi kabul etmektedirler; aynı zamanda onlarda İlâhî kudret bulunduğunu iddia ederek Allah’a ortak koşmaktadırlar. Oysa Allah’a çok yakın olup nurdan yaratılan melekler bile şefaât yetkisine sâhip değillerdir; meğerki Cenâb-ı Hak onlara bu hususta izin vermiş ola..
26. âyetle bu inceliğe değinilerek hakikatin ışığı yansıtılmakta ve inkârcı şaşkınlar uyarılmaktadır.
Nitekim Yakut el-Hamevî (H: 626) Muʹcemüʹl-’buldan adlı coğrafya kitabında, Mekke ve çevresindeki putperest müşriklerin, Cahiliye devrinde Kâbe’yi tavaf ederken putlarının şefaâtçi olduklarını şu sözleriyle dile getirdiklerini şöyle kaydetmiştir:
«Lât ve Uzzâ; diğer Üçüncüsü Menât.. Bunlar cidden yüce alaca güvercinlerdir ve elbette bunların şefaâti umulur. »
Hz. Muhammed’i (A. S. ) küçük düşürmek ve Oʹnun gönüller üzerindeki tesirini gidermek veya azaltmak amacıyla, İslâmʹa sızan bazı maksatlı kişiler, bir de «Garanik olayı» diye bir olay uydurarak zihinleri bulandırmaya çalışmışlar. İddiâlarına göre: Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz Necm Sûresinin 19 ve 20. âyetlerini okuduktan hemen sonra şöyle bir ilâvede bulunmuş «Tilke garânikuʹl-ulâ ve inne şefaatehünne le-türcâ» yani «Lât, Menât ve Uzzâ yüce güvercinlerdir ve elbette onların şefaâtleri umulur. »
Bu büyük bir iftira ve bühtandır. Allahʹı ve Resûlüllahʹı (A. S. ) böyle bir hatâ ve sözden tenzîh ederiz. Oysa Resûlüllâh (A. S. ) Kureyş Kabilesiʹnden birçok kimselerin de bulunduğu bir mecliste yukarıda sözünü ettiğimiz 19 ve 20. âyetleri okuyunca, müşriklerden biri aynı tonda sesini yükselterek naklettiğimiz cümleyi söylemiş ve dikkatle dinlemeyen birkaç kişi o cümlenin de Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz tarafından söylendiğine zahip olmuşlar; sonra da mesele anlaşılınca onlar da tevbe edip şüpheden kurtulmuşlar.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, müşriklerin çok saygı gösterdiği üç büyük put konu edildi ve gereken uyarıcı bilgiler verildi. Meleklerin bile, İlâhî izin olmadan kimseye şefaât edemiyecekleri ve esasen böyle bir yetkilerinin bulunmadığı belirtilerek, putların hiçbir zaman şefaât edemiyeceğine dikkat çekildi.
Aşağıdaki âyetlerle, âhirete inanmayan sapıkların melekleri dişi sanıp birtakım yakışıksız benzetmelerde bulunmaları kınanıyor. Bütün bu ve benzeri yanlışların ve sapık iddiaların, bâtıl inançların cehaletten kaynaklandığına atıf yapılarak, İlmî araştırmanın lüzumu belirtiliyor. Sonra da büyük günahlardan sakınmanın önemi üzerinde duruluyor; arkasından insanın ceninlik dönemi hatırlatılarak, Allahʹın her şeyi lâyıkıyla bildiğine değiniliyor.