MEÂLİ:
21- Yoksa yeryüzünde birtakım ilâhlar edindiler de onlar mı ölüleri diriltip kaldıracaklar?
22- Eğer gökte ve yerde Allahʹtan başka ilâhlar olsaydı gökle yerin düzeni bozulup alt-üst olurdu. Arş’ın Rabbi olan Allah onların vasıflandırdıkları şeylerden münezzehtir.
23- O, yaptığından sorulmaz; onlar ise (yaptıklarından) sorulurlar.
24- Yoksa Allah’tan başka ilâhlar mı edindiler? De ki, haydi getirin kesin hüccetlerinizi! İşte (bu Kur’ân) benimle beraber olanların zikri ve benden öncekilerin zikridir! Hayır, onların çoğu hakkı bilmezler de o sebeple yüzçevirirler.
25- Senden önce gönderdiğimiz, istisnasız her peygambere şöyle vahyettik: Şüphesiz ki benden başka ilâh yoktur, artık bana ibâdet edin.
ALLAHʹIN BAZI VASIFLARI
«Yoksa yeryüzünde birtakım ilâhlar edindiler de onlar mı ölüleri diriltip kaldıracaklar? »
Allah’ın birtakım ezelî sıfatları vardır ki, o sıfatları başka hiçbir varlıkta görmemiz mümkün değildir. Çünkü Allah eksiklik, acz ve kararsızlık belirten şeylerden münezzehtir. Onun sıfatları, sonradan vücut bulup bilâhare yok olan arazlar cinsinden de değildir; bilakis onlar ezelîdir, ebedîdir, öncesizdir ve Allahʹın zatı ile mevcuttur.
Oʹnun diriltme, yoktan var kılma kudretini yansıtan sıfatı da öyledir. Bu sıfatı O’ndan başkasına nisbet edemeyiz, çünkü yok olanı var kılmak, diriltip kaldırmak O’na mahsustur. (Bilgi için bak: Mü’minûn Sûresi: 14. âyetin tefsiri)
O halde belli bir plâna göre insanı yaratıp yokluk karanlığından varlık düzeyine getiren; terbiye edip büyülten, cinsinin özelliğine, temelindeki mayaya göre olgunlaştıran; hayatını belli bir süre devam ettirebilmesi için eşyayı onun emrine veren, yani hizmetine sevkeden ve sonra ebedî hayata hazırlık için onu öldüren, sonra da yepyeni bir bedenle onu dirilten yüce kudret ancak ilâh olabilir. Taştan, ağaçtan, resimden edinilen sahte tanrılar hakikî ilâh olamazlar.
ALLAHʹIN BİRLİĞİNE DELİL
«Eğer gökte ve yerde Allahʹtan başka ilâhlar olsaydı gökle yerin düzeni bozulup alt-üst olurdu. Arşʹın Rabbi olan Allah onların vasıflandırdıkları şeylerden münezzehtir. »
Yerde ve göklerde Allahʹtan başka ilâhlar da olsaydı, bugünkü düzen olmaz, yer ve göklerin nizamı bozulup alt-üst olurdu. Ortada süregelen ve hedefinden şaşmayan mutlak bir düzen varsa, mutlaka bir düzenleyici vardır; öyle ki bu düzenleyicinin ortağı, dengi ve benzeri yoktur.
Akaidçilerin «Delil-i Temânüʹi» dedikleri bu çok mantıkî delil ve kuralın sebebi gayet açıktır:
1- Mutlak düzeni vücuda getiren, sınırsız bir kudret sahibidir. Zira düzenin büyüklüğü ve mükemmelliği, yaratanın kudretinin sınırsızlığına ve benzersizliğine delâlet eder.
2- Bu kudret dilediği gibi tasarruf etme ve var kıldığı eşyayı belli ölçülerde tutup devam ettirmeye sâhiptir. Çünkü O, başkasının emrinde olmadığı gibi, kendisine fikir verecek bir yardımcıya da muhtaç değildir. Varlığı kendisinden olduğu gibi, üstün kudret, sınırsız ilim ve irâdesi de kendisindendir.
3- O her şeyi modelsiz, örneksiz ve benzersiz yaratır. Çünkü kendisinden önce hiçbir kudret yoktur ki, onu misal alsın; ortaya konmuş hiçbir eşya yoktur ki, onları örnek edinsin. Başlangıcı olmadığı gibi, sonu da yoktur. O bakımdan tedbir ve tasarrufunda hiçbir şeye muhtaç değildir. Zira ihtiyaç noksanlıktan, kudretsizlikten kaynaklanır. O her türlü noksanlıktan ve kudretsizlikten pak ve yücedir.
4- Yerde ve göklerde bu ölçü ve anlamda, bu vasıf ve kemalde iki ayrı kudret sahibi bulunsaydı, durum ne olurdu? Onlardan yalnız birisi tasarruf ve tedbire sahipse, diğeri âciz ve noksan demektir. Âciz olan hiçbir zaman ilâh olamaz. İkisi de eşit kudrete sahip bulunsaydı, ayrı ayrı düzenlerin, sistemlerin bulunması gerekirdi. O takdirde bugünkü tek ve şaşmaz düzen olmazdı. İkisinin anlaşabildiğim ve tek düzen kurup birleştiklerini varsayalım; o takdirde iki illetin bir malûl üzerinde çarpışması ve sürtüşmesi gerekirdi. Böyle olunca da yine görünen nizam olmazdı. Birbirleriyle anlaşmazlık halinde olsalar, birinin yaptığını diğeri bozar, anarşi başlar ve düzen diye bir şey vücut bulmazdı.
Her biri düzen için cüz’î bir kudret ve illeti meydana getirmiş dersek, o takdirde her biri kendi kudretini tam olarak ortaya koyma imkânına sahip değildir. Bu durumda da ilâh olmaları düşünülemez.
5- İlâhlardan biri diğerinin illeti, o diğeri de kâinatın illetidir dersek, mâlûl olan ilâh illete muhtaç bulunduğu için ilâh olamaz. Hem o takdirde illet-malûl geriye doğru gider ve böylece illetler, malûller zincirinin öncesi ve başlangıcı olmaz, illet-mâlûl halkaları uzayıp giderdi. Bu da câiz değildir. Aynı zamanda ilâhlık vasfını temelinden yıkmaktadır.
İşte Kur’ân-ı Kerîm bu gerçeği belirterek bize şu aydınlatıcı ana bilgiyi veriyor: «Eğer gökte ve yerde Allahʹtan başka ilâhlar olsaydı, gökle yerin düzeni bozulup alt-üst olurdu. »
O halde bir olan, dengi, benzeri, eşi, ortağı ve yardımcısı bulunmayan Allah, inkârcı sapıkların, maddeci şaşkınların, putperest azgınların, şüpheci beyinsizlerin vasfettikleri noksanlıklardan, mahlukî sıfatlardan çok yücedir, çok münezzehtir. Selim akıl bunun şâhidi, sağduyu bunun açıklayıcısı, ilim bunun kanıtlayıcısı, imân bunun temel yapısıdır.
ALLAH YAPTIĞINDAN SORULMAZ
«O, yaptığından sorulmaz; onlar ise, (yaptıklarından) sorulurlar. »
Ezelî ve ebedî olan; ilmiyle, kudretiyle varlık âlemini bütünüyle kapsayıp kuşatan, her zerreye nüfuz eden; tedbir ve tasarrufunda yardıma ve yardımcıya ihtiyaç duymayan Allah (C. C. ), mutlak hikmet sâhibidir. Abesle uğraşmaz, hiçbir şeyi boşuna yaratmaz.
O halde neden bizleri yarattı? Neden şu aşağı âlem sayılan Dünyaʹya getirdi? Neden daha önce insanları yaratmadı? Bu düzeni neden sonra yaratıp bu şekle soktu? gibi sorular hatıra gelse bile sorulmaz. Mülk O’nundur, dilediğini işler, dilemediğini yaratmaz. Hikmetsiz bir fiilde bulunmaz. O bakımdan Allah (C. C. ) işlediklerinden hem sorulmaz, hem de sorumlu sayılmaz. Çünkü birinden sormak veya onu sorumlu tutabilmek için, onun üstünde bir kudret ve yeteneğe sâhip olmayı gerektirir.
Ama biz insanlar ve sonra da cinler Allah’ın mülkünde bulunduğumuz, O’nun kulları olduğumuz ve O’nun hazırlayıp verdiği nîmetlerle geçimimizi sağladığımız için Oʹnun kurduğu düzene, koyduğu yasaya uymamız; sünnetullaha göre hayatımızı düzenlememiz, yolumuzu Oʹnun kitabına göre çizmemiz gerekmektedir. O bakımdan her işlediğimizden ve yaptığımızdan sorulacağız ve sorumlu tutulacağız.
Başka ilâhların varlığını iddia edenler, getirsinler kesin delil ve kanıtlarını.. Unutmayalım ki, Allah’ın yokluğunu isbat etmek mümkün değildir, ama varlığını isbat etmek için sayılmayacak kadar deliller, belgeler ve hüccetler mevcuttur. Zira akıl ve ilim bu mükemmel düzenin mutlaka bir düzenleyicisi bulunduğunu kabul eder. En dakik saatten daha dakik ve düzenli çalışan kâinat sistemini, en ince hesaplarla, fiziksel kanunlarla var kılan bir yaratıcının bulunması zarûridir. O bakımdan Kurʹân ilgili âyetlerle, inkârcı sapıklardan kesin delil ve açık belge getirmelerini istiyor.
Kur’ân bir olan Allah’ın varlığına ve birliğine yüzlerce kesin deliller, açık kanıtlar ve belgeler sunmakta ve bu konuda duygudan ziyade akla ve sağduyuya, uyanık idrâke seslenmektedir. Araştırıcılara ve gerçeği bulup öğrenmek isteyenlere bu konuda da ana fikirler, temel bilgiler vererek hareket noktasını belirler.
Nitekim bütün peygamberlerin ve kutsal kitapların birleştiği tek esas vardır. O da, Allah’tan başka ilâh olmadığıdır. Tapılmaya da ancak O lâyıktır.
Tevrat’ın Tekvîn kitabının birinci babında «Allah gökleri ve yeri yarattı.. » diye başlanır ve her vesileyle Oʹnun bir olduğu vurgulanır.
Dört İncilʹde de yer yer Allahʹtan, O’nun kudretinden söz edilir ve bir olduğuna atıflar yapılır. Ancak insan elinin müdahalesiyle bu «Tevhîd İnancı» zedelenir ve İsa Mesîh için «Allahʹın oğlu» sözü kullanılır.
Bernaba İncil’inde ise, «Tevhîd İnancı» bütün tazeliğiyle korunur ve sık sık bu gerçek ifade edilerek aydınlatıcı bilgiler verilir.
Kur’ân-ı Kerîmʹde bu hakikat bir defa daha şöyle ilân edilerek her türlü yanlış inançlar kaldırılır: «Senden önce gönderdiğimiz -istisnasız- her peygambere şöyle vahyettik: Şüphesiz ki benden başka ilâh yoktur, artık bana ibâdet edin. » (Tâ-Hâ sûresi: 14)
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, akıl ve mantığı harekete geçirecek bir delil getirildi; göklerde ve yerde Allahʹtan başka ilâhlar da olsaydı, göklerle yer bozulur, alt-üst olurdu, denilerek Tevhîd İnancıʹnı bütün sadeliğiyle korumamız emredildi. Sonra da Allah’ın işlediklerinden sorulmayacağı, ama insanların her yaptıklarından sorulacağı belirtilerek İlâhî düzene uymamızın lüzumuna parmak basıldı.
Aşağıdaki âyetlerle, Tevhîd İnancı’nı zedeliyen iddialara dikkatler çekiliyor. Allahʹın oğul edinmekten pâk ve münezzeh olduğu bildiriliyor. Meleklerin de Allahʹın kızları olamıyacağına atıf yapılıyor ve onların mutlak itaat içinde verilen görevleri kusursuz yerine getiren Allah’ın şerefli kulları oldukları açıklanıyor.