MEÂLİ:
224- İyilik etmeniz, Allahʹtan korkup günah ve kötülükden sakınmanız ve insanların arasını düzeltmeniz için Allahʹı yeminlerinizle engel yapmayın. Allah işiten ve bilendir.
225- Allah sizi, bilmeyerek rasgele yaptığınız yeminlerinizden dolayı sorumlu tutmaz. Ama kalblerinizin kasdettiği yeminlerden dolayı sorumlu tutar. Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.
İNİŞ SEBEBİ
İkinci Halîfe Ebûbekir SIDDÎK (R. A. ), Hazreti Ayşe (R. A. ) hakkında ileri geri konuşan akrabası Mistah’a yardım etmiyeceğine yemin etmiş, sonra da merhamet duygusu onu için için üzmeye başlamıştı; bunun üzerine yukarıdaki âyet açıklayıcı olarak indi.
Diğer bir rivâyette ise, Ebûbekir Sıddîk (R. A. ) evine getirdiği misafirlerle beraber yemek yemiyeceğine yemin etmişti. Cenâb-ı Hak onun sadece iyilik düşünerek yapmış olduğu bu yemininin keffaretle bozulmasında yarar bulunduğunu belirtir anlamda yukarıdaki âyeti indirdi.
Başka bir rivâyette, Abdullah bin Revaha (R. A. ), eniştesi Beşir bin Nu’man ile konuşmayacağına yemin etmişti. Daha sonra bunun hatalı olduğunu anlayarak pişmanlık duymuştu. Ama ne çare ki yapılan bir yemin vardı, onu bozmak mümkün değildi. İslâmʹa büyük hizmetlerde bulunan bu şerefli âileyi sıkıntıdan kurtarmak ve aynı zamanda ümmet için de bir rahmet olmak üzere yukarıdaki âyetler indirilmiştir. (Geniş bilgi için bak: Kurtubî, İbn Cerir, Mefatihülgayb, Alûsi ve Fethulkadîr tefsirlerine.).
İLGİLİ HADÎSLER
«Andolsun ki, sizden birinizin âilesi hakkında (aleyhine olacak bir konuda) yemin edip, yemininde İnat ve ısrarda bulunması, (sonra da yeminini bozup) Allah’ın farz kıldığı keffareti vermesinden Allah katında çok daha günah sayılır. » (Buharî: Ebû Hüreyre (R. A. )den.)
«Bir şeye yemin eder de başkasını ondan daha hayırlı görürsen (yeminini bozup) keffaret ver ve daha hayırlı olan şeyi işle.. » (Buharî: Abdurrahman bin Semure’den.).
«Ailesi âleyhine yemin edip bunda inâd ve ısrar eden kimse daha büyük günah işlemiştir; (çok sonra vereceği) keffaret ona daha fazla yarar sağlamaz. » (Buharî: Ebû Hüreyre’den (R. A. )).
«Andolsun ki bir şey için, -Allah dilerse- başkasını ondan daha hayırlı gördüğümde yemin etmem; şayet yemin edecek olursam, herhalde yemini bozar, daha hayırlı olanını yaparım. » (Buharî - Müslim: Ebû Musâ el-Eşʹarî (R. A. )den.)
«Ya Abderrahmân bin Semure! Bir şey için yemin edersin de başkasını ondan daha hayırlı görürsen, hayırlı olanına gelirsin ve yeminini (bozduğundan dolayı) keffaret verirsin. » (Buharî - Müslim: Abdurrahman bin Semure (R. A. )den.)
«Adem oğlunun sahip olmadığı bir şey için ne adak, ne de yemini olur; Allah’a isyân, O’na Karşı günah işlemekte ve yakınlarından ilgiyi kesmekte de yemin olmaz. Kim bir şey için yemin eder de başka şeyi ondan daha hayırlı görürse yeminini bozsun ve hayırlı olanını işlesin. Çünkü (sözü edilen konulardaki yeminin) keffareti, onu yapmayıp terketmektir. » (Ahmed bin Hanbel.)
«Bilmiyerek rasgele yemin, adamın kendi evinde: Hayır vallahi... evet vallahi.. (gibi alışageldiği ve dilinden düşürmediği) sözlerdir. » (Ebû Dâvud / eyman: 6/45.)
YORUMLAR - RİVÂYETLER
«Allah sizi, bilmeyerek rasgele yaptığınız yeminlerinizden dolayı sorumlu tutmaz... »
Buna İslâm Fıkhında «Yemin-i Lağv» denir:
a) Hazreti Âişe (R. A. )dan yapılan sahih rivâyette şöyle demiştir: «Kişinin kendi evinde ve çevresinde konuşurken sözgelimi bir alışkanlık olarak Hayır vallahi... Evet vallahi.. Değil vallahi. gibi sözleri, Yemin-i lağv’dır. Bu tür yeminlerde kalblerinin bir bağlantısı ve kasdı yoktur. » (Tefsîr-i İbn Kesîr: 1/267.)
b) Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz ok atışı yarışması yapan bir topluluğun bulunduğu yerden geçiyordu. Atıcıların ağzından: «İsâbet ettin vallahi.. Hedeften saptı vallahi.. Hata ettin vallahi.. » gibi sözler çıkıyor ve tekrarlanıyordu. Peygamber (A. S. )ın yanında bulunan bir adam dayanamadı ve: «Ey Allah’ın Peygamberi! bunlar yemin ediyorlar» diyerek bu konuda dinî hükmü öğrenmek istedi. Efendimiz ona şu cevabı verdi:
«- Hayır, hayır, atıcıların yemini boş ve rasgele anlamsız bir yemindir; bundan dolayı ne keffaret, ne de cezâî sorumluluk gerekir. » (Fethulkadîr ve Kurtubî tefsirleri / ilgili âyet.)
c) İbrahim Nahaî’ye göre, bir şey üzerine yemin ettikten sonra yapılan yemini unutmaktır.
d) Zeyd bin Eslem’e göre, adamın, Allah gözümü kör etsin şu işi yapmazsam. Allah beni evimden, malımdan çıkarsın, şu şu işleri yerine getirmezsem.. gibi rasgele söylediği sözlerdir.
e) Tavus’un İbn Abbas (R. A. )dan yaptığı rivâyete göre, öfkeli halde yapılan yemindir. Nitekim Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz birara öfkelenip Eşʹarilere binek vermiyeceğine dair yemin etmişti. Sonra bu yeminini bozdu, onlara binek verdi. (Kurtubî / ilgili âyet.)
f) Saîd bin Cübeyrʹin İbn Abbas (R. A. )dan yaptığı rivâyete göre, bu, Allah’ın sana helâl kıldığı şeyi kendine haram kılınandır. Böyle bir yeminden dolayı keffaret gerekmez.
g) Saîd bin Müseyyeb’in tesbitine göre, Ansar’dan iki kardeş aralarında taksim edilmedik miras malı bulunuyordu. Onlardan biri diğerine dedi ki:
- Şu mirası artık paylaşalım, olmaz mı?
Diğeri kızdı ve:
- Bir daha paylaşma sözünü edersen malımın tamamı Kâ’be’nin yüce kapısı için olsun! diyerek yemin etti veya adadı.
Durum İkinci Halîfe Hazreti Ömerʹe (R. A. ) bildirildiğinde, onlara şu cevabı verdi: «Şüphesiz ki Kâbe’nin senin malına ihtiyacı yoktur. Yeminine keffaret ver ve kardeşinle konuş. Resûlüllâh (A. S.) Efendimizden işittim, buyurdu ki: «Allahʹa günah ve isyân konusunda yaptığın yemin ya da adaktan dolayı sana bir şey gerekmez. Yakınlarından ilgini kesmekte ve bir de sahip olmadığın bir şey hakkında ne yemin ne de adak gerekli olur. (Yani bu konularda yapılan yeminden dolayı bir şey gerekmez). » (İbn Kesî: 1/267.)
h) Adamın bir şey üzerine -öyle olduğunu sandığı için- Allah ile yemin etmesidir. (İbn Cerîr: Ebû Hüreyre (R. A.)den.)
i) Günah işlemek üzere Allah ile yemin etmektir. (İbn Ebî Hâtim: Saîd bin Cübeyr’den.)
Bütün bu rivâyetlerden seçilen ve müctehid imamların çoğu tarafından hükme dayanak kabul edilen (a) maddesinde Hazreti Âişe Validemiz (R. A. )dan nakledilen tariftir.
AİLE BİREYLERİ ARASINDA SEVGİ VE SAYGI BAĞLARI
İslâm, toplumun en sağlam dayanağı olan âileye yepyeni bir anlam getirmiş; anneyi âdeta kutsallaştırmış, «Cennet anaların ayakları altındadır » sözüyle, ona hiçbir toplumun gösteremediği saygıyı sunmuştur. Erkeği ise âilenin başı saymış ve erkeklerin kadınlardan farklı durumlarına ve bu nedenle bir üstünlük taşıdıklarına dikkatleri çekmiştir, «Erkeklerin onlardan bir üstün derecesi vardır. », «Erkekler kadınlar üzerine hakimdirler; bu nedenle Allah erkekleri kadınlardan üstün kılmıştır. » (Bakara Sûresi: 228, Nisa Sûresi: 34)
Evet, karı-kocayı birbirinden farklı kılan şey yalnız üreme aletleri değildir; hücreleri, psikolojik ve fizyonomik yapıları, yetenekleri, akıl ve irâdeleri de farklıdır. Hatta kanları bile cinsiyetlerinin anatomik ve kimyasal özelliklerini taşımakla bir farklılık arzeder.
İşte İslâm, çekirdeğinde her zaman hayatlarını birleştiren karı-kocadan herbirine -özelliğine göre- iş bölümü konusunda görev vermiş; birinin diğerine yeri ve zamanı gelince yardımcı olmasını önermiş, birbirlerine karşı saygılı olmalarını emrettiği gibi, işlerine de saygılı olmalarını belirtmiştir. Âile bünyesinde bazı sürtüşmeler, tartışmalar olabilir; bunu bir gurur ya da onur meselesi yapıp yemin ederek yanlış bir tutumda ısrar ve inat etmek saadetin havasını değiştireceği gibi, ahlâk ve saygınlığın da rengini ve ölçüsünü değiştirir. Bu bakımdan karı-kocadan her birine düşen, fedakârlık ve ferağattir. Yukarıdaki âyetle, öfkelenip sözgelimi rasgele yeminlere bağlı kalmanın gerekli olmadığı hatırlatılırken; âile ve yakınları arasındaki bağları koparacak, birliği, mutluluğu bozacak, ahlâkı değiştirecek kesinlik ölçü ve anlamındaki yeminlerin bozulması ve daha hayırlı olanının yapılması belirtiliyor.
Böylece İslâm, âilenin ve yakınların en medenî ölçüler ve anlayışlar içinde birarada yaşamasını öngörmekte; kırıcı, bölücü, üzücü ve küçük düşürücü söz ve davranışları önlemeyi dinî bir vecîbe olarak koymaktadır.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetle günah ve kötülüklerden sakınmakta ve insanların arasını düzeltmekte, Allah adıyla yapılan yemini engel yapmanın doğru bir düşünce ve davranış olmadığı belirtildi ve sonra sözgelimi rasgele yeminlerin bir hüküm ve anlam taşımadığı anlatılarak kalb ile kasdedilen ve anlam taşıyan, bağlantı yapılan yeminlerden sorumlu tutulacağı açıklandı. Bununla beraber daha hayırlı başka bir şey varsa, yemini bozup o şeyi yapmanın uygun olacağı hatırlatıldı.
Aşağıdaki âyetle, yine yeminin bir başka türüne dokunularak karılarına cinsel yaklaşmada bulunmayacaklarına dair yemin eden erkeklerin bu müddeti en çok dört ay ile sınırlıyabilecekleri anlatılıyor. Bu süre içinde karısına yaklaşmak isteyen erkeklerin keffaret vermek suretiyle bu arzularını yerine getirebilecekleri bildiriliyor. Ve kısaca boşama konusuna dokunularak, dört ayın geçmesine rağmen karı-koca arasında bir uyum ve anlaşma sağlanamıyorsa o takdirde ayrılabilecekleri hatırlatılıyor.