MEÂLİ:
19- Allahʹın düşmanlan o gün biraraya getirilip bölük bölük (ya da toplu halde) ateşe sürülürler.
20- Tâ ki oraya vardıklarında, yapageldikleri şeyler sebebiyle kulakları, gözleri ve derileri aleyhlerine şâhitlik eder.
21- Derilerine: «Neden âleyhimize şâhitlik ettiniz? » derler. «Her şeyi konuşturan Allah bizi de konuşturdu. Sizi ilk defa O yarattı ve Oʹna döndürülüyorsunuz» diye cevap verirler.
22- Siz, kulağınız, gözleriniz ve derileriniz aleyhinize şâhitlik ederler diye hiç de sakınıp gizlenmiyordunuz. Bilâkis yaptıklarınızın çoğunu Allah bilmez sanıyordunuz.
23- İşte Rabbiniz hakkındaki bu zannınız sizi mahvetti de o yüzden ziyâna uğrayanlardan oldunuz.
24- Dayanabilirlerse (dayansınlar), ateş onların kalacağı yerdir. Memnun olacakları şeye dönmek isterler, dilekleri yerine getirilecek değildir.
İNİŞ SEBEBİ
İbn Mes’ûd (R. A. ) diyor ki:
- İki Sakifli, bir veya iki de Kureyşli olmak üzere üç veya dört kişi, Kâbeʹnin yanında konuşuyorlardı. Sakifli adamın göbeği büyükçe, anlayışı da kıtça idi.
- Ne dersin, Allah bizim bu konuştuklarımızı işitiyor mu?
- Tabii sesli konuştuğumuzda işitir; gizli konuştuğumuzda işitmez.
- İyi ama O, sesli konuşmamızı işitiyorsa, herhalde gizli konuşmamızı da işitiyor demektir.
Bunun üzerine ilgili âyetler indi. (Buhârî - Müslim: İbn Mes’ud (R. A. )den - Tefsîr-i Kurtubî: 15/351)
İLGİLİ HADÎSLER
Enes b. Mâlik (R. A. ) anlatıyor:
- Bir gün Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz tebessüm etti ve «Neden güldüğümü sormayacak mısınız? » buyurdu. Bunun üzerine ashab-ı kirâm: «Neden dolayı güldünüz Ya Resûlellah?. » diye sorunca, O şu cevabı verdi: «Kulun Kıyâmet gününde Rabbısıyla olan tartışmasına hayret ettim. Kul: «Ey Rabbim! Bana zulüm etmiyeceğine söz vermedin mi? » der. Allah ona: «Evet söz verdim. » buyurur. Kul: «O halde ben kendime karşı nefsimden başka şâhit kabul etmiyorum» der. Allah ona: «Benim ve şerefli kâtipler olan meleklerimin şahitliği kâfi değil midir? » buyurur. Ama o kul aynı sözü hep tekrarlayıp durur. Bunun üzerine ağzı mühürlenir de organları onun neler yaptığını bir bir anlatır. Bu durumu gören kul, içinden kendi organlarına: «Uzaklık, yine uzaklık size! Ben şimdiye kadar sizin lehinize tartışıyordum» der (içinden geçirir). » (Müsned-i Ahmed: 6/16 - Hâfız Bezzar)
«Şüphesiz ki sizler kıyâmet gününde, ağızlarınız ağız bağıyla bağlı bulunduğu halde çağrılacaksınız. Sizden ilk açıklamada bulunacak olan (organınız), uyluk ve elinizin ayası olacaktır. » (Müsned-i Ahmed: 5/4, 5 - Abdurrezzak: Behz b. Hakîm’den)
KIYAMETTEN BİR TABLO
«Tâ ki oraya vardıklarında, yapageldikleri şeyler sebebiyle kulakları, gözleri ve derileri aleyhlerine şahitlik eder. »
Kıyâmet gününde Allah düşmanları, yani Allah’ı inkâr edip peygamberleri yalancılıkla suçlayan nankör zâlimler, Cehennem’e doğru sürülüp götürülürken, belli bir noktada bekletilirler. Böylece arkalarından sürülüp getirilenlerle birleştirilip birarada bulundurulurlar. Meleklerin yazıp tesbit ettiklerine ve onların şâhitliğine itiraz eder gibi bir tavır takınırlar. Bunun üzerine her şeyi konuşturan Allah, onların kulaklarını, gözlerini ve derilerini konuşturur. Diller tutulur, ağızlar mühürlenir, düşünceler alt-üst olur.
ORGANLARI KONUŞTURMA
Allahʹın kudreti bir şeyi, bir olayı oluşturmada «kün emri» ile iki ayrı anlamda tecelli eder: Biri, sebepleri oluşturup, olacak şeyi öylece gerçekleştirir. Lût Kavmiʹni helâk ile görevli iki meleğin, «kün emri»nin tecellisiyle şehrin altını üstüne getiren deprem veya yanar dağın sebeplerini harekete geçirmeleri bu cümledendir. Diğeri ise, sebepler zincirini kaldırıp olağanüstü bir olayı hemen anında vücuda getirir. Mu’cizeler bu cümledendir.
Kıyâmet gününde ise, «kün emri»nin bu ikinci tecellisi söz konusudur.
Çakıl taşlarının Resûlüllahʹın (A. S. ) elinde Kelime-i Şehadet getirmesi de bu ikinci emrin tecellilerinden biridir. O emir taşa yönelince onu konuşturuyor, o anda İlâhî kudret «Kelâm Sıfatı»yla tecelli edip bizim bilmediğimiz bir kanunla taşta başka bir hayat meydana getiriyor. İşte kıyâmet gününde kulakların, gözlerin ve derilerin konuşması da böyle.
DAYANABİLİRLERSE DAYANSINLAR
«Dayanabilirlerse (dayansınlar), ateş onların kalacağı yerdir.. »
Âhiretʹe yeterince hazırlık dönemi olan dünya hayatını gerçek amacından saptırıp onu inkâr, nifak, şikak ve ahlâksızlıkla; zulüm ve azgınlıkla berbat eden insanların, biri çok aptalca, diğeri çok cesurane iki sıfatları vardır. İnsanoğlu bu iki sıfatı düzeltip iyiye, doğruya, hakka ve fazîlete yöneltmedikçe, onların kurbanı olur ve âhiret hayatını sonsuz bir azâba çevirir. Artık orada dayanabilirse dayansın, çıkabilirse çıksın, hafifletebilirse hafifletsin, bunlar mümkün müdür? Hazırlanma, uyanma, pişmanlık duyma, gerçeği anlayıp kavrama dönemi çok gerilerde kalmış ve dönüşü mümkün olmayan bir noktaya gelinmiştir.
İlgili 24. âyetle bu tablo gözler önüne konulmakta ve ölmeden önce inkârcıların uyanıp dünya hayatından amacın ne olduğunu idrâk etmeleri tavsiye edilmektedir.
Ayetler arasında bağlantı
Yukarıdaki âyetlerle, Allah düşmanlarının âhiret âleminde kendilerine nasıl bir yurt hazırladıkları konu edilirken uyarıcı ve yönlendirici bir tablo ortaya konuldu.
Aşağıdaki âyetlerle, dünyada cin ve şeytanlara, aynı zamanda o tıynette olan sapık nankörlere uyup hayatını gayesinden uzaklaştıran inkârcı sapıklar için âhiret âleminde hazırlanan azap konu ediliyor ve Kurʹânʹın sesini bile duymaya tahammül edemiyen kâfirleri nasıl elîm bir azâbın beklediği haber verilerek o âlemden uyarıcı ve yönlendirici bir başka tablo çizilerek gözler önüne seriliyor.