Bakara Suresi 212. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

زُيِّنَ لِلَّذِينَ كَفَرُوا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا وَيَسْخَرُونَ مِنَ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَالَّذِينَ اتَّقَوْا فَوْقَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَاللّٰهُ يَرْزُقُ مَنْ يَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ

212.

İnkar edenlere dünya hayatı süslü gösterildi. Onlar iman edenlerle alay etmektedirler. Allah'a karşı gelmekten sakınanlar ise, kıyamet günü bunların üstündedir. Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.

Diyanet İşleri

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ

212- «İnkârcılara dünya hayatı pek süslendi; inananlarla alay edi­yorlar. Oysa Allahʹtan korkup günah ve kötülüklerden sakınanlar kıyâmet günü onların üstündedir. Allah dilediğine (niʹmetler kapısını açıp) hesap­sız rızık verir. »

İNİŞ SEBEBİ

a) Müslümanları yıllarca ekonomik ablukaya alan Mekkeli inkârcılar, İslâm’a hizmetten vakit bulup mal edinme imkânı bulamayan müʹminlerle alay ediyorlardı.

b) Münâfık (iç yapısı itibariyle inkârcı, dış yapısı ve görünüşü itiba­riyle Müslüman)lardan Abdullah b. Ubey ve benzeri maddecilerin dolaylı yoldan alay ederek müʹminlere sataşmaları sürüp gidiyordu.

c) Yahudilerin hem zengin, hem ileri gelenleri, Müslümanları inan­dıkları yüce davalarından vazgeçirmek için hem maddeyi çok çekici bi­çimde gönüllere işlemeyi, hem de fakirlerle alay etmeyi caydırıcı bir tak­tik ya da metot olarak kullanıyorlardı.

Bu nedenlerle yukarıdaki âyet indi.

İLGİLİ HADÎSLER

«İnanmış bir erkek ya da kadını fakirliğinden ve elindeki azığının az­lığından dolayı aşağılayan kimseyi Allah kıyâmet günü (günahlarını) teşhir cezasına çarpar; sonra da onu rezil ve rüsvay eder. »

«Kim de inanmış bir erkek ya da kadına yalan kondurur, ya da onda olmayan bir şeyi onun aleyhinde söylerse, Allah onu, -dünyada uydurup söyledikleri kendisinden çıkıncaya kadar- kıyâmet günü ateşten bir tepe üzerine bırakır. »

«Şüphesiz ki Allah katında bir müʹminin azizliği ve şerefi, Mukarrıb (Allahʹa en yakın) bir melekten daha büyüktür. Hem Allah yanında tevbe eden inanmış bir erkek ya da kadından daha sevimli bir şey yoktur. Kişi çoluk-çocuğu arasında tanındığı gibi müʹmin adam da göklerde öyle ta­nınır. » (Kurtubî, Hz. Aliʹden (R. A. ), kaynağını göstermeden rivâyet etmiştir: 3/29).

DÜNYA HAYATI YALNIZ İNKÂRCILARA MI SÜSLENMİŞTİR?

Aslında dünya ha­yatı ve onun nîmetleri inkârcılara da, inananlara da süslenmiştir. Bütün insanlar kalbinde taşıdığı bu arzuyla yasak olmayanlarla, yasak olanlar arasındaki sınırın yanında bulunuyorlar. Akıl bu sınırın bazı hususlarını farkedebilir, ama yeterli değildir. Onu tam anlamıyla bize bildiren İlâhî dinlerdir. O halde bu konuda hürriyetimizi tamamen rasyonel biçimde de­ğil, akıl ve dinin sunduğu malzemeyi birleştirip yolumuzu aydınlatır ölçü­ye getirerek kullanmamız gerekir. Ne var ki küfrün ve maddenin derin çukuruna yuvarlananlar bu konuda hep akılcı davranırlar. Aslında akıl­larını harekete geçiren hislendir. Yani onlarda kumandayı his elinde bu­lunduruyor, demektir. Bu yüzden yollarını şaşırmış ve tek mutluluğun dün­yada olduğuna gönül vererek onun çekici süsüne kendilerini kaptırmış­lardır. İnanmışlara gelince, onlar bir yandan dünya ve onun süsüyle ve nimetiyle meşgul olurken, diğer yandan âhireti unutmamışlardır. Bileşik kaplar misali ikisini de dengede tutup hedef ve gayelerine doğru gitmek­tedirler. Böylece dünya ile âhiret arasında ciddi bir bağ ve dengeli bir köprü kuranlar bunlardır.

«De ki: Allahʹın kullarına çıkardığı süs ve rızıklardan temiz-pak olanlarını kim haram kılmıştır? De ki: O dünya hayatında imân edenler içindir. Kıyâmetʹte de yine onlara mahsustur. » (A’raf sûresi âyet: 32)

«Şüphesiz ki, biz yeryüzünde bulunan şeyleri ona bir süs yaptık; tâ ki onlardan (insanlardan) hangisinin daha güzel ve daha iyi amel ettiğini deneyelim. » (Kehf sûresi âyet: 7)

Görülüyor ki, dünyanın süs ve nîmetleri daha çok inanmışlara sunu­luyor. En büyük payın onlar tarafından alınması bir bakıma öneriliyor. Ne var ki inkârcıların bu hayata karşı olan ilgileri ve zaafları daha ileri bir sınıra varmıştır. İşte Kur’ân bu ilgi ve zaaftan söz etmektedir.

DÜNYA HAYATINI SÜSLEYEN KİMDİR?

Dünya hayatının süslenmesi; insanların hareket halinde bulunması, onlar için yaratılan nimetlerin ortaya çıkarılması, gelecek kuşaklara bol nîmetli güzel bir dünya bırakılması ile yakından ilgilidir. Allah bu hayatı süslemiş ve onu çekici bir biçimde yaratmıştır. Maden kömürüne ısı ve enerjiyi yerleştirip gizlediği gibi insanın içine de dünyaya karşı büyük bir ilgi ve köklü bir arzu yerleştirmiştir. Ne var ki bu süse ulaşmakta ölçülü davranmayı emretmiş ve hayatın sadece bundan ibâret olmadığını, ileri­de çok daha güzel bir hayatın insanı beklediğini haber vermiştir.

DÜNYA HAYATINDA BAŞARILI OLMANIN NEDENLERİ

a) Geniş ve verimli topraklar üzerinde yaşayanlarla savaşçı olanlar fazla çalışmaya ve didinmeye alışkın değiller; bu yüzden nüfus arttıkça ekonomik bünye zayıflar ve fakirlik belirgin hale gelir.

b) Dar topraklar üzerinde yaşayanlar ise geçimlerini sağlamak için çok çalışmak ihtiyacını duyarlar ve böylece hızlı bir gidişle bilimsel araş­tırma ve bilerek çalışma devresine girmiş olurlar. Her geçen gün ekono­mik yapılarında bir gelişme hissedilir.

c) Ölçüsüz mistik bir hava içinde bulunan ve daha çok âhirete yö­nelik bulunanların da her geçen gün dünyaya karşı çalışma hevesleri kı­rılır; bu yüzden fakirlik üzücü bir düzeye ulaşmış olur. Orta çağda Hıris­tiyan Avrupa milletlerinin durumu buna yakın bir ölçüde bulunuyordu. Kilisenin aşırı baskısı ve İsâ Peygamberin getirdiği dinin daha çok âhi­rete yönelik bulunması; Hıristiyan din adamlarının, ilk özelliğini kaybet­miş ve birçok değişikliklere uğramakla İlâhî vasfını yitirmiş İncilʹle bütün yeni buluşların, bilimsel çalışmaların karşısına çıkması, dar topraklar üze­rinde yaşayan bu milletlerin hızını kesmiş, ilerlemesini önlemişti. Avrupa bu bağı kopardıktan sonradır ki kendini toparlıyabilmiş ve ekonomik yönden güçlenme ortamını hazırlamıştır.

d) Sıcak iklimde, tropikal bölgelerde ruhî bir ataletin hâkim olması, çalışma gücünün zayıf ve verimsiz bir seviyede kalması, ekonomik yön­den güçlenmeyi her zaman engellemiştir. Bunun aksine soğuk ya da mu­tedil iklimlerde yaşayanların daha hareketli ve çalışkan olduğu, ruhî ata­letin doğurduğu bir gevşekliğin bulunmadığı bilinmektedir.

İslâm Dini dünya milletlerinin hepsine gönderilen en son din olma itibariyle, her bölgede yaşayan insanı harekete geçirmek için birçok esas ve prensipler koymuştur. Bunları özetliyecek olursak, şöyle maddeleşti- rebiliriz:

a) Hayat hareketten ibarettir. Hareketsiz bir hayat ölgün ve bitkin­dir. İslâm düşünürlerinden birinin bu konuda şu özlü sözleri çok anlamlı­dır: «Hayat hakikaten karanlıktır, hızdan mahrûm olursa. Her hız gaye­ye ulaştırıcı değil, ilimden ölçü ve ışığını almazsa.. Her ilim de mutluluğa eriştirici değil, dinden, imândan gücünü almazsa.. »

b) Her şeyin en güzelini ve en iyisini yapmaya çalışmak Kurʹân’ın koymuş olduğu prensiptir. Mülk sûresi 2. âyetinde bu husus şöyle açık­lanmıştır: «Hanginizin daha güzel amelde bulunacağını deneyip ortaya çıkarmak için ölümü ve dirimi yaratan Oʹdur. »

c) İnsan için ancak çalışıp çabalaması var..

d) Bir işi bitirince durma kalk başka bir işe başla, emri, sağlığı ve aklî dengesi yerinde olan her Müslüman için geçerlidir.

e) Hiç ölmiyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi âhiret için çalışmak ise, İslâm’ın iki dünya hakkındaki görüş ve tutumunu en ölçülü bi­çimde yansıtır. Ölçüsüz mistisizm bu dengeyi bozar. Nitekim çok eski iki uygarlığı dikkate aldığımızda, Sümerlilerin Mısırlılardan daha köklü ve geniş bir uygarlık kurduklarını görüyoruz. Çünkü Sümerlilerin uygarlığın­da dünyaya karşı duyulan aşk ve heyecan, mutluluk ve kişisel hürriyet daha ileri bir safhada bulunuyordu. Mısırlıların uygarlığında ise mistisizm daha belirgin ve hâkim durumda idi. Tam denge sağlayamadıkları için Sümerliler kadar bu alanda başarılı olamadılar.

İslâm, yukarıda belirttiğimiz esas ve prensipleriyle en ölçülü dengeyi getirmekle, hem insan ruhunu, hem dünya ile olan ilişkisini kuvvetlen­dirip geliştirmeyi amaç edinmiştir. Tabii sosyal yapıda uygulanır da bu ölçüsü metod olarak göz önünde bulundurulursa...

Sırası ve yeri geldikçe tekrar tekrar bu önemli konuya dönülecek ve yeterli doküman sunulmaya çalışılacaktır. Çünkü Kur’ânʹda bu konuyla ilgili birçok âyetler yer almaktadır. Ayni bahçenin bu çok çeşitli gülleri­nin her biri ayrı koku ve ayrı renktedir.

AYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Allah (C. C. ), Peygamberi Muhammedʹe (A. S. ) inananların hep birden sulh ve selâmete, İslâm’ın birlik ve beraberlik havasına girmelerini, ayrı­lığa düşmemelerini emrettikten sonra, gerek toplum gerekse millet ha­yatında sadece insan aklıyla hareket etmenin yeterli olmayacağına, İlâhî dinin yol göstericiliğine herhalde gereksinme bulunduğuna işârette bu­lundu. Aşağıdaki âyetle de haktan yana olanların üstün geleceğini, ha­kikate erişip hak doğrultusunda yürüyeceğini; bunun aksine ayrılığa dü­şenleri büyük felâketlerin beklediğini hatırlatıyor ve böylece Sünnetullahʹın değişmiyeceğine dikkatleri çekiyor.